100

Birikim Dergisi | (Sayı : 100 - Ağustos 1997)

Hayata atılırken amacının ve ne(ler) yapmak istediğinin bir tasarımını yapan ve her kavşakta bunu bir daha gözden geçiren her insan gibi; kendine özgü bir varoluş nedeni seçen (veya bulan) Birikim dergisi de, bundan 22 yıl önce bir amaç ve işlev tasarımı ile yola çıkmıştı.

1970’li yılların o dağdağalı sürecinde ve sıkıyönetimin, 12 Eylül rejiminin kapatma engelleri aşıldıktan sonra 1989’da yeniden yayımına başladığında, amaç ve işlev tasarımını yine belirleyip açıklamıştı Birikim.

Şimdi, bu ikinci başlangıcından itibaren yayımlanmış 100 (aslında 161) sayısı önümüzde duruyor. İnsanın dönem dönem, hayatının bilançosunu yapma ihtiyacını duyması gibi. Birikim’de de 100 sayısının o sembolik titreşimleri, aynı ihtiyaç ve arzuyu duyurdu.

Derginin “mutfağında” çalışanlar, ona aralıksız emek verenler, on beş bin sahifeyi bulan bu ürünün, Birikim’le yaşanan hayatın, Birikim’in hayatının sadece görünen cephesi olduğunu da bilerek, o bilançoyu, elbette ilkin yaptılar.

Ama neyi ne kadar yaptık, amacımızın neresindeyiz gibi soruların tam cevabı için bu yetmiyor. Cevabın asıl tamamlayıcısı Birikim dostlarıdır – biz bu ifadeyi tercih ediyoruz, çünkü görüşlerine katılmasalar bile bu derginin işlevini anlayan ve kendisi de Birikim’in paylaştığı en derin amaç doğrultusunda bir başka tarz ve mecrada uğraşan herkes dostumuzdur bizim.

Ne yalan söyleyelim, “Birikim’dekiler” olarak, 100. sayıda derginin bir muhasebesini yapma fikri ilk ortaya atıldığında bunun hiç de zor olmayacağını düşünmüştük.

Başlangıçtan beri 22 yıl, şu son 100 sayının yayımlandığı sekiz yıl boyunca, çoğunu kendimizin de kabul ettiği eksikliklerimize rağmen en azından şevkle, zerresini esirgemediğimiz bir çabayla bu dergiyi hazırlamış olmanın huzuruyla, hattâ kıvanç duyarak yapabiliriz demiştik.

Yine kıvanç duyduk ve duymaktayız şüphesiz. Ama işe koyulup geçen zamanı ve yaptıklarımızı, yapabileceklerimizi düşünmeye başladığımızda sandığımız kadar kolay olmadığını, olmaması gerektiğini anladık.

Bu zaman dilimini yaşamış herkes gibi, Birikim’in de salt kendi amaç ve işlevinde ele alınabilir olmadığını, portremizin dünya ve Türkiye tarihinin gerçekten istisnai bir dönemi ve dönemeci olan o 1970 sonrası tarihin alabildiğine yoğun, çok yönlü ve hem görkemli hem de trajik akışı tarafından da çizildiğini fark ettik.

Dergide ele almayı tasarladığımız en soyut konuları bile, onların yaşanan anla doğrudan bağıntılarının kurulabileceği dönemlerde ele almaya gösterdiğimiz dikkat bir yana; çoğu “pek teorik” sayılan konuları somut olay analizleri bağlamında işlemeye gayret etmemiz bunu yansıtmıyor muydu?

Birikim’in önceden belirlenmiş bir amacı ve işlevi vardı, ama önceden belirlenmiş bir yayın programı olmadı. Programı, neyin, nerede ve nasıl söylenmesi gerektiğini belirleyen yaşadığımız o anın olayları, gelişmeleri değil miydi? Birikim, böylece ete kemiğe bürünmedi mi? Bir amacın değil bir zamanın da ürünüydü Birikim.

Daha henüz hemen hiçbirisi oturmamış, hiçbirinin hesabı tam yapılmamış, bütün o faktörlerin bileşkesi belli belirsizken, Birikim’in neyi ne kadar yapabildiğini nasıl ölçebilecektik? O ortam ve koşullarda Birikim’e verdiğimiz, atfettiğimiz amaç ve işlev ne ölçüde doğru saptanmış bir amaç ve işlevdi?

Birikim’dekiler için söz konusu olan bu güçlükler, onu değerlendirmelerini istediğimiz Birikim dostları için de söz konusuydu elbette. O nedenle onlardan Birikim’in ayrıntılı bir portresini çizmelerini isterken fazla ısrarcı olmadık. Genel izlenimlerini, bunca yılın tanışıklığından süzülerek oluşmuş tespitlerini yazmaları bile değerliydi bizim için. Ama bazıları bizi mahçup edecek kadar titiz, ayrıntılı değerlendirme yazıları yazdılar.

Kendilerinden yazı istediğimizde, alçakgönüllülüğümüzü tehlikeye sokan ifadelerle sevinerek yazmaya söz veren, ama yazısı elimize ulaşmayan dostlarımızın da mazereti sanırız, bazen özetlemenin uzun uzun anlatmaktan çok daha zor oluşudur.

Birikim’dekiler için de böylesi bir zorluk şüphesiz söz konusuydu, ama biz zorunluyduk bir şeyler yazmaya. Birikim’in Birikim içinden hesabını bütün bunlar ne ölçüde yansıtır henüz bunu bilemeyiz, ama yetmeyeceği açık.

Hem bizim o hesaba katacaklarımız daha bitmedi, hem de hesap kapanmadı.

Hayat ve Birikim devam ediyor.