Anasayfa > Birikim Arşiv > 121 - Mayıs 1999 > Kim Korkar Hain Kurttan?

Kim Korkar Hain Kurttan?

Ece Temelkuran | (Sayı : 121 - Mayıs 1999)

(Bu yazı MHP’nin neden, nasıl iktidar olduğuyla, bunun ne anlama geldiğiyle değil, “bizim” ne yapacağımıza ilişkin önerilerle ilgili olacaktır. Belki de bu yüzden, yazının kendi içinde bile acelesi vardır. Çünkü artık acele etmek gerekmektedir.)

Oldu. Türkiye’de faşist bir parti seçimlerden 2. çıktı. MHP’ye faşist demeye çekinmenin, bunu faşizm kavramının cahil kullanımı saymanın alemi yok. Bunu tartışacak çok zaman yok. Çünkü asıl sorun MHP’nin 2. parti çıkması değil, psikolojik olarak 1. partiden bile güçlü olarak iktidara gelmesidir. MHP sokakta, seçim gecesinden itibaren iktidardaki neredeyse tek partidir. Aşırı milliyetçi, saldırgan, baskıcı, totaliter, tutucu bir politik tavır, sokakta egemen olmuştur, daha da güçlenecektir. Evet, benzer sözler RP iktidara geldiğinde de söylenmişti. Korku diz boyuydu. Ve birileri RP’yi öcüye çeviriyor, korkulu teoriler geliştiriyordu. Ama bu aynısı değil. Bu kez gerçekten ürkmenin tam zamanı, tam yeri. Neden? Sıralıyorum:

1. MHP hayatımızı değiştirecek. Kanıt: Refah iktidarı. Kim ne derse desin Refah’ın yükselişiyle birlikte başta kadınların olmak üzere herkesin hayatı değişti. Etek boylarımızı düşünmek saçma bir ayrıntı gibi görünebilir, ama Refah toplumsal tutuculuğu iki kat daha arttırdı. Ortalama ahlak anlayışını kendine doğru, aşağıya çekti. Şimdi MHP ile birlikte, yaratılan tutucu zemine bu kez de militarist bir sos dökülecek. Bazı konuları sokakta, kahvede, okulda, işyerinde konuşurken sesimizin duyulmamasına farkında olmadan dikkat edeceğiz.

2. Refah’ın yükselişine karşı geliştirilen korkunun benzerini kimse MHP’ye karşı geliştirmeye çalışmayacak. Daha şimdiden “MHP eski MHP değil” diyenler bütün sevimlilikleriyle ortadalar. Meşrû ve egemen olan milliyetçi-militarist çizgi olduğu için MHP, gündelik hayatta bir baskı unsuru olmakta hiç zorlanmayacak. RP gibi kendini sevimli gösterme çabası içine gireceğini de hiç sanmıyorum. Çünkü biliyorsunuz, bu ülke onların, onların kalacak!

3. İşte en korkulu olasılık. Ütopik gibi görünebilir ama siyaset teorisi hattâ eşyanın tabiatı böyle diyor. Milliyetçi-militarist iktidarlar, şiddet olmadan ayakta kalamazlar. İktidarı kullanma aygıtı olan korkunun, canlı tutulabilmesi için düşmanlar, ardından da savaşlar yaratmak zorundadırlar. Kosova orada, Güneydoğu burada, Kuzey Irak ötede, Ege Denizi beride. MHP’nin önünde seçim sonuçları kesinleşmeden birikmeye başlayan genç işsizleri de hesaba katarsanız... Savaş için -ya da şimdilik şiddet diyelim- harika ortam.

İÇ YA DA DIŞ FARK ETMEZ

4. “İktidar, keskin köşeleri törpüler” tezi MHP için geçerli değildir. Çünkü ideolojileri zaten iktidardadır, meşrûdur. Dolayısıyla onların merkeze yakınlaşması değil, merkezin sertleşmesi daha yakın olasılıktır. Karşı gelinmesi tabu olan milliyetçi-militarist politikalarını açıklamaya başladıklarında muhatab olacakları hiçbir parti onların tezlerine karşı gelemeyecektir. Milliyetçilik, militarizm meseleleri kısa bir süre içinde “Kim daha uzağa işer?” meselesine, sonra da “Cadı Kazanı” oyununa dönüşecektir. Tıpkı RP’nin partilerdeki din söylemini canlandırdığı gibi.

5. Bu arada eğer sol içinde orduya güvenenler varsa diye söylemek gerek, bu kez “balans ayarı” yok. Çünkü MHP, orduyu kutsallaştıran, orduyu moral olarak ayakta tutan, destekleyen militarist ideolojinin ağababasıyla geliyor.

6. Ayrıca “tepki oyu” deyip geçenler büyük olasılıkla yanılacaklar. Çünkü MHP’li kalmak çok kolay. Faşizmin yayılma hızı tarihteki deneyimlerle sabittir. Başlayan kolay kolay vazgeçemez. Yaptırımları serttir, aşağılayıcıdır. DSP’den CHP’ye geçmeye, DYP’den ANAP’a geçmeye benzemez.

Bu tabloyu, korkuyu savunmak, korkuyu yaygınlaştırmaya çalışmak için değil, “Bu da geçer” diyenlerin haksızlığını anlatmak için çiziyorum.

“ÖRNEK” SOLCUYU ÇİZELİM, ÇİZİN!

Bugün MHP’ye oy veren, ilk kez oy kullanan seçmenin neredeyse tamamı darbe çocuğudur. “Kötü hasat” diye buna derler! MHP’yi destekleyen kesim de bütün dinamizmiyle Ülkü Ocakları’ndaki genç insanlardır. “Bu insanlar neden MHP’li oldu?” sorusunu gazetecilerin, araştırmacıların canla başla sorması lazım. Ama bu yazının sorunu bu insanların neden solcu olmadığıdır. Bu, soruyu özeleştirel cevaplamaktır. Öyle bakınca da 18-19 yaşındaki bir buçuk milyon genç insanın neden solcu değil de MHP’li olduğunun cevabı nettir. Çünkü, solcu insan imgesi iflas etmiştir! Artık genç insanlar için özenecekleri solcu bir ağabey, solcu bir abla kalmamıştır. Bu neden mi önemli? Soruyla karşılık vermek daha doğru. Aranızdan kaç kişi Kapital’i ya da Anti-Dühring’i okuyarak solcu oldu? İstisnalar dışında herkes hayran olduğu bir ağabey ya da ablanın peşinden gitti.

1980 darbesi siyasî bir darbe olduğu kadar bir ahlâk darbesidir. 1980 darbesi örnek insanı, örnek solcuyu ortadan kaldırmıştır. Önce öldürüp hapsederek, çaresiz bırakıp insanlıktan çıkararak, sonra sistemin ideolojik aygıtlarını kullanıp doğru ahlak, iyi insan imgelerini zayıflatıp yok ederek. Bugün gençlerin, iyi kalpli yoksul insan figürünü taşıyan Ertem Eğilmez filmlerini neden bu kadar çok izlediğini sanıyorsunuz. Genç insanlarla birlikte olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim. Bu, bilinçsiz bir ahlak figürü arayışıdır. Bu genç insanların doğru ve güzel olana ilişkin genel kabulleri olmadığı gibi kişisel tutumları da net ve belirgin değildir.

Annem “Bizim zamanımızda çalışkan öğrenciler solcu olurdu,” der hep. Uzun süredir öyle değil. Ne çalışkanlar ne de eğlenceli. Yani son 20 yıldır solcu olmak özenilecek bir şey değil. Bu, baskılardan, korkulardan değil, emin olun bambaşka bir meseleden kaynaklanıyor. Bu mesele, bütün netliğiyle söylüyorum solculuğun hoşa giden, özenilecek bir kimlik olamamasıdır. Bugün Ülkü Ocakları, ocaktan içeri giren tıfıllara kimlik kartı veriyor. Kimlik kartı nefis bir şeydir. İnsanı bir şeyin içinde ve bir başka şeyin dışında tutar. İçinde olunan toplumu kimlik sahibi için “iyi, güzel, güçlü”, dışında olunan toplumu ise “dönüştürülmesi gereken, eksik, yanlış” bir yığına dönüştürür.

Önerdiğim şey elbette kimlik kartı değil, solcu kimliğinin yeniden tesisidir. Bundan 20 yıl önce geçerli olan “solcu iyidir”, “solcu yalan söylemez”, “solcu, akıllıdır” vesaire gibi cümlelerin yeniden kurulabilmesi, bugün en öncelikli, en önemli zorunluluktur.

Bunun nasıl yapılacağını “ağabeyler, ablalar” bilirler. Ya da bilmelidirler. Bilmekle kalmayıp bildirmelidirler. Bugün genç insanlara gereken en önemli şey, örnek solcu insan portresinin, ’80 öncesi tutucu, totaliter tutumlardan uzak kalarak yeniden çizilmesidir. Örnek solcunun yeniden tesisi, “Selpakçı çocuklara para verilecek mi?” sorusundan, “Solcu çalışkan mıdır, tek eşli midir, yalan söyler mi, politik katılımını nasıl gerçekleştirir?” sorularına kadar her kademede tartışılmalıdır. Sol ahlâkın yeniden tartışmaya açılması, temel noktalarda yeniden kısır ve tutucu olmayan genel kabuller gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Neden mi? İşte nedeni...

BEN NİYE ÖRGÜTLENEYİM Kİ?

Solcu öğrenci derneklerine, sol partilere, sol örgütlenmelere şöyle bir girip çıkmış herkesin, her genç insanın neden orada daha fazla kalmadığına sorusuna ilk vereceği cevap hiç tereddütsüz söyleyebilirim: “Abi, her şeyi tartışıyorlar. İş yapmıyorlar ki.”

