Bin Okurdan Biri

Hayri Kozanoğlu | (Sayı : 100 - Ağustos 1997)

Babam her hafta düzenli olarak aldığı Tommiks fasiküllerini, okuma öncesi dönemdeki biz iki kardeşe, tüm sorularımıza sabırla katlanarak büyük bir dikkat ve ciddiyetle okurdu. Bu yatak sefalarında, Tommiks gibi dürüst ve iyi yürekli olursak onun yakışıklılık ve çeviklik gibi özelliklerini de kapacağımıza inandırmaya çalışırdı. Bu arada Teksas başta gelmek üzere Tommiks’in alternatifi diğer dergilerin anlamsızlığı konusunda bizi ikna etmeyi de başarmıştı. İleriki yıllarda birikmiş Teksas, Teks, Kinova külliyatını çoğu zaman ciltler halinde toplu olarak edinip, bir ganimet bulmuş gibi yutarcasına okuduğumuzu hatırlıyorum. Birikim dergisiyle de benzer bir süreç sonunda tanıştığım, o ana kadar çıkmış sayıların piyasada bulunanlarını toparlayıp aynı zevkle sayfalarını karıştırdığım aklımda.

ODTÜ’de mensubu bulunduğum siyasette Birikim dergisinin adı oldukça seyrek, o da en “malûmatlı” arkadaşlar tarafından fazla önemsenmeden “küçük burjuva”, “elitist” gibi sıfatlarla anılır, dergi cismen pek ortalıkta görünmezdi. Birikim’le esas olarak, siyasetini bir şeylerin yolunda gitmediği tespitiyle terk edip, sosyalizmin teorik ve örgütsel sorunlarını kendi çaplarında araştırmaya yönelen, bu nedenle tahmin edileceği gibi “hizipçi” sıfatıyla anılan arkadaşlarım aracılığıyla tanıştığım söylenebilir. Yıl 1978’di. Bazıları ciltlenmiş olarak bulunabilen tüm eski sayılarını edinmeye çalıştım Gazi Pasajı’ndan. Zaten Birikim’e o dönem en fazla rağbet edenler sosyalizmin kesin doğruları üzerinde zihninde şüpheler belirenler, özellikle örgüt içi demokrasi konusunda kuşkuları bulunanlar, kafasındakileri seslendirince de çoğunlukla “hizipçi” konumuna düşenlerdi.

O zamanki kavrayışım çerçevesinde Birikim dergisi hakkında tam nasıl bir değerlendirme yaptığımı doğrusu hatırlamıyorum. Ama neredeyse “5 büyük usta” (Marx, Engels, Lenin, Stalin, Mao) ile sınırlı kalan bir isim dağarcığından, geniş bir isim ve fikir havuzuna dalmaktan en azından “malûmatfüruşluk” anlamında büyük keyif alışımı unutmam imkânsız.

Özellikle dergideki sakin, hoşgörülü, sol içindeki farklılıkları doğal ve meşrû sayan; karşısındakini aşağılamaktan, yok etmekten çekinmeyen, dönemin alışılmış üslûbunun dışında seviyeli dilden etkilenmiştim.

Birikim’e o dönem en fazlasından “araçsal” bir misyon yüklenmesi, ilginin genellikle Türkiye tahlillerinde yoğunlaşan bir entellektüel cephanelik konumuyla sınırlanması doğal karşılanmalı. Bu ilginin oldukça mahçup, hattâ örtük olduğunu söylemeye bile gerek yok. Çünkü gerçekten zorlu bir askerî mücadele yürütülürken, kendini bir “siyaset” veya “örgüt” diye adlandırmayan, pratikle bağı tanımsız, fiziksel bir güce tekabül etmeyen bir yapıyla nasıl bağlantı kurulabileceği açık değildi.

Sosyalizmin dünya çapındaki teorik-pratik sorunları henüz tam kavranılmamış bile olsa, Türkiye’de sosyalist hareketin inişe geçtiği, kitlesel desteğin kaybolmakta, toplumsal muhalefetin yitirilmekte olduğu görülebiliyordu. Ama bir iç hesaplaşmaya girişmenin objektif şartları, bunu gerçekleştirecek cesaret ve teorik donanım ortada yoktu. Örneğin, dönemin psikolojisi ve entellektüel birikimi bir Stalincilik tartışması yapacak olgunluk bile taşımıyordu. Ama, bazılarımızın ilk defa Birikim aracılığıyla (tabiî ki Stalin tartışmasını gündeme getirmeye çalışan başkaları, etki alanları daha sınırlı da olsa örneğin Troçkistler de vardı) dünyada böyle bir tartışmanın yürütüldüğünü, ilgilenenler için bolca malzeme bulunduğunu öğrenmeleri bile oldukça önemli bir kazanım sayılabilir.

Bilindiği gibi Birikim’in yayını 1980 Nisan’ında sıkıyönetim kararıyla durduruldu. Arkasından da 12 Eylül geldi. ’80 sonrasının depolitizasyon ortamında solun/sosyalizmin geleceği üzerine, içeride veya dışarıda ciddi kafa yormak isteyenler açısından Birikim’in oluşturduğu teorik, kültürel miras yadsınmaz önemdeydi. Troçki’ye sükunetle bakabilmek, Gramsci’yi güncele taşıyabilmenin ilk ipuçlarına ulaşabilmek, Althusser’in teorisiyle tanışmak birçok sosyalist için, özellikle dünyayı birincil kaynaklardan izleme olanağı bulamayanlar için Birikim kanalıyla olmuştu.

Birikim, sosyalistlerin iç kültürü açısından, polemikten kaçınan, hakarete ve saldırganlığa başvurmayan, hatalarını kabullenmekten çekinmeyen, doğru çıkan öngörülerini abartmadan hatırlatan üsluûbuyla, ’90’larda bile tüm sola malolduğu söylenemeyecek bir olgunluk yakalamıştı. Solun birliği hedefini yadsımadan, farklılıkların üzerine gitmekten, sosyalizmin çelişen tezlerini tartışmak/tartıştırmaktan geri durmayıp teorik bir yayın organının üzerine düşeni ihmal etmedi. Derginin sayfalarının sadece Birikimcilere değil, sosyalizm üzerine kafa yoran, düşünce üreten herkese açık olması bile demokrasi kültürü açısından azımsanmayacak önemdeydi. Aslında, ’70’ler sonuna gelinirken Ömer Laçiner’in daha sonra “zihniyet devrimi” olarak ifade ettiği yeni bir insan tasarımı başarılmadan solun birliğinin fazla anlam taşımayacağının daha o günlerden kavranması karamsar bir tonla Birikim sayfalarına yansımıştı (acaba şimdi o zihniyet devrimi başarıldı mı?).

Birikim’in yayın hayatına ikinci kez adım atışı, bir bakıma “depolitizasyon” sürecinin gerilemeye yüz tuttuğu Mart 1989 yerel seçimleri sonrasına rastlar. Bir, “aylık sosyalist kültür dergisi”nin aralıksız 100 sayıyı yakalaması kendi azmi ve disiplini kadar, ülkenin demokrasi standardı gözönüne alınınca da anlamlı ve sevindirici.

’80 öncesi döneme özgü açı daralmış olmakla birlikte, örneğin postmodernizm, sivil toplum, kamusal alan, siyasal İslâm, küreselleşme benzeri tartışmalar hatırlanırsa Birikim’in sosyalistlerin gündeminin hâlâ oldukça önünde gittiği söylenebilir. Terminoloji yüklü, uzun ve çetrefilli cümlelerle mücehhez, hattâ konusunun bağlamı ve gündemle teması kolay anlaşılamayan yazılarla karşılaştığımızda bunalsak da, Birikim’in Türkiye’deki akademik olma iddiasındaki yayınlarda bile göremeyeceğimiz titizliği, yazıların dipnotlarını dahi didik didik etme sabrı ister istemez saygı uyandırır, özellikle dergiye yazı verenlerde.

Ailenin kendinden çok şeyler beklenen, eski deyimle tevehhüm edilen, bu nedenle farklı bir standartta değerlendirilen, hatalarına, kusurlarına kardeşleri, kuzenleri kadar hoşgörü gösterilmeyen parlak bir evladı bulunur genellikle. Birikim’i de sosyalizm ailesinin bu tip bir üyesi kabul etmek gerekir.

Bu nedenle okurken de, eleştirirken de, kızarken de, överken de hep yüksek beklentilerin geçerliliği doğal karşılanmalı Birikim için. Ben kendi hesabıma bazılarının hakaret için kullandığı ifadeyle, “Birikim’in bin okuru” arasında bulunmaktan memnunum. 8 yıl 4 ay sonra Birikim’in 200. sayısına erişmek umuduyla.