Anasayfa > Birikim Arşiv > 122 - Haziran 1999 > NATO'ya Karşı Olmak

NATO'ya Karşı Olmak

Mete Çubukçu | (Sayı : 122 - Haziran 1999)

NATO’nun Sırbistan’a yönelik hava saldırıları 2.5 aydır sürüyor. NATO’nun harekâtı başlamadan önce önüne koyduğu hedeflere ulaşıp ulaşmadığı bilinmiyor. Ancak, Sırbistan operasyonu NATO’nun tahminlerinden daha uzun süreceğe ve daha pahalıya patlayacağa benziyor, hem Kosovalılar hem Sırplar hem de NATO açısından.

Öncelikle NATO’nun askerî açıdan çok yüksek bir ateş gücü var. Yapılan planlar bu ateş gücünün öncelikle askerî hedeflere yöneltmek ve Sırbistan’ın askerî hareketliliğini azaltmaktı. Beklenti ise NATO saldırıları karşısında Sırp Hava Kuvvetleri’nin harekete geçmesi ve ardından etkisiz hale getirilmesiydi. Ardından tanklar olmak üzere zırhlı birlikler yok edilecekti. Ancak hesap tutmadı. İlk günlerde uçaklarını NATO’nun karşısına çıkaran Sırplar birkaç gün içinde bu işten vazgeçti, uçaklarının hepsini sakladı. Zırhlı birlikler ortaya çıkmadı. Askerî hedeflerde istediği sonucu alamayacağını anlayan NATO hedef değiştirdi. Köprü, petrol rafinerisi, elektrik santralı gibi stratejik hedeflere yöneldi. Askerî anlamda başarılı oldu, milyarlarca dolarlık zarar verdi, Sırbistan yıllarca altından kalkamayacağı bir yıkım altında kaldı.

Ama insanî anlamda ortaya çıkan tam bir fiyaskoydu. NATO’nun “Smart bomb”ları, yani “akıllı bombaları” ı her ne hikmetse sürekli hedef şaşırdı. Sivil hedefler isabet aldı, yüzlerce Arnavut hayatını kaybetti. Hattâ Belgrad’daki Çin Büyükelçiliği’nin vurulması fiyaskonun son halkasıydı. NATO ise ısrarla Sırbistan’a verilen askerî zarar bilançosunu açıklamaktan kaçındı. Çünkü NATO daha kara harekâtına başlamadan ”hava bataklığı”na saplanmıştı.

NATO’nun fiyaskoları bitecek gibi görünmüyor. Kara harekâtına da yanaşmıyor. Çünkü NATO, tarihindeki ilk savaşta “elini kirletmek” istemiyor, havadan “temiz bir savaşı” tercih ediyor. Çünkü “kendi çocuklarının” hayatını birkaç “Arnavut” için tehlikeye atmak istemiyor. NATO ve Amerikalı yetkililer bunu söylemekten de kaçınmıyor. Birçoklarına göre Sırbistan’a yönelik bir şavaşın kara savaşından başka çözümü yok. Bu da NATO generallerini korkutuyor. Korkutuyor çünkü karşılarında her ne kadar eskisi gibi olmasa bile yine de Avrupa’nın güçlü ordularından biri var. Peki NATO ne yapmak istiyor?

Körfez Savaşı’ndan bu yana uluslararası hukukun işlemediğini, yine uluslararası hukuk açısından Birleşmiş Milletler’in devre dışı bırakıldığını biliyoruz. Ve o günden bu yana hukuk dışılık “fiili” bir hal almış durumda. Ama uluslararası hukuk çerçevesinde hareket eden Birleşmiş Milletler gücünün Bosna’da neler “yaptığını” hâlâ unutmuş değiliz. Bu tabiî ki, yine de hukuk dışılığı gerektirmiyor. Soğuk Savaş’ın ardından NATO karşısında askerî açıdan duracak hiçbir güç olmaması ittifakın iştahını doğal olarak kabartıyor. Sırbistan’a yönelik operasyon da bunun tipik bir örneği. Körfez Savaşı’ndan NATO’nun hiç dersler çıkarmadığı anlaşılıyor. Yoğun bombardıman ile Sırp halkını yıldırıp, tüm olanlardan Miloseviç’i sorumlu tutucakları beklenirken; doğal olan gerçekleşiyor ve Sırplar diktatörlerine karşı girişilen bu saldırıyı “ulusal bir onur” meselesi yapıyor. Tıpkı halkın Saddam’ın etrafından toplandığı gibi biraz korku, biraz baskı, ama daha çok ulusal onur nedeniyle Miloseviç’in etrafında toplanıyor. Yani NATO hâlâ insanların “diktatörler” tarafından yönetilseler bile milliyetçi duygular ve propoganda nedeniyle tüm yaşadıklarını ikinci plana atabileceğini, yani “bizim bizden başka dostumuz yoktur” anlayışının Sırplar için de geçerli olduğunu bilmiyor. Ve Sırp tarihini bilmiyor, yani “yenilgiyi destanlaştırıp, tüm milliyetçi söylemlerini yenilgilerden” çıkardıklarını.

