Anasayfa > Birikim Arşiv > 149 - Eylül 2001 > Küresel Direniş Hareketine İçeriden Bir Bakış ve Cenova Tanıklığı

Küresel Direniş Hareketine İçeriden Bir Bakış ve Cenova Tanıklığı

Türkan Uzun | (Sayı : 149 - Eylül 2001)

’68’den bu yana ilk genelleşen hareket olan Küresel Direniş Kasım 1999’da ABD’nin Seattle kentinde Dünya Ticaret Örgütü toplantısını engelleyen protesto gösterileriyle başladı. Aslında Seattle’dan önce de kapitalist küreselleşmeye karşı benzer gösteriler yapılmaktaydı, ancak işçiler, öğrenciler ve sivil toplum örgütlerinin “canavarın tam kalbi ve yeni ekonominin merkezi olan Seattle’da biraraya gelmesi yeni bir havanın ve yeni bir hareketin uluslararası bir biçim almasını sağladı. Seattle, daha önce birbirinden kopuk ve farklı yerlerde duran grupların biraraya gelişlerinin bir ürünü oldu. Seattle, küresel direnişin sembolü haline geldi. Seattle, birden çok sürecin bütünleşip tek bir süreç olarak görünmeye başladığı, nicel gelişmenin nitel açıdan yeni bir şeye dönüştüğü aşamanın simgesiydi. Seattle gösterisinin ardından benzer gösteriler hızla ve zincirleme bir şekilde yaygınlaştı.

Seattle ile birlikte dünyadaki her sorunun kaynağı olarak küresel kapitalizmi gören ve buna karşı doğrudan mücadele etmek için bir şeyler yapmaya çalışan bir uluslararası hareket doğdu. Küçük, ama sayısı artan küresel direnişçi azınlığın bu bütünsel yaklaşımı nedeniyle hareket “anti-kapitalist” olarak anılmaya başlandı.

Anti-kapitalist hareket kendisini dört ana doğrultuda ifade etti:

1. Protesto gösterileri: Küresel sermayeyi temsil eden IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Ekonomik Forumu, AB, G-8, çokuluslu şirketler vb’ne karşı protesto gösterileri. Bu gösteriler zinciri içinde ele edilen sonuçlar (Seattle’da DTÖ toplantısının engellenmesi, Prag’da IMF toplantısının bir gün önce bitirilmesi, DTÖ’nün Barcelona toplantısını iptal etmesi, G-8’in bir sonraki buluşma yerinin dağda küçük bir kasaba olarak belirlenmesi, IMF, Dünya Bankası yöneticileri, dünyanın en zengin adamı Bill Gates vb’lerinin savunma pozisyonuna geçmesi vs) sisteme karşı kollektif direnişin mümkün olduğu inancının yeniden dirilişini temsil ediyor.

2. Anti-kapitalist hava: Gösteriler aracılığıyla elde edilen sonuçlar daha çok sembolik başarılar. Bundan daha önemli olan şey ise genel olarak politik havada bir değişim yaşanması. Bu küçük azınlığın yarattığı anti-kapitalist hava, neo-liberal politikalara (IMF, DB programları, özelleştirmeler vs) karşı harekete geçen kitleler için ilham kaynağı ve referans haline gelmeye başladı. Bu eylemler dünyanın birçok ülkesinde neo- liberal dayatmaların sonuçlarına karşı mücadele eden ya da etmek isteyen kesimlerle küresel direniş hareketi arasında köprü olmaya başladı.

3. Yeni politik çevrelerin oluşması: Anti-kapitalist hava kendisini somut olarak ifade edeceği ve yeni bir solun şekillenmeye başladığı politik çevreler oluşmasını sağladı. Örneğin Fransa’da Attac grubu ve bu örgütlenmenin hızla uluslararası bir yapıya dönüşmesi, ABD’de başkanlık yarışında Nader kampanyasının 150 bin aktivisti biraraya getirmesi, İngiltere’de Sosyalist İttifak ve İskoçya’da sosyalist iki partinin birleşmesi...

4. Kapitalizm eleştirisinin yeniden ortaya çıkışı-entellektüel değişim: Akademik çevrelerde 30 yıllık neo-liberal hegemonya, “tarih bitti” lafazanlığı, sol aydınların umutsuzluğu, neo-liberalizmin alternatifsizliği sürecinden bir kopuş yaşandı. Bunların en başında Walden Bello Pierre Bourdieu, Susan George (Transnational Institute in Amsterdam, Association for Taxation of Financial Transaction to Aid Citizens ATTAC), Naomi Klein, George Monbiot, Naom Chomsky. Bu insanların ortak özellikleri, 1990’larda dünyada hükümetlerin izledikleri politikaları şekillendiren ve günümüzde neo-liberalizm olarak anılan düşüncelerin çeşitli ve son derece radikal açılardan eleştirilerini geliştirmiş olmaları.

KÜRESELLEŞMEYE KARŞI MIYIZ?

Bu sorunun yanıtını Susan George’un konuşmalarından iki alıntı yaparak verelim:

“Gerçek bir savaşta olduğumuzu düşünüyorum. Düşmanımız bütün olarak uluslararası şirketler sistemi. Eğer düşman uluslararası ise ve bütünsel bir kontrol elde etmek için çalışıyorsa; çok açık ki, yanıtımız da uluslararası ve her kesimden insandan oluşmak zorundadır.

Biz totalitarizm istemiyoruz. Biz uluslararası demokrasi istiyoruz. Eğer bunu elde edeceksek birbirimiz için mücadele etmeliyiz. Şimdi durmalı, dönüp en azından uluslararası şirketlerin yönetimini yıkmalıyız.

Bu, zor bir şey. Kendimize yalan söylememeliyiz. Sadece ulusları değil, bu zaten yeterince zor, aynı zamanda bütün diğer sınırları da yaş, sınıf, ırk, cinsiyet ve tüm diğer özel çıkarlarımızı aşan ortak bir eyleme doğru büyük bir sıçrama yapmak zorundayız.

Birbirimize sahip çıkarsak kazanabiliriz. Tarihin bize sunuğu olanağı değerlendirmeliyiz.” (Seattle Kasım 1999)

Susan George “küreselleşme karşıtlığı” damgasını reddederek şöyle diyor:

“Bizler dostluğu, kültürü, yemekleri, dayanışmayı, zenginliği ve kaynakları paylaşmaktan yana olduğumuz için küreselleşme taraftarıyız.” (Porto Alegro Ocak 2001)

HAREKET ANTİ-KAPİTALİST Mİ?

Seattle sonrası yükselen hareketi inşâ edenlerin bilincini şu sloganlar iyi tanımlıyor: “Overthrow capitalism and replace it with something nicer - Kapitalizmi yık, yerine daha hoş bir şey koy”, “Another world is possible - Başka bir dünya mümkün”, “Our world is not for sale - Dünyamız satılık değil”, “People not profit - Kâr değil insan”

Bu hareketin şimdiye kadarki hareketlerden farkı, dünyadaki tüm sorunların küresel kapitalizmden kaynaklandığını düşünen bütünsel bir yaklaşıma sahip olması. Hareketin aktivistleri, düşük ücretlere veya özelleştirmelere karşı mücadele eden bir sendikacının, kaplumbağalar için savaşan bir hayvanseverin, borçların silinmesi mücadelesi veren bir rahibin ya da İsrail devletine karşı mücadele eden bir Filistinlinin bilincinden farklı bir bilinç taşıyorlar. Bütünsel olarak sisteme karşı bir duruşa sahipler.

Bu durum küresel direnişçilerin hepsinin kapitalizmin alternatifi konusunda anlaştıkları anlamına gelmiyor. Hareket içinde yoğun bir tartışma ve diyalog var. Her gösteri öncesinde ve sırasında gerçekleştiren alternatif zirveler, sosyal forumlar bu yanıtları ortaklaştırma çabasının bir ürünü.

“Başka bir dünya mümkün diyen” küresel direnişçiler arasında, hattâ örneğin Fransız ATTAC’ın bazı liderleri, hareketlerinin anti-kapitalist olmadığını dahi söyleyebiliyorlar. Ancak hareketin hedef aldığı şeylerin dünya kapitalizminin can damarı olması hareketin militanlarını anti-kapitalist mücadelenin militanları haline getiriyor. Bu hareket dünya kapitalist sisteminin en billurlaşmış ve önemli kurum ve kuruluşları olan IMF, DB, DTÖ, DEF, çokuluslu şirketler, AB, FTAA vb’yi hedef alıyor. Aynı zamanda muhafazakâr liderlerden sosyal demokrat politikacılara (Bush’tan Blair’e, Berlusconi’den Jospen’e), uluslararası bürokratlardan süper zenginlere (Fisher’dan Gates’e) kadar dünya kapitalizminin yöneticilerine karşı da politik bir muhalefeti temsil ediyor.

AKTİVİSTLER KENDİNİ NASIL TANIMLIYOR?

Anti-kapitalist hareket içindeki göstericilerin ortak düşmanı küresel sermaye ve onun kurum ve kuruluşları. Büyük çoğunluğun küreselleşme karşıtlığı “küresel sermaye ve onun uygulamalarına” karşı olmakla açıklanabilir. Ancak neo-liberal politikalar “küreselleşmenin zorunlulukları” olarak sunulduğu için bu politikalara karşı çıkanlar refleks olarak kendilerini “küreselleşme karşıtı” olarak tanımlayabiliyorlar. Örneğin Ankara’da Prag gösterilerine delegasyon yollamak ve dayanışma eylemi, alternatif zirve düzenlemek için 30 kadar sendika, kitle örgütü, parti, çevre vb.’nin oluşturduğu yapı kendisine “Ankara Küreselleşme Karşıtı Girişim” adını vermişti. Ancak “küreselleşme karşıtlığı” tanımlaması yanlış anlaşılmaya ve çarpıtılmaya çok uygun olduğu için, daha da önemlisi hareketi tanımlamakta yanlış ve yetersiz olduğu için bu tanımlama yerini “anti-kapitalizm”, “küresel sermaye karşıtlığı”, “sermayenin küresel saldırısına direniş”, “Direnişi küreselleştir” vb. daha açık tanımlamalara bıraktı.

ORTAK SLOGANLAR

“Capitalism kills, kill capitalism/Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldür” - “So, so, so solidarity/Da, da, da, dayanışma” - “Qui, oui, tous ensemble, tous ensemble/Evet, evet, hep beraber, hep beraber” (Fransızca) - “Another world is possible /Başka bir dünya mümkün” - “Our world is not for sale/Dünyamız satılık değil” - “Our world is not for sale put the bankers (george Bush, Berlusconi) into jail - Dünyamız satılık değil bankerleri (George Bush’u, Berlusconi’yi) hapse tık” - “People not profit/Kâr değil insan” - “Long live internationale solidarity/Yaşasın uluslararası dayanışma” - “The whole world is watching/Bütün dünya izliyor” - “Whose world? our world; whose streets? our streets/Kimin dünyası? bizim dünyamız, kimin sokakları bizim sokaklarımız” - “This is what democracy look like - İşte demokrasi dedikleri bu” (Bu slogan Vietnam Savaş karşıtlarının Demokrat Parti Kongresi’ni bastıklarında polis saldırısına karşı kullanılmış ve 68 hareketinin önemli sloganlarından biri haline gelmişti. Anti-kapitalist hareket ise her polis barikatında, saldırısında bu sloganı kullanıyor) - “Diversity, unity and resistance/Çeşitlilik, birlik ve direniş” - “Open the borders; shut down IMF (G-8, WTO, WB)/Sınırları aç IMF’i (G-8’i, DTÖ’yü, DB’yi kapat)” - “Open the borders; refrugees are welcome here/Sınırları aç; mülteciler hoşgelir” - “No to bosses Europe yes to social Europe/Patronların Avrupa’sına hayır, sosyal Avrupa’ya evet” - “The workers united will never be defeated/Birleşen işçiler yenilmezler” - “We are many they are few/Biz çoğuz, onlar az” - “Don’t forget we’re winning/Unutma kazanıyoruz” - “Assasino Berlusconi, assasino G-8, assasino police/Katil Berlusconi, katil G-8, katil polis” Cenova’da Carlo’nun öldürülmesinden sonra)

AYRIŞMA VE TARTIŞMA NOKTALARI

1. Reform mu devrim mi? Küresel sermaye ve onun uluslararası kurum ve kuruluşları “daha insani davranmaya zorlanarak” yaşadığımız sorunlara çözüm bulunabilir mi tartışması.

2. Şiddet: Hareketin kazanması için şiddet zorunlu mu ve bu şiddet ne zaman, nasıl kullanılmalı, eylemler sırasında yaşanan çatışmaların asıl sorumlusu kim tartışmaları.

3. Örgütlenme: Üyelik, aidat, aidiyet, disiplin olmayan bir network (ağ) örgütlenmesi yeterli mi, yoksa merkezî hareket etmemizi sağlayacak ama aynı zamanda demokratik bir örgütlenme mümkün mü tartışması.

4. Doğrudan eylem taktik tartışmaları: Her eylemde dört ana taktik üzerinden tartışılıyor: a) Hareketin asıl gövdesini oluşturan pembe gruplar (ATTAC, sivil toplum örgütleri, yardım kuruluşları vb.) - Polisle çatışmayı reddeden pasifist, barışçıl, kitlesel protestolar. b) Beyaz Blok (tute bianche, otonomlar) - Özel olarak hazırlanmış bir grubun şiddet içermeyen doğrudan eylem yoluyla polis barikatlarını zorlayan ve polis şiddetini açığa çıkaran eylemleri c) Kızıl Blok (Uluslararası Sosyalist Akım) Barikatların şiddet içermeyen sendika militanlarının katılımının sağlandığı kitlesel doğrudan eylemler aracılığıyla zorlanması, büyük gösterilerin işçi sınıfının katılımı ve silâhlarıyla (grev, işgal vb) güçlendirilmesi. d) Siyah Blok (anarşistler) - Polisle doğrudan çatışmalar ve kapitalizmin simgesi olan binaları yakıp yıkarak kaos yaratma yöntemi.

CENOVA TANIKLIĞI

Geçen öğrenim yılında ODTÜ’de “Küresel Düşün Alternatif Var” ve İstanbul Üniversitesi’nde “IMF’e Değil, Eğitime Bütçe” kampanyalarını örgütleyen antikapitalist Gazete’nin organizasyonuyla Cenova’ya gittik.

Salı günü İtalya’ya giriş yaptık. Sınırda normal olmayan bir polis kontrolü vardı. AB ülkelerinden birinden diğerine geçiş Ankara’dan Konya’ya geçiş gibidir. Ama bu kez sınırlar vardı ve göstericilerin Cenova’ya gidişi mümkün olduğunca engellenmeye çalışılıyordu.

Cenova’ya vardığımızda ilk gördüğümüz şey silâhlı, makineli tüfekli çok sayıda polis ve jandarma oldu. Cenova Sosyal Forumu’nun (CSF) çadırlarını bulduğumuzda bize kalabileceğimiz yerleri gösteren haritalar verildi. Buluşma Merkezi’nde (Convergence Centre) Uluslararası Sosyalist Akım’ın masasında İtalyan, İngiliz, Alman, Yunan yoldaşlarla buluştuk.

CSF’nin düzenlediği çesitli panel ve toplantıları izledik, oluşturulan medya merkezinden mesajlar yolladık, atölye çalışmalarına katıldık, pankartımızı, dövizlerimizi hazırladık, polis saldırısı karşısında fiziken ve hukuken kendimizi nasıl koruyabileceğimize ilişkin eğitimler aldık. Eğitimi verenler Seattle, Prag, Nice, Quebeck, Goteborg gösterilerinden çıkardıkları dersleri aktarıyorlardı. Bazı arkadaşlarımız masa açıp gazete-broşür vs. satıp, küresel direnişçilerle şiddet, sosyalizm, doğrudan eylem, kapitalizmin alternatifi vs. tartışması yapıyorlardı. Uluslararası Sosyalist Akım’dan yoldaşlarla her sabah toplanıp iş bölümü yapıyorduk. Kimimiz masa açma, kimimiz gazete satma, kimimiz örgütlenme ekiplerinde görev alıyorduk.

Bizim için “küreselleşemeyenler” diyenlerin aksine çok küreseldik. Onlarca değişik ülkeden, her ırktan, renkten, cinsten insanlar G-8’e karşı 6 milyar insanın çıkarlarını savunmak, “biz de buradayız” demek için biraraya geliyorduk. Her geçen gün, her geçen saat ve hattâ her geçen dakika sayımız ve çeşitliliğimiz artıyordu. Yüzümüz gülüyordu. Tek sorunumuz bu “demokratik!” ülkenin polisiydi. Sudan bahaneler yaratarak bizleri taciz ediyor, gözaltına alıyorlardı. Örneğin bir direnişçi yanında el feneri olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı.

700 örgütlenmenin oluşturduğu CSF öncülüğünde biraraya gelen onbinler “Yeter artık”, “Dünyamız satılık değil”, “başka bir dünya mümkün” diyordu, Üçüncü Dünya ülkelerinin borçlarının silinmesini talep ediyordu. Başta İtalya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde sendikalar da G-8 protestolarını destekleme kararı almışlardı. İtalya’da itfaiyeciler polise tazyikli su kullanma eğitimi vermeyi reddettiler. Metal işçileri Cuma günü yapılacak doğrudan eyleme katılacaklarını ilân ettiler. Yunanistan’daki sendikalar konfederasyonu aylar öncesinden G-8 protestolarını desteklemeye İtalya’ya gidecek göstericilerin finansmanına katkıda bulunmaya karar vermişti. İngiltere’de birçok sendika şubesi Direnişi Küreselleştir (Globalise Resistance) kampanyasını destekledi, 500 kişilik bir tren ve onlarca otobüs kaldırmasına delege ve parasal destek sağladı.

İtalyan yönetici sınıfı ve basını haftalar öncesinden başlattığı karşı kampanya ile yapılacak protestoyu bir avuç gezginci anarşistin sağa sola saldırmasına indirgemek istiyordu. Ancak istediklerini başaramadılar. İtalya’daki sendika konfederasyonları tabandan gelen basınç nedeniyle Cuma günü genel greve çıkma kararı aldı.

Cenova direnişinin ilk gösterisi Perşembe günü mülteci hakları için yapılan gösteri oldu. Irkçılığa karşı yapılan bu gösteriye katılım beklenenin oldukça üzerinde 60 bin kişi olarak gerçekleşti. Dünyanın her tarafından gelen delegasyonlar, Venedik liman işçileri, Cenova çelik işçileri, yerel kampanya ve partiler “Dayanışma”, “Yasadışı insan yoktur, insan en yüce değerdir”, “Sınırları aç, G-8’i kapat” sloganlarıyla Cenova sokaklarında yürüdüler. Kürt kökenli bir yoldaşımız yürüyüş sonunda yapılan mitingde Uluslararası Sosyalist Akım’ın temsilcisi olarak konuşma yaptı.

Cuma günü doğrudan eylem günü olarak önceden belirlenmişti. Esas olarak üç ana taktik vardı. En geniş katılımı sağlayan ve ana gövdeyi oluşturan gruplar (Fransız ATTAC, İtalyan sendikaları, vb) kırmızı hattı zorlamaktan yana değillerdi. Tamamen barışçıl bir gösteri ile kırmızı hattın etrafında dolanmayı ve protestolarını dile getirmeyi planlıyorlardı. Bu gruplar Pembe Blok olarak tanımlanıyordu.

Beyaz Blok olarak tanımlanan otonom gruplar da oldukça geniş bir kesimi arkasına alıyordu. Bu gruplar ise kırmızı hattı aşmak üzere hazırlanıyordu. Bu grupların temel prensibi polise karşı şiddet kullanmadan, ancak polisin şiddetini etkisizleştirecek bir donanımla hattı yarmaktı. Bu grupların başında Ya Basta (yeter artık) vardı. Birçok İtalyan gencin yanısıra Troçkist LCR (Devrimci Komünist Birlik) vb. sol gruplar da bu hatta yer alıyordu.

Bir başka ve en küçük grup ise Siyah Blok olarak adlandırılan anarşistlerdi. Bu blok tamamen polise saldırılar ve Cenova’da uluslararası sermaye ve devletin simgesi olan her türlü binayı yakıp yıkma stratejisi üzerinden hareket ediyordu. Beyaz ve Siyah Blok başka grupların kendi eylemlerinden uzak durmasını özellikle ve açıkça istiyorlardı.

Kızıl Blok yaratmaya çalışan bizler ise hareketin birliğini öne çıkarmaya çalışıyor, hem kitlesel olmayı hem de kırmızı hattı zorlamayı önemsiyorduk. Günler boyunca yapılan ve her grubun temsilcilerinin katıldığı toplantılarda biz hep birlikte ve tek bir yerden kırmızı hattı zorlamayı önerdik. Bu önerimiz Beyaz ve Siyah Blok tarafından şiddetle reddedildi. Onlar birlikte olmak değil, kendi yöntemleriyle hattı zorlamak istiyorlar, başka grupların da uzak durmasını istiyorlardı.

Hattı birlikte zorlama olanağının olmadığı netleştiğinde önerimizi değiştirdik. Talebimiz şuydu: Cuma günü Buluşma Merkezi’nden hep birlikte çıkalım, birliğimizin gücünü hissedelim, sonra isteyen grup istediği yere doğru gidip istediği yöntemle hattı zorlar. Bu önerimiz sadece Pembe Grubun bir kısmı tarafından kabul edildi.

Cuma öğlen Fransız ATTAC, birkaç İtalyan sol grup ve Uluslararası Sosyalist Akım birlikte yürümeye başladık. Fransız ATTAC bir süre sonra daha önceden söyledikleri yerden kendi barışçıl eylemlerini gerçekleştirecekleri alana yöneldi. Biz ise şiddet içermeyen kitlesel doğrudan eylemimizi gerçekleştirmek üzere daha önceden belirlediğimiz noktadan kırmızı hattı zorlamaya başladık.

Kırmızı hat beton ve 4 metrelik çelik telden örülmüş bir duvar ve arkasında 20 bin asker polisle korunuyordu.

Polis önce tazyikli su sıktı. Tazyikli su işe yaramayınca yan taraftan coplarla üzerimize saldırdı. Biz paniği engelleyerek ve dağılmadan yavaş yavaş geri çekilmeye çalıştık. Kısa bir süre yürüdükten sonra bir başka sokaktan kırmızı hata doğru yaklaşmaya başladık. Robocoplar ellerinde coplar, silâhlar, gaz bombası tüfekleri, kalkanlarla bizi durdurmaya çalıştılar. Vücutlarımızla onları iteleyerek yolumuza devam ettik. Sayımız polisten çok fazla olduğu için bir ara bir grubumuz polis barikatının arkasına da geçmeyi başardı. O anda polisler paniğe kapılarak adeta koşarak geri çekildiler. Kırmızı hattâ kadar gelmiştik. Ancak hattı geçmek neredeyse imkansızdı. Daracık bir sokak arka arkaya yerleştirilen askeri panzerlerle kapatılmıştı. Polis de panzerlerin önünde kalkanları ve kullanmaya hazır hale getirdikleri silâhlarıyla bir duvar örmüşlerdi. Tam bu sırada arkamızdan çok sayıda polisin bizi kuşattığını gördük. Sıkışmıştık. Polisler provokatif davanıyorlardı. Ancak grup birlikte ve son derece disiplinli bir şekilde bu provokasyonlara gelmeyerek o sokağı terk ettik.

Yakın bir alanda mola verip küçük bir meydan toplantısı yaptık. Her ülkeden gelen gruplardan temsilciler konuşmalar yaptılar. Türkiye grubu kürsüye çıkan ikinci gruptu. Alandakiler Türkiye’den de 17 kişilik bir grubun Cenova’da olmasından çok etkilendiler ve güçlü bir alkış ve “yaşasın uluslararası dayanışma” sloganlarıyla coşkularını gösterdiler. Daha sonra ATTAC’tan gelen davet üzerine ATTAC’ın miting yaptığı alana gittik. Alana girişimiz görülmeye değerdi. Onlarca değişik ülkeden binlerce kişi birlikte mücadele etmenin coşkusunu yaşıyorduk. “Haydi, hep beraber”, “Yaşasın Uluslararası dayanışma”, “Diren, isyan et, kapitalizmi sik” (İngilizcesi cinsiyetçi olmayan bu sloganın orijinali şöyle: Resist, revolt, fack capitalism”) sloganları coşkuyu arttırdı. Yine kırmızı hattın yanındaydık. Tel örgülere vuruyor, pet şişeler atıyor, gürültü çıkarıyor, öfkemizi dile getiriyorduk.

Kimisi elleri parçalanma pahasına tel örgülere tırmanıyor, kimisi tel örgülerin öbür tarafında bulunan polislere doğru işiyor, kimisi ellerindeki aynaları polislere tutuyordu. Polisin bu barışçıl gösteriye bile tahammülü yoktu. Önce tel örgüler arkasından spreyler ve ilaçlı tazyikli sular sıktılar. Ama kalabalığı dağıtamadılar. Doğrudan eylemin sonunda artık alandan ayrılmaya basladığımızda polis arkamızdan azgınca gaz bombaları atmaya başladı. Dar bir sokakta binlerce kişiydik. Paniğe ve ezilmelere neden olmadan düzenli olarak geri çekilmeyi başardık. Sloganlarla toplanma merkezine yürüdük.

Aynı gün 7-8 değişik yerden kırmızı hat zorlanmıştı. Kara Blok sokaklarda dolaşarak polisle çatışmalara giriyordu. Kitlesel bir eylem yapan Beyaz Blok daha tel örgülerin çok uzağındayken aralarına anarşistler girmek istediler. Ya Basta görevlileri (polis değil) anarşistleri tek tek arayıp “silâhsızlandırarak” aralarına aldılar. Ancak polis bu anarşistleri bahane ederek Beyaz Blok’a saldırdı. Buna öfkelenen kalabalıkla polis arasında çıkan çatışmada polis korkunç bir şiddet ve silâh kullanmaktan çekinmedi. Carlo jandarma tarafından bu noktada öldürüldü. Yaklaşık 2 metreden ateş açılarak vurulan Carlo’nun bedeni üzerinden jandarma jipi geçti. Onlarca kişi yaralandı. Buluşma Merkezi’ne gelen bu haber hepimizin öfkesini biledi.

Ertesi gün ilk olarak LCR ile ortak bir toplantı yaptık. Toplantı yapılan alana kortej olarak gelen büyük Yunan delegasyonu büyük alkış aldı. Yunanistan’dan gelen binlerce kişinin Cenova’ya varması oldukça geciktirilmişti. Yol boyunca 11 kez polis tarafından durdurulmuş ve vapurdan inerken de saldırıya uğramışlardı.

Toplantı sonrası kollarımıza siyah bantlar takarak büyük yürüyüşün başlayacağı alana doğru yola çıktık. Onbinler polise, jandarmaya, İtalyan devletine ve G-8 liderlerine ateş püskürüyordu. Uzaktan, bizi gözleyen polisler, helikopterler hep aynı sloganla lanetleniyordu: Assasini (katiller)

Yürüyüş çok büyük, çok renkli, çok güçlüydü. Biz önümüzde İngiltere’den, arkamızda da Yunanistan’dan gelen kortejlerin arasındaydık. Yunanlı kardeşlerimizle yan yana olmak hem bize hem onlara hem de bütün küresel direnişçilere gurur veriyordu. Biz daha küreseldik, onlar bir avuç biz milyarlardık. “Unutma kazanıyoruz” sloganı atıyorduk. Çeşitli dillerde enternasyonali söylüyorduk. Bir süre sonra polisin arkadan saldırarak yürüyüşü ikiye böldüğünü öğrendik. Büyük kesim, hattâ Uluslararası Sosyalist Akım’ın Almanya ve İngiltere’den daha o sabah Cenova’ya varan üyeleri bile arka tarafta kalmışlardı.

Bir ara arka taraftan büyük bir uğultu yükseldi. Bu uğultu hızla bize doğru yaklaştıkça insanların çılgınlar gibi sevindiğini gördük. Haber harikaydı. BBC ve bir Yunan televizyonunun haberine göre G-8 toplantıları erken bitirilmişti. Kazanmanın sevincini hep birlikte yaşadık. Yürüyüşün sonunda yapılan meydan toplantısında CSF’dan konuşmacılar katliamı protesto ettiler. Jose Bove da bir konuşma yaptı. Ortak vurgu bu hareketin büyüdüğü ve kazanabileceğimizdi.

O gün G-8 haydutlarına karşı öfkesini ifade eden yüzbinler başka bir dünyanın mümkün olduğunun ipuçlarını veriyorlardı.

Cenova eyleminden bir hafta önce Fransa’da yapılan bir kamuoyu yoklamasında insanların yüzde 60’ı küreselleşme karşıtı hareketin hedeflerini olumlu bulduklarını ifade ettiler. Yine aynı zamanda Yunanistan’da yapılan kamuoyu yoklamasına göre insanların yüzde 54’ü Cenova’daki gösterileri olumlu buluyor sadece yüzde 10’u karşı çıkıyor.

Cenova’da mültecilerle dayanışmak üzere yapılan gösteriye 60.000 kişi, Cuma günü yapılan doğrudan eyleme 50.000 kişi, Cumartesi kitlesel eyleme de 300.000 kişi katıldı. 1999’da Seattle’da gerçekleşen protestoların 5 katı daha büyüktü. Cenova Avrupa’nın Seattle’ı oldu.

Kitlesel gösteriler katılanların çoğu İtalyandı. G-8’e karşı yapılan protestoları organize eden Cenova Sosyal Forumu’nun pankartı en öndeydi.

Fransa’da işleri için mücadele eden Danone işçilerinin pankartı da oradaydı. Pankartlarında “Dünyamızı kurtaralım, Neo-liberalizme geçit yok, Kâr değil insan, başka bir dünya mümkün” sloganı yazılıydı. Yürüyüş saatlerce sürdü.

Fransa, İtalya, Norveç ve Tunus ATTAC gruplarında finans sermayenin vergilendirilmesini isteyen insanlar vardı. Borç karşıtı göstericiler “Cancella il debito-borçları iptal edin” yazılı pankartlar taşıyordu. Yeşiller bayraklarla yürüdüler.

Gösterinin en önemli özelliklerinden biri de İtalyan işçi sınıfından kitlesel katılımdı.

FIOM sendikasından binlerce metal işçisinin delegasyonu vardı. FIOM’lu işçiler kırmızı şapka ve bayraklarıyla kollarını birbirilerine kenetleyerek yürüdüler. Fiat’dan ve İtalya’nın tüm diğer fabrikalarından genç ve pek de genç olmayan militan işçiler yanyana yürüyordu.

Yürüyüşteki bir FIOM üyesi, “Biz neo-liberalizme karşıyız. Ama biz aynı zamanda herkes için barış, adalet ve özgürlük istiyoruz. Biz bugün gençlerle ve sisteme karşı olan herkesle birleşiyoruz” diyordu. CIGIL sendika federasyonunun Bologna, Brianza ve daha birçok yerinden pankartlar vardı. İtalyan COBAS ve BAS sendikalarının sol kanadının delegasyonları vardı.

Bir COBAS üyesi olan Flavio “Buradayım, çünkü kapitalizme karşıyım, sosyalist bir dünya istiyorum” diyordu. 1000 kişilik özel bir trenle Brescia’dan geldim. Bu, hareketin uluslararası düzeyde yeniden ortaya çıkışının başlangıcı. Geri çekilme bitti.” Çoğunluğu hükümete karşı henüz grevden çıkmış metal işçileriydi.

İtalyan Öğrenci Eylemi grubu “Dünyanın öğrencileri birleşti” yazılı pankart taşıyordu ve “Bandiera Rossa” (Kızıl Bayrak) şarkısını söylemeye başladıklarında FIOM işçileri büyük bir haykırışla katıldılar, yumruklarını havaya kaldırdılar.

Carlini stadyumu “Beyaz Tulumlular” orada kaldığı için medyanın dikkatini çeken yerdi. Ancak Carlini’de kalan çok sayıda insan “hepimiz beyaz tulumlular değiliz” diyorlardı.

Yunanistan Komünist Partisi’nden büyük bir delegasyon sloganlarla ve kırmızı bayraklar sallayarak yürürken Carlini’de kalan gençler alkışlıyorlardı. İki grup birlikte yürüdü. Yürüyüşçülerin çoğu bir önceki gün 23 yaşındaki Carlo Giuliani’n öldürülmesini protesto eden siyah kolluk takıyordu. Aralarında Londra UNISON sendikasından ve İskoçya’nın Dundee Sendikalar Konseyi’nden İskoç etekli bir delegasyon da vardı.

Legambiente’den yüzlerce kişi, Liliput çevre hareketi, Rifondazione’den binlerce kişi ve İtalyan Komünist Partisi oradaydı. Müthiş bir enternasyonal birlik vardı. Fransa’dan SUD sendikacıları ve Yunanistan’dan telekom işçileri vardı. Yunanistan’dan Piraeus İşçi Merkezi, Yunanistan belediye işçileri “Kapitalizme hayır” pankartıyla oradaydı. Atina hastane doktorları da vardı.

Balkan Sosyalist Merkezi “Devrimi Küreselleştir” pankartı taşıyordu. Dünya Vahşi Hayvanları Koruma Fonu delegasyonu bayrakları pandalarla dolu bir şekilde yürüyordu. Moskova’dan Karin “Rusya ve Ukrayna’dan 50 kişi buradayız. Rusya’nın başka bir yüzünü göstermek için buraya geldik. Putin’in bizi temsil etmediğini göstermek istiyoruz. Ekonominin liberalizasyonu korkunç sonuçlar doğurdu” diyordu.

İngiltere’den “Direnişi küreselleştir” treniyle gelen yüzlerce kişi vardı. Berlusconi’nın baskısıyla Fransız hükümeti treni iptal etmişti. Ancak Fransız demiryolu sendikalarının protestoları trenin kalkmasını sağladı.

Avrupa ve dışından gelen binlerce Uluslararası Sosyalist Akım üyesi birlikte yürüdüler.

Polisin yoğun saldırısı sonucu yürüyüşün tümü son toplanma yerine ulaşamadı. Ancak ulaşanlar Cenova’da yaşayanların göstericilere desteğini görebildiler. Cenovalılar balkonlarından el sallıyor, yumruklarını kaldırıyorlardı. Bazı binalardan “hoşgeldiniz” pankartları sarkıyordu. Yaşlı bir kadın kızıl bir eşarp sallıyordu. Diğerleri kovaları suyla doldurup, göstericilerin duş almasını ve su içmesini sağlıyordu.

Rifondazione Sekreteri Fausto Bertinotte, Genova’daki olayları şöyle özetliyordu:

“Bir gencin ölüm trajedisi ve gösteriler sırasındaki çatışmalar hareket hakkındaki bir gerçeğin üstünü örtmemeli: Yeni bir kuşak yükseliyor ve bu kuşak dağıtılamayacak. Baskılara, G-8’e, küreselleşmeye ve hükümete karşı durmayı bırakmayacak. Bu hareket alternatif bir sol için gücünü sunabilir.”

Fransız aktivist Jose Bove eylemler sırasında “Bu hareket hem zengin hem de yoksul ülkelerde artık durdurulamaz. Henüz daha bir şey görmedik” diyordu. Cenova’da 300.000 kişinin sloganı “Başka bir dünya mümkün”dü. Görevimiz bunu hayata geçirebilmek

Carlo’nun sendikacı babası oğlu hakkında şöyle diyordu:

“Carlo insanların düşündüklerinden ve medyanın hakkında yazdıklarından tamamen farklı bir insandı. O çok cömert biriydi ve hep haksızlıklara karşı çıkardı. Okurdu, çalışırdı, tartışırdı ve kendi düşüncelerine göre haksızlıkları protesto ederdi. Daima başkalarını düşünürdü. Düzenli olmasa da hep çalıştı. Her gencin çalışmaya zorlandığı, o hiç iş güvenliği ve sosyal güvencesi olmayan işlerde çalıştı. Basın onun sabıkalı olduğunu yazdı. 17 yaşındayken polis onu yanlışlıkla suçlu gösterdi. Kamu personeline saldırganlıkla suçlandı. Ama hakim bunu komik buldu ve Carlo aklandı. Carlo 8 liderin yüzbinlerce insanın ölümünü ve yaşamını belirlemesi fikrini kabul etmedi. Burada Cenova’da, onların politikalarının kurbanlarını görmek için fazla uzağa gitmenize gerek yok. G8 toplantısından sonra yine gelin, o zaman açlığa terk edilenlerin umutsuzluğunu, ülkelerinden kaçmak zorunda bırakılanları limanı çevreleyen ara sokaklarda sahipsiz bir şekilde yaşamaya nasıl zorlandıklarını göreceksiniz. Cuma günkü gösterilerde Carlo maske giyiyordu, evet. Ama yangın söndürücü fırlatmakla birisini hedef alarak başından vurmayı aynı şey olarak düşünemezsiniz. Artık onun canlılığı evimizde olmayacak. Futbolla ilgili şakalarını duyamayacağız. Ve artık onunla aramızda politik tartışmalar da yapamayacağız.”

Cenova eylemleri sırasında Yunanistan’dan gelen işçilerle biz Türkiye’den gidenler genellikle yan yana, içiçe yürüdük. Bunun sembolik anlamı büyüktü. Bizi ayıran milliyetçi sınırlara karşı Yunanlı kardeşlerimizle birlikte olmanın gururunu yaşadık. Türkiye’ye vardığımızdan bir gün sonra Yunanistan’dan telefon geldi. Gösteriler sırasında tanışıp bizden Türkçe “hep beraber” sözcüğünü öğrenip birlikte bu sloganı atmak, attırmak isteyen bir Yunan işçisi vardı, arayan oydu: “Ben şimdi iş yerindeyim, bütün arkadaşlara sizi anlattım. Merak ettik, sağ salim vardınız mı diye arıyoruz.”

CENOVA SONRASI NE OLDU?

Polisin silâh kullanacak kadar saldırganlaşması ve tahammülsüzlüğü Göteborg’da başlamıştı. Orada da barışçıl göstericilere karşı ateşli silâh kullanıp üç kişiyi yaralamışlardı. Ama ertesi gün bir önceki günden daha fazla sayıda kişi sokaklara dökülüp polisi lanetledi. Benzer bir öfke Cenova’ya da aktı. Carlo’nun öldürülmesi ve polis baskısı gösterinin kitleselliğini ve hattâ tahminlerin 2-3 katı kadar büyük olmasını engelleyemedi.

Onlarca ülkede İtalyan polisi, İtalyan devleti ve G-8’e karşı protestolar gerçekleşti. Cenova protestolarını örgütleyen Cenova Sosyal Forumu’nu desteklemek ve Carlo’nun öldürülmesini protesto etmek üzere İtalya’nın 46 değişik bölgesinde gösteriler yapıldı. Milan’da iki gün üst üste 50 ve 60 bin kişi sokaklarda katliamı, polisi, hükümeti, G-8’i protesto etti. Roma’da 30 bin, Bologna’da 15 bin, Cenova’da 15 bin kişilik gösteriler oldu.

Cenova gösterileri sırasında Cenova Sosyal Forumu’nun sloganı şuydu: “Siz: G-8 - Biz: 6.000.000.000”. Roma’daki gösteri sırasında bir pankartta şu yazıyordu: “Siz: G-8 - Biz: 5.999.999.999”

Hareketin geldiği noktada devlet terörüne rağmen bu hareketin büyüdüğüne ve kendine güveninin arttığına işaret ediyor.

HAREKET KAZANIYOR MU?

Daha düne kadar karşı durulamaz bir doğa yasası gibi anlatılan ve “küreselleşme”ci neo-liberal politikaların ve bu politikaların merkezi olan DTÖ, IMF, DB, G-8, AB gibi sermaye kurumlarının meşrûluğunun bu kadar sarsılması anti-kapitalist hareketin başarısıdır. Başka bir dünyanın mümkün olabileceği artık tartışılıyor ve somut mücadelelere dönüşüyor. Uluslararası sermaye kurumları toplantı yerlerini dağ başlarındakı kasabalara ya da kapitalist sistemin kendi kıstaslarına göre bile “demokratik” olarak tarif edilemeyecek Katar gibi ülkelere kaydırıyorlar.

Gittikleri her yerde kırmızı halı, havyar ve önlerinde eğilenlerin yaptıkları törenlerle karşılaşmaya alışık olanlar artık çelik duvarların ve 20 bin polisin arkasına saklanmak (daha doğrusu hapsolmak), deniz kuvvetlerinin korumasındaki gemilerde yatıp kalmak zorunda kalıyorlar.

Gösterilerin yarattığı basıncın yanı sıra IMF ve DB’den istifa eden bazı yöneticilerin bu kurumların dayatmalarına karşı çok keskin eleştiriler yapması kurumların meşrûluğunu daha da zayıflattı.

Seattle’da DTÖ ve Prag’da IMF-DB, Cenova’da G-8 toplantısının erken ve / veya fiyasko ile bitmesi, Nice Zirvesi’nin sorunlu geçmesi (protestocuların üzerine atılan göz yaşartıcı gazların havalandırma sisteminden toplantı salonuna sızması nedeniyle delegelerin ağlamaya başlaması), DB’nin Barcelona toplantısı tümüyle iptal edilmesi hareketin sembolik, ama sermaye kurumlarının sıkışmışlığını ifade eden, anti-kapitalist havayı besleyen kazanımlar.

Ağustos ortasında yapılan bir açıklamaya göre de IMF-DB’nin 28 Eylül-2 Ekim tarihlerinde yapılacak ortak toplantıyı gösteriler nedeniyle kısa tutma kararı alınmış...

Patent sahibi 39 şirketin Güney Afrika’nın ucuz AIDS ilacı üretilmesini engellemek için açtıkları davaları geri çekmek zorunda kalmaları son derece somut ve milyonlarca kişinin hayatını iyileştirecek ve kurtarabilecek bir kazanım.

Monsanto gibi tarımda “yok edici tohum” satan, genetik olarak değişime uğratılmış tarımsal maddeleri yaymaya çalışan, çiftçileri sadece kendi ürettiği tarım ilaçlarını almaya zorlayan şirketlerin faaliyetleri deşifre edildi. Monsanto’nun tarım şirketleri sıfırı tüketti.

Hareketin birleşikliği ve küreselliği kendi başına bir kazanım, hem bugün hem de geleceğe yönelik yeni bir umut ışığı...

Küresel sermaye kurumlarının toplantılarına karşı gösteriler yeni bir radikalleşme dalgası yaratıyor. Cenova sonrası İtalya, Cenova öncesi İtalya değil artık. Cenova Direnişine katılan Nicki buna şu sözlerle tanıklık ediyor:

“Cenova İtalya’daki politik havayı tümüyle değiştirdi. Çok sayıda genç insan sol politik faaliyete geçti. Yaşı daha ileri olanlar da canlandı. Cenova insanlara anti-kapitalist hareketi inşâ etme kararlığı kazandırdı.”

Berlusconi hükümetinin iktidara gelişinin yarattığı sarsıntının yerini yeni bir mücadele güveni aldı. Carlo Gulliani’nin öldürülmesi İtalya’nın her yerinde protesto edildi. Gösteriler sırasında gözaltına alınan sendika temsilcilerinin serbest bırakılması için greve çıkan Brescia kentindeki Stefana çelik işçileri artık Cenova öncesinin çelik işçileri değil. Berlusconi hükümeti daha kuruluş kutlamalarını bitirmeden politik bir krizin içine yuvalandı.

KÜRESEL DİRENİŞ YEREL MÜCADELELERİN ÖNÜNÜ TIKAR MI?

Küresel anti-kapitalist hareket yerel mücadelelerin bağrından ve bunun yetmediğinin dersleri üzerine ortaya çıktı. İki mücadele arasındaki bir karşıtlık değil birbirini bütünleyen bir ilişki var. Seattle’dan bu yana hareket küresel efendilere kafa tutarken her yerde yeni mücadelelere ilham verdi. Protestolara katılanlar bulundukları alanın sorunlarına çözüm üretmeye, geldikleri yerdeki mücadeleleri birleştirmeye çalışan aktivistler. Küresel Direniş protestoları bu aktivistlerin yerel düzeyde mücadele isteği ve güvenini arttırıyor.

Sahte sendika yasasına karşı mücadelede Ankara’da polisin şiddetine, gaz bombaları ve boyalı-tazyikli suyuna direnen kamu çalışanı, F-tipine karşı gösterilerde var gücüyle haykıran kadın işçi, “Küresel düşün; alternatif var” sloganıyla Emek Platformu’nun gösterilerini inşâ eden ODTÜ’lü öğrenci, okulundaki anti-faşist mücadelenin aktif bir parçası olan Hacettepeli, savaşa, silâhlanmaya, MGK tipi demokrasiye karşı mücadelenin bir parçası olan genç, okulunda “IMF’e değil Eğitime bütçe” kampanyası yürüten İÜ’lü öğrenci, Kürt sorunu üzerine yayımladıkları yazılardan dolayı dava üstüne davaya marûz kalan gazetemiz yazıişleri sorumlusu, yani Türkiye’den Cenova Direnişine katılan bizler bu mücadeleleri dersleriyle birlikte Cenova’ya taşıdık ve Cenova’dan aldığımız güç, güven ve derslerle yerel mücadele ve kampanyalarımıza ve birleşik bir anti-kapitalist hareketin inşâsına devam edeceğiz. Küresel düşünüyoruz, küresel direniş hareketinin içinde yer almak için olanaklarımızı sonuna kadar zorluyoruz ve yerel hareket ediyoruz.

HAREKETİN GELECEĞİ

28 Eylül’de Washington’daki IMF-Dünya Bankası ortak toplantısı hareket açısından ilk durak olacak. Bir sonraki Avrupa anti-kapitalist protestosu 13 Aralık’ta Brüksel’de AB Zirvesi’ne karşı gerçekleştirilecek. 100 bin kişilik Nice protestosunun örgütleyicilerinden ETUC (Avrupa Sendikalar Konfederasyonu) Brüksel gösterisini destekliyor.

Bu gösteriler önemli ama her bir gösterinin bir öncekinden daha büyük olması hareketin bütünü açısından tek bir kıstas olarak alınmaması gerekiyor. Her harekette olduğu gibi zaman zaman iniş ve çıkışlar olacaktır. Hareketin daha uzun vaadede gösterdiği ivme ve evrildiği noktalar, tetiklediği mücadeleler, gösteriler dışında da yeni aktivistlerin mücadeleye atılması gibi bir dizi faktör belirleyici olacaktır.

Anti-kapitalist hareketin bugünkü aşamasını zafere gidebilecek yolun başlangıcı olarak görmek gerekiyor. Hareketin nihai olarak kapitalizme karşı kazanıp kazanamayacağı önümüzdeki mücadele sürecine, hareketin merkezine sınıf mücadelesinin oturmasına bağlı. Kâra değil, insana öncelik verecek bir düzenin ne olabileceği sorusuna yanıtların kollektif ve kitlesel olarak geliştirilmesi ancak mücadele süreci içinde mümkün olabilecektir.

Tek konulu, yerel hareket ve kampanyaların militanları nasıl ki, mücadele süreci içinde birleşik ve küresel bir hareketin inşâsına giriştilerse işçi sınıfı etrafında devrimci bir şekillenmeye de ancak kitlesel mücadele ile varılabilir. Bu süreç bir önceki kadar politiktir. Hareket içinde işçi sınıfının ve kitlelerin gücü ve mücadelesine bakan, buna güvenen, yeni bir dünyanın ancak çoğunluğun çoğunluk için yönetimiyle mümkün olduğu anlayışına sahip olanlar bu hattı örebilirler.

Bu hareket için yeni bir dönemeç olacaktır. Her dönemeç yeni kitlelerle buluştuğu gibi bazılarını da geride bırakacaktır. Ancak hareketin şu anda bulunduğu noktada bölünmelere karşı kararlı bir şekilde durmak gerekiyor. Hareketin birleşikliği ve kitleselliği arttırma mücadelesi devrimci mücadeleyle içiçe geçiyor. Dün sermayenin, orduların ve yöneticilerin “insancıl” bir hale getirilebileceğini düşünenler bugün bütün bu güçleri karşılarına alan bir mücadelenin içinde aktif örgütleyicisi olarak yer alıyorlarsa dünyayı topyekun ve kökten değiştirme mücadelesine de bir o kadar yakınlar.

Mücadele tarihi anti-kapitalist küresel direniş hareketi hakkında bu halkayı kaçıranları, “ama bunlar sadece kapitalizmin küreselleşmiş aşamasına karşılar”, “bunlar bir avuç liberal zengin çocuğu” iddialarıyla hareketi dışarıdan ve uzaktan eleştirenleri şu anda bile geride bırakmıştır.

Sadece 6. Filo’ya karşı yapılan gösterilerle tabiî ki, devrim olamazdı ama ’68 hareketinin içinde yer almadan, inşâ etmeden, yeni mücadeleleri örmeden, hareketin önünü açacak tartışmalar yürtümeden de o dönemde devrimci olunamazdı. Bugün için de aynı kriteri koyuyoruz. Başka bir dünyayı mümkün kılacak mücadele treni küresel direniş hattından geçiyor ve yaşadığımız acılar, geleceğimizin içinde bulunduğu tehdit hepimize bu hattı inşâ etme sorumluluğunu veriyor.

TÜRKİYE’DE KÜRESEL DİRENİŞ

Çeşitli sendikalar ve meslek kuruluşlari tarafindan oluşturulan Türkiye MAI Karşıtı Çalışma Grubu neo-liberal politikalara karşı çeşitli çalışmalar yürüttü. Bu gruptan Gaye Yılmaz Seattle gösterilerine katıldı. Dönüşünde çeşitli toplantılar yaparak Seattle’ı anlattı.

Prag gösterisi öncesinde Ankara’da antikapitalist gazete’nin ön-ayak olduğu girişim yankı buldu ve Ankara Küreselleşme Karşıtı Girişim AKKG oluşturuldu. AKKG şu kuruluşlardan oluştu: “DİSK Ankara Temsilciliği, Medya-Sen Ankara, Tüm Sosyal Sen, Eğitim-Sen, Enerji Yapı Yol Sen, BTS Ankara, SES, Tarım Gıda Sen, Dayanışma Sendikası, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, TMMOB, İHD Ankara, Ankara Tabip Odası, Halkevleri, Toplumsal Ekoloji Grubu, Türkiye ve Ortadoğu Forumu (Özgür Üniversite), ODTÜ Ekonomi Topluluğu, ODTÜ Öğrenci Birliği, ÖDP, A-KAP (antikapitalist gazete), DSİP, 26 Eylül Gençlik Hareketi, Gençlik Geleceğine Sahip Çıkıyor İnisyatifi, Bergama Köylüleri, Ankara Sanat Tiyatrosu (AST), Canşenliği Oyuncuları, Ankara Üniversiteleri Öğrenci Koordinasyonu, Kaldıraç”

AKKG Prag kampanyası sırasında Kızılay’da Cotarelli’yi protesto için 500, Prag göstericileriyle dayanışmak için de 1000 kişilik kitlesel basın açıklamaları, 250 kişinin katıldığı açılış forumu, kentin çeşitli bölgelerinde kampanya masaları açılması, sokak tiyatrosu, sokak etkinlikleri, 60-120 kişinin katıldığı haftalık düzenli tartışma toplantıları, 300’e yakın kişinin katıldığı 2 gün süren alternatif zirve, şenlik gerçekleştirildi. Yüzlerce kişiden, telefon, e-mail, adres alındı, etkinlikler için bu kişiler düzenli olarak arandı.

Prag gösterilerine Türkiye MAI Karşıtı Çalışma Grubu ile yaklaşık 20 kişilik bir delegasyon gitti. Küresel gösteriler etrafına Prag sonrası ilk kampanya Cenova direnişine endeksli olarak ortaya çıktı. Türkiye, dünyadaki neo-liberal saldırıyı 12 Eylül darbesi ve Özal dönemi ile birlikte en yoğun şekilde yaşayan ülkelerden birisi. IMF patentli ekonomik programların mağduru olan Türkiye’de son dönem yaşanılan ekonomik krizlerin faturası küçük bir azınlık dışında herkesi sistemi sorgulamaya itiyor.

Türkiye’de kapitalizmin kurum ve kuruluşlarına karşı öfkeyi bileyen o kadar çok neden var ki… Ancak çeşitli kesimlerin bu öfkesi birlikte akıp çağlayan haline gelmeden önce, yönetici sınıfın böl ve yönet taktiklerinin mağduru haline geliyor. Bu durum bir kader değil. Türkiye’de yönetici sınıfın ulusal ve uluslararası düzeyde kâr ve rekabet önceliği kaçınılmaz olarak insanları mücadeleye itmeye devam edecek. Türkiye’deki anti-kapitalistlerin görevi bu mücadelelerin yerel düzeyde kazanması için mücadele ederken dünyada yükselen küresel sermaye karşıtı hareketle fikirsel ve örgütsel düzeyde birliğini sağlayabilmektir. Türkiye’de ırkçılığa, milliyetçiliğe, gericiliğe, işsizliğe, yoksulluğa, geleceksizliğe karşı “başka bir dünya mümkün” şiarını yükseltmek zorundayız.

Dünyada küresel direniş hareketi bir dizi ülkede genç bir kuşağın politika sahnesine güvenli ve kararlı bir şekilde girmesiyle başladı. Bu küçük azınlık bütün dünyada bir direniş havası estiriyor.

Bu direniş havası Türkiye’de de genç bir kuşağı umutlandırıyor. Bu kesimin hareketi inşâ edecek güvene ihtiyacı var. Türkiye’de dünya vatandaşı olmak, sınırların açılmasını isteyen, küresel direnişten ilham ve umut alan genç bir kuşağın sağ hegemonyaya, ulusal çözüm çıkmazına karşı fikirsel düzeyde silâhlanma ve bulunduğu alandaki sorunların çözümü için harekete geçebilme güvenini kazanma sürecini yaşamaya ihtiyacı var. Böylesine bir hareketin sözcülüğünü yapabilecek, bu gençlere güven verebilecek aydınlar, entellektüeller, akademisyenler, sol örgütler Türkiye’de yaşanılan mücadelelerle küresel direniş hareketi arasında köprü kurmalılar. Ancak sosyal demokrasi ve sol akademisyenlerin bir kısmı Blair’in 3. yol politikalarının içinde debelenirken, diğerleri tekrar Keynesyen politikalara sarılma çabasında. Sosyalist solun büyük bölümü ise Üçüncü Dünyacı, ulusalcı çözüm yollarını ittirmeye devam ediyor.

Küresel-yerel dinamikleri birbirine bağlayan bu harekete ve bunun etrafında enternasyonal, demokratik-kollektif bir anlayışla şekillenen bir sola ihtiyaç var. Yeni bir hareket ve sol yaratmak için gerekli koşullar ve fırsatlar var. Başka bir dünya istiyorsak, Türkiye’de de bir şeylerin değiştiğini görmek için yanıp tutuşuyorsak var gücümüzle bu fırsatı değerlendirmek zorundayız.

Anti-kapitalist Küresel Direnişin inşâsında buluşalım.

www.antikapitalist.net

[email protected]