Anasayfa > Birikim Arşiv > 132 - Nisan 2000 > Necmi Erdoğan'a Katkı: “Mensubu Olduğumuz Sınıfın Analiziyle Başlamalı...“

Necmi Erdoğan'a Katkı: “Mensubu Olduğumuz Sınıfın Analiziyle Başlamalı...“

Ersan Ocak | (Sayı : 132 - Nisan 2000)

1. “Toplumsal sınıflara yapılan her atıf arkaik bir ideolojik tavrın ifadesi muamelesi görebiliyor… Öteki tam da adı telaffuz edilemeyecek olan olduğuna göre, alt veya madun sınıflar konusundaki bu suskunluk basit bir ihmal değil, bir ideolojik semptomdur.”

İçine doğduğumuz dünyanın “kendiliğinden”/“doğallıkla” -neredeyse hikmetinden sual olunmaz diyeceğim- barındırdığı ve bize yaşamın gerçekleri olarak sunulan çelişkilere itiraz etmeden ve hattâ bu çelişkileri görmeden ya da görmezden gelerek, var olan düzene entegre olmaktan başka çare -“bir başka yol” ifadesini bile kullanmıyorum, kullanamıyorum, bu hali anlatmak için- olmadığı kavrayışıyla yaşıyoruz. Yaşamı sorgulamak, bireyin özgürleşmesinin kendinde olduğu kadar toplumsalda da yattığı gerçeğini görmezden gelmek, paçamızı kurtarmaya çalışmak tüm yaptığımız. Olur ya, bir gün bizi içine alarak çevreleyen bu yaşama başka bir açıdan bakmak istersek; bu bakış noktasını da toplumsal sınıflar ve bu sınıflar arası çelişkilerden doğru yapsak…

Aldığımız ilk tepki, arkaik bir dönemin kalıntısı olmakla suçlanmak oluyor. Bu suçlamanın kendisi, artık toplumsal sınıf ayrımının ortadan kalktığını iddia edememekle birlikte, toplumsal sınıf analizine dayalı yaklaşımların zamanımız gerçeklerini kavramaktan uzak olduğu?.. Oysa, toplumsal sınıf analizine, bugünün tartışma (ve akademik çalışma) alanlarından bir daha bakıldığında, meseleleri kavramakta daha açımlayıcı noktalara ulaşmak ve daha derinlemesine analizler yapmak mümkün olabilir.

Mensubu olduğumuz toplumsal sınıfın analizini yapmakla başlamalı. Bunun dışında kalan, öteki-ler olarak tarif ettiğimiz sınıflara bakışımızı, kavrayışımızı da ortaya koyacaktır böyle bir başlangıç. Bunu yapmaktan uzak duruyoruz. Bunun arkasında yatan; kendimizin, en yakınımızdakilerden başlayarak çevremizdekilerin ve genelleştirerek mensubu olduğumuz toplumsal sınıfın bütününün, gündelik yaşamından başlayarak, zihniyet dünyasını açığa vuracak olan çelişkiler. Sonuç, açıklıkla görülecektir ki, yaşamımızda her şey yolunda gidiyormuş gibi görünürken, dayanamayacağımız, tahammül edemeyeceğimiz çelişkiler içinde olduğumuz. Hattâ, bu çelişkilerin mensubu olduğumuz toplumsal sınıfı kendi içinde bugün için farklılaştıran (ya da farklılaştırıyor gibi gözüken) toplumsal hareketlerin, siyasî duruş noktalarının ortak paydalar taşıdığı gerçeği. Orta sınıf ya da küçük burjuva solcuların, Kemalistlerin, İslâmcıların, feministlerin ya da benzer hareketlerin içinde olanların aynılaştığı yaşamsal duruşların, tavırların, bakışların olduğu…

