Anasayfa > Birikim Arşiv > 109 - Mayıs 1998 > Devrim Babalarını da Yer

Devrim Babalarını da Yer

Alex Demiroviç , Çeviren : Tanıl Bora | (Sayı : 109 - Mayıs 1998)

(...)

Öğrencilerle Eleştirel Teori’nin temsilcileri -özellikle Adorno- arasındaki münakaşaların sunduğu manzara, özetle şöyledir:

Eleştirel Teoriciler protesto hareketinin eylemlerine karşı esasen dört argüman ileri sürmüşlerdir: a) Protesto hareketi, Pratiğe öncülük vermekle, eylemci bir karakterdedir. b) Bu, dolaylı reaksiyonlarla meydana getirilen, sözümona bir etkinliktir. c) Bu eylemler muhtemelen karşı tarafın tahrik edilmesine yol açmaktadır. d) Bireyleri ahlâken kollektif eylemlere teslimiyete zorlayıp, onların özerkliklerini ve reşit bir tarzda hareket etmelerini teşvik etmediği için, otoriterdir.

Toplamda ise öğrenci hareketini, yüksek okul reformuyla ilgili somut hedefleri takip etmesi itibarıyla olumlu değerlendirmektedirler. Bu hedefin ötesindeki tasarımlarını ise, bunların toplumun mutlak entegrasyonuna, yani totalitarizme daha da elverişli bir zemin oluşturacakları endişesiyle izlemektedirler.

(...) İlk bakışta, Eleştirel Teori’nin yaşlı temsilcileri ile bu Teori’yi uygulamaya çalışanlar arasındaki ayrılığın aslında salt Teori-Pratik ilişkisine taallûk ettiğini görürüz: Teori’nin analizleri ve davranış normları olduğu gibi benimsenmekte ve eylemin çıkış noktası olarak alınmaktadır. Böylece gerçekleştirilen Pratik ise yaşlılarca reddedilmekte ve bunun sonucunda beliren çatışma Pratiğin yaşlı Eleştirel Teoricileri de hedef almasını beraberinde getirmektedir - veya, dönemin basınında sıklıkla yer aldığı gibi, Devrim sadece çocuklarını değil, babalarını da yemektedir.[1] “Politik bilinci dönüştürmeye girişenler, Adorno’yu bir noktada affedemediler: diyalektik toplum analizi için gerekli eleştirel sözlüğü sunmuş, lakin -kendileri için- tayin edici olan anda, teoriyi pratiğe dönüştürme anında onları yalnız bırakmıştı.”[2]

Çatışmanın, Teori ile Pratik arasındaki süreklilik-kopukluk ile ilgili bir mesele olduğu izlenimini Adorno da, Teori’sini birilerinin molotof kokteylleriyle gerçekleştirmeye kalkacağını asla tasavvur etmemiş olduğunu söylerken mefhum-u muhalifi yoluyla onaylamakta; böylelikle kendi Teorisi ile protesto Pratiği arasında sürekliliği olan bir geçişin olabileceğini telkin etmiş olmaktadır. (...) Teori ile Pratiğin birliğine ilişkin süreklilik anlayışı ve bu yöndeki istekleri, kendi teorik bakış açılarından protestoculara, Adorno’dan kendileriyle dayanışmasını talep etmenin gayet doğal olduğunu düşündürüyordu. Adorno buna, Teori-Pratik ilişkisinde bir süreklilik olmadığını,[3] Pratiğin Teoriden dolaysızca türetilemeyeceğini vaz’eden yeni bir tezle tepki gösterdi - protesto hareketine, dolaysız bir Teori-Pratik birliği anlayışı atfediyordu. Mamafih Teori ile Pratiğin süreksizliği argümanı, Adorno’nun Frankfurt SDS’deki* öğrencilerinin birçoğu için en basit ve açık hakikatti:[4] bizatihi bu durum, toplumun onun hakkındaki teorik kurguyla aynı olmadığının bir kanıtı, iradeci (voluntarist) bir pratiğin mümkün olduğunun teorik koşuluydu.

Münakaşalara katılanların aralarındaki ayrılıkları felsefedeki Teori-Pratik dikotomisiyle belirlemeleri, bu kavram çiftini fazlasıyla çokanlamlı hale getirdi.(...) Teori ve Pratikle ilgili her iki tarafın muhtelif argümanlarını toparlayarak bu manzarayı ortaya sermek istiyorum.

Teori-Pratik Birliği: Teoriye tekabül eden belirli bir politik davranış vardır. Eleştirel Teori bizzat bir amaç değildir; toplumsal gerçekliği değiştirmek gibi bir amacı vardır. Fakat bu argümanla, öğrencilerin protesto hareketi tarafından belirli bir Pratik doğrultusunda ileri sürülen talebin savuşturulması da mümkündür.

Teori-Pratik Sürekliliği: Pratik mantıken, toplumsal koşulları daha iyi kavrayan Teoriden çıkar veya onun tarafından harekete geçirilir. Bu şekilde Teori pratik eylemin bir normu olur. Öğrenciler tam da buraya tutunmakta ve Adorno’yu, bu toplumun üniversite, radyo, basın gibi kudretli aygıtlarını esas alıp bunlara rıza gösterilmesini istemekle, böylelikle de otoritesini ve selahiyetini sol bir kamusallığın yeni biçimleri için kullanmayı reddetmekle itham etmektedirler. O halde Adorno kendi ölçütleri açısından konformisttir. Pratiği Teorinin süreği olarak kabul etmek, aynı zamanda bundan gündelik pratiğe ilişkin sonuçlar çıkararak, Özel ve Öznel olanı, tarihsel değişimlere dayanak olacak bir toplumsal ve politik sürecin uğrağı olarak kavramak demektir.

Teori-Pratik Süreksizliği: Protesto hareketi açısından, tam da kapitalist toplum hakkındaki teorisi anlama kabiliyetinin sınırlarına vardığı içindir ki, sistematik olarak temellendirilmiş bir iradeciliğe sıçrama cesareti gösterilmelidir. Beklenen, Teori ile Pratik arasındaki, Adorno’nun ihmal ettiği boşluğun,[5] bir öğrenme süreci ve devrimci teorinin işlenmesiyle tarihsel olarak yeniden kapatılabileceğidir. Ne var ki Adorno’ya göre bu hiç de arzuya şayan değildir, çünkü böyle olursa, hakim toplumsal eğilimler nedeniyle sadece Teori Pratiğin önceliğine tabi kılınmış olacaktır.[6] Buna mukabil Teori ile Pratiğin ayrılması, “maddi pratiğin kör hakimiyetini” kırdığı ve bu ikisi arasındaki ilişkinin, bu kez Pratiğin zihni taklit edeceği şekilde tersine döndürülmesine işaret edeceği için, ilericidir.[7]

Pratik: Protesto hareketinin bakış açısından, Adorno’nun bu harekete yönelttiği, Pratiğinin Teorisiz olduğu için keyfi-iradi olduğu eleştirisi, temelsizdir. Çünkü hareketin kendisi, Pratiğin, tam da Teori eksikliğinden ötürü zaruri olduğu tespitinden yola çıkmaktadır. Teorinin eksik oluşu, Adorno’ya bakılırsa, toplumun gittikçe soyutlaşıp salt bir maddi bağlam haline gelerek şeyleşmesindendir. Toplumun soyut(laşan) bağlamı, yeniden öğrenilebilir/kavranabilir kılınmalıdır.[8] Öğrenen/kavrayan canlı öznelerin kendiliğindenliği ve değişime dönük pratik istekleri de, teorinin temeline dahildir: “Pratik, Teorinin güç kaynağıdır - yoksa onun tarafından tavsiye olunan bir şey değil.”[9] Öğrenci hareketinin kendiliğindenliğini Adorno da teslim eder.[10] Krahl* buna ilaveten onun değişim isteğine atıf yapar: bu, başlangıç için, bir teorinin önkoşullarını yaratabilecektir. İşte bunu da Adorno reddeder. Onun kanaatine göre, çok soyut bir toplumda neyin özgürleştirici bir pratik olarak görülebileceğini tayin edecek olan, sadece Teoridir. (...) İradeci eylemin tarihsel açıdan uygun olduğu, ancak teorik düşünme yoluyla bilinebilecektir.

