Anasayfa > Birikim Arşiv > 75 - Temmuz 1995 > Zapatista Ayaklanması

Zapatista Ayaklanması

Noam Chomsky , Çeviren : Özgür Gökmen | (Sayı : 75 - Temmuz 1995)

Chiapas’taki yerlilerin yılbaşı ayaklanması, Zapatista ordusunun yerliler için “ölüm fermanı” olarak adlandırdığı, zenginlere verilmiş bir ödül olan ve dar bir kesimin elinde toplanmış refah ile kütlesel sefalet arasındaki uçurumu derinleştirip yerli toplumdan arda kalanı da tahrip edecek olan Kuzey Atlantik Serbest Ticaret Antlaşması’nın (NAFTA) kabulü ile aynı zamana denk geldi.

NAFTA bağı kısmen simgeseldir; sorunun kökü daha derinde yatmaktadır. Savaş bildirisi, “Biz 500 yıllık mücadelenin ürünüyüz,” ifadesini içeriyor. Bugünkü mücadele, “iş, toprak, konut, gıda, sağlık, eğitim, bağımsızlık, demokrasi, adalet ve barış” içindir. Chiapas bölgesi piskopos yardımcısı, meselenin asıl arka planının “bütüncül bir marjinalleşmeden, yoksullaşmadan ve durumu iyileştirmek için harcanan onca yılın boşa geçmesinden” müteşekkil olduğunu söylüyor.

Yerliler hükümet politikalarından en çok zarar gören kesimi teşkil ediyorlar. Ancak sıkıntıları geniş bir kesimce paylaşılıyor. Meksikalı köşe yazarı Pilar Valdes şunları söylüyor: “Aşırı yoksulluk içinde yaşayan milyonlarca Meksikalı ile ilişki kurma şansına sahip herhangi biri, bir saatli bomba ile birlikte yaşadığını biliyor.

İktisadî reformun son on yılında, kırsal alanlarda aşırı bir yoksulluk içinde yaşayan insanların sayısı neredeyse üç kat arttı. Toplam nüfusun yarısı temel ihtiyaçlarını karşılayacak kaynaklardan yoksun. 1980’den bu yana bu konuda çok dramatik bir artış yaşandı. Yetersiz beslenme ciddi bir sağlık sorunu haline gelir, tarımsal istihdam azalır, üretken alanlar terkedilir ve Meksika yoğun olarak gıda ithal etmeye başlarken, IMF-Dünya Bankası reçetesi uyarınca tarımsal üretim ithalata ve hayvan yemine, tarımsal ticaretten elde edilen kâra, dış tüketicilere ve Meksika’daki zengin sektörlere kaydı. Emeğin gayrısâfî millî hasılada 1970’lerin ilk yarısına dek yükselmiş olan payı, o zamandan bu yana üçte bir oranında azaldı. Bunlar neo-liberal reformların herkesçe kabul edilen tabiî sonuçları. İktisatçı Manuel Pastor, IMF etüdlerinin, Latin Amerika’daki IMF “istikrar programları”nın etkisi altında “emeğin gelirdeki payında kuvvetli ve sabit bir azalma”ya işaret ettiğini gözlemlemiş.

Meksika Ticaret Bakanı, ücretlerdeki düşüşü yabancı yatırımcılara sunulan bir teşvik olarak selâmladı. Emeğin baskı altına alınması, çevre politikalarındaki kısıtlamaların uygulanmasındaki gevşeklik ve toplumsal politikanın ayrıcalıklı azınlığın arzularına göre belirlenmesiyle birlikte ücretlerdeki düşüş gerçekten yabancı yatırımcılara sunulan bir teşviktir. Bu tür politikalar, kötü sınıflandırılmış “serbest ticaret” antlaşmalarının yardımıyla global ekonomi üzerindeki denetimlerini genişleten imalat ve finans kurumlarınca doğal olarak memnuniyetle karşılanıyor.