Gerçekten de öyledir. ÖDP deneyimi en yakın örnek. Keza, Gazeteciler Meclisi. İnsana fenalık veren bu tartışmaların birçok tarihsel ve yapısal nedeni var elbette. Ama bu örgütlenmeyi ve eylemi engeller hacimdeki tartışmaların çabucak tüketilmesi için kimlik meselesinin halledilmesi gerekiyor. Örgütlenmenin ve eylemin önü ancak bu konunun temellerinde bir genel kabul sağlanırsa aşılabilecek. Böylece sola yanaşan genç insanlar, dinamizmlerini koruyup işin kendisine yönelebilecek.

ÖDP’LİLERE TIRNAK KONTROLÜ

Evet, MHP ikinci parti oldu. ÖDP, sandıktan iki yüz yetmiş bin oyla çıktı. “Ne fena!” diyenlerden kaçı oy kullandı acaba? Daha da ileri gidelim. ÖDP üyelerinin hepsi oy kullandı mı? Ya da ÖDP sempatizanı olanlardan yüzde kaçı oy kullandı? İşte fark burada. Bu ülkede en kolay şey MHP’li olmaktır. MHP erkek-tutucu-militarist-milliyetçi zihniyettir ve bu ülkede ortalama insan bu zihniyete zaten yakın durur. Dolayısıyla MHP’ye düşen tek örgütlenme faaliyeti bu zihniyeti keskinleştirmektir. Genel olarak sol örgütlerdeki, özel olarak ÖDP’deki uzun tartışmalar olmaz. Kimse o kadar çok konuşmaz. Çünkü sorgulanamaz kabuller vardır, işler onlar üzerinden yürür. Bu MHP gibi bütün totaliter örgütler, topluluklar için geçerlidir. Zor olan solcu olmaktır. Sabır ister. Tartışmalara tahammül göstermek, bilgilenmek, tartışmalara katılmak... Bütün bunlar gerçekten sabır ister. Ve kentsoylu küçük burjuva sabırlı değildir. Militan sabırlıdır. Refah örneğinde de, MHP örneğinde de bu partilerin seçmeni militan sabrı göstermiştir. Peki bu seçim sonuçları sol eğilimli, kentsoylu küçük burjuvayı aynı sabra ve görev bilincine çağıracak mı? Yani ÖDP sempatizanı olanlar 18 Nisan günü yatağından bir türlü kalkamayıp oy kullanamadılarsa bu tutumlarını değiştirecekler mi? Şimdi soru bu olmalı. Çünkü artık sol için örgütlenme bir boş zaman meşgalesi değil, varlığın tehdidi karşısında bir ihtiyaç olmuştur. Abarttık mı? Peki, diyelim ki abarttık. O zaman MHP lideri Devlet Bahçeli seçim sonuçları açıklanmaya başladığında saat henüz 19.30 iken neden seçmenlerine “Sakin olun” çağrısı yaptı? Mehmet Gül ise açıklamasında niye “Eğer olaylar olursa münferittir,” dedi? Hangi olaylardan bahsetti? ’80 öncesini bilen, ’80 sonrası üniversite olaylarını biraz olsun izlemiş olan, Ülkü Ocakları’ndaki birçok gencin silah sahibi olduğunu bilen herkes, olayların niteliğinin ne olabileceğini kolayca tahmin edebilecektir. “MHP değişti, yumuşadı” diyenler 32. Gün programında Bahçeli’ye sorulan “MHP’deki değişim sadece bir imaj değişikliği mi?” sorusuna verilen cevaba bir baksın: “MHP ’80 öncesiyle aynıdır. Çizgisinde bir değişiklik yoktur. Sadece artık kendini daha iyi ifade edebiliyor.” O zaman ne yapıyoruz? Konuşuyoruz. Gündelik hayatın soldan bakarak örgütlenmesini ve solcunun kim olduğunu konuşuyoruz. Seçim sonrası özellikle genç insanlarda oluşan heyecanla, korkuyla, isyan duygusuyla değil, aklımızı başımıza alarak, sakince durumumuza bakıyoruz. Yapacak başka şey yok. “Haydi eyleme!” çağrısına kimsenin kapılacağını sanmıyorum. Zaten en gerekli şey de bu değil. En gerekli şey, gündelik hayatta solcu olarak var olmak için ne yapacağımız. İnsan olarak, yanyana ya da birbirimizden ayrı “artık” nasıl duracağımız. Seçim sonrası tedirginliği kalıcı bir tutuma nasıl dönüştüreceğiz? Ya da dönüştürecek miyiz? Bunları konuşmak gerekmiyor mu? Siz de bir konuşma ihtiyacı içinde değil misiniz? Bir solcu nasıl olmalı? Ben bunu merak ediyorum. Şimdi ne yapmalı, solcu asıl şimdi ne yapmalı, bunu merak ediyorum.