Anasayfa > Birikim Arşiv > 133 - Mayıs 2000 > Putin'in Başkanlığa Giden Yolu

Putin'in Başkanlığa Giden Yolu

Oktay F. Tanrısever | (Sayı : 133 - Mayıs 2000)

1996 yılının Ağustos ayında artık sona sona erdiği sanılan Çeçenistan sorununun yaklaşık üç yıl sonra Rusya’da tekrar siyasal gündemin bir numaralı konusu haline gelmesi Rusya’nın demokratikleşme ve Batı ile entegrasyon politikaları açısından endişe verici bir gelişme olmuştur. Vladimir Putin’in Çeçenistan konusunda izlediği politika uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından eleştirilmiş olsa da, kendisinin 26 Mart 2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerini yüksek bir oy oranı ile kazanmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu yazıda Çeçenistan sorununun Rusya’da nasıl bir iç politika malzemesi haline dönüştürüldüğü üzerinde durmaya çalışacağım. Bu çerçevede, çok kapsamlı ve tartışmalı olan bu sorunun sosyo-kültürel ve tarihsel boyutları üzerinde durulmayacaktır.

VLADİMİR PUTİN’İN KISA BİR PORTRESİ

Vladimir Putin Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 1975’ten itibaren Sovyet İstihbarat Servisi KGB’de çalışmaya başladı. 1991’de KGB’den ayrılan Putin, hukuk fakültesindeyken öğrencisi olduğu St. Petersburg Belediye Başkanı reformist Anatoly Sobchak’ın basın danışmanı oldu. 1994’te Sobchak’ın yardımcılığına getirildi ve bir yıl sonra NDR (Nash Dom Rossiia-Rusya Bizim Evimiz) partisinin St. Petersburg bölge başkanı oldu. İyi derecede Almanca bilen, Rusya’nın Avrupalı kültürünü yaşatan St. Petersburglu olan ve daha önceki görevleri nedeniyle Batı ekonomilerini iyi tanıyan Putin, 1996 yılında Moskova’daki çevreler tarafından ‘keşfedilerek’ taşradan merkeze çağırıldı. Yeltsin’in Cumhurbaşkanlığı İdaresi Başkanı Pavel Borodin’in yardımcısı olduğunda artık o da ‘ailenin bir üyesi’ olmuştu. Temmuz 1998’de Rus İstihbarat Servisi (FSB) başkanlığına getirilen Putin, 1999 yılına kariyeri açısından çok hızlı bir çıkış ile başlayarak Mart ayında Rus Devlet Güvenlik Konseyi Sekreteri olmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in 9 Ağustos 1999 tarihinde Başbakan Sergei Stepashin’i görevden alarak yerine Vladimir Putin’i atadığında Rusya üzerine araştırma yapan çoğu kişi, bu kararın öneminin farkında bile değildi. Bunun Putin’in cumhurbaşkanlığına giden yolda çok önemli bir kilometre taşını oluşturduğunu pek az kişi fark edebilmişti. O günlerde çoğu gözlemci bu kararı, birbiriyle tutarsız açıklama ve kararları herkesçe bilinen Boris Yeltsin’in yeni bir sürprizi olarak değerlendiriyordu. Bu yaygın kanıya göre, Putin bu görevde üç-beş ay kalacak ve daha sonra da yerini bir başka lidere bırakacaktı.

Ancak olaylar hiç de beklendiği gibi gelişmedi ve Putin beş ay sonra yerini bir başkasına bırakmadı tam tersine 31 Aralık’ta görevinden istifa eden Boris Yeltsin’in koltuğuna da vekaleten oturmayı başardı. Oysa Putin’in atamasını diğer başbakan atamalarından ayıran ve çoğu gözlemcinin gözardı ettiği önemli bir farklılık vardı. Putin doğrudan istihbarat servislerinden gelen ilk başbakan olma özelliğine sahipti. Daha önce başbakan olan Yevgeni Primakov ve Sergei Stepashin kurumdan ayrıldıktan sonra siyasî kariyer yapmışlar ve siyasî başarıları nedeniyle bu göreve atanmışlardı. Güvenlik birimleri o günlerde Çeçenistan’daki radikal unsurlar tarafından gittikçe içinden çıkılmaz bir hale getirilen Kuzey Kafkasya’daki durumu kontrol altına almak ve merkezî yönetimdeki başıbozukluğa son vermek istemekteydiler. Putin’in ülke yönetimindeki ağırlığının artmasıyla güvenlik birimleri de kendi siyasal gündemlerini ülkenin siyasî gündemine kolayca taşıyabilirdi. İşte tam bu noktada Vladimir Putin’in Çeçenistan politikası ile kendisinin cumhurbaşkanlığına giden yolu birbiriyle kesişmiş ve 26 Mart 2000 tarihindeki seçim başarısının sırrını ortaya çıkarmıştır.

ÇEÇENİSTAN’DAKİ ÇATIŞMALARIN YENİDEN BAŞLAMASI

Çeçenistan’ın 1859’da Rus İmparatorluğu tarafından ele geçirilmesini takibeden yıllar içinde Moskova’daki Rus otoritelerinin Çeçen halkı ile olan ilişkileri genellikle sorunlu olagelmiştir. Bu mücadele sırasında Çeçen ve Rus çok sayıda insan yaşamını kaybetmiş, ve Çeçenler defalarca toplu göçe zorlanarak sürgün edilmiştir. Moskova’da Ağustos 1991’de yapılan başarısız darbe girişiminin hemen arkasından Dudayev liderliğindeki Çeçenler Moskova’dan bağımsızlıklarını ilân etmişse de Rus liderliği bu deklarasyonu kabul etmemişti. Üç yıl kadar konuya ilgisiz kalan Yeltsin 11 Aralık 1994’te Çeçenistan’a askerî müdahaleyi başlatmıştı. Ağustos 1996’da imzalanan ateşkese kadar süren çatışmalar sırasında federal yönetimin askerî yöntemleri Çeçenler’in gerilla taktiklerine karşı etkisiz kalmıştı.[1]

Ancak ateşkesi takibeden dönemde Çeçenistan Cumhurbaşkanı seçilen Aslan Maşhadov ile Yeltsin tarafından Mayıs 1997’de imzalanan Barış Antlaşması Çeçen sorununa kalıcı bir çözüm getirmekten çok uzaktı.[2] Çeçenistan’ın statüsüne hiçbir açıklık getirmeyen bu antlaşmayı Rus ve Çeçen liderler işlerine geldiği gibi yorumlama yoluna gittiler. Rus yönetimi Maşhadov’un Moskova ile bir federasyon anlaşması imzalamayacağını fark ettikten sonra Maşhadov’a Çeçenistan’da istikrarı sağlamak için gerekli olan ekonomik ve siyasal desteği vermedi. Böylelikle Moskova, politikasını Çeçenistan’ın istikrarsızlaştırılması üzerine bina etmeye başladı. Batı basınında önceleri ‘özgürlük savaşçısı’ olarak lanse edilen Çeçenler artık adam kaçıran, kanun tanımayan ve fanatik yapıdaki insanlar olarak anılıyorlardı. Böylelikle Çeçen sorunu da uluslararası kamuoyunun gündeminden düşmeye başladı. Çeçenistan’da istikrarsızlık arttıkça Rusya’nın yeni bir askerî müdahalesi tepki toplamak bir yana bölgeye barış ve istikrar getirecek bir hareket olarak alkışlanabilirdi bile.

Çeçenistan’daki çatışmaların tekrar başlamasına yol açan olaylar Rusya’nın en çok arananlar listesinin en başında bulunan eski Çeçen Başbakanı Şamil Basayev’e bağlı güçlerin 8 Ağustos 1999’da Dağıstan’a sızarak bir isyan çıkarmaları ile başladı. Ancak tarihin ilginç bir raslantısı olarak ertesi gün FSB’in başında bulunan Vladimir Putin Sergei Stepashin’in yerine başbakan olarak atandı. Eylül ayı içinde Rusya’da patlayan dört bomba Rus kamuoyunu tamamen Çeçenler’e karşı çevirdi. Bu bombalardan birisi Dağıstan’ın Buinaksk kentinde, diğer ikisi Moskova’nın güneyinde ve sonuncusu da Volgodonsk şehrinde patladı. Şurası bir gerçektir ki, Ruslar arasında giderek artan Çeçen karşıtı atmosfer Putin’in 1 Ekim 1999’da Çeçenistan’ı tekrar işgâl etme kararını kolaylaştırdı.[3]

Oysa, iki önemli Rus yetkilisinin açıklamaları Çeçenistan’ın işgâlini terörist saldırılara bağlayan resmi söylemle çelişmekteydi. Bir Rus Askerî İstihbarat Servisi (GRU) mensubu olan Aleksei Galtin Londra’da yayımlanan The Independent gazetesine verdiği demeçte “Ben Moskova’daki bombalamalardan kimlerin sorumlu olduğunu biliyorum. Moskova ve Volgodonsk’daki patlamalar FSB ve GRU arasındaki işbirliğinin sonucunda gerçekleşmiştir.”[4]diyordu. Ayrıca, Putin’in seçim ekibinden Grigory Amnouel The Independent muhabiri Helen Womack’a Moskova’nın Şamil Basayev’i Dağıstan’ı kolayca işgâl edilebileceği yönünde yanılttığını oysa bunun bir tuzak olduğunu söyledi.[5] Hiçbir Çeçen’in bu patlamalardan dolayı sorumluluk üstlenmemiş olması ve Rus yetkililerin uzun süre patlamalarla Çeçenler arasında doğrudan somut bir ilişki kuramayışı bu konunun üzerindeki sis perdesini kaldıramadı. Ancak, bu bombalamalar ve onlara tepki olarak başlatıldığı öne sürülen Çeçenistan’daki çatışmaların Putin’in Cumhurbaşkanlığına giden yolunu çok kolaylaştırdığı zamanla ortaya çıktı.

YELTSİN’İN YERİNİ KİMİN ALACAĞI SORUNU

Çeçenistan’a askerî olarak müdahale edilmesi kararında Kremlin’in Çeçenistan’da kontrolü tekrar ele geçirme arzusu kadar Haziran 2000’de yapılması öngörülen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Rus halkı arasında popülaritesi yüzde 1’e kadar düşmüş olan Boris Yeltsin’in yerini kimin alacağı sorununun da yattığı söylenebilir. Askerî müdahaleden hemen önce Rus hükümetinin önemli bir bölümü hakkındaki yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış ve ülke seçimlere hazırlanmaktaydı. Aralık 1999’da yapılan Duma seçimleri bu açıdan iyi bir prova olma özelliğini taşıyordu. Bu seçimlerde Putin’i ve onun Çeçenistan konusunda izlediği politikaları destekleyen tek parti görünümündeki Medved’in (Birlik) seçimlerdeki başarısı Çeçenistan politikasının halkın önemli bir kesimi tarafından benimsendiğini gösteriyordu.

Yeltsin’in 31 Aralık 1999’da halk arasında popülaritesi gittikçe artan Putin’i kendine halef olarak ilân ederek istifa etmiş olması da Putin’in durumunu çok güçlendirdi. Yeltsin ile yapılan pazarlık gereği Putin işbaşına geldiğinde Yeltsin ve ailesi hakkındaki yolsuzluk iddialarını incelemeyecekti. Bugüne kadar hiçbir seçim kazanmadan hep atamalar yoluyla bir yerlere gelen Putin’in vekaleten oturduğu Cumhurbaşkanlığı koltuğunu uzun süreli olarak ele geçirebilmesi için daha önceden 2000 yılının Haziran ayında yapılması beklenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması gerekiyordu.

Çeçenistan’daki çatışmalar Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Putin’e çok uygun bir zemin hazırladı. Dağıstan’daki köktendinci ayrılıkçıların bozguna uğratılması ve Çeçenistan’ın üçte biri üzerinde kontrolün sağlanmış olması Putin’in göreve başladığı Ağustos ayında yüzde 2 olan popülaritesinin kısa bir zamanda yüzde 14’e çıkmasında çok önemli rol oynadı. Putin’in popülaritesinin giderek artmasında, onun tavizsiz, cesur ve kritik zamanlarda inisyatif almaktan çekinmeyen bir politikacı olduğu imajı da etkili oldu. 1999 sonuna doğru Bütün-Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi’nin (VTsIOM) yaptığı bir araştırma Ruslar’ın yüzde 73’ünün Putin’in Çeçen politikasını desteklediklerini ortaya koyuyordu.

Putin Çeçenistan’daki çatışmalar bahanesiyle Rus kamuoyunun dikkatini günlük sorunlardan uzaklaştırmayı başarmış olsa da, bu dönemde Rusya’nın içinde bulunduğu vaziyetin pek parlak olduğu söylenemez. IMF’in verdiği kredilerin Çeçen operasyonunun finansmanında kullanılamayacağını bildirmesi ve The Bank of New York kanalıyla binlerce dolarlık kara paranın Rus mafyası tarafından aklandığının ortaya çıkması, Eylül’de verilmesi beklenen 640 milyon dolarlık kredinin askıya alınmasına yol açtı. Ülkenin iç ve dış baskılar altında Cumhurbaşkanlığı seçimleri atmosferini altı ay daha kaldıramayacağını hesabeden Putin seçimlerin Haziran ayı yerine 26 Mart’ta yapılması kararının alınmasını sağladı. Artık nefesler tutulmuş seçim günü bekleniyordu.

MUHALEFETİN DURUMU

Seçimlerde Putin’in başarılı olması muhalefetin etkisiz ve dağınık olmasına bağlıydı. Bu nedenle 1999 Duma seçimlerinde bozguna uğrayan muhalefetin toparlanmasına fırsat vermeden yapılacak bir seçimde Putin’in şansı çok yüksekti.

Putin’in seçimlerdeki en önemli rakibi olan Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nin lideri Gennadii Zyuganov’un seçimi kazanma şansı çok azdı. Çünkü Aralık 1999 seçimlerinde Zyuganov’un performansı beklenenden düşük olmuştu. Rus siyasal eliti Zyuganov’u artık önemli bir tehdit olarak görmemekteydi. Zaten 1995’ten bu yana siyasal söylemini aşırı milliyetçi bir retorik üzerine kuran Zyuganov bu seçimlerde Rus olan etnik kökenini resmi seçim afişlerinde belirtti ve seçim komisyonu bu duruma göz yumdu. Etnik Ruslar’ın sorunlarını Tatar ve Çeçen gibi halkların sorunlarından daha önemli gören Zyuganov’un, gerek Putin’in Çeçenistan politikası gerekse ülke meseleleri üzerine söyleyecek yeni fazla bir şeyi kalmamıştı.[6]

Putin’in işini kolaylaştıran diğer bir faktör de kendisine ve Zyuganov’a karşı bir demokratik blokun oluşmamış olmasıdır. Böyle bir blok oluşturma önerisini Grigorii Yavlinskii yapmış ancak diğer adaylardan fazla destek bulamamıştır. Adaylardan sadece perestroika döneminden kalma Yevgeni Savostyanov ‘Mohikanların sonuncusu’ edasıyla sürdürdüğü kampanyadan 22 Mart günü Yavlinskii lehine çekildi. Ayrıca içinde bulunulan ortamda gerçek bir demokratik seçim mücadelesinin mümkün olmaması gerekçesi ile seçimlerde seçmenlerin ‘yukarıdakilerin hiçbiri’ demelerini isteyen ve Nyet (Hayır) hareketinin lideri Vladimir Pribylovskii, Yavlinskii’yi destekledi. Yavlinskii’ye göre demokrasi anlayışı ve ülke meselelerine bakışı açısından Putin’i komünistlerden ayıran fazla bir şey yoktu. Yavlinskii’nin en riskli politikası halk içinde çok destek bulmuş olan Putin’in Çeçenistan politikasını eleştirmesi olmuştu. Yavlinskii Kasım başında yaptığı bir konuşmasında Çeçenistan’ın bombalanmasının durdurulmasını ve hemen Çeçen otoriteler ile görüşmelere başlanmasını önerdi. Bu önerilerinden geri adım atmamış olsa da Yavlinskii seçim kampanyasında Putin’in Çeçenistan politikası üzerinde fazla durmamaya özen gösterdi.[7]

Aşırı milliyetçi lider Vladimir Jirinovsky de yükselen etnik milliyetçilik rüzgârını arkasına almaya çalışıyordu. Bir Fransız gazetesine verdiği demecinde kendisi için Avusturya’nın ırkçı lideri Joerg Haider’i model aldığını belirtti. Vladimir Jirinovsky demecinde Putin’in çizgisinde bir tavır çizerek ‘Ben onun (Putin’in) hükümetine katılarak yardım etmeye hazırım. Ben Haider’in rolünü oynayabilirim’ diyordu.[8]

Hiçbir iddiası olmayan ve seçimleri Yeltsin’in yolsuzluklarına bir eleştiri fırsatı olarak kullanan Yurii Skuratov dışındaki adaylardan Konstantin Titov, Aman Tuleev, Aleksei Podberezkin, Stanislav Govorukhin, Ella Pamfilova ve Çeçen işadamı Umar Dzhabrailov aslında Putin’in çizgisine yakın bir kampanya düzenlediler. Bu adayların seçimlere katılarak üstlendikleri taktik işlev Putin’in rakiplerinin oylarını bölmek olarak görülebilir.

