Anasayfa > Birikim Arşiv > 133 - Mayıs 2000 > Kıbrıs'ta “Cumartesi Gecesi Ateşi“

Kıbrıs'ta “Cumartesi Gecesi Ateşi“

Serkan Seymen | (Sayı : 133 - Mayıs 2000)

Başlık Hürriyet gazetesinden. 16 Nisan günü “Sandıktan ikinci tur çıktı” başlığı ile KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yer veren Hürriyet, “Notlar” başlıklı sütunda şöyle bir nota yer vermiş: “İkinci turun 23 Nisan Bayramı’na denk gelmemesi için seçimler Pazar günü yerine Cumartesi yapılınca adaylar ve halk “Cumartesi gecesi ateşi” yaşadı.

“Cumartesi gecesi ateşi”... John Travolta’nın ünlü filminden mülhem bir benzetme. Travolta’nın filmi dans, parti, disko ortamlarında geçen eğlencelik bir film. Doğu Akdeniz’de yer alan küçük bir adanın kuzeyinde kurulu, İstanbul’un büyük bir semtinden bile daha az seçmeni olan küçücük bir devlet. Halk tarafından seçilen, elinde filesi pazara giden bir cumhurbaşkanı, aynı gün gece yarısını geçmeden belli olan seçim sonuçları, aynı adaylar, aynı sonuçlar, eğlenceli, renkli seçim kampanyası... Bir de buna deniz, güneş, temiz hava, cennetten bir köşe klişelerini ekleyin. Aslında belki de Travolta’nın filmini aratmayacak bir “parti ortamı”...

Öyle midir, değil midire girmeden önce seçim sonuçlarına bir göz atalım. KKTC’deki yarışa katılan adaylar Türkiye medyası tarafından ikiye ayrılarak verildi gazetelerde. Kıbrıs Türk toplumunun değişmez lideri Rauf Denktaş ve politik olarak Denktaş’tan ne gibi bir farkı olduğu sorusuna ısrarla yanıt “veremeyen”Başbakan Derviş Eroğlu ile siyasi yelpazenin solunda yer alan ve aynı zamanda Eroğlu’nun başında bulunduğu Ulusal Birlik Partisi ile koalisyonda yer alan Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin adayı Mustafa Akıncı ile Cumhuriyetçi Türk Partisi adayı Mehmet Ali Talat gazeteler tarafından “A tipi adaylar” olarak anıldılar.

Bir de “B tipi” adaylar vardı: Yurtsever Birlik Hareketi adayı, Kuzey Kıbrıs’ın en muhalif gazetesi Avrupa’nın başyazarı, eski sendikacı ve Kuzey Kıbrıs’ın ilk siyasî suçlularından Arif Hasan Tahsin, yine Avrupa gazetesinin yayın yönetmeni Şener Levent, Kıbrıs Türk toplumunun ilk lideri olarak kabul edilen Faiz Kaymak’ın oğlu Ayhan Kaymak ve son olarak da Turgut Avşaroğlu.

Adaylar arasındaki en temel fark en başta Rauf Denktaş dışındaki tüm adayların öncelikli olarak Rauf Denktaş’a oy verilmemesi üzerinden hareket etmeleriydi. “A tipi” ile “B tipi” arasındaki en büyük fark ise en başta Türkiye ile olan ilişkiler için ön gördükleri programda yatıyordu. “B tipi” adayları Türkiye’nin Kıbrıs politikasını sonuna kadar eleştiriyorlar ve KKTC’nin Ankara güdümlü politikaların etkisinden çıkması gerektiğini savunuyorlardı. Hattâ, Şener Levent gibi adaylar 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasındaki hakları geri istediklerini, Güney’deki parlamentoda Kıbrıslı Türkler’e ayrılmış olan 24 sandalyeye geri dönmek istediklerini açıkça ifade ediyorlardı.

“A tipi”nin iki “sol” partisi TKP ve CTP ise Kıbrıs sorunun çözümüne, KKTC’nin Türkiye ile olan ilişkilerine dair eleştirel sözler sarf etseler de sonuçta ılımlı bir hava yaratmaya da özen gösterdikleri ve bir şekilde artık KKTC’nin kaderinin Türkiye’nin elinden geçtiğini kabullendikleri için, artık onlara “birinci sınıf aday” statüsü verilmişti.

“GÜZELLİK YARIŞMASI”

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, Türkiye medyası daha ziyade Süleyman Demirel’in görev süresinin uzatılması, uzatılamayacağı belli olunca da yerine kimin geleceği tartışmalarına kaptırdığı için KKTC seçimlerine pek ilgi duymadı. Ama zaten, Türkiye gazeteleri Denktaş referanslı hamasi haberler ya da tesadüfen yapılmış bir “kıyak gezi” sonucu edinilmiş “yeşilada, deniz, güneş, çağdaş lider Denktaş” minvalli yazılar dışında Kıbrıs’a pek ilgi duymaz. Haksız bir tavır da olmayabilir, çünkü Kıbrıs ile ilgili haberler pek de kimsenin ilgisini çekmez. Sonuçta, haber satışa çıkardığınız bir maldır ve kimsenin satın almayacağı bir malı arz etmenize gerek yoktur!

Ancak seçimler yaklaşırken Türkiye gazetelerindeki köşe yazarları da uzaktan “akıl verme” seanslarına başladılar.* Herkes seçimin esas yarışmacıları hususunda da hemfikirdi; “Kıbrıs’ta Denktaş mı Eroğlu mu?” başlığı ile verildi haberler. Başbakan Eroğlu’nun, Denktaş’tan farklı neyi savunduğunun bir türlü anlaşılamaması, Rauf Denktaş’ı bile espri yapmaya itti: “Seçimi güzellik yarışmasına çevirdi. Gerçi güzellik yarışması yapılsa da ben kazanırım”.

İLK TURUN ARDINDAN

Seçim öncesi her zamanki gibi favori Rauf Denktaş idi. Kıbrıs Türkler’inin “daimi lideri” son 27 yılı Cumhurbaşkanı sıfatı ile geçirmişti. Ankara’yı kendi istekleri doğrultusunda ikna etme konusunda hayli başarılı olan, “çözümsüzlük politikası”nın en iyi uygulayıcısı Denktaş, sadece 1981 yılında sol tandanslı aday Ziya Rızkı karşısında seçimi kaybetmiş, ancak Ziya Rızkı taraftarları konvoylar halinde sevinç gösterileri yaparken, bir şekilde resmî galip ilân edilmişti. Sonuçta Denktaş, seçimi kaybettiğinde bile kazanabilen bir politikacıydı. Üstelik KKTC’nin 250 bin kişilik nüfusunun bugün sadece 60 bin kadarının Kıbrıslı olduğu tahmin ediliyor. (Tahmin ediliyor; çünkü resmî olarak bu rakam asla doğrulanmış değil, bilinmiyor.)

1974 yılından bu yana Ada’dan başta İngiltere olmak üzere çeşitli ülkelere göç edenlerin sayısı için belirtilen rakam ise 100 bine yakın olduğu yolunda. Dolayısıyla daima Ankara’nın müdahalesinde gerçekleşen önce KTFD, sonrasında KKTC şeçimleri aynı zamanda giderek azalan ve onların yerine “anavatan”dan göç eden seçmenler etkisi altında. 1981’den bu yana muhalefetin Denktaş karşısındaki gücü giderek azalmış durumda.

Seçimler öncesi tüm adayların ortak noktası “çözümden” bahsetmeleri oldu. Çözüm önerileri farklı olsa da Rauf Denktaş bile artık yolun sonuna gelindiğini, çözüm yolunda adım atılacağını ve Türkiye ile birlikte AB’ye girileceğini seçim vaadi olarak sunuyordu.

