Anasayfa > Birikim Arşiv > 102 - Ekim 1997 > Ankara Ne Değildir!..

Ankara Ne Değildir!..

Hüseyin Köse | (Sayı : 102 - Ekim 1997)

Ankara yine gündemde. Başkent olunup da gündemde olmamak olmaz doğal olarak. Fakat Ankara, sevmeyenlerinin karalamalarıyla ve bunlara verilen yanıtlarla gündeme geldi bu kez de.

Başını liberallerin çektiği Ankara’yı sevmeyenler kolonisi karalamaları uç noktalara vardırdılar. Onlara göre Ankara ülkedeki her türlü çarpıklığın kaynağı ve sonucuydu.

Ankara doğumlu olmamalarına karşın Ankara’da ikamet edenler, “kentlerine” yöneltilen eleştirilere cevap verdiler. Ankara’yı savunan yazılar yayımlanmaya başladı. Baykan Günay Hoca’nın Ankara’yla ilgili önemli incelemesinden sonra Tanıl Bora da Ankara’yı savunan bir yazı yazdı.

Biçim olarak yukarıdaki gibi gözüken bu tartışmanın gerisinde ise 70 yıllık cumhuriyetle hesaplaşma amaçlanıyordu. Tabiî Yeni Dünya Düzeninin teorik çerçevesinde Globalleşmenin teorik savunucuları Ankara’yı hedef göstererek mevcut sistemi eleştiriyorlardı kıyasıya. Yanıtlarda doğal olarak bu arka planı kuşatıcı biçimde verildi.

Bu yazının amacı ise -başlığından anlaşılacağı üzere- Ankara’nın ne olmadığını anlatabilmek.. Bunun için de çok fazla istatistik kullanılması zorunlu oldu. Ankara’yla ilgili “iddialar” -özellikle ekonominin alanına giren- o kadar kesin, o kadar mutlaktı çünkü.

Bu arada ister istemez Asaf Savaş Akat ve Mehmet Altan gibi Yeni Dünya Düzeninin politik savunucuları yanıtlanmış olacaktır. Ankara’nın ne olmadığını anlatmak için istatistiklerden faydalanacağı için istatistikler, Ankara karalamalarını yanıtlıyor demek daha doğru olabilir kanımca.

İlk olarak, Ankara tarım kenti değildir. 1994 yılında tarımın ilk hasılasındaki oranı yüzde 4’tür çünkü. Her ne kadar Mehmet Altan Sabah gazetesinde 6 Haziran 1996 tarihli “Ankara’nın başkentliği...” yazısında Yeryüzü “sanayi çağını” geride bırakıp, “bilgi çağına” geçerken “Ankara hâlâ tarımsal bir kent” diyorsa da. Ülkenin üçüncü büyük kenti İzmir’de tarımın oranının yüzde 7.9 olduğunu hatırlarsak Ankara’da tarımın payının ne kadar küçük olduğu daha net olarak görülebilir.

İkinci olarak Ankara’da ticarette ve finans gelişmemiş değildir. İddiaların aksine Ankara’da en fazla gelişen sektör ticarettir. Ankara ekonomisinin en önemli kalemi olan ticaret il hasılasının yüzde 23’ünü yaratıyor.

Ankara’da malî piyasaların gelişmediği fikri ise yine doğru değildir. Ankara’da malî kurumların il hasılasındaki oranı İzmir’in önünde, İstanbul’la eşittir. Ankara, İstanbul’daki malî piyasaların ekonomideki ağırlığı yüzde 6, İzmir’de ise yüzde 3’tür. Malî piyasalar İstanbul’da ne kadar gelişmişse Ankara’da da o kadar gelişmiştir diyebiliriz.

Ankara başkent olmasına rağmen devlet hizmetleri kalemi ekonomide o kadar önemli bir yer tutmaz. Devlet hizmetlerinin ağırlığı yüzde 10.7’dir.

Ankara inşaat ve ulaştırma sektörlerinde ise gerek İstanbul’dan gerekse İzmir’den daha fazla gelişmiştir. İl hasılasının ikinci büyük kalemi ulaştırmanın ekonomideki ağırlığı yüzde 18.7’dir. İstanbul’da ulaştırma, il hasılasının yüzde 16’sını İzmir’de ise 13.8’ünü yaratıyor.

İnşaat sektörü açısından ise Ankara yine gerek İstanbul’un gerekse İzmir’in önündedir. Bu oran İstanbul ve İzmir’de yüzde 6 iken Ankara’da yüzde 12 olarak gerçekleşmiştir. Özetle Ankara ekonomisi için tarım dışı sektörlerin egemen olduğunu söyleyebiliriz. Bu tablo 23 Ekim 1994 tarihli Sabah gazetesinde Asaf Savaş Akat’ın sorduğu “Peki, Ankara ne üretiyor?” sorusunun da yanıtı olacaktır.

“Ankara Türkiye’yi kemir”miyor. 1995 yılında Ankara’nın Yurtiçi Millî Hasılaya katkısı yüzde 8.38 olarak gerçekleşti. İstanbul’un Millî Hasıla’ya katkısı ise aynı yıl yüzde 21.13 oldu. Nüfusu 10 milyonluk megapol İstanbul’un millî hasılaya bu katkısına karşılık Ankara’nın 4 milyonluk nüfusuyla katkısını oranlarsak Ankara’nın Türkiye’yi kemirdiği söylenemez. Tam tersi üretken bir il olduğu söylenebilir. Bu tablo aynı zamanda Asaf Savaş Akat’ın Ankara “Türkiye’nin vergilerini tüketiyor” savını da yanıtlanmış oluyor.

Ankara hiçbir zaman İstanbul boheminin ilgisini çekmedi. Tam tersi okur yazarları, sanatçıları... vb.yi itti. “Aydınların” Ankara’ya yaklaşımı Yahya Kemal’in o bilinen öyküsündeki gibi oldu. Her zaman İstanbul’a “dönmeyi” seçtiler. Bu arada Ankara’nın “bürokratik” bohemini yarattığı da söylenmeden geçilemez.

Ankara hiçbir zaman İstanbul kadar “gerçek” umut olmadı. Ne taşra sermayesini, ne de taşra emeğinin fazla ilgisini çekti. İstanbul’dan sonra Mersin, Kocaeli daha fazla umut kapısı oldu taşra için.

Rant beklentileri olanlar için Ankara çekici değildir. Ankara’da hiçbir zaman arazi rantları, spekülasyonlar açısından İstanbul kadar iştah kabartıcı olmadı.

Ankara, Bombay, Kalküta, İstanbul gibi bir azgelişmiş ülke megapolisi değildir. Ülkenin en derin çelişkilerini barındıran kent de değildir. Gelir dağılımı açısından baktığımız zaman da Ankara’da bölüşümün İstanbul ve İzmir’e oranla daha az bozuk olduğunu görüyoruz. GINI katsayısı Ankara’da 0.39 iken İstanbul ve İzmir’de sırasıyla 0.59 ve 0.41 olarak hesaplanmıştır.

Türkiye’nin bozuk ekonomik ve siyasal yapısından tek başına Ankara sorumlu değildir. Türkiye’yi yönetenler değişmedikçe -seçim sisteminden, halkın tercihlerine kadar geniş bir yelpaze- başkentin Ankara veya İstanbul olması ülkenin başındaki en büyük sorunlarından biri olan bürokrasiyi azaltamayacaktır.

Ankara baş kasaba değildir. Ankara başkentliğinin ilk dönemlerinden beri akademik yaşamda önemli yol oynamıştır, oynamaya da devam etmektedir. Kentteki 6 üniversite ülkedeki bilimsel yaşamda son derece önemlidir. Bundan da önemlisi Ankara sokaklarında dolaşıldığı zaman insanların davranışlarının da diğer büyük kentlere göre daha uygar olduğu görülecektir.

Ankara, İstanbul’un muhalifi hiç değildir. Ankara, Boğaziçi gibi önemli güzelliği, tarihi eserleri, ekonominin can damarı İstanbul’a Ankara’nın muhalifi ya da alternatifi olmayı aklına getirmedi. Aralarında sadece basit bir iş bölümü vardı. Ankara politik başkent olarak Anadolu ile bütünleşme görevi görüyordu. Ankara sınırsız ve denetimsiz büyüyen İstanbul’a karşı bir emniyet sübabı olmuştur. Ankara’nın değil de İstanbul’un başkent olduğu bir ülkede İstanbulluların İstanbul’da yaşamaları da zorlaşırdı kanımca.

Başkent Ankara ne olmadığını istatistiklerle anlatmaya çalıştım. Ne ülkeyi temsil edemeyecek kadar köylü ne de ilkel. Kendisini sevmeyenlere şaşırmış değil. 1923 yılında başkentin Ankara mı, İstanbul mu olacağı tartışmaları yapılırken kendisini istemeyenlerin torunlarının kendisini bugün bile kabullenmemelerini anlıyor.

Kemal Tahir’in ünlü Esir Şehir dizisi İstanbul’u ve Ankara’yı anlamak açısından bugün de önemli kanımca. Çürüyen İstanbul. Bu arada umudu da üreten İstanbul. İstanbul’a göre daha diri bir Ankara. Bürokratik hesaplaşmaların da sürdüğü bir Ankara.