Anasayfa > Birikim Arşiv > 103 - Kasım 1997 > ÖDP Fikriyatı Üzerine Bir Özne Arayışı

ÖDP Fikriyatı Üzerine Bir Özne Arayışı

Mahmut Eşitmez | (Sayı : 103 - Kasım 1997)

Özgürlük ve Dayanşma Partisi’nin ilk olağan kongresini tamamladğ, kendi varoluşu açsndan yeni bir aşamaya evrildiği günleri yaşyoruz. Parti içinden ve dşndan yaplan değerlendirmelerin çoğu -hiç de ksa bir süre saylamayacak iki yllk süreci- kazasz belasz, kavgasz gürültüsüz bir süreç yaşamann verdiği memnuniyete vurgu yaparak başlyor. Yol kazalarnn bu denli yaygn olduğu bir ülkede azmsanacak bir şey değil bu.

ÇEMBERİN DIŞINDA YA DA İÇİNDE OLMAK

ÖDP solun, hattâ Türkiye’nin yakn tarihinde hemen hiçbir partinin sahip olmadğ bir avantaja sahip; partinin içinde olanlar, dşardan destek verenler, bunlar birarada duramazlar diyenler, katlp değiştirmek için kendini parçalayanlar, hemen herkes ÖDP’ye karş saknmac, eleştirel olsa bile reformcu bir dil kullanmaya çalşyor. Saysal gücü bir yana, parti tüm toplumun üzerine çullandğ, dşardakilerin varlğn ortadan kaldrmaya yemin ettiği, içeridekilerin, bu tazyikle, paranoyak bir öz-koruma refleksine savrulduğu bir pozisyonda değil. Tersine, bugün, içeriden, dşardan hemen herkesin, çoğu kez var olmasn bile yeterli saydğ, “kazasz belasz yola devam etsinler” diye üzerine titrediği bir parti ÖDP. Eğer iyi kullanabilirsek bu durum çok önemli imkânlar yaratyor bizim için. Herşeyden önce içeride ve dşarda olmaklk halleri arasndaki kategorik fark ortadan kalkyor. Kuramsal olarak, evi dşardan ayran yüksek duvarlar kaldrmak tüm kötülüklerin müsebbibi olarak gördüğümüz mülkiyet mefhumunu da yprattğna göre, misafirperver bir evsahibine de eskisi kadar ihtiyacmz kalmyor. Öte yandan madem bu partide, katlan herkesin değiştirmeye muktedir olduğunu ve hâlâ bilenle bilmeyenin eşit sayldğ bir ilişki tarzndan söz ediyoruz, o halde başn şöyle bir uzatan ve beş baş mamur bir ağrlanma bekleyen konuk rolüne de bu senaryoda çok fazla bir yer yok.

Bir yandan da bu rahatlk ve gevşeklik, süreci toplumun gözleri önünde cereyan eden bir deney olarak yaşamamza olanak veriyor. Geleneksel siyasetin, partiler sisteminin, ideolojilerin ve üst-anlatlarn tkandğ bir tarihsel-mekânsal boyutta salt yeni olduğumuzu iddia ettiğimiz için önümüze azmsanmayacak bir hareket alan açlyor. Ancak yeniye sempati ile bakmann sebepleri her zaman ayn değil.

YENİNİN ANATOMİSİ

Ne yazk ki, yaşadğmz coğrafik ve tarihsel bağlamda siyasal söylem, hakikate ve kendisini dillendiren öznenin ahvaline işaret etme zorunluluğundan azad olmuş durumda. Faşizan partilerin ya da örgütlenmelerin demokrasi cephesi kurmaya yeltenmesi, despotik lider partilerinin “sol”, “demokratik” gibi sfatlarla adlandrlmas artk hiç mi hiç garip gelmiyor. Amaçla araç, özle biçim arasndaki ilişkiyi siyasal özneler bahsinde tamamen koparmş gibiyiz. Diğer yandan, siyasal söylemin bu şekilde “özgürleşmesi”, teknikleşmesine, bir dizi hoşluk ve orijinallikle donatlmş boş bir retoriğe dönüşmesine kap açyor. İyi kotarlmş mühendislik projelerle, reklam dilinden uygun oranlarda harmanlanarak oluşturulmuş bir bileşim iyi iş yapyor. Reklam dili ise yeniyi başl başna bir olumluluk sayyor ve sürekli yeniyi aryor. On yldr “Yeni Ariel” in daha da güçlendirilmiş etkili formülünü ya da bilmem ne bankasnn yeni ve farkl hizmetini takip ediyoruz. Rekabetler dünyasnda yenilenmeyen (tüketilmeyen) yok olmaya mahkûm.

Özellikle bir ksm medya erbabnn ÖDP’ye duyduğu ilginin altnda biraz bu yatyor sanki. Fakl bir sound aryorlar. Siyasal arenann çoraklğ düşünülürse, ÖDP gerçekten farkl ve yeni bir sound. Birkaç ay önce Ufuk Uras’la, Liberal Demokrat Parti Başkann ayn programda yan yana getiren acar TV sunucusu “Bakalm bu acayip ve yeni partiler ne diyor” mealli bir açlş konuşmas yapmşt. Daha çok dşardan dayatlan yeni ve farkly aramann bu şekli giderek içeridekilerin psikolojilerini de belirliyor. Örneğin düzen partilerindeki delege kulislerini görünce “bizimkine bin şükür” diyoruz ya da despotik ve medyatik parti başkanlar ile karşlaştrnca bizim Ufuk’u daha çok seviyoruz. Öyle bir haldeyiz ki, neredeyse bu yenilik bahsini kapatacağz. Bizim her şeyimiz zaten onlardan farkl ve yeni, o halde kafamz bu mevzuya takmaya pek gerek yok, “ne yapsak tutuyor...”

Yenilik arayşnn bu medyatik şekli, özde değil ama biçimde bir yenilik peşinde koşuyor. Öte yandan bu arayş sadece ÖDP’yi değil, RP’den MHP’ye kadar tüm siyasal partileri bir sürekli değişim sürecine tâbi tutmak istiyor ve yeterli çabay görmediği anda fena halde ayplyor.

Kuruluşundan beri partide çok farkl tonlara sahip olsa da, deyim yerinde ise, vakur bir yeni yol arayş var. Aslnda bu sürecin ÖDP’nin kuruluşu ile başladğn iddia etmek pek doğru olmasa gerek. 1980’lerin ortalarndan beri solda birçok insan, yenilginin de getirdiği bilgelik tavr ile “Nasl olur da birarada yaşarz?” sorusu üzerine kafa patlatyor. Süreci hemen herkes hatrlar, Kuruçeşme Toplantlar, SBP, BSP, GBK, ÖDP... Solcularn 12 Eylül basksna karş zorunlu bir kader birliğine mahkûm edilmesi, dünya sol hareketindeki eski çatlamalarn anlamszlaşmas, bir takatsizlik durumunun önünü açtğ dayanşma refleksi, örgütlü sol siyasetleri birbirlerine tahammül edecek ve birarada yaşamaya becerecek olgunluğa getirmişti. 20 yl öncesi ile karşlaştrldğnda bu başlbaşna bir yenilikti. Ancak bunun siyasal söylemleri farkl olsa da, varoluş biçimleri ve gündelik hayatlar birbirine çok benzeyen siyasal gruplarn biraradalğna imkân veren, ama bunlar dşndakileri ise büyük oranda yok sayarak oluşmuş bir hukuk olduğuna değinmek isterim.

Bugün ÖDP içerisinde, Türkiye sol hareketinin son 40-50 ylnda ortaya çkmş hemen tüm tonlarn görmek mümkün. Üstelik çoğunlukla ifade edildiği gibi hepsi de eski pozisyonlarn muhafaza etmiyorlar. Dikkatli gözler Marksist hareketin yaklaşk yüz yllk büyük çatlamalarnn devam konumundaki hareketlerin ÖDP’nin politikasnda söz sahibi olabilmek için ortak bir inisyatifte yer almaya başladklarn gözden kaçrmayacaktr. Bu ciddi bir harmanlanma sürecidir ve eğer ÖDP tarihi diye bir şey yazlacaksa, bu inisyatif partideki ilk sahici fikir grubu olarak zikredilmek zorundadr. Süreci doğru okumalarndan ve bu denli farkllğn birarada yaşadğ bir agorada nasl var olunacağnn örneklerini vermelerinden dolay, bu gruplar, saysal kudretinden bağmsz olarak, herkesin konumlarn onlara göre belirlediği, ÖDP’nin başlca fikrî kanad haline gelmiştir. Bu “başarl” hamle, süreç içersinde söylemsel ve pratik koordinatlar daha özgürlükçü zemine yaklaşmaya yüz tutmuş birçok grubun eski referanslarn yeniden anmsamasna, daha ortodoks bir pozisyona savrulmasna yol açarken yaratlan ideolojik ve söylemsel atmosfer artk eski referanslar kullanmak istemeyen birey ve çevrelerin partiyle arasndaki mesafeyi açyor. Bu vakur ve daha sahici arayş tpk daha önce sözü edilen medyatik yenilik arayş gibi havlu atmak üzere. Yenilik, eğer ayn partide durmay becermekse, bu konuda “ciddi” admlar atld, “bunlar üç ayda birbirini yer” diyenler haksz çkt. Artk bu bahsi kapatmak, ve kitlesel bir sol parti nasl inşâ edilecekse öyle devam etmek gerekir. “Maya tutmuştur....”