Pratik: Krahl’in analizine bakılırsa, kapitalizm doğal (doğa yasalarına mümasil) gelişmesinin son noktasına varmıştı. Bu nedenle Krahl’e, Reform ile Devrim arasındaki tarihsel diyalektiğin sonu gelmiş görünüyordu. Devrim doğrudan doğruya mümkün hale geldiğine göre, Reform tarihsel imkâna ihanet demek olacaktı.[11] Krahl’in, (...) öznel olarak pratikten kaçtığı yolundaki eleştirisine Adorno, “muhalif eğilimleri olabildiğince içrek biçimde ileri sürmek icap ettiği”[12] karşılığını vermişti. Bu içreklik, çıkış noktası somut durum olan reformların desteklenmesi şeklinde anlaşılmalıydı: “Değiştirilmesi gereken, tek tek insanların reel hayatlarıdır”, demişti Adorno Nisan 1968’deki Sosyologlar Kongresi’nde.[13] Tarihsel durumu mutlak bir tarzda entegre edilen ve yönetilen bir topluma geçiş tehlikesini barındıran bir durum olarak dramatize ettiği içindir ki Adorno, reformların yeni bir tarihsel dinamiği harekete geçireceğini umabiliyordu. Reformlar kurumsal oyun alanını genişletebilirdi ve bu alanda küçük sapmalar/kaymalar hâlâ mümkün olabilirdi: “hep aynı olandan küçücük sapmalar ne denli çaresizce olursa olsun, Bütünden sapmayı/ayrılmayı temsil ederler: umut, bizzat farkın kendisindedir, o küçük sapmaya sığınmıştır.”[14] Ne var ki Reform tikel bir düzeltme olarak kalmamalıdır, Bütünü değiştirme perspektifine oturmalıdır: en nihayetinde toplumsal bütün tarafından dolayımlanışının sınırlarına çarpacağını bilmelidir. Bütün’ü üstüne eleştirel düşünme yoluyla içermek suretiyledir ki, Reform içrek olmaktan çıkar.15 İçrekliğin içinden Bütün’ün sınırlarına doğru bu atılım sürecini öğrenci hareketi zaten katetmekte olduğunu, hatta katetmiş olduğunu düşünüyordu. Her münferit edimin kapsamlı bir radikalleşme ve politikleşme sürecinin parçası olduğu, hareketin ve eylemin gerisine düşüp potansiyel bir hain olmamak için de daima bu sürecin zirvesinde yer almak gerektiğini düşündüren bir zaman kavrayışı ve yaşam duygusu içindeydiler.[16]

Pratik: Bizatihi pratik -özgürleştirici politik pratik de- sorunludur, zira kişinin/öznenin bekasıyla, çalışmayla, hürriyetsizlikle, hayat gailesiyle sıkı sıkıya ilişkilidir. Pratik kaçınılmaz ise de, esas hedefi, “kendi kendini ortadan kaldırmak” olmalıdır.[17]

Teorinin Kendisi Pratiğin Bir Suretidir:[18] Adorno’nun bu formülü çiftanlamlıdır. Çünkü Teorinin hâlâ kapsamlı bir toplumsal pratiğin bir uğrağı olduğu anlamına gelebilir. Protesto hareketinin meselesi de, özgürleştirici Pratik ile Teori arasında bu şekilde, tarihsel açıdan yeni olan karmaşık bir bağ geliştirmekti. Buna karşılık Adorno, Teorinin Teori olmak sıfatıyla “Hürriyetin Naibi” olduğunu ve düşünmenin kendi kendisini aşan bir ucu açıklık taşıdığını vurgular. Teori, Pratiği aşan Pratiktir. Düşünme edimi, öfkeyi toplumsal durumların üstünde bir yere çıkartıp yüceltmesiyle ve Genelin aracısı olmasıyla, toplumsallığın şiddet içeren bağlamına iştirak etmez. “Düşünen, kendisine dayatmada bulunmak zorunda olmadığından, başkasına da dayatmada bulunmak istemez. Düşünenin gözünde ışıyan mutluluk, insanlığın mutluluğudur.”[19]


Teoriyle Pratik arasındaki diyalojik farklılıkların kendisi de çok büyük ölçüde tarihsel durumun değerlendirilmesiyle ve bundan çıkarılacak neticelerle ilgili farklılıklar tarafından belirleniyordu. Protesto Hareketi belli ki kendisinin Eleştirel Teori’yi gayet seçici ve idealize edici bir tarzda alımlamış olduğunu, daha önemlisi, Eleştirel Teori’nin eski pozisyonlarını özeleştiriden geçirerek değiştirmiş ve böylelikle eleştirel entellektüellere toplumsal süreçte yeni bir rol vermiş bulunduğunu gözden kaçırıyordu.

Zira Horkheimer’in daha eski düşüncelerinden çıkardığı neticelerle kapitalizmin doğal gelişmesinin sonuna geldiğini söyleyen ve iradeciliğin zorunluluğunu buna dayandıran Krahl’den farklı olarak Adorno ile Horkheimer, Marx’a ve liberal kapitalizmin onun tarafından analiz edilmiş olan yasalarının geçerli olduğuna “neredeyse hırçın bir ortodokslukla”[20] sarılıyorlardı.

(...)

Öğrencilerin protesto hareketinin pratiği birçok veçhesiyle Eleştirel Teori’ye derinden bağlıydı. Mamafih bu Teori’yi temellük edişlerinin somut biçimi, çok geçmeden, onu onyıllar süren bir kuramsal çalışmayla formüle etmiş olanların direncine çarptı. Buradan doğan münakaşalar içinde çoksesli bir söylemsel eylem alanı oluştu. Bu alanın sınırları eşit ölçüde hem Eleştirel Teori’nin hem de öğrencilerin protesto pratiğinin sınırına işaret eder. Eleştirel Teori’nin hedefi, Teori ve Pratik aracılığıyla, entegrasyona zorlayan total/mutlakçı topluma yönelik, önüne geçilmez görünen gidişi engellemekti. Eleştirel Teori, Pratiği, esas itibarıyla araçsal nitelikli ve söz konusu gelişmeyi onaylayıp hızlandıran bir tavır olarak damgaladı. Bu, bir Pratik olarak muhalefet pratiği için de geçerliydi. Adorno’ya göre toplum, tek ve çizgisel bir gelişme mantığı çerçevesindeki [bu Pratikle], bir totalite haline gelerek kapanmasını/tıkanmasını tamamlardı ancak. Bir toplumun sosyal, yani ekonomik, politik ve kültürel, teorik ihtilaflar içinde olgunlaştırıp kabul ettirilecek muhtelif gelecekler ve gelişme yolları tanıması, onun düşünemeyeceği bir şeydi: bir toplumun daima, tercih ettikleri gelecek perspektiflerini izleyen ve kapitalist üretim ilişkileri çerçevesinde gittikçe müşkülleşen bir uzlaşma dengesi bulmak zorunda olan muhtelif sosyal güç ve çıkarların neticesi olduğunu düşünemezdi. Adorno’ya göre bu global gelişmenin yegane alternatifi, belirli/belirlenimli yadsımaydı - diyalektik olarak tamamen Farklı olana dönmesi gereken belirlenimli yadsıma. Ne var ki belirlenimli yadsımanın kendisi daima bir şekilde soyut kaldı: o sadece bir “itiraz” ve “direniş”ti,[21] hangi toplumsal hedeflerin nasıl takip edileceğine dair bir tasarım yoktu. Doğru’yu salt Yanlış olana yaptığı atıfla bulmayı bekleyen negatif diyalektiğin sınırı buradaydı işte.

(...)

Nihayet Protesto Hareketi de zorunluluk-özgürlük diyalektiğini kavramayı, yani antagonist ilişkiler olarak toplumsal ilişkilerin bizatihi özgürlük uğrağınca yeniden üretildikleri ve bu sebeple özgürleşmenin asla iradeci biçimde değil, ancak yapısal olarak mümkün olduğu vakıasını ıskalamıştı. Horkheimer bir keresinde Protesto Hareketinin bu merkezî sorununa işaret etmiştir: “Öğrencilerin ayaklanmasının somut bir hedefi yok Öğrencilerin, gerçi bağıra çağıra toplumun altüst olmasını, değişmesini istedikleri fakat şu üç sorunun cevabını hâlâ bize borçlu olduklarına ilişkin ithamlar haklı olarak ileri sürülmüştür: Yeni toplum hakkındaki tasarımınız nedir? Toplumu kim değiştirecek? Ve nihayet: bu toplumu henüz belirginlik kazanmamış olan o iyi topluma dönüştürmek için hangi araçlar kullanılacaktır?”[22] Bu sorulara cevaplar verildi gerçi - mamafih Eleştirel Teori’nin genelde temsil ettiği suret yasağı çerçevesinde, negatif (diyalektik) yöntemiyle.[23]

Adorno ve Habermas tarafından sunulan tek araç, teori ve tartışmaydı - ne var ki, mutlakçı bir tarzda konan, mevcut prosedürler ve toplumsal şartlar içinde yürütülmesi gereken ve pratik hedeflerle somut toplumsal eylemlerin tartışılmasını araçsalcılıkla damgalayarak tabulaştıran bir tartışma.[24]

Böyle bir vaziyette, geleceği bağlayan geçmişten kopmak ve toplumsal perspektifi açmak söz konusu olduğunda burjuva toplumunun Fransız Devriminden beri hizmete sunduğu şüpheli bir mirasa başvurmak -Marx’ın eleştirisinin oluşturduğu geleneği tamamen yanlış anlayarak- herhalde en yakın yoldu: bu da politik devrimdi. (...) Ne var ki Eleştirel Teori’nin temelinde yatan politik felsefenin sonucu olarak “belirlenimli yadsıma” anlamındaki sosyal devrim pratiği de soyuttu ve tavizsiz bir Politika ve Ahlâk[25] erdemine, tam da bunun bir kabiliyetsizlik olduğu noktada bağlılığını bildiriyordu açıkça. Her şeyi kolaylaştıran bir şekilde bugünden o zamana baktığımızda, eleştirel olarak söylenebilecek şey şu ki; uzlaşma ve kopuş araçlarına bilinçli bir şekilde başvurabilen somut ve hedefli bir belirlenimli yadsıma anlayışının benimsenmiş olması halinde, devrimci retorik, kişisel kırgınlıklar ve bireysel trajediler daha az olur, davanın kendisiyle ilgili ise daha fazla şey kalırdı elde - hareketin birçok katılımcısına özgürlükçü hedefleri kovalamada daha uzun bir nefes kazandırdı bu da. (...)

Çeviren TANIL BORA

(*) Bu metin, Demiroviç'in 1989’da yazılmış “Temelsiz Politika - Teori ve Politika Üstüne Diyaloglar” başlıklı makalesinin geliştirilmiş biçiminin bir parçasıdır. Alex Demiroviç’e yazısının kısaltılmasına izin verdiği için teşekkür ederiz; yardımı için ayrıca İmran Ayata’ya teşekkürler.

[1]Schulenburg’un Spiegel’e yazdığı ve sonra birçok gazetede yer alan okuyucu mektubu (23/1969).

[2]Frankfurter Rundschau, 24.4.1969.

[3]Theodor W. Adorno, Marginalien zur Theorie und Praxis, Toplu Eserler içinde, s. 780.

(*) Alman Sosyalist Öğrenci Birliği - ç.n.

[4]Detlev Claussen/Regine Demitzel, Universitaet und Widerstand, s. 6.

[5]Manfred Clemenz, Frankfurter Rundschau, 20.4.1968.

[6]Theodor W. Adorno, Resignation, Toplu Eserler içinde, s. 795.

[7]Theodor W. Adorno, Marginalien zur Theorie und Praxis, Toplu Eserler içinde, s. 768.

