Anasayfa > Birikim Arşiv > 103 - Kasım 1997 > Çoğulculuk, Ahlâk, ÖDP (I)

Çoğulculuk, Ahlâk, ÖDP (I)

Erdoğan Özmen | (Sayı : 103 - Kasım 1997)

Başlğn zaten yeterince açğa vurduğu meseleyi ve onu anlaşlabilir klacak bir çerçeveyi kendimce kurmaya uğraşrken önemli ölçüde iç içe geçmiş bir dizi olgu/gözlemi yeniden hatrladm. Bana, ‘sorun belki de burada bir yerde’ dedirten, zaman zaman tam biçimlenmemiş baz semptomlar üzerinden tartştğmz dipten bir aknt ya da eğilim gibi duran o olgu/gözlemlerden işte bazlar:

• Kendi söylemimizi sürekli olarak yeniden üretilen bir güç odağ tesis etme amacna göre kurmak. Bir tür prestij kaybn ve bir utanma halinin taşycs/muhatab olma durumunu göze almakszn karş çklamayacak metinlerden aktarlmş alntlar, konuşmalarda neredeyse fiziki bir sorgulanamazlk/sağlamlk görüntüsü yaratan bir kesinlik ve keskinlik, üzerinde herkesin uzlaşmş olduğunun zaten bilindiği ve bildirildiği bir bilen/öğreten adam üslûbu ve edas, irkiltmeye ve endişe yaratmaya yönelik ve olas bir tartşmay ve diyaloğu neredeyse imkânsz klan bir dizi ‘tam zamannda ve yerinde’ yaplmş uyar, o yeterlilik ve meziyetle birarada hakedilmiş olduğu varsaylan bir tür sterilite hali ve her şeyin üstünde olunduğu vehmi: ‘Ama bu şovenistçe bir tavr’,‘paçay sosyal demokrasiye kaptryorsunuz’,‘burada tarihsel bir yanlşlk yaplyor’, ‘sol liberalizme savruluyorsunuz’ vb...

Bir çocukluk imgesi belki de: Güçlü bir nesne (öteki) karşsndaki çaresizlik duruşu. Güç konular benlik-değeri ile yakndan ilişkilidir çünkü. Güçsüz olmak utanç vericidir. Aşr yeterli bir anne karşsndaki çocuk, duyduğu çaresizlik ve utancn çevresinde toplaşan ve pekişen bir sahte-benlik kimliği geliştirebiliyor. Ondan sonra hayat artk o güçlü nesnenin müdahaleleri ve tutum alşlarna karş geliştirilen bir dizi tepkiden ibaret hale gelebiliyor. Yani hayat benliğin içinden kaynaklanan ya da benlikte merkezileşmiş bir biçimde yaşayamyor ve gerçek benliğimizi hayal krklğ ve incinmelerden korumak için sürekli o sahte benliği kullanr hale geliyoruz. Bu da has insanî etkileşimlerden bizi yaltan ve alkoyan bir sonuca yol açabiliyor. Yani bu durumda yan yana durmaya ve ortaklaşabilme saymz arttrmaya çalştğmz öteki insanlardan gerçek hallerini talep edemeyiz ki. Bunu ummamalyz da.

Kald ki, politik faaliyet ancak o faaliyetin öznesi insanlarn yaşam deneyimleri temelinde yürütülen bir faaliyet olmak zorunda. Politikay has bir insanî etkinlik olarak böyle tanmlamak, onu ilgili bütün bireylere tümüyle açk klmak, politik alann çağrma kuvvetini arttrmak ve orada bir eşitliği sağlamakla eşdeğerdedir. Kendisini devasa bir teorik bilgi yğnyla tahkim eden ve meşrûiyet iddiasn o konumuna dayandran otoritelerin varlğ bir kastre edici işlevi üstlenerek/aşağlk duygusu uyandrarak esasnda tümden ve dşardan yorumlayabileceğimiz ve tarif edebileceğimiz hiçbir operasyonel ölçütün ve derecelendirebileceğimiz hiçbir ölçeğin bulunmadğ o yaşam deneyimlerini paylaşmay ve politik bilginin o zeminde inşâsn imkânsz klyor. Tartşma ve karar alma süreçlerimizin deyim yerindeyse ‘haddimizi ve çapmz bilmeliyiz’ duygusunun yaşandğ/yaşatldğ ‘operasyonlara’ dönüşmesinden nasl bir yarar sağlayabiliriz ki.

• Açkça ortada işte, bizim gibi düşünmüyor. Onun bir tasarrufu karşsnda, davranşlarmz herhangi bir anlama kaygs gütmeden kendimiz için avantaj sağlama ve güç yğma ve karş tarafn pozisyon kaybetmesi ve ‘gerçek yüzüyle’ gözler önüne serilmesi amacna matuf bir tarzda kurgulamak. Bu durumda da karşlkl ilişkilerimizde spontanitenin ve doğallğn giderek yitirilmesi ve o oranda ve bir açklğn zaten olmadğ yargsndan beslenen bir şüphe ve güvensizlik havasnn çökmesi. (Örneğin o şüphe ve güvensizlik bazen paranoid bir muhakeme kvam edinip, yllardr bizim olan bir slogan bazlarmzn filanca platformda söylemesi diğer bazlarmza ‘bu ne ayak’ sorusunu sordurabiliyor.)

• Savunmasz insanlar alçakça yakanlarn da ayn argüman geliştirdiklerine şahit olduktan beri bir üslûbun, söylevin, bir sözün tahrik edici bulunmas ve bu değerlendirmenin ‘hakl’ bir öfke ve düşmanlğn gerekçesi yaplvermesi hususunda özellikle ihtiyatl olmal, tamam. Ama biz tamamen farkl ve bu zemini tümden geçersiz klacak bir duruşu hiç olmazsa geliştirmeye çalşamaz myz. O duruşun merkezî kavram empati olacak. Genel olarak empati, ötekinin deneyimlerini inşâ ettiği paradigmaya ya da epistemolojik yapya vakf olma meselesidir. Daha özgül olarak başka bir insann yaşadğ anlk bir psikolojik hali kavrama ve paylaşmaya ilişkin bizdeki içsel deneyim halidir. “Empati karmaşk psikolojik konfigürasyonlarn alglanmasna özgül olarak ayarlanmş bir biliş kipidir. Optimal koşullarda ego, psikolojik verilerin elde edilmesi ile karş karşya olduğunda empatik gözlemi, insann iç yaşamyla ilgili olmayan verilerin derlenmesi/toparlanmas durumunda empatik olmayan alglama kiplerini kullanr.” (Heinz Kohut, The Analysis of the Self, 1987, International Universities Press, s. 300)

Psikanalizde ise empati, analistin bir taraftan hastann anlattklarn dinlerken diğer taraftan kendisini hastann yerine koyarak, o srada kendi hissettiği ve düşündüğü şeyleri hastann his ve düşüncelerini anlamak için gözlemesidir. Empati gündelik hayatta o denli yaygndr ki, bir gözlem yöntemi olarak düşünülmez bile. Genellikle öteki insann düşünce ve duygularna ilişkin bilgiye ulaşmann sradan bir yoludur. Örneğin birisi üzgün olduğunu ya da başnn ağrdğn söylediğinde ne kastettiğini ve nasl hissettiğini bildiğimizi kabul eder ve bundan şüpheye kaplmayz. Çoğu insanî ilişki ve muhabbet böylesi bir anlamaya, bu anlama hali de empatiye bağldr. İlişkilerimizde ‘o durumda olsaydm ben ne hisseder, ne düşünürdüm?’ sorusu eşliğinde her an yeniden kurulmas gereken bir empatik titreşim halinin kazandracağ bir yetkinlikle, ötekinde uyandrdğmz duyguyu, onun hissiyatn, onun düşünmesine yol açtğmz şeyleri de hesap eden ve kaale alan bir yerde durmay neden beceremeyelim ki.

• Türkiye’de yeniden ‘bir sol dalga yaratma’ umudunu, inancn,hevesini, ama en çok da inadn taşyan insanlarn başndan beri ve galiba şimdi daha çok muzdarip olduklar temel bir sknt, yürürlükteki düşünüş ve yaşanş biçimleriyle; daha bir süre ÖDP’nin bir yap özelliği gibi anlaşlmas gereken bir belirsizlik halinden de beslenerek zaman zaman parti-içi üretim-yaratm kanallarn tkamaya ve ÖDP’nin dşyla temas noktalarn azaltan bir içe kapanmaya yol açyor. Değişik bakş açlarndan snf, sosyalizm, sol, snf partisi, kitle partisi gibi kavramlarla sürdürülen ÖDP’nin kendini tarifi meselesine kilitlenmiş o sknt ve belirsizliğin deyim yerindeyse bir yeti yitimine yol açan ve düşkünleştiren etkilerine galiba daha uzunca bir süre katlanmak zorunda kalacağz. Zira, hem bir taraftan o sknt ve belirsizliği bizatihi olumsuz ve aşlmas gereken bir hal ve zihin durumu olarak kodluyor ve diğer taraftan da o sknty aşma heyecan ve telaşyla yukarda anlan kavramlar zemininde sürdürülen bir tartşmann bizzat o sknt ve belirsizliğin döllenip ürediği bir matriksi beslediğini görmez oluyoruz.

Belki de bir sknt ve belirsizlik halinin her durumda kendi başna olumsuz bir şey olmayabileceğini kabul ederek, o sknt ve belirsizliğin kötürümleştirici etkilerinden ve bunaltc basncndan syrlmay deneyebiliriz. Örneğin, kişisel düzeyde bakldğnda; belirli bir oranda sknt duygusunun kişinin ego potansiyellerini kşkrtp serbestleştirerek egonun gelişimine mi yol açacağn; yoksa var olan ego savunmalarn ve enerjisini bir çatşma durumuna bağlayarak egonun gelişimine ket mi vuracağn ilgili kişisel ve kişiler-aras bağlamdan kopartarak tayin etmeye çalşmak imkânszdr. O telaş ve sabrszlğ hiç olmazsa daha makûl snrlara çekebilmek için, o sknt ve belirsizliği bir terbiye edinme ve mukavemet kazanma vesilesi gibi neden görmeyelim ki.

• Hepimize sirayet etmiş ve anlaşlmaz bir biçimde yatştrc/uyuşturucu etkiye sahip görünen hâkim çoğulculuk tasars aşağ yukar şöyle: Farkllklarn ve farkl bakş açlarnn kabulünü; ‘halledilerek’ aşlmas gereken, kendi bakş açmzn ve görüş mesafemizin diğerlerine benimsetilmesi ya da zamanla o farkllklarn kendiliğinden erimesi ve hükümsüz kalmasyla bir homojenliğe doğru evrilmesi gereken geçici bir durak olma vasfna tâbi klma stratejilerinin toplam olan bir tasar. Ayn tasar, dolaysyla şunlar da içeriyor ve mecburi klyor: Somut bir konuyu, bir ideolojik/politik meseleyi tartşmaya, ilgili taraflar ancak mutlak bir biçimde ikna etme ve inandrma beklentisiyle başlayabiliyor. Ya da ayn beklentinin koşulladğ tam tersi bir tavr egemen oluyor ve bir tür ikna edememe ve inandramama olaslğ üzerinden kurulan ve çoğalan ‘tartşrsak bölünür, birbirimizden uzaklaşrz’ korkusu kaplyor ortalğ. Böylece hiçbirimizi hiçbir yere erdirmeyen o üslûp, tavr, beklenti toplam yüzünden sahiden de taraflarn birbirini yprattğ ve yaraladğ bir kaosun ve didişmenin ortasnda buluveriyoruz kendimizi. Artk o kaos ve yknt herhangi bir tartşma ve birbirimize seslenme ortamn ve imkânn zaten olmaz klyor. Anlama ve anlaşlma arzusu ve talebini dağtan ve silen o mutlak biçimde inandrma ve ikna etme süreci öngördüğümüz ve o süreç bir güvensizlik havasndan ve mutlak bilgi varsaymndan beslendiği ölçüde ‘daha çok bekleriz’. Ve ayn zamanda sk sk birtakm semboller, şablonlar, tarihler, söylentiler ve sloganlar üzerinden ilerleyen ötekini deşifre etme/geriletme çabasndan da; böylece ötekini biraz daha öteleyerek mevcut farkllklar doğasna aykr bir biçimde kemikleştiren ve bir ztlaşma konusu haline getiren bir zembereği habire kurmaktan da geri kalmayz.

ÖDP’nin kuruluş günlerinde çokça dillendirildi: Gerçek oldukça karmaşk yaps ve çok boyutlu oluşuyla üzerinde kurulacak herhangi bir tekelci bilgi hâkimiyetine izin vermiyor. Diyelim ki, gerçeğin herhangi bir bilgisi onca referans ve değişkeni birden ve tümden kucaklayamamakla malûl. Ötekini nötr bir biçimde dinleyebildiğimiz, o diyaloğu geliştirebildiğimiz oranda o referans ve değişken bolluğunu her seferinde müşahade ettiğimizin, hakikaten birbirimizden öğrenmenin ve ancak böylesi ortak bir zeminde farkllklarn taşdğ anlamn ve o anlam çokluğuyla ilintili zenginliğin hemen yansra birlikte ortak pencereler açmaya çalşmann daha etkili ve kymetli olduğunun farknda değilmiyiz ki. Bunu daha çok farkettiğimiz ölçüde geri-dönüşsüz bir biçimde ikna etme ve inandrma arzusunun kşkrttğ stresten syrlabileceğiz. Kald ki, mutlak bir hakikat özlemi ve hevesinin kendimize ve ötekine yönelik ykc bir agresyonu nasl beslediğini bilmiyor olamayz. O mutlak hakikat arayş, iddias ve vehmi oluşturduğu güçlü ve aşlmas çok zor direnme noktalaryla belki de devasa bir kaynaktan neşet ediyor: Yani insanoğlunun tarihinde marûz kaldğ dört temel narsisistik travmay (yani Kopernik devrimiyle birlikte dünyann evrenin merkezinden, Darwin’le birlikte insann ‘yaratc’ nezdindeki merkezî konumundan, Freud’dan sonra bilinçdşnn keşfiyle insan zihninin yaplanmasnda bilincin merkezî işlevinden ve Marx’n devrimiyle tarih/toplum bahsinde insan öznenin merkezden alnmas ve yoksun braklmasyla insann dört düzeyde merkezsizleşmesinin yarattğ travma), çaresizce birden ve külliyen telafi etme arzusundan.


Bütün bunlarn bol ‘duygu’lu, fazla uçucu, bağlamsz, referanssz gibi görünme riski taşdğn biliyorum. Ama söylem içinde, söylem yoluyla kurulmuş özneleriz işte. Ve kendimizi nasl ve hangi özelliklerimizle tanmladğmz ve anladğmzdan bağmsz olarak, bizi biz yapan şey, bir dizi toplumsal pratiğin ve söylemin kesişme alan ve biçimi. Diğer yandan; ötekiler ile bağlarmz başlatan ve geliştiren köprüler, düşlem ve imgelemi dşarda brakan bir rasyonellik üzerinden ve dşsal olarak empoze edilmiş halde değil, aksine düşlem ve imgelem ile yakn bir ilişki içinde, gerçek ve otantik olarak yaşanan duygular üzerinden ve içimizden kaynaklanarak kuruluyor. Düşlem ve imgelem (ikisi arasndaki kritik farklar sakl kalmak kaydyla), insanî öznelliği ve o öznelliğin çekirdeğindeki bilinçdşn inşâ ediyor. Kendimizi ötekinden farkl klma sürecinin merkezine oturan anlamn yaratlmas, bilinçdş imgelem alannn üretken zenginliğine tabidir. (ÖDP içindeki farkl kimliklerin, kimlik arayşlarnn varlğn ve nihayet bir ÖDP’li kimliğinin kurulmas çabalarn dikkate alarak burada not etmek gerekiyor ki; yerleşik ve yaygn biçimiyle bir kimliğin kuruluşu daima bir dşlama süreci içinden geçerek, kendi kuruluşuna tehdit oluşturduğunu düşündüğü olgular bastrarak ve yoksayarak, iki uç arasnda cebri bir hiyerarşi tesis ederek mümkün oluyor. Tpk cinsel kimliklerin [kadnlk ve erkekliğin] kuruluşunda; erkekliğin esas oluşu karşsnda kadnlğa özgü olan şeyin arzi olana indirgenmesi ve cinsel kimliğin bir güç ve eşitsizlik ilişkisi olarak kurulmas gibi, bütün kimlikler iddia ettikleri bütünlüğü ve uyumu böylesi bir güç ve iktidar ilişkisi içinde oluşturabiliyorlar.)

Keza, birey kendi içsel acsn ve serüvenini bütün şiddeti ve yoğunluğuyla tek başna çekmeye ve sürdürmeye terk edildiğinde, bu düzensizlik ve iki-değerlilik çağnda artan ölçüde boşluk ve yalnzlğa sürükleniyor, benlik nostaljiye daha çok tutuluyor. Öznelliğimizin yarlmş ve indirgenmiş boyutlarnn herhangi bir yeniden bütünleşmesi ve tanmlanmas ve bu değişikliğin benlik-deneyiminde içerilmesi için, anksiyeteden öfkeye ve bunlarn ötekine yanstlmasna kadar her tür duygu-durumunun alcs olmaya kendimizi hazr tutmay ve kollektif bir tarzda kendimizi yeniden inşâ etmeyi mümkün klabileceğiz.


Sorunu, vakf olmakta ve uyum göstermekte güçlük çektiğimiz bir eksen kaydrmas gibi mi düşünsek diyorum. Yani şu: ÖDP’de bugüne değin ‘elde var bir’ gibi, ya da ne bileyim işte bir kabuk gibi, şk ve iyi duran bir giysi gibi anlama eğilimi sergilediğimiz çoğulculuğu; daha ziyade ve asl olarak ÖDP’yi kuran ve ÖDP’yi vesile klarak kurulmas gereken temel nitelik olarak yeniden tanzim ve tahkim etsek. Konuyla ilgili bulduğum bir dizi göstergenin bana sezdirdiği şeyi kestirmeden anlatabileyim diye biraz abartarak ve zorlayarak söylüyorum: ‘ÖDP hoş desenli afişler yapyor.’ ‘ÖDP çoğulcu bir parti’. Her iki cümle çoğumuzun anlam dünyasnda çoğu zaman ayn anlam katmannda zuhur ediyorlar gibi sanki. Çoğulculuğa hâkim rengini veren nazik dengesini ve yozlaşabilme potansiyelini de skalamadan yukarda anlan belirsizlik ve skntlar sürükleyen kavram ve duyarllklar çoğulculuğa tabi klmay denesek.

Bu yaz böylesi bir niyete ve arzuya yaslanyor ve solun, sosyalizmin her zamankinden daha çok ahlâki bir öneri haline geldiği şimdi; çoğulcu tasarnn, her birimizi teker teker insan bireyler olarak yerleştiren ve kuran temel serüvenimizin ana uğraklarndan olan bir ahlâkn içinde ve o ahlâkla geçişen aslî özelliğine işaret etmeye (ikinci ksmnda ) çalşacak.