Anasayfa > Birikim Arşiv > 127 - Kasım 1999 > Mafya Devlet Olursa...

Mafya Devlet Olursa...

Selami İnce | (Sayı : 127 - Kasım 1999)

Bir şeyi başından söylemek gerekiyor. Rusya yönetiminin İkinci Çeçenistan Savaşı’na başlama nedeni birincisine göre hem daha “şık” ve zamanlaması da iyi ayarlanmış durumda hem de Rusya iki savaşın toplam kârını birden topluyor:

“‘Uluslararası terörist ‘Şamil Basayev başına topladığı adamlarla önce Dağıstan’a saldırdı ve oradan püskürtülünce de, Rusya’nın Moskova dahil bazı şehirlerinde apartmanlara yerleştirdiği bombalarla 300’den fazla insanın ölmesine neden olan vahşice eylemi planladı.” Kim böyle bir barbarlığın örgütleyicisi ve uygulayıcısı “eşkiya”nın merkezinin bombalanmasına karşı olabilir? Elbette eşkiya “ininde” vurulmalıydı!

Her ne kadar bugüne kadar, Rusya bombardımanı altında bir tek Basayev taraftarı ya da “eşkiya” yaşamını yitirmemiş ve Rusya’daki bombalamalarda Kafkasya’dan bir ize rastlanmamış olsa da, Rusya’nın Çeçenistan’ı bombalaması ve işgâli birçok yönden Yeltsin ve hükümetin işini kolaylaştırdı. Bombardımanın başlamasından daha on gün bile geçmeden Rusya Çeçenistan’ın üçte birini işgâl etmeyi başardı ve sessiz sedasız Çeçenistan’ın kuzeyinde başka bir Çeçen hükümeti kuracağını ilân etti. Gizli servis şefliği zamanında Yeltsin karşıtlarının “olur olmaz görüntülerini” videoya kaydetmek dışında herhangi bir kariyeri ve meşhurluğu olmayan Wladimir Putin, savaş boyunca başbakan olarak Rusya’nın en popüler simalarından biri olmayı başardı. Ve bütün bunları Rusya, NATO’nun yeni konseptine uygun bir biçimde yaptı; şimdi sonuçlarını Kasım ayında Istanbul’da yapılacak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) zirvesine sunmaya hazırlanıyor.

ÇEÇENLERİN İKİ TALİHSİZLİĞİ

Konuya şöyle basit bir soru sorularak da başlanabilir. Sovyetler Birliği’nden ilk ayrılan ülke kendisi olmasına rağmen, Rusya neden küçücük bir toprak parçasına sahip olan Çeçenistan’ın ayrılıp bağımsız bir devlet kurmasını affedemiyor? Basbakan Putin’in bugünlerde Ruslar’ı kurtarmak istediği “Çeçenistan suçluluk kompleksi” ne? Eski Sovyetler Birliği’ni oluşturan birçok devlet ya da “bölge” gibi Çeçenistan da 1991 yılında bağımsızlığını ilân etti. Çeçenlerin iki talihsizliği vardı. Birincisi zengin bir petrol ve doğalgaz kaynağı olan Hazar Denizi bölgesinde olması ikincisi ise, Çeçen mafyasının Rusya devlet mafyasına uzak durması hattâ onunla çatışmaya girmesiydi. Rusya’nın birinci Çeçen Savaşı’nı başlatmasıyla Azerbaycan’ın Hazar petrolü ve doğalgazı üzerinde 1994 yılında Batılı ülkelerle petrol anlaşması yapmaya kalkışması ve Rusya’yı bu işin dışında tutmaya calışmasının “tesadüfi” olarak yakın zamanlara gelmesinin elbette komplo teorileri dışında da bir anlamı olmalı. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra bölgede egemen ya da yarı egemen birçok devlet kurulmasına rağmen taraf devletler arasında Hazar Denizi’nin statüsüyle ilgili henüz bir anlaşmaya varılmış değil. Antlaşma hâlâ Iran - Sovyetler Birliği zamanından kalma. Pratikte çoğu kez, İran ve Rusya bir tarafta diğer tarafta ise bazen birlikte bazen de birbirlerine karşı bir konumda Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Dağıstanlılar ve Çeçenler duruyor.