Ya da NATO tüm bunları biliyor. Miloseviç’i devirmek uğruna Yugoslavya’da yaşayan tüm halkları Sırp, Arnavut, Türk, Macar gözden çıkarmış durumda. Zaten hava operasyonlarında Arnavut sivilleri katledip “ bugün uçaklarımız yine başarılı bir gün geçirdi” pişkinliği de bunun göstergesi. Kendi uzmanları bile daha harekâtın birinci ayında Miloseviç’in kazandığı yönünde açıklamaları yaparak, ülkenin altyapısını tamamen çökertmekle bu işin olmayacağı açıklaması yapmaya başladılar. Üstelik NATO saldırıları Miloseviç’in ordusunun Kosova’yı Arnavutlar’dan temizlemesine yardımcı oldu. Operasyonları bahane eden Sırplar Kosova’nın yarısını boşalttı. Miloseviç’in istediği de buydu zaten. İnsanların bir kısmı, açıkça söylemeseler bile NATO’nun hava saldırılarına hedef olmamak için evlerini terk etti. Ama Kosovalı Arnavutlar Miloseviç tarafından katledilmek ya da NATO bombalarına hedef olmak seçenekleri arasında sıkışmış durumda. Artık çok da fazla seçme şansları yok gibi görünüyor.

NATO içindeki Amerika ve Avrupa çekişmesi bir kez daha ortaya çıktı. Bosna’da geç müdahale etmenin ezikliği içinde bu kez NATO’nun Avrupa kanadı operasyona iştahlı bir şekilde “evet” dedi. Bu tamamen Kosovalılar’ı düşündüklerinden değil, NATO içinde güç dengesinde Avrupa’nın artık ağır basması niyetinden kaynaklanıyordu. Nitekim ikinci ayın sonunda özellikle Alman ve İtalyanlar diplomatik girişimlere biraz daha fazla ağırlık vermek gerektiğinden söz eder oldular. Çünkü operasyon yine ABD merkezli ilerlemeye başladı. İtalyan hükümeti operasyon ile ilgili Meclis’te tartışma açtı. Almanlar diplomatik temasların başlaması ve bu temaslar sırasında hava harekâtının bir süre için de olsa durdurulması önerisinde bulundu.

Ve NATO, daha doğrusu ABD şunu iyi biliyor. Bosna’dan sonra Arnavutlar için de harekete geçerek “Müslüman” dünyanın sempatisini kazanmak önemli.

Türkiye ise NATO’nun “en sadık” üyesi olarak savaşa doğrudan katıldı artık. Türk savaş uçaklarının İtalya’dan havalanıp Sırbistan’ı bombaladığı tüm gizlemelere rağmen kısa sürede ortaya çıktı. Yunanistan”ın sürekli “çıkıntılık” yaptığı bir örgütte Türkiye artık Genel Sekreter’in övgülerine mazhar bir ülke. Bir yandan Güneydoğu’da devam eden “düşük yoğunluklu savaş”, İran’la Yunanistan’la sürtüşme ve Yugoslavya savaşına doğrudan katılma. Türk uçaklarının hedef saptırmayacağının garantisi var mı?

NATO tüm yeni silahlarını da Sırbistan üzerinde deneme imkânı buldu. Şimdilik “elini kirletmeden” teknoloji “harikası” silahlarını savaş arenasına sürdü. Hiç risk almadı. Alacak gibi de görünmüyor. Çünkü onlar için “yanlışlıkla” katledilen Arnavut siviller sadece savaş zayiatı. Muhtemelen Pentagon’un koridorlarında hedeflerin nasıl saptığı, nerede yanlış yapıldığı, ölen sivillerden daha çok tartışılıyor.

Ve NATO şunu söylemek istiyor: Askerî güç her şeydir, güçlüysen kazanırsın. NATO güçlü ama, ölümü göze alamıyor. Çünkü bu onun savaşı değil, çünkü bu gerçek bir savaş değil. NATO gerçek bir savaşı göze alamıyor; “çocuklarının” ölmesini istemiyor. Çünkü bu onun savaşı değil.

Savaşın asil sahipleri Kosovalılar, ama onların da tarafı belli: NATO. Arnavutlar Sırplar’a karşı direnişin ilk başladığı günlerde taraflarını seçmişlerdi: NATO ve Avrupa Birliği. Hatırlarsak protestoların ilk günlerinde Arnavut bayrakları kadar Amerikan bayrakları ön saflarda yer alıyordu. Bir dönemin özgürlük mücadeleleri düşünülünce o günkü görüntüler biraz tuhaf geliyordu. Bu da Yeni Dünya Düzