Anasayfa > Birikim Arşiv > 118 - Şubat 1999 > Objektif'ten Bakarken

Objektif'ten Bakarken

K. Kerim Özkonur | (Sayı : 118 - Şubat 1999)

Objektif’ten bakarken

Televizyonda yayınlanan “Üniversite Olayları” konulu Objektif programı bitince büyük bir rahatsızlık duydum. Rahatsızlığımın nedeni ne üniversitenin gerçekten gergin olduğunun ortaya çıkması; ne MHP’lilerin tahmin edilebilir durumu; ne de üniversite yöneticilerinin manzarası.

Rahatsızlığımın nedeni, solcu olarak kamuoyu önüne çıkartılan gençlerin durumu. Bu konu üzerine düşünürken iki soru kafama takıldı.

- Biz de zamanında böyle miydik?

- Bizim o zamanki (yani biz gençken) davranışlarımız konusunda bir takım “ihtiyarlar” ahkam kesse ne düşünür, nasıl karşılardık?

Elbette hoş karşılamazdık. “Bu adamlar da doğru şeyler söyleyebilir mi?” diye pek düşünmezdik herhalde. Hattâ “içi geçmiş, devrimciliği sulanmış, düzenin parçası olmuş herifler, doğru devrimci tavırdan ürkerler tabiî ki” diye düşünürdük. Elbette gençliğin bir raconu olacak. Elbette hepimizi diri tutacak tavrı onlardan umabiliriz, ama televizyondan gördüğüm manzara ne yazık ki bu değildi.

Genellikle biz solcular, özellikle gençlik, derdini kamuoyuna (halkımıza?) anlatacak araçlardan yoksun olduğumuzdan yakınırız. Ama pek seyrek ele geçen bu fırsatları yeterince kullanabiliyor muyuz? Objektif programında solcu gençlere (masadaki bir kişi ve salonun çoğunluğuna) sorulan çok netti: “Üniversitelerde neden kavga oluyor”. Buna cevap olarak solcular maalesef doğru dürüst bir cevabı biraraya getirecek argümanları sıralamaktan, bunları düzgün bir dille ifadeden ve üniversite gençliği olarak ana meselenin ne olduğunu ifadeden acizdiler. Bu “fırsatı” iyi değerlendirecek hazırlığı yapmamışlardı, birbirlerinin sözünü kesmek ve tartışma adabına uymak konusunda herkesi sinir ettiler. Ve “siz neden çatışıyorsunuz?” sorusuna (özetin özeti) “çünkü onlar faşist”den başka bir şey söyleyemediler.

O programı seyreden “sade vatandaşların” aklında solcuları haklı konumda bırakacak hiçbir şey kalmadı ne yazık ki.

1965’lerden sonra Türkiye fikir hayatında hegemonya sağdan sola geçti. Sol içinde de (yalnız kitlesel ve eylem düzeyinde değil) fikir düzeyinde de hegemonya devrimci kanatta idi.

Bu hegemonya tabiî ki kendiliğinden ve temelsiz şekilde oluşmadı. Yalnız tarihî olarak haklı olmak yetmiyor. Bu haklılığı ete kemiğe büründürmek için ise gerçekten attığı her adımın önünü arkasını düşünmek, her zaman haklı bir zeminde kalarak ve kitle desteğini hayatın somut koşullarında oluşturarak hareket etmek gerekiyor. Bu söylediklerim belki çok bilinen kitabi şeyler. Ama bu kitabi şeyleri çok iyi bilmek hiçbir şeyi çözmüyor. Önüne bunları uygulayabileceğin somut bir durum geldiğinde, gereğini yerine getirebiliyorsan bunları bilmen bir şeyler ifade eder. Yoksa küpüne zarar veren keskin sirkeden başka bir şey olmuyorsun.

Burada uzun uzun üniversite gençliğinin mücadelesinin içeriği, araçları, ülke genelindeki siyasî mücadeleyle bağları konusuna değinmek istemiyorum. Bu konuda düşünce farklılıkları olacaktır. Ama sonuç olarak bu konuyu salondaki bütün solcu gençlerin kafalarında bir şekilde cevaplamış olduklarını ve bunun kabul edilebilir ve meşrû bir içerikte olduğunu farz ediyorum. Burada sorun, bu gençlerin bunu derli toplu olarak kamuoyuna anlatabilme konusunu gereğince ciddiye almamaları, bu konuda hazırlıksız ve düşünce düzeyinde yetersiz olmalarıdır. Ortaya çıkan manzara sanki bu gençlerin bütün dertlerinin;

a) Kendi siyasî gruplarını diğer solcuların önüne çıkartmak,

b) Kendi bireysel söylev güçlerini gösterebilmek,

c) Üniversite içinde, diğer siyasî güçler üzerinde (nedenini anlatma zahmetine katlanmadıkları) bir hâkimiyet mücadelesi olduğu.

Buna tabiî ki itiraz edeceklerdir, ama dışarıdan görünen manzara ne yazık ki, budur. O kadar budur ki, İslamcılar ve MHP’liler salonu terk edip solcular televizyon ekranı aracılığıyla, bütün Türkiye ile yüzyüze kaldıklarında bile söylemlerinin (söylevlerinin demek belki daha doğru olacak) içerik ve biçimini değiştirmek gereğini duymadılar. Özellikle MHP’lilerin kendi kendilerini düşürdükleri durumun altın bir fırsat olduğunu bile fark edemediler.

Bir de dikkatimi çeken nokta (İP’lileri solcu kategorisinde düşünmeyeceğimize göre) konuşan solcuların büyük çoğunluğunun (eğer hepsi değilse) SİP’liler olmasıydı. Bunun neden kaynaklandığını bilmemekle birlikte, neden ne olursa olsun, Türkiye devrimci hareketlerinin mirası ile ilgili solcu gençliğin ifade olanağını değerlendirememesi de başlı başına bir eleştiri konusu olmalıdır.

Bütün bu yazdıklarımızdan sonra ilk soruya dönersek; “Galiba biz pek böyle değildik” ve bunun için de bunları yazma hakkımız var.

K. KERİM ÖZKONUR