Rusya’yı son dönemde asıl ilgilendiren şey ise, Hazar petrolünü Bakü’den Karadeniz’deki Novorossiysk limanına taşıyan hatların artık petrol taşımasıdır. Petrol Çeçenistan’da boşaltılmaktadır. Çeçenistan Cumhurbaskanı Aslan Maşadov bunun Rusya’nın savaşın bitmesinden sonra Çeçenlere verdiği sözleri tutmamasının bir sonucu olarak görüyor ve Basayev ekibinin gördüğü bu işten payına düşeni alıyor. Bölgede petrol ve doğalgaz üretimi ve taşımacılığında Çeçenler gerekçesi ne olursa olsun İran ve Rusya dışında “Sünni İslâmın kılıcı olma” ideolojisi altında pay kapmaya çalışıyorlar. Elbette Kafkaslar’da, adına ister “İslâm tehlikesi” ister Arap-Müslüman hegemonya kavgası densin, Rusya’nın kendisine tehdit olarak gördüğü bir oluşum da mevcuttur. Kökleri Rusya’nın Afganistan işgâline dayanan ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra daha çok Kafkas petrollerinin Batı’ya aktarılmasını sabote etme işlevi gören bir “İslâmi” hareket Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan gibi ülkelerden hem maddi hem de manevi destek görmektedir.

Buna bağlı ikinci talihsizliği ise Çeçenler’in, kendi içinde en az üç grup halinde birbirleriyle çatışmakta olduklarıdır. Aslan Maşadov, en azından son Basayev operasyonlarında yeralmamaktadır ve Basayev’in Dağıstan macerasını da, “savaş yorgunu halka karşı bir provokasyon” olarak değerlendirmektedir. Devlet Başkanı Aslan Maşadov’un karşısında bugün Rusya’dan başka, bir yanda Moskova’daki Çeçen mafyası, diğer yanda ise Şamil Basayev’in başını çektiği içinde eski devlet Başkanı Selimcan Jandarbiyev’den Basayev, eski devlet başkan yardımcısı Movladi Udogov ve Hattap’a kadar pek çok “ünlü” ismin yeraldığı Rusya’nın “eşkiya” dediği ekip bulunuyor. Rusya aslında son durumda, bu ekibe karşı Moskova’da kontrol altına aldığı Çeçen mafyasını bölgede hâkim kılmaya çalışıyor. Rusya’nın Çeçenistan’ın kuzeyini işgâl etmekle yetineceği, orada kendine bağlı Çeçenler’den bölgeyi hiç değilse kısmen kontrol altına alabilecek bir hükümet kuracağı ise bir sır değil. Çeçenistan Devleti’nin tavrı ise elbette, Rusya kontrolündeki Çeçen mafyasının bölgede hâkimiyet kurması yerine Basayev ekibiyle işbirliği yapmak. Maşadov’un basına yansıyan sözlerinden bunu şöyle okumak mümkün: “Biz Basayev’i basit bir eşkiya olarak tutuklayamayız. Bunu halk burada anlamaz. Sonuçta biz Çeçenistan’ın bağımsızlığı için birlikte savaştık. Ama Çeçenistan’da eğitim kampları yok.” Bu arada Aslan Maşadov’un da Rusya’ya “cihad” ilân etmesi ayrıca dikkat çekici.

1996 barışından sonra ne Rusya ne de Çeçenler verdikleri sözlerde durdular. Ruslar, Çeçenistan’a yönelik bütün devlet yardımlarını durdurmayı Çeçenler ise, “İslâmi hareket” adı altında Rusya kaynaklı bütün ekonomik projeleri “haraca” bağlamayı seçtiler. Moskova başta olmak üzere Rusya’nın çeşitli kentlerinde patlayan ve faturası Çeçenler’e kesilen bombaların bu kısımda değerlendirilmesi gerekiyor. Burada da karşımıza yine Rusya’nın bir numarası Boris Beresovski çıkıyor. Beresovski zaman zaman Moskova’daki Çeçen mafyasıyla zaman zaman da Basayev’le ilişki kurabilen, ama sonra yine bir numaralı düşman ilan edilebilen biri. Beresovski’nin Bassayev’e Kafkaslar’daki telefon ve bilgisayar tekelini garanti aldında tutmak için yılda 2 milyon dolar ödediği basında çıkan haberler arasında. Bizzat Aslan Maşadov’un sözlerine göre, Beresovski Basayev’in telefonundan internetine kadar her şeyini ödüyor. Basayev ekibinin kaçırdığı kişilerin kurtarılmasında Beresovski oynadığı rol oranında Basayev’le kurtarılma parasını bölüşüyorlar.