PUTİN’İN SEÇİM KAMPANYASI

Seçim kampanyası sırasında Putin iktidarda bulunmasının verdiği avantajları sonuna kadar kullanmasını bildi. Kampanya yapmıyormuş görüntüsü verirken aslında yaptığı icraatların kampanya malzemesi haline getirdi. Ivanovo’da gazetecilere adayların reklam yerine somut işlerle ilgilenmeleri gerektiğini söyledi.[9] Putin’in bir program açıklamamış olmasını kampanya sorumlusu olan kişi reklamdan kaçınmak olarak açıkladı. Bu çerçevede Putin’in tartışmalara girmemesi ve kendine ayrılan kampanya zamanını kullanmayışı, kendisinin ne finansman ne de reklam amacıyla başka güçlere ihtiyaç duymaması olarak meşrulaştırılmıştır.[10]

Putin yaptığı sınırlı sayıdaki konuşmalarında ekonomik kalkınmanın ve askerî harcamaların arttırılacağını vaadetti. Bu amaçla yabancı yatırımların teşvikini sağlayarak ekonomik reformlara hız verileceğini söyleyen Putin, yerli sermayenin her zaman öncelikli olduğunu vurguladı.[11] Tipik bir ekonomik milliyetçilik söylemini öne çıkaran Putin iç politikada otoriter, dış politikada ise daha aktif bir tavır sergileyeceğini saklamadı.

Cesur bir şahin imajını daha iyi vurgulamak ve Çeçenistan çatışmaları sayesinde kazandığı popülariteyi değerlendirmek için 20 Mart günü bir Su-27 eğitim jeti ile Çeçenistan’a gitmeyi de ihmal etmedi. Uçağı Hava Kuvvetlerinde General olan Aleksandr Kharchevskii ile birlikte kullanan Putin şahin imajını biraz törpülemek için uçuş sırasında meydana gelen bazı aksiliklerden dolayı biraz korktuğunu ancak bunun hoş bir tecrübe olduğunu belirtti. Ancak Putin Kızıl Ordunun kuruluş yıldönümü olan 23 Şubat 2000 tarihinin aynı zamanda Stalin’in Çeçenler’i topluca Orta Asya ve Sibirya’ya sürmesinin 56. yıldönümü olmasını iyi değerlendirememişti. Bu günü Çeçenler’le bir yumuşama ve uzlaşma fırsatı olarak değerlendirmek yerine, Kızıl Ordu’ya övgüler yağdırmıştı. Bu şekilde Putin Çeçenler’in tarihi ve psikolojik boyutları olan acılarını gözardı ediyordu.[12]

Böyle bir atmosferde seçimi kazanacağına garanti gözüyle bakılan Putin’i desteklemek için ülkenin önemli sosyal ve ekonomik çevreleri adeta bir yarışa girişti. Bunlar arasında etkili işadamlarından Boris Berozovsky, Moskova valisi Yurii Luzhkov, Sağ Güçler Birliği lideri Sergei Kirienko, Rus Komünist Gençlik Birliği Birinci Sekreteri Igor Malyarov ve Refah isimli Rusya Müslümanlarının çıkarlarını savunduğunu belirten bir grubun lideri olan Abdulvahap Niyazov da vardı. Ancak çatlak sesler de çıktı. Önemli bir işadamı ve NTV televizyonunun sahibi olan Vladimir Gusinskii kendisine destek vermeyince, Putin bu kanalı protesto ederek NTV’ye hiç demeç vermedi. Ayrıca, kendisi hakkında yalan haber vermekle suçladığı medyaya karşı ‘simetrik olmayan şekilde’ cevap vereceğini belirten Putin’in bununla ne demek istediğini kampanyasından sorumlu Dmitrii Medvedev açıklamak zorunda kaldı. Açıklamaya göre, Putin yalana yalanla cevap vermek yerine doğru bilgi verecek, gazetecileri objektif olmaya çağıracak ve belki de haklarında dava açacaktı.[13]

VE BEKLENEN SONUÇ

5 Nisan tarihinde Merkez Seçim Komisyonu tarafından açıklanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kesin sonuçlarına göre seçimlere kayıtlı seçmenlerin yüzde 68.74’ü katıldı ve oyların adaylara göre dağılımı ise şöyle oldu.