[8]Adorno öğretim pratiğini öğrencilerin bilgi selahiyetine bir katkı olarak kavrar: Theodor W. Adorno/U. Jaerisch, Toplu Eserler içinde, 8. cilt. Adorno’da öğretim işletmesindeki teorik pratik üstüne görüşlerini daha yakından tasvir etmeye yerimiz müsait değil. Bkz. Alex Demiroviç, Frankfurter Schule - zum Verhaeltnis von Kritischer Theorie und Soziologiestudium am Institut für Sozialforschung (1950-1966), H. Steinert, Die (mindestens) zwei Sozialwissenschaften in Frankfurt und ihre Geschichte. Studientexte zur Sozialwissenschaft içinde, Frankfurt/Main 1990. Yine de en azından, 1968 yaz sömestrindeki derslerinin, öğrencilerin protesto hareketinin bilgi/öğrenme yapısına ve tartışmalarına müdahale etmeye dönük denemeler olduğu tezine dikkat çekmeliyiz. Burada da öğrencilerin tepkisini davet etmesi kaçınılmaz olan bir bileşen mevcuttur. Zira Adorno, öğrenci hareketini bilme yeteneğinden mahrum görmekte, buna kendisini ehil saymaktadır. Onun anlayışında toplum bir bütün olarak ancak teorik olarak kavranabileceği ve Teori kavramsal yolla iletilen bilgi tecrübesi üzerinden bir bütün olarak toplumu açıkladığı içindir ki Adorno, toplumsal gelişmenin mevcut durumunu belirleme imtiyazını sahiplenir. Bir döngü oyunudur bu: Öğrenciler Adornocu anlamıyla manipülasyon düzenini delme iddiasındayken, Adorno onlara bunu caiz görmez ve eleştirel toplumsal bilgiyi kendisine münhasır sayar.

[9]Theodor W. Adorno, Marginalien zur Theorie und Praxis, Toplu Eserler içinde, s. 782.

[10]Theodor W. Adorno, Resignation, Toplu Eserler içinde, s. 797.

(*) ’68 Alman öğrenci hareketinin fikrî liderlerinden.-ç.n.

[11]Reformlarla ilgili eleştirisini Krahl sonradan düzeltmiştir. Aktif grev kampanyası sırasındaki azamici ve uzlaşmaya ehil olmayan politikasının özeleştirel analizinde, devrimci bir stratejide reformların sunduğu diyalektik imkanları vurgular. Hans-Jürgen Krahl, Konstitution und Klassenkampf, s. 321.

[12]Theodor W. Adorno/Ursula Jaerisch, a.g.y., s. 31.

[13]Theodor W. Adorno (ed.), Spaetkapitalismus oder industriegesellschaft?, s. 101.

[14]Theodor W. Adorno, Kultur und Verwaltung (1960), T. Eserler içinde, s. 146.

[15]Theodor W. Adorno, Marginalien zur Theorie und Praxis, agy., s. 759; Theodor W. Adorno, Erziehung zur Mündigkeit. Vortraege und Gespraceche mit Hellmut Becker 1959-1969, ed. Gerd Kadelbach, Frankfurt/Main 1970, s. 155.

[16]Theodor W. Adorno, Marginalien zur Theorie und Praxis, s. 774; Bernd Rabaehl, Am Ende der Utopie, West-Berlin 1988, s. 724.

[17]Theodor W. Adorno, Marginalien zur Theorie und Praxis, s. 769.

[18]Agy., s. 761; Theodor W. Adorno, Resignation, s.798.

[19]Theodor W. Adorno, Resignation, s. 798.

[20]Negt, Spiegel’e gönderdiği okuyucu mektubunda (2.2.1970) bu ifadeyi Adorno’yu arkadaşı Horkheimer’e karşı savunmak için kullanır - Horkheimer dindarlığa yöneldiği son döneminde söylenenlere göre Marx’a mesafelenmiş ve “Mesihçiliğe” düşmüştür. Bkz. Alex Demiroviç, Wahrheitspolitik. Zum Problem der Geschichte der Philosophie, Sigrid Weigel (ed.), Flaschenpost und Postkarte içinde, Köln/Weimar/Viyana 1994.

[21]Theodor W. Adorno, Erziehung zur Mündigkeit, s. 153.

[22]Max Horkheimer, Spaene. Notizen über Gespraeche mit Max Horkheimer, in unverbindlicher Formulierung aufgeschrieben von F. Pollock, s. 424.

[23]Lefevre, Frank Wolff/Eberhard Windaus, Studentenbewegung 1967-69 içinde, Frankfurt/Main 1977, s. 93.

[24]Rudi Dutschke, Die Widersprüche des Spaetkapitalismus, s. 73.

[25]Hans-Jürgen Krahl, Konstitution und Klassenkampf, s. 23.