2000 seçimleri Kıbrıs tarihinin yüzde 75.7 ile 1976 seçimlerinin ardından en düşük katılımlı seçimi olarak görülüyor şu an. Bir önceki seçimlerdeki katılım oranı yüzde 85.9. Seçimlerde protesto için toplu halde oy kullanmayan köylere bile rastlanıldı bu defaki seçimlerde. Adayların aldıkları oy oranları ise şu şekilde açıklandı:

Rauf Denktaş (Bağımsız) 43.67, Derviş Eroğlu (Başbakan - UBP) 30.14, Mustafa Akıncı (Başbakan Yardımcısı - TKP) 11.70, Mehmet Ali Talat (CTP - 10.03), Arif Hasan Tahsin (YBH) 2.06. Diğer üç bağımsız adayın oyları ise yüzde 1’in altında kaldı.

Bu sonuçlarla ortaya çıkan ikinci bir durum da şu: Kıbrıs’taki seçimlerde sol oylar da bugüne dek rastlanmış en düşük oranı yakaladı. Rauf Denktaş ise 1995 seçimlerinin ilk turunda aldığı oy oranının yaşlaşık üç puan üzerine çıkmayı başardı. (1995’de ilk turda yüzde 40.40 almıştı. Derviş Eroğlu’nun oyları ise yüzde 24.19 oranındaydı.)

Bu sonuçlarla, ilk turda oyların yüzde 51’ini alan hiçbir aday olmadığı için seçim ikinci tura kaldı. Bu satırlar yazılırken, seçimin ilk iki sırasında oy toplayan iki adayı Rauf Denktaş ve Derviş Eroğlu ikinci tur için hazırlıkarına başlıyorlardı.

“DEMİREL’DEN SONRA DENKTAŞ DA MI?”

Seçimler öncesi KKTC’de bir sürprizin yaşanabileceği ve “Anavatan”dan sonra “Yavruvatan”ın da yıllardır başta olmasına alıştığı isme veda edeceğini söyleyenler olmuştu. Özellikle yaşanan son bankalar krizinin ardından tepki oylarının seçimde etkili olacağı seçim öncesi yapılan yorumların başında geliyordu.* Hattâ ilk turda Derviş Eroğlu’nun Denktaş’ın önünde yer alacağı bile söyleniyordu. İki yıl önceki yerel seçimlerde Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş’a kurdurduğu DP’ye giden oyların UBP’ye geri geldiği gözlenmişti.

Helsinki Zirvesi’nde AB üyeliği adaylığı kabul edilen Türkiye’ye verilen “ev ödevleri” arasında 2004 yılına dek Kıbrıs Sorunu’nda bir çözüm yolu bulunması da vardı. AB üyeliği adaylığının ardından eski sert üslubunu sürdürmeyi seçen Denktaş için Ankara tarafından gözden çıkarılacağı yorumları yapılırken, Ankara’yı ziyaret eden Denktaş, her zamanki üslubuna hiç benzemeyen bir şekilde “çözüme” dair farklı cümleler kurmayı tercih ediyor ve manevra kabiliyeti ne kadar yüksek bir politikacı olduğu bir kez daha gösteriyordu. Seçimlerin hemen arifesinde 2000 yılı Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün Rauf Denktaş’a verileceğinin açıklanması da ilginç bir rastlantıydı. Seçimlerden sonra en çok rahatlayan ise ikinci turun sonucunu hiç beklemesine gerek kalmadan Ankara oldu herhalde. Çünkü bir yanda, daima kendisine bağlı kalan Rauf Denktaş, diğer tarafta ise gerektiğinde Denktaş’ın yerine ikame görevi görebilecek olan Derviş Eroğlu.