KONGRE, SEÇİM, İKTİDAR

ÖDP’nin ilk kongresi ve hazrlk süreci, istisnasz tüm gruplarn saysal olarak kalabalklaşmasna yol açt. Birkaç ay öncesine kadar kendini aşr bağmsz sayan insanlar, seçimler yaklaşnca eski “aidiyet”lerini yeniden hatrlad ve gruplarn hepsi de bu psişik durumdan yeterince avantaj devşirdi. Muhtemelen seçim ve kongre süreçleri tamamlanp, her şey normal haline dönünce, yani, yeniden kira, matbuat için kaynak bulma çabalar, insanlara bir şeyleri haber etmek için çrpnmalar, yaynlara yaz toplamak için israrl takipler; özetle partinin sradan gündeliği başlaynca seçim ve kongre gruplar, bir dahaki seçim ve kongre sürecinde genişlemek üzere gevşeyecek. Ancak bu kaslma-gevşeme seanslar hiç de sancsz geçmiyor. Genişleyen gruplarn ellerinin altnda bir pseudo (yalanc) güç birikiyor ve bunun verdiği psikolojik etkiyle binbir güçlükle oluşturulmaya çalşlan birarada yaşama hukuku bir anda çiğnenebiliyor, gerçekten yeni tarzda siyaset yapma denemeleri güme gidiyor. Örneğin, kuruluşundan beri ÖDP’nin bileşenlerinden olarak varsaylan renklerden birinde teşviki mesai yapan bir ÖDP’linin, “Partide asimile edildiğini hissettiği için” ayrlma niyetini belirtmesine, İzmir’deki resmî ve oldukça kalabalk bir toplantda partinin genel başkan yardmcsnn ağzndan, “Biri gider bini gelir, partimiz barikatlar aşyor” yollu nazik karşlklar verilebiliyor. Kaybedilen her rengin -saysal ağrlğnn ötesinde- kollektif aklmz, ve hareket kabiliyetimizi dumura uğrattğn hatrlatmaya gerek var m bilmiyorum. Nitekim Büyük Kongrenin toplandğ günlerde gündemde olan Gökova Santral’nn yeniden açlmasna karş tümüyle duyarsz kalşmzla bu küçük olay arasnda simgesel bağlantlar kurmak da gayet mümkün görünüyor.

Bütün siyaseti güç ve iktidar oyununa ya da şavaşn silah kullanlmadan yaplan şekline indirgeyen, güçlü olann ayn zamanda iyi de olduğunu vaaz eden arkaik anlayş yeniden hortluyor. Oysa dönüp dönüp yeniden hatrlatmak gerekiyor ki, elde toplandğn sandğmz güç çok sanaldr ve her şey normale döndüğünde ÖDP’nin hâlâ her bireyin en ufak katksna ihtiyac vardr (ayrca bir partinin bu ihtiyaçtan azad olacağ an kendi adma tasvvur edemiyorum).

HENÜZ VOKALLEŞMEMİŞ BİR SÖYLEM DENEMESİ

Buraya kadar anlatlanlarda bir ksm okuyan rahatsz eden husus, beni de çok rahatsz ediyor. Aslnda bu tarz, yani ÖDP’nin örgütlü sol hareketlerin yan yana durduğu ve dolays ile bütün sorunlar bu gruplarn kendi içlerinde ya da aralarndaki ilişkilere çekidüzen vermekten ibaret görme temayülü, resmî ve gayrresmî hemen bütün ÖDP literatürüne hâkim oluyor. Eleştirel yaklaşmlar için bile gruplarn varoluşlarna kilitlenmiş dille konuşmak, bu denemenin de başna geldiği üzre, kaçnlmaz bir saplant gibi görünüyor.

İzmir Konak İlçedeki bir çalşma grubunun kongre için hazrladğ “Hey! Orada Kimse Var m?” başlkl metin şu ifade ile bitiyordu. “Bu çağr ÖDP nin kuruluş anlayşlar doğrultusunda yeniden inşâ çağrsdr.” ÖDP’nin iki yllk ksa tarihinde, sözleri basl matbuatta pek yer almamamş bir grup ÖDP’li bazen dinleyenleri bktrmak pahasna, kuruluş anlayşlarndan söz edip durdu. Bilindiği üzre, bir tasavvurla şöyle ya da böyle hayata geçirilmiş hali arasnda sürekli gerilim vardr ve bu gerilim, ya tasavvurun belleğimizde saklanan hali zaman zaman güncellenerek, ya da yaşayan model tasavvura daha çok yaklaştrlmaya çalşlarak yumuşatlr. Sanrm bktrc tekrarn arkasnda yatan bu ikinci tavr, yani her geçen gün artan baştaki tasavvurla yaşayan model arasndaki açklğ kapatmak için yaşama müdahale çabasnn yattğ iddia edilebilir. Aradan geçen süreye rağmen parti üyelerinin büyük bir bölümünün kuruluş aşamasnda partiye katldğ düşünülürse, “Ne umduk ne bulduk” tartşmalarnn araçsal bir ehemmiyeti de olduğu ortaya çkyor. Bu konuda da artk gelenekselleşmiş bir tavr devralarak “kuruluş anlayşlar” ve umutlar üzerine birkaç anmsatma yapmak isterim.

Türkiye siyasetine radikal bir müdahalede bulunacak, ideolojik ve politik alanda yeni-liberalizmle hesaplaşacak, artk siyaset ve tarih sahnesinden çekilmek aşamasna gelmiş yoksul kesimlerin ve snflarn siyaset sahnesine ağrlklarn yanstacak radikal bir siyasî özneye ihtiyaç duyulduğunu ve bu iddialar sahiplenen bir siyasî oluşum içinde yer alabileceğimi hissediyordum. Ama gerek ÖDP’nin ilk çağr metinleri ve afişleri ve gerekse basn önüne çkan ilk sözcüler daha fazlasnn da olabileceği duygusu yaratt. Daha fazlas da, özel hayat kutsama ve politik alandan koparma gibi bireysel sebepler dşnda beni herhangi bir örgütte olmaktan alkoyan, bürokratizm, örgüt içi hiyerarşi ve iktidar sorgulayan bir yapy kurma girişimiydi. Şunu itiraf etmeliyim ki, ben “Aşkn ve Devrim’in Partisi” sloganna “Aşk” ve “Devrim” kelimeleri üzerine dil oyunlar yapmadan kananlardandm ve galiba bu gafletimi hâlâ da sürdürmekteyim. Ülke siyasetini radikal bir şekilde dönüştürme ve ailede, okulda, ticarette alştğmz hiyerarşik kurumlar dşnda, devrimci olmaktan öte kendisi devrim olan bir parti olma iddias yeterince büyük bir iddiayd, beni ve sürece omuz veren birçok insan yllar sonra ilk kez heyecanlandrdğnn farkndaydm.

ÖDP Kendini Anlatyor adl kitabn arkasnda parti kurulmadan önce yaplan isim önerileri toplanmşt. “Emek”, “Sol”, “Sosyalist”, “Halkç” gibi bir solcu partiye ad olmaya münasip onlarca öneri vard. Ancak partiye bu kitapta yer almayan “Özgürlük ve Dayanşma” ad seçilirken, parti çağr metinlerinde “Vicdani Retçilerden”, “Sözü kesilenlere” kadar geniş bir mağdur kesim partiye davet ediliyordu. Bu ifadeler Zapatistalarn dilinden etkilenen bir reklam formatna sokulsa da, tüm beşeri maslahat koca bir mağazann meşgalelerine indirgeyen ve nerede ise insanî olan her şeye taarruz eden yeni-liberalizme karş, insanî olan her şeyi müdafa etmeyi öne koyan bir söylem ve eylem çizgisine kap açabilme ihtimalini içerdiği için önemliydi. Türkiye’de son 20 yldr hemen tüm yönleri ile denenen yeni-liberal politikalar ancak birbirine tutunarak var olabilecek geniş bir hayatn dşna itilmişler kitlesi yaratmşt. Bu yüzden partinin adndaki “dayanşma” vurgusu, sol ve muhalif hareketlerin yüzyllardr kullanageldiği “özgürlük” kadar önemliydi. Sadece yan yana durarak değil, ancak sahici bir dayanşma refleksi ile var olunabilirdi.

96’daki Umut Enternasyoneli çağr metninde Zapatistalar şöyle diyordu. “Zapatist ihtilal, her yönetimi apartman kapcsna, her ulusal zenginliği, menkul kymetler borsas raflarnda herhangi bir ürüne, onurlu her şeyi, sezon dş ucuzluk ve her tarihi, yararsz bir koleksiyon parçasna dönüştüren modernliğin srtnda, rahatsz edici bir yük.” Yine ayn dönemlerde Arafiyan da (internet üzerinde bir elektronik tartşma forumu) başlayan, “Türkiye siyaseti yeni bir modernist hareket kazand” başlkl tartşmay anmsyorum. O zaman da dilimizin döndüğünce söylemi ve var olmaya çabaladğ zemin itibariyle ÖDP’yi çok kolay bir şekilde modernizmin içine ya da dşna yerleştiremeyeceğimizi iddia etmeye çalşmştk.

Tarif edilmeye çalşlan bu varoluş zemini ile parti Türkiye kültür ekolojisinde -nedense- hep akademik alanla snrl tutulmuş bir tartşmann ortasna doğuyordu. Acaba ÖDP kimlik ve fark üzerine siyaset yapmaya m adayd? TC Devletinin ve ona muhalefet etmiş siyasî oluşumlarn çoğunun monolitik yaplar düşünülürse, farkl olan kimliğin siyasallaşmas bu coğrafya için başlbaşna kşkrtc bir frsatt. İlk geniş parti toplantlarmz hatrlyorum, bir grup eşcinsel arkadaşmz bu “ilk”i heyecanla dillendirmişlerdi. Gay&Lezbiyen Lambda dergisi Nisan ’97 saysnda “Türkiye tarihinde ilk kez bir siyasal parti tüzüğünde cinsel ayrmclğa karş olduğunu, eşcinsellere de kapsnn açk olduğunu bildirdi”ği için 96 ylnn “İyileri” arasnda ÖDP’ye yer verdi. Yine kalabalk bir toplantda bir arkadaşmz “Yaşasn Aşk, Yaşasn Devrim” slogannn İspanya İç Savaşnda anarşistlerin slogan olduğunu ve telif belirtilmeden kullanlmasna teessüflerini belirtti, ama yine de ÖDP’yi dikkatle takip edecekti.

Identity Politics, son yllarda ciddi bir şekilde eleştiriliyor. “Kimliğin” ve “farkn” politikleşmesi sürecinin ayn zamanda statikleşmesine ve tamamlanmş katagoriler olarak alglanmasna, özcü kimlik/kültür arayş ve anlayşlarna dikkat çekiliyor. Farka göre düzenlenmiş kamusal alana çkabilmek için, kimlik ve kimlikleri birarada tutan cemaatlerin koşul olarak getirildiğine değinilerek, “var olduğumuz için farklyz”n, yerini “Farkl olduğumuz için varz”a braktğna işaret ediliyor.

Bizde sorunlarn ortaya çkmas için Bat’daki kadar uzun bir süre beklemeye gerek kalmad. ÖDP’ye katlan her tek bireyden talep edilen kimlik ksa bir süre içinde katlmn olmazsa olmaz haline geldi. Partinin, örneğin, cinsiyetçilik ya da ekoloji konusunda politikasz kalmas, “Ne yapalm, bunu feministlere ya da yeşillere sorun kardeşim” düzeyine indirgendi. Identity Politics’in raconuna uygun bir şekilde bahsolunan tüm kimliklerin tamamlanmş ve kendi politika yapma şekillerine sahip olduğu varsayld. Söylemsel olarak, sanki ortada konfederatif bir parti örgütü varmş gibi bir senaryo üzerinden hareket edilmeye başland. Oysa ki, Büyük Kongre’deki oy pusulasna bakmak bile bunun geçerli olmadğn anlamak için yeterliydi. Seçime katlan ÖDP’de siyasî ve pratik varoluşlara sahip olan renkler ya da kanatlar değil, partide baştan beri varolmuş gruplanmalard. Bu durum parti içinde var olan siyasî gruplar için de önemli bir manevra alan açyordu. Madem herkes farkl kimliği ile katlyordu, ve her kimliğin de hikmetinden sual olunmaz bir meşrûiyeti vard, siyasal grup aidiyetleri de 30 yllk geçmişleri olan farkl kimliklerdi. Yukarda söz etmeye çalştğm dayanşmac ruh kongre ve seçim atmosferi ile de ksa sürede yerini rekabetçi, yarşmac hattâ makyavelist bir psişik duruma brakt.

Katlm için bir kimlik dayatmas, otomatikman bir cemaat içinde olmay da dayatyordu. Partinin söylemsel ve pratik varoluşu tümüyle bu model üzerine kuruluyordu. Elbette cemaatleri/gruplar anlamak ve temsil etmek her zaman tek tek farkl bireylerle uğraşmaktan daha pratiktir. Kendi iradesinden bağmsz olarak partideki herkes “eski/yeni ...”, “kadn”, “çevreci”, “bağmsz”, “Alsancakl” gibi sfatlarla anld. Bugün hem içeriden hem de parti dşndan bu kadar farkl birarada duruşun pratik sorunlara ya da ülkenin büyük meselelerinin çözümüne ilişkin projeler üretmenin önünde engel teşkil ettiği ileri sürülerek, hiç vakit kaybetmeden, ortak bir dil ve mesela, Türkiye’nin sağlk meselesine ilişkin çözüm projeleri üretilmesini isteyen ciddi bir tazyik olduğundan söz etmek mümkün. Buna karş Birikim’in tespitine göre çözülmekte olan bir toplumda, birarada yaşamann yollarn aramann bile kendi başna bir çözüm önerisi olabileceği iddia edilebilirdi. Aslnda son bir ylda ÖDP bundan da fazlasn yapt. Susurluk’la başlayan süreçte eksikleri ile birlikte -ki bu eksikliklerin sebebini partinin çoksesliliğine bağlamak gerçekten hakszlk olacaktr- azmsanmayacak bir performans sergilendi.

ÖDP projesinin, dayanşma ruhunun kimlik ve fark siyasetinin rekabetçi düzeneğine teslimiyeti şeklinde özetlenebilecek ilk açmaz bu alandaki kuramsal çalşmalardan da esinlenerek uzun süre tartşlmaya muhtaç görünüyor. Projenin önünde duran ikinci ve en az bunun kadar önemli bir açmaz da parti içindeki siyasal gruplarn yeşerdikleri ve hâlâ içinde var olduklar söylemsel zemin. Kuramsal olarak partiyi oluşturan kimlik ve bileşenlerden hiçbiri arasnda bir ehemmiyet hiyerarşisi olmamasna karşn, Parti’deki söylemsel ve saysal ağrlklar, kendilerini Marksist geleneğin değişik seksiyonlarnn sürdürücüsü gören hareketlerde. Marx’n kendisinde olmasa bile, 20 yüzyl Marksizminde “parti” en mühim mevzulardan biri, snrlar ve kapsam iyice belirlenmiş bir parti tasavvuru var ortada. Aralarnda farkllklar da olsa geleneksel düşünce/dil alşkanlklarndan yola çkan bu eğilim kendini ana çelişkinin bağrna hücum eden, ötekilerine de tali çelişkilerle iştigal etme rolü veren bir kavramsal ve pratik hiyerarşi kurmaya çalşyor. Mesela, kendi varoluşu açsndan kanatl/çoğulcu bir partide bulunmann gerçeklerine ilk refleks gösteren inisyatifin içinden bir grup, fiziki kudretinin ötesinde söylemsel bir hegemonyaya sahip olduğunun bilinci ile partiden ürküp gidenlerin önemli olmadğn, tersine onlardan kat be kat fazla emekçi yğnn parti saflarna katlmak üzere beklediğini iddia etti. İki yllk teşriki mesaide bu sektlerin ÖDP’nin başlangçtaki tasavvuru ve hattâ şimdiki varoluşu ile uyuşmayan “parti” teorilerini gözden geçirdiklerini dşavuran ciddi çabalar sergilemediler, tersine, şimdiki durumu geçiş süreci, saflaşma öncesi bir kaotik durum olarak algladlar. Yaşam tarzlar ve dil-düşünce evrenleri birbirine çok benzeyen gruplarn biraradalğn çoğulculuğun yeter koşulu saydlar.