Temizlik-pislik meselesi, bu noktadan bakıldığında, tam da böyle bir tartışma alanını oluşturabilir, oluşturuyor. Temizlik-pislik meselesi bizi biz yapan temel değerleri ve bu değerler dışında kalanları işaret ediyor. Evimizde temizlikçi kadın çalıştırmanın gerekliliğini, buna ayıracak ne vaktimiz ne de gücümüz olduğunu söyleyerek meşrûlaştırıyoruz ilkin. Biz bu vakti ve gücü temiz mesleklerimizde daha temiz kariyerler kazanmak; sosyal yaşantımızda sinemaya, tiyatroya, sergilere gitmek gibi temiz faaliyetlere daha fazla zaman ve güç saklamak; kitap okuyarak, konferanslara, panellere giderek temiz bilgilerimizi genişletmek; derneklerde, vakıflarda çalışarak dünyayı daha temiz hale getirmek için kullanıyoruz… Evimizin temizliğiniyse temizlikçi bir kadına yaptırıyoruz. O kadının temiz bir mesleği yok, temiz sosyal faaliyetler onun kavrayamayacağı şeyler, temizlik pratiğine dair bilgiler dışındaki bilgileri danışsa da danışmasa da ona biz sağlarız ve dünyayı/yaşamı dönüştürmek gibi eylemlerse ona çok uzak… Diğer yandan yaptığımız her iş ya da eylemin onun ve onun gibilerin yaşamını değiştirecek, dönüştürecek iddiasındayız, gizli gizli.

Kendimizin ve toplumsal sınıfımızın çelişkileriyle yüzleşemiyoruz ki, evimize gelen temizlikçi kadının gözlerine bakabilelim. Daha temiz bir dünyayı kurmak adına, öteki-ler-in pisliklerini yazıp dökerken, ayağımızın altındaki halının nasıl temizlendiğini aklımızın ucuna getirmiyoruz ki, meseleleri daha derinden ve gerçeklere yaklaşarak, yüzleşerek kavrayalım. Kendimizi öylesine meşrûlaştırmış, içine doğduğumuz toplumsal sınıfın doğrularına öylesine bağlanmış, onları sorgulamadan öyle kabullenmişiz ki, toplumsal sınıfımıza başka bir noktadan bakmamız olanaksızlaşmış. Bunun sonucu olarak öteki-ler-den doğru kendimize bakmamız imkânsızlaşmış. Beraberinde, kendi duruş noktamızdan onları değerlendirmemiz ne kadar doğru ve gerçeğe yakın olabilir?..

2. “Bu tartışmayı aktarmamızın nedeni, ‘aşağı/yukarı’ hiyerarşisiyle ilgili zihniyetler tarihine ilişkin önemli ipuçları vermesidir. Bugünden bakıldığında, emir erleri konusundaki bu hassasiyet garip görünmektedir. Emir eri uygulamasını şiddetle savunan komutanların bile -‘bir subayın her türlü hizmetlerinden başka bir de aşçıya ihtiyacı vardır’ diyen Korgeneral Ş. Gürler hariç- erlerin evin kapısından içeriye girmesini kabul edemedikleri düşünüldüğünde, bugün orta sınıflar arasında gündelikçi kadın çalıştırma pratiğinin oldukça yaygın hale gelmesi epey yol katettiğimizi göstermektedir”.

Bugün orta sınıf, daha başka bir ifadeyle küçük burjuva, tarihsel olarak savunduğunu iddia ettiği ilkelerin kendi sınıfsal konumuyla nasıl da çeliştiğini daha açık olarak yaşamaktadır. Bayağı bir insan sevgisi eşliğinde eşitlik, özgürlük ve adaletin yorulmaz savunucusudur o. Kendi zihniyet dünyasını biraz kurcalayacak olursa, savunduğunu iddia ettiği bu ilkelerin nasıl kendi altını oyduğunu görecektir. Yine, aynı nedenle, ilkesel düzeyde savunduklarını gündelik yaşamında nasıl işine gelirse öyle gerçekleştirdiğinin tarihidir bu. Hegemonik ilişkileri kuruş biçimleri hep iyi niyete dayalıdır ve cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla kaplıdır. Temizlikçi kadına evini temizlettirirken; bir evin, aile için -o günkü güncelliğinde- nasıl temiz bir yuva olması gerektiğini gösterir herkese, tabiî temizlikçi kadına da. Evinin temizliğinin sorumluluğunu üstlenmekten daha öncelikli işleri vardır onun. Bu nedenle, iş imkânı da sağladığı daha alt sınıflardan birileri yapabilir bu işi onun yerine. Ayrıca, böylelikle, işgücü piyasasında eşitliksiz durumdaki bir kadına daha iş imkânı sunulmuş olur. Zaten vasıfsız kadın işgücünü başka ne tür bir alanda kullanmak mümkündür ki?.. Hem bu temizlikçi kadınlar ataerkil aile yapıları içinde, para kazanmaktan gelen güçleriyle, daha özgür bir konum da elde edebilirler?..