Aday yüzde

Vladimir Putin 52.94

Gennadii Zyuganov 29.17

Grigorii Yavlinskii 5.79

Aman Tuleev 2.95

Vladimir Jirinovski 2.70

Konstantin Titov 1.47

Ella Pamfilova 1.01

Stanislav Govorukhin 0.44

Yurii Skuratov 0.42

Aleksei Podberezkin 0.13

Umar Dzhabrailov 0.10

Hiçbiri 1.88

Kaynak: Rossiiskaya gazeta, 7 Nisan 2000

Bu sonuçlara göre, Putin, seçimleri oyların yüzde 50’den fazlasını alarak ilk turda kazandı. Ancak Putin’in açık bir destek alamadığı da seçimleri kıl payı kazanmasından anlaşılıyordu. Bu yüzden seçim sonuçları Putin’i 26 Mart seçimlerinin galibi yapmışsa da ülkeyi tek başına yönetmesine yetecek siyasal desteği vermemişti. Bu durumda ciddi bir destekten yoksun olduğunun farkında olan ve diğer siyasal güçleri de hesaba katmak zorunda olan Putin, 26 Mart gecesi seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz rakiplerinin güçlerini koruduklarını ifade ederek parlamento ile birlikte çalışma arzusunu ifade etti. Ancak Duma’daki demokratik partilerin marjinal durumu dikkate alındığında bu durum Batılı anlamda bir demokratikleşme süreci için umut veren bir mesaj taşımamaktaydı.

Çeçenistan’da yapılan seçimlerde ise, 432.000 kayıtlı seçmenden yaklaşık yüzde 65’inin oy kullandığı belirtildi. Ancak AP Ajansı Inguşetya’ya kaçan Çeçenler’e dayanarak verdiği bir haberde Rus askerlerinin Çeçenler’i eşyalarına el koymakla tehdit ederek oy vermeye zorlandıklarını belirtti.[14] Gudermes’teki sonuçlara göre Zyuganov oyların yüzde 37’sini alarak birinci olurken, Putin yüzde 30 ile ikinci ve etnik Çeçen aday Umar Dzhabrailov yüzde 18 oy ile üçüncü oldu. Kuzey Kafkasya’nın diğer cumhuriyetlerinde ise Putin çok başarılı oldu. Inguşetya’da yüzde 85.4, Dağıstan’da yüzde 76.4 ve Kabardino-Balkarya’da yüzde 74.7 oy aldı.[15] Bu oylar bölgedeki seçmenin askerî faaliyetleri desteklemesinden çok bir an önce istikrarın sağlanması beklentisi ile açıklanabilir.

PUTİN, ÇEÇENİSTAN VE RUSYA’DAKİ DEMOKRASİNİN GELECEĞİ

Putin’in Rus siyasal hayatındaki yükselişi yeni bir dönemin başladığını haber vermektedir. Ancak, Putin’e olan destek genellikle psikolojik düzeydedir. Putin’in söylemi herkese mavi boncuk dağıtmak üzerine kurulu olduğundan, onun bundan sonra pratikte ne yapacağına dair hiçbir ipucu vermemektedir. Putin’in henüz gerçek bir siyasal taban ve platformdan yoksun olduğu düşünülürse aldığı oyların peşin alınmış bir kredi olarak değerlendirilmesi gerekir. Putin demokratikleşme ve ekonomik kalkınmayı gerçekleştirdiği oranda popülaritesine sağlam bir zemin bulabilecektir. Aksi taktirde, Yeltsin gibi o da popülaritesinin günden güne eriyişine tanık olmak zorunda kalabilir.

Rusya’da demokrasinin geleceği açısından Putin’in Çeçenistan ve diğer bölgelere karşı izleyeceği politikanın yönü önemli rol oynayacaktır. Merkezî yönetimi daha fazla güçlendirme ve uyumsuz olan bölgeleri doğrudan Moskova’ya bağlama politikası demokratikleşme açısından olumsuz sonuçlara yol açabilir.

Rusya’nın Gürcüstan sınırında kontrolü ele geçirmesinden sonra Çeçenistan’da kontrolü önemli ölçüde ele geçirdiği görülmektedir. Ancak çatışmalar Rus toplumunu daha da polarize ederken, Çeçenler’in Rus toplumuna entegrasyonunu zorlaştırmaktadır. Çatışmaların ekonomik bilançosu da gün geçtikçe ağırlaşmaktadır. Moskova ekonomik yükün artmasından dolayı bir an önce Çeçenistan’da kontrolü ele geçirip, şu anda 90.000 olan güçlerinin sayısını 25.000’e indirmeyi planlamaktadır. Rusya’nın resmî açıklamalarına göre, Çeçenistan’daki çatışmaların maliyeti Mart ayı başına kadar 5 milyar rubleye (175 milyon dolar) ulaşmıştır. Ancak, Segodnya gazetesi bu rakamın gerçek rakamdan yüzde 50 az olduğunu belirtmektedir.[16]

Bu ekonomik bilançoya rağmen Putin uzlaşmacı bir yaklaşımdan çok uzak. Ona göre, Maşhadov yönetimiyle yapılabilecek görüşmeler Rus güçlerinin Çeçenistan’dan çekilmesi anlamına geliyor. Putin bunu, 1996 Ateşkes Antlaşması’nın en büyük yanlışı olarak görüyor. Kendisine muhatap olarak Moskova yanlısı Çeçen Müftü Ahmed-Hacı Kadirov’u alan[17] Putin’in gönlündeki ideal çözüm Çeçenistan’da doğrudan Moskova’ya bağlı bir yönetimin kurulmasıdır. İnguş Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ruslan Aushev ise bunun Çeçenistan’daki sorunu daha da kronik bir hale sokacağı yönünde uyarıda bulunuyor.[18] Putin’in Çeçenistan politikası dünyada da fazla bir destek bulamadı. ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, ABD yönetiminin Vladimir Putin’i Çeçenistan politikasından dolayı eleştirmekten çekinmeyeceğini belirtti.

Putin’in seçim başarısını sadece onun Çeçenistan politikasına bağlamak eksik ve hattâ yanlış bir değerlendirme sayılabilir. Kendisinin dürüst imajı ve sağlıklı görüntüsü de bu başarıda çok önemli rol oynamıştır. Putin’in öne çıkardığı değerler Rus halkının yıllardır liderlerlerinden beklentileri olarak görülebilir. Rus halkının önemli bir çoğunluğu düzenli bir siyasal yaşam ve ekonomik kalkınma özlemektedir. Oysa, Putin’in kampanyasında sıkça kullandığı ‘demokrasi kanunun diktatörlüğüdür’ sloganının bu beklentilere cevap verip veremeyeceği demokrasi tanımındaki kanunun mu yoksa diktatörlüğün mü vurgulanacağına bağlı görünmektedir.

[1] Bu savaş üzerine en iyi incelemelerinden birisi savaşı bizzat takip etmiş olan Carlotta Gall ve Thomas De Wall’ın yazdığı Chechnya: A Small Victorious War (Londra: Pan, 1997) kitabıdır.

[2] Bkz. ‘Dogovor o mire i printsipakh vzaimootnoshenii mezhdu Rossiiskoi Federatsiei i Chechenskoi Respublikoi Ichkeriia’ I. N. Eremenko ve Iu. D. Novikov (eds.), Rossiia i Chechnia (1990-1997 gody). Dokumenty svidetel’stvuiut, Moskova: Dukhovnoe nasledie, 1997, s. 5.

[3] P. Cockburn, ‘Russia Planned Chechen War Before Bombings’, The Independent, 29 Ocak 2000.

[4] The Independent, 6 Ocak 2000.

[5] The Independent, 9 Ocak 2000.

[6] Sovetskaya Rossiya 10 Mart 2000.

[7] Nezavisimaya gazeta 3 Mart 2000.

[8] Le Parisien, 7 Mart 2000.

[9] Segodnya, 7 Mart 2000.

[10] Izvestiya, 4 Mart 2000.

[11] Segodnya, 9 Şubat 2000.

[12] Yo’av Karny, ‘Chechen Nightmare, Russian Amnesia: Memories of a Day No One Should Forget’ Washington Post, 20 Şubat 2000.

[13] Kommersant-Daily, 7 Mart 2000.

[14] Associated Press, 26 Mart 2000.

[15] Interfax, 26 Mart 2000.

[16] Segodnya, 3 Mart 2000.

[17] Radyo Mayak, 18 Mart 2000.

[18] Kommersant-Daily, 10 Mart 2000.