YENİDEN ÖZNE MESELESİ

Artk iyice beliren bir görüntüye göre; Partinin bir ucunda asl ÖDP projesinin kendi deyimleri ile “yamal bohça” dan öte bir şey olmadğ, partinin bir arlaşma/Marksistleşme süreci yaşamak zorunda olduğunu iddia eden bir söylem/politika yapma tarz var ve kongreler sürecinde en iyi tahkimat yapan dahil hemen tüm gruplar, kendileri ile ayn dil/eylem referanslarndan kalkan ama daha püriten bir duruş sergileyen bu ucun dilsel ideolojik hegemonyas altndalar. Büyük kongrede zaman zaman artan tansiyon büyük oranda, sözü edilen bu ideolojik ve dilsel hâkimiyet karşnda, fiziken kudretli olann duyduğu öfke olarak okunabilir sanrm.

Kullandğmz metin partinin kongreleri ve seçimleri ise başka, medyadaki ÖDP ise başka bir parti okumas yapabiliriz. Kendi açmdan, başlangçtaki yanlgm iki metnin bir ve ayn şey olduğunu sanmakt. Ya da başka türlü söylersek, başlangçta öne sürülen senaryonun öne süren ve iştirak eden herkes tarafndan ayn şekilde okunduğu fikrindeydik. Şimdi ortaya çkyor ki, herkes -doğal olarak- kendi okumalarn yapmş ve ona göre bir varoluş şekli seçmiş. Ve tüm bu okumalar arasnda ÖDP’yi gerçekten farkl ve radikal yapan okuma, en azndan içerinin manzaras açsndan sessiz ya da öznesiz kalmş durumda. Bu durum için birçok sebep ileri sürülebilir; her şeyden önce geleneksel siyaset yapma ve siyaset dili ile karşlaştrldğnda, yeninin denenememişliği, kendini var edecek metodlarn ve seslendirecek bir dilin henüz oluşturulamadğ iddia edilebilir. Öyle ki, örneğin ne siyaset dilimizde, ne de politik pratiklerimizde iktidarsz bir siyasî varoluşun karşlğ yokken, öte tarafta, gelenekten devralnmş bir devasa iktidar ve güç söylemi var. Ayrca parti içindeki politik gruplarn sürecin her aşamasndaki örgütlülükleri ve sürece iradi müdahalelerini esirgemedikleri, oysa bağmszlarn doğalar itibariyle dağnk olduklarna ve hiçbir zaman da geleneksel anlamda örgütlenemeyeceklerine işaret edilebilir. Ya da yeni yaklaşmn, en önemli eleştirisini siyasetle etiği çok ayr varoluş alanlar olarak kavrayan geleneksel siyaset anlayşna getirdiği işaret edilebilir ve güç/iktidar oyununun bu pozisyondan ödün vermeden oynanamayacağ gerçeğinin tutukluğun ana sebebi olduğu iddia edilebilir.

Sebep ne olursa olsun, eğer bu yeni dönemde ÖDP’de henüz son sözler söylenmemiş köprüler atlmamşsa, kamuoyunda hâlâ herkesin üzerinde titrediği ve kesinlikle başlangç tasavvuruna yakn bir ÖDP imaj varsa kendini bu projenin sahibi/savunucusu/öznesi hisseden herkes açsndan sürece sadece söylemsel düzeyde kalmayan bir müdahale yöntemi bulmak bir zorunluluk gibi görünüyor. Belki başlangçta sahip olduğumuz, ama yitirmeye yüz tuttuğumuz, birarada yaşamann yollarn arayan dilsel titizliği, yeni ve radikal olann izini süren eylemsel deneyciliği hatrlayp canlandrmamz gerekiyor. İzmir çalşma grubunun son sözlerini yineleyip bitirirsek... “Bu çağr ÖDP’nin kuruluş anlayşlar doğrultusunda yeniden inşâ çağrsdr.”