Küçük burjuvanın zihniyet dünyasının kaypaklığı ortadadır: Yaşam mekânını kendi temizlemek yerine, kendi yaptığı iş ve eylemlerle kıyaslandığında, zaman ve güç kaybından başka bir şey olmayan bu “aşağı” işleri daha “aşağı” sınıflara aktararak lütfetmektedir. Ev temizleme “aşağı” işini halen kadının görevi sayan ataerkil zihniyeti kollamakta ve korumaktadır. Kadın ve erkek birlikte bu işi yaparak ev yaşamını eşitleştirmek, özgürleştirmek yerine, burjuva erkeğinin kadınına verdiği destekle -‘sen de en az benim kadar çalışıyor ve yoruluyorsun, bul bir kadın gelsin temizlesin’- ne burjuva kadını ne de burjuva erkeği eşitlik ve özgürlük adına hiçbir katkıda bulunmadan, tam tersine, çağdaş görünümleri altında ataerkil hegemonik bir ilişkiyi kendi dışlarına yansıtarak bundan sıyrılmaktadırlar. Kadının işgücü piyasasındaki eşitsiz konumundan şikayetçi burjuva kadını, buna bir anlamda destek vermektedir. Burjuva erkeği ise bu meseleyle mücadele etmesi gerekenin kadın olduğunu savunarak, sözde kadını desteklemekte ama aslında kadın-erkek eşitliği alanındaki ikiyüzlü tavrını sürdürmektedir…

3. Orta sınıflar ya da daha doğrudan kavramsallaştırmayla küçük burjuva, değerli vaktini ve gücünü doğrudan ya da dolaylı olarak sermayenin hizmetine sunarken, emeğinin sömürüldüğünden dem vurur. Kulluk ifadesini ağzına almayı tercih etmese de, hattâ bunu aklından bile geçirmese, kendine lâyık görmese de aynı şeyi aşağıdakilere yansıtır. Evini temizletmek için bulduğu kadında aradığı “güvenilirlik”, “eli yüzü düzgünlük”, “sorumluluk sahibi olma”, “sadakat” ve benzeri özelliklerin, bir işe girerken kendisinde de arandığına ayıkamaz bir türlü. Bir yansıtma teknolojisi devrededir. Sermaye ona, o da aşağı sınıflara yansıtır. Necmi Erdoğan’ın tespit ettiği önemli bir nokta da, bu yansıtma teknolojisinin temizlikçi kadınlar tarafından onların yaşadığı çevrelere de taşınabilmesidir. Bu durum, toplumsal sınıf bilincinin oluşmadan parçalanmasına neden olan etkisiyle düzenin sağlamlaşmasına yaramaktadır. Sanki bir üst sınıfın özelliklerine ve imtiyazlarına gerçekten sahipmiş gibi bir etkinin toplumsal sınıflar içine sızması sınıflar arası çelişkilerin ortadan kalktığı yanılsamasını yaratabilir. Bu yanılsama lumpenleşme demektir.

4. Lumpenleşme, sınıfsal bilincin kaybedilmesi, beraberinde düzenin biçimsel ve sembolik değişimler dışında özünün korunmasına götürür bizi. Bir üst sınıftan aşağıdakine ya da aşağıdakilere doğru geliştirilen stratejiler, aşağıdan yukarı doğru da taktikler olarak çalışır. Küçük burjuva tarafından temizlikçi kadın için hep şüphe konusu olan dedikodu, iş savsaklama, küçük burjuvanın taleplerine rağmen temizlikçi kadının bildiğini okuması, temizlikçi kadının burjuva evine eşyaları kırıp dökerek zarar vermesi gibi eylemler küçük burjuvanın her fırsatta bir üst sınıfa karşı kullandığı benzer taktikler değil midir? Burada önemli olan, düzenin bunu öngörerek önlemlerini alması ya da alıyormuş gibi yapmasıdır. İkinci olarak da, taktikler ancak kısa erimli rahatlamalar ya da zaferler olabilir. Yapısal bir dönüşümün uzun erekli bakışına yol açmazlar. Küçük burjuvanın elinden alınan bu geniş görüşlülük, onun tarafından da aşağı sınıfların elinden alınır. Bugünden yarına işleyen dar zihniyet dünyası genişlerken, geleceğe dair tahayyüller ve hayaller kaybolur…