Artan işsizliği, tamamıyla Türkiye’den gelen yardım ile ayakta duran ekonomisi, büyük bir çoğunluğu memur statüsünde maaş alan nüfusu, Türkiyeli göçmenler ile yerli Kıbrıslı Türkler arasındaki çelişkiler başta olmak üzere yığınla sorunu ile KKTC bir kez daha cumhurbaşkanını seçiyor işte. Bütün seçim görüntüleri içinde nedense bir sahne en çok kalıyor insanın zihninde:

CNN Türk televizyonunda 32. Gün programında Doğu Akdeniz Üniversitesi örencileri karşısında Mehmet Ali Birand’ın sorularını yanıtlıyor cumhurbaşkanı adayları. Rauf Denktaş, “Bu ezan susmaz, bu bayrak inmez” şeklindeki hamasi nutuklarından birini atınca salonun büyük kısmı alkışlarla inletiyor ortalığı. CTP adayı Mehmet Ali Talat alıyor sözü: “Alkışlayan arkadaşlar, çoğunuz sanırım Türkiyelisiniz. Ama bu durum sizin bildiğinizden biraz farklı...” Sözlerine nasıl devam ettiğinin fazla önemi var mı?

SERKAN SEYMEN

(*) “... Temenniniz Kıbrıs ve Türkiye’nin menfaati için gerçek bir devlet adamı olan Rauf Denktaş’ın ilk turda seçilmesidir (...) ABD ve AB Rauf Denktaş’sız bir Kıbrıs istemektedir. Kıbrıs’ta tavize en büyük engel olarak Rauf Denktaş’ı görmektedirler. (...) İngiliz ajanları Kıbrıs’ta ev ev dolaşıp Kıbrıslı Rumlar’ın kişi başına düşen milli gelirinin 20 bin dolar, buna karşılık Kıbrıslı Türkler’de bu rakamın 4 bin dolar olduğunu, Türkler’le Rumlar birleşirse bu tezadın ortadan kalkacağı propagandası yaparak Kıbrıslı Türkler’i zehirlemektedirler”. Rauf Denktaş’ın da sahip olduğu, komplo teorileri ile bezeli, soğuk savaş döneminden kalma dile sahip fikirlerin altında Türkiye gazetesi yazarı M. Necati Özfatura’nın imzası var. (Türkiye gazetesi 12.4.00). Özfatura gibi muhafazakar sağ kalemlerin bildik yazıları bir yana, Hürriyet gazetesi yazarı Oktay Ekşi, “özeleştiri de yaparak” konuya “ilk eğilen” kalemlerin başında geldi: “Kendi hay-huyumuz yüzünden üzerinde duramadığımız konuyu Pınar Türenç gündeme getirdi. Kuzey Kıbrıs’ta 15 Nisan günü cumhurbaşkanlığı seçimi var (...) Kuzey Kıbrıslı seçmen özgür iradesiyle elbet bir tercih yapacak. Bu tercih eğer Denktaş dışında bir adayı cumhurbaşkanlığına oturtursa hepimiz şimdiden bilelim ki 45 yılda kazanılmış olanları kaybetme sürecine girmiş olacağız (...) Bu da ‘Güney Kıbrıs’la birlikte Avrupa Birliği görüşmelerine katılsak ne zararı var’ anlayışının benimsenmesine uzanacaktır”. (Eroğlu’ndan sonra Denktaş’ın en önemli rakibi olan iki sol parti TKP ve CTP bu yönde açıklamalarda bulunmuştu). Son bir örnek de Star gazetesinden olsun. Star yazarı Halit Kakınç Kıbrıs’tan kaleme aldığı yazılarda Denktaş’ı öylesine açıktan destekledi ki, seçim günü yayımlanan yazısının başlığı “Benim Oyum Denktaş’a” olunca, gazete Kıbrıs’ta toplatıldı.

(*) Yurtbank, Everestbank, Hürbank ve Finansbank’ın da ödeme güçlüğüne girmesi sonucu, mevduatlarını alamayan, paralarını çekmeyi başaranlarınsa faizlerini kurtaramadığı krizin 30 binin üzerinde mudiyi etkilediği açıklanmıştı. Rauf Denktaş, krizin tek sorumlusu olarak Derviş Eroğlu yönetimindeki hükümeti göstermişti.