Beresovski, hem İsrail hem de Rus pasaportu taşıdığı için İslâmcıların hem Yahudi hem Rus olarak iki kere düşmanı. Beresovski Yeltsin’in en yakın adamlarından biri. Şimdi hem Aslan Maşadov’dan hem de Basayev’den Yeltsin’i kurtaracak projeyi de Beresovski’nin hazırladığı üzerinde duruluyor. Bunun en güçlü kanıtı ise, Beresovski’nin bombalamalardan hemen önce Çeçen mafya liderleriyle yaptığı telefon görüşmelerinin basında yayımlanan dökümleri.

YELTSİN’DEN NE KALDI?

Elbette yalnızca Beresovski’nin çıkarlarının gereği olarak Rusya Çeçenistan’ı bombalıyor değil. En azından hiç değilse olayın zamanlamasının Rusya iç siyasetiyle ilişkisi üzerinde durmak gerekiyor. Bu kış ve gelecek yaz ardarda yapılacak parlamento ve devlet başkanlığı seçimlerinden sonra Yeltsin’in siyasî varlığı sona erecek. Amerika ve Batılıların, Yeltsin’de umdukları, Rusya’da demokrasiyi kuran adam figüründen geriye, “mafyanın elinde oyuncak yaşlı ve alkolik bir adam” kaldı. Büyük bir olasılıkla Moskova Belediye Başkanı Luskov ya da eski Başbakan Primakov devlet başkanı seçilecek. Ya da biri başbakan biri devlet başkanı olacak. (Rusların inancına göre, Lenin’den bu yana, hep bir dönem saçlı bir devlet başkanı diğer dönem saçsız bir devlet başkanı oldu. Yeltsin saçlı olduğuna göre, Primakov’da saçlı sayılır, geriye en güçlü seçenek Luskov kalıyor.) Batı dünyasının da Yeltsin’den umudu kestiği dikkate alınırsa, geriye Luskov-Primakov ekibini dizginlemek için Yeltsin’in “bir şeyler yapması”ndan başka seçenek kalmıyordu. Çünkü, Primakov daha ilk başbakanlığı sırasında, Yeltsin’in çevresindeki mafyaya karşı savcıların kovuşturma başlatmasını teşvik etmişti. Luskov-Primakov ekibi yaz sonu itibariyle, gerçekleştirdikleri birlikle, seçim kampanyasını başlatmışlardı. Hattâ Moskova’da patlayan ilk bombanın, bu ekibin düzenleyeceği ilk seçim şenliği haftasına denk gelmesi de gözlemciler tarafından “tesadüf” olarak değerlendirilmiyor. Bu teorinin sahiplerinin en onemli dayanağı, Yeltsin’in olağanüstü hal ilân edeceği, seçim kampanyalarını yasaklayacağı, seçimleri erteleyeceği ve hattâ geçici bir süre için emekli general Lebed’i, bölge valisi olduğu Sibirya’dan Başbakanlığa getireceği idi. Bunlar gerçekleşmedi ama savaşın sonuçlarının Yeltsin’in işine yaradığı kesin.

Devlet Başkanı Yeltsin, 4.5 milyar dolarlık IMF kredisini kendi ve kızlarının hesabına geçirmekten tam yargılanmak üzereydi ki, yeni atadığı Başbakan Vladimir Putin hem Yeltsin’i kurtaracak hem konumunu sağlamlaştıracak çözüm olarak “bombalı sabotaj” işini buldu. Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in yolsuzluklarının ayyuka çıkmış olması ve bu sefer Yeltsin’e Amerika ve Avrupa’nın da desteğini kestiğidir. İç Gizli Servis Başkanı iken başbakanlığa atanan Putin ise, hem Yeltsin’e “teşekkür” olsun diye hem de kamuoyunda popüleritesini arttırmak için böyle bir görevi çekinmeden ifa edebilecek birisi. Gelinen noktada Rusya’da artık kimse Yeltsin’in ve kızlarının yolsuzluklarını konuşmamaktadır. Başbakan olduğu hafta kamuoyunda yüzde 2’lik bir gücü olan Vladimir Putin, kamuoyu yoklamalarına göre, bombalamanın birinci haftasında şansını yüzde 7’e çıkarttı. Bombalamaların nedeni ne olursa olsun, sonuçta Yeltsin ve Putin kazandı. Putin, devlet başkanlığına Yeltsin’in veliahtı olarak aday. Yeltsin ise, seçimden sonra sarhoş eski bir devlet başkanı olarak kodese girmek yerine Amerikan bankalarında şişkin hesabı olan Çeçenistan kahramanı olarak emekliliğinin tadını çıkartmak istiyor.

Bu senaryonun en güçlü dayanaklarından biri olayın teknik yanı. Rusya’da apartmanlarda patlayan bombalar ordu malıdır. Rus muhalefetinin Yeltsin ve Putin’e karşı geliştirdikleri bu tezlerde, bombalama ve siyasî cinayetlerin Rus gizli servislerinin işlerinden biri olduğu üzerinde duruluyor. Putin’in eski bir gizli servis başkanı olarak böyle bir şey organize etmesi işten bile değil. Buradaki önemli ayrıntı ise, Ruslar’ın bu işi, Kafkasya’daki Çeçenler’le değil Moskova’daki Beresovski’nin şimdilerde yeniden dostluk kurduğu Çeçenler’le yapmış olduğudur. Moskova’da yaşayan 50 bin Çeçen arasında Rus Mafyası’nın en güçlü adamları bulunuyor. Kafkasya’da kullanılan Çeçen silahlarının hemen hemen tek kaynağı da Rus ordusu. Her şeyin Mafya üzerinden döndüğü Rusya’da Çeçen Mafyası’nın Rus Ordu Mafyası’ndan bu bombaları temin etmesi işten bile değil. Gizli servislerin siyasî cinayetlerine gelince, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra gizli servislerin de mafyalaşması söz konusu. Gecen yıl Kasım ayında St. Petersburg seçimleri öncesi bir silahlı saldırıda öldürülen bayan “demokrat” milletvekili Galina Satarovoytova’nın ardından mafya, komünistler ve gizli servisle ilgili komplo teorilerinden bahsedilmiş ama olay aydınlatılamamıştı. Ancak, her seçim öncesi Rusya’da benzeri karışıklıkların yaşanması da artık “gelenek” haline geldi. Rusya’nın son üç başbakanının dış ya da iç gizli servis başkanı olduğunu da unutmamak gerekir. Primakov, Stepasin ve Putin. Böyle bir ülkede komplo teorilerinin daha bol üretilmemesi için hiçbir neden yok.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, geçen yazdan bu yana Rusya Federasyonu da dağılma sürecine girmiştir. 17 Ağustos 1998 “kara pazartesi” Rusya’nın devlet olarak kelimenin gerçek anlamında iflas ettiği tarihtir. Rusya’ya dış kredi olarak verilen para, çoğu kez ülkeye hiç gelmeden Amerika ya da İsviçre bankalarına yatmaktadır. Rusya Amerika’nın önerileri çerçevesinde son on yıldır “reform içinde reform” yapan bir ülke haline geldiği halde, ekonomi her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Şimdi bütün dünya Rusya’nın on yılının kaybedilmiş on yıl olduğunu ve “sil baştan” yapmaktan başka çare kalmadığını tartışır duruma gelmiştir. Önümüzdeki parlamento seçimlerinden sonra, eğer Ruslar becerebilirlerse, kurucu parlamento toplanabilecektir.

Rusya Kafkaslar’da şimdi devlet aygıtı olarak ayakta olup olmadığını ve gücünün sınırlarını da ölçmektedir. Birinci Çeçen savaşının bitmesinden üç yıl sonra elbette güncel pratik nedenler dışında Rusya’nın Çeçenistan’a yeniden saldırmasında devlet olmasını kanıtlama gereği duymasının da rolü var. Rusya, seçimlerden önce en azından ciddi bir başarıya ihtiyaç duyuyor. Rusya kamuoyu bugün şöyle düşünmektedir: Çeçenistan’ın kaybedilmesi Yeltsin ve Putin’in kaybetmesinden çok, Rusya’nın bir kez daha kaybetmesi anlamına gelmektedir. Kafkaslar’da yaşananlar ise, yıllardır Kafkasya’da fiiliyatta yaşananların resmiyete dökülmesidir. Ruslar, olup bitenlerin sorumlularından çok, sonuçların kimin işine yaradığıyla ilgileniyorlar. Bu zamana kadar Rusya’yı finanse eden Batı dünyası ise, Rus ve Çeçen milliyetçiliğinin petrole bulanmış şekli olan bu savaşı hiç değilse şimdilik dışarıdan izlemekle yetiniyor.

SELAMİ İNCE