NAFTA’nın kırsal sefalete yol açacak ve artı değeri arttıracak bir şekilde birçok tarım işçisini işsiz bırakacağı tahmin ediliyor. İmalat sanayiinde reformlarla birlikte azalan istihdamın daha hızlı bir şekilde düşmesi bekleniyor. Meksika’nın önde gelen finans gazetesi El Financiero’nun yaptığı bir araştırma, Meksika’nın ilk iki yılda imalat sanayinin neredeyse dörtte birini ve istihdamın yüzde 14’ünü kaybedeceği tahmininde bulundu. New York Times gazetesinden Tim Golden, “Ekonomistlerin antlaşma yürürlüğe girdikten sonra ilk beş yıl içinde birkaç milyon Meksikalı’nın işlerini kaybedeceklerini öngördüklerini” yazdı. Bu süreçler, ABD ve Kanada’daki muhtemel etkileri ile birlikte kârları ve kutuplaşmayı arttırırken, ücretleri daha da büyük bir baskı altına sokacaktır.

Tarafların düzenli olarak vurguladıkları gibi, NAFTA’nın çekiciliği büyük ölçüde, yerli azınlık ve yabancı yatırımcıları zenginleştirirken, kütlesel yoksulluğa ve ızdıraba yol açan, insan haklarında ve iktisadî kalkınmada elde edilen gelişmeyi tersine çeviren neo-liberal reformları “yürürlüğe koyması”dır. Londra merkezli Financial Times, “sekiz yıllık pazar ekonomisi politikaları”nın yarattığı, büyük bir kısmı Dünya Bankası ve ABD’ce sağlanan malî yardıma bağlanabilecek küçük ölçekli büyümeyi gözden geçirerek, bu iktisadî tesirin Meksika ekonomisine genelde küçük bir kazanım sağladığını yazıyor. Yüksek faiz oranları, Meksika’nın borç krizinde asıl etken olan büyük sermaye akışını kısmen tersine çevirmiştir; her ne kadar borçlar giderek büyüyen bir yükümlülük yaratsa da, bunların büyük bir kısmı Meksikalı zenginlerden alınmış borçlardır.

Tahmin edilebileceği gibi, bu kalkınma modelini “yürürlüğe koyma” planına yönelik ciddi bir muhalefet oluştu. Mexico City’den tarihçi Seth Fein, ABD’de çok az yankı bulmasına rağmen, popüler saygınlığa sahip 1917 Anayasa’sınca hükme bağlanmış tarımsal ve eğitimsel haklar ile emeği güvence altına alan hakların iptalini de kapsayan hükümet politikalarına karşı iyi örgütlenmiş eylemlerin düzenlendiğini yazdı. Aynı şekilde Los Angeles Times muhabiri Juanita Darling, işçilerin, muhtemelen yabancı şirketlerle mücadele etmeye çalışan yerli şirketlerin harcamaları kısma çabalarına kurban gidecek olan “zorla kazanılmış haklar”ının ellerinden alınmasına karşı duydukları tepkileri aktardı.

1 Aralık tarihli “Meksikalı Piskoposların NAFTA Bildirisi” antlaşmayı yaratacağı olumsuz toplumsal sonuçları nedeniyle, bir parçası olduğu ekonomik politikalarla birlikte kınadı. Piskoposlar, 1992 Latin Amerika Piskoposları Toplantısı’nda alınan kararı tekrarladılar: “Pazar ekonomisi, nüfusun büyük bir çoğunluğunu marjinal kılacak ve eşitsizliği vurgulayacak bir şekilde uğruna her şeyin kurban edileceği mutlak bir şey olamaz.” Bu, yatırımcılara sağlanan benzeri antlaşmalarla NAFTA’nın türdeş etkisidir. Hükümet dışı en büyük sendikanın üyeleri de dahil olmak üzere işçiler ve diğer gruplar da, işçi hakları, çevre, egemenlik yitimi, şirket ve yabancı haklarında arttırılan koruma ve istikrarlı bir gelişme adına diğer tercihlerin gözardı edilmesi üzerindeki etkilerine dikkat çekerek antlaşmaya muhalefet ettiler. Meksika’nın önde gelen çevre örgütünün başkanı Homero Aridjis, “Meksika’nın karşı karşıya kaldığı üçüncü işgale” karşı çıktı: “İlk işgal silahlarla, ikincisi ruhani olarak gerçekleşti. Üçüncüsü ise iktisadî işgaldir.

Korkulanların gerçekleşmesi uzun sürmedi. NAFTA’nın Kongre’de onaylanmasından kısa bir süre sonra, işçiler GE ve Honeywell fabrikalarından, standart gerekçeyle, bağımsız sendikalar kurmaya teşebbüs etme nedeniyle kovuldular. Ford Motor Şirketi 1987 yılında, sendikayla yaptığı sözleşmeyi feshederek tüm işçilerini kovdu ve çok daha düşük ücretlerle yeni işçiler istihdam etti. Vahşice uygulanan baskılar protesto eylemlerini engelledi. Volkswagen, 1992’de 14 bin işçisini işten çıkarıp iktidar/devlet partisinin desteği ile, yalnızca bağımsız sendika liderleriyle bağlarını kesenleri yeniden işe aldı.

Tüm bunlar NAFTA ile yaratıldığı söylenen “ekonomik mucize”nin aslî unsurlarıdır.

NAFTA’nın onaylanmasından birkaç gün sonra, ABD Senatosu, 100 bin yeni polis istihdam edilmesini, üst düzeyde güvenli bölgesel hapishaneler ile genç suçlular için kamplar kurulmasını, ölüm cezasının yaygınlaştırılmasını, infazların daha da sertleştirilmesini ve hak daraltıcı başka uygulamaları öngören, Senatör Orris Hatch’ın deyimiyle “suça karşı tarihin en iyi önlemler paketi”ni kabul etti. Basına demeç veren ceza hukuku uzmanları, bu yasanın “toplumsal ayrışmanın cani suçlular yaratan nedenleri” üzerinde durmadığı için suç üzerinde daha çok etkisi olacağına dair kaygılarını dile getirdiler. Cani suçlular yaratan toplumsal ayrışmanın nedenleri arasında ilk sırayı, NAFTA ile bir adım daha öne çıkan, Amerikan toplumunu kutuplara ayıran iktisadî ve toplumsal politikalar alıyor. Refahın ve ayrıcalığın teşvik ettiği “etkinlik” ve “ekonominin sağlığı” kavramları, nüfusun yoksulluğa ve umutsuzluğa sürüklenmiş, kâr elde etme amacıyla kullanılamayan kısmına hiçbir şey sunmuyor. Bu insanlar, şehirlerin gecekondu mahallelerine hapsedilemezlerse, başka bir şekilde denetlenmeleri gerekecek.

Zapatista isyanının zamanlaması gibi, bu yasa rastlantısı da simgesel öneme sahip olmanın ötesinde bir anlam taşıyor.

NAFTA tartışması, hakkında çok az şey bilinen iş süreçleri üzerinde odaklandı. Ücretlerin büyük ölçüde düşeceğine dair keskin bir beklenti hâkim. Steven Perlnstein Washington Post’ta “Meksika’daki ücret düşüşlerinin Amerikan işçilerinin ücretleri üzerinde etkisi olacağını” tahmin ederek “birçok iktisatçı NAFTA’nın ücretleri aşağı çekeceğini düşünüyor,” diye yazdı. Bu durum, işgücünün yüzde yetmişini oluşturan niteliksiz işgücünün ücret kaybına uğramasının daha muhtemel olduğunu kabul eden NAFTA taraftarlarınca da bekleniyor.

New York Times’in ekinde NAFTA’nın New York bölgesindeki muhtemel etkilerini araştıran çalışma da benzeri sonuçlara ulaştı: Kazananlar, “finans ve çevresinde örgütlenmiş” sektörler, bölgenin bankacılık, telekomünikasyon ve hizmet şirketleri olacak: Sigorta şirketleri, anonim hukuk firmaları, PR sanayi, idari danışmanlıklar ve benzerleri. Telif haklarındaki korumanın arttırılmasından ve teknolojinin geleceğini başlıca şirketlerin denetimi altına bırakmaya yönelik tedbirlerden yararlanacak olan yüksek teknoloji sanayi, yayıncılık ve eczacılık alanındaki imalatçılar da kazanabilecek. Ancak kaybedenler de olacak: Genel olarak “kadınlar, siyahlar ve İspanyol kökenliler” ile “az maharetli işçiler”. Bunlar da çocukların yüzde 40’ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı, kendilerini acı bir kadere “mahkûm eden” sağlık sorunlarından ve eğitimsizlikten muzdarip olduğu bir şehrin nüfusunun büyük bir çoğunluğuna tekabül ediyor.

NAFTA’nın uygulanmasına dair bir analizde, reel ücretlerin 1960’ların düzeyine düştüğünü kaydeden Congressional Office of Technology Assessment (COTA), NAFTA’nın kayda değer bir şekilde tadil edilmedikçe “Birleşik Devletleri giderek düşük ücretli, verimliliği az bir geleceğe mahkûm edebileceğini” öngördü. Bununla birlikte COTA’nın önerdiği, işgücü ve az önem atfedilen diğer eleştirilerle ilgili, düzenlemeler üç ülkede (Kanada, ABD, Meksika) yaşayan insanlara da yarar sağlayabilir.

NAFTA’nın kabul edilen versiyonu, Washington Post’a göre “üstün öneme sahip sevindirici bir gelişme”yi, Amerikan işgücü harcamalarının İngiltere dışındaki diğer tüm sanayileşmiş ülkelerdeki aynı tür harcamalardan daha aşağı düzeye çekilmesini, muhtemelen hızlandıracak. 1985’e dek, Amerikan işçisinin bir saatlik ücreti, diğer tüm G-7 ülkelerindeki işçilerin saatlik ücretlerinden daha yüksekti. Globalleşmiş bir ekonomik yapıda, rakipler birbirleriyle uyum halinde olmak zorunda oldukları için etkiler dünya çapında görülür. General Motors, Meksika’ya, ya da şimdi Batı’daki işgücü harcamalarından daha ucuza işçi bulabileceği ve 305 tarifesi uyarınca korunabileceği Polonya’ya taşınabilir. Volkswagen de kârı kendine harcamaları hükümete ait olmak üzere benzeri türden korumalardan yararlanabileceği Çek Cumhuriyeti’nde iş yapabilir. Daimler-Benz aynı türden düzenlemeleri Alabama’da gerçekleştirebilir. Sermaye özgürce hareket eder; sıkıntılarını işçiler ve cemaatler çeker. Aynı zamanda düzensiz spekülatif sermayenin aşırı büyüklüğü teşvik edici hükümet politikalarına güçlü baskılar uygular.

Artan kutuplaşma ve toplumsal parçalanma ile birlikte global toplumu düşük ücret, yetersiz kalkınma, yüksek kârla dolu geleceğe sürükleyen birçok etken var. Bunun bir diğer sonucu, karar alma hakkı, Financial Times’in “fiilî dünya hükümeti” olarak adlandırdığı, gizlice ve güvenilmez bir şekilde hareket eden özel kurumlara ve hükümet benzeri yapılara tanınırken, anlamlı demokratik süreçlerin yok olmasıdır.

Bu gelişmelerin, “ticaret”in büyük bir kısmının merkezden yönetilen şirket-içi muamelelerden müteşekkil olduğu bir dünyada, gittikçe önemi azalan bir kavram olan iktisadî liberalizmle hiçbir alâkası yoktur. Örneğin Amerika’nın Meksika’ya yaptığı ihracatın, yani, Meksika pazarına hiçbir zaman girmeyen “ithalat”ın yarısı, yukarıda anılan merkezden yönetilen şirket-içi muamelelerden ibarettir. Bu sırada özel iktidar, eskiden olduğu gibi, pazar güçlerinden koruma talep eder ve alır. Seattle Asya-Pasifik zirvesinde Başkan Clinton’ın “serbest pazar”ın geleceği için kendi modeli olarak, her zaman aldığı devasa kamu yardımı olmasa, bırakın ülkenin önde gelen ihracatçısı olmayı, muhtemelen varolamayacak olan Boeing Şirketini önermesi pek münasip olmuştur. Chiapas’taki yerli köylülerin protestosu, yalnız Meksika’da değil, tüm dünyada patlamayı bekleyen saatli bombaları sadece bir an için yalın bir biçimde görmemizi sağlamıştır.

Zapatista Ayaklanması, yazardan Washington Post editörlerinden birinci gazetenin Outlook bölümünde yayımlanmak üzere talep edilmiş; geri çevrilince, Chomsky makaleyi Solidaridad Obrera ve Black Flag’e ulaştırmıştır. Çeviri Black Flag’in Güz 1994 tarihli 205 nolu sayısından yapılmıştır.

Çeviren ÖZGÜR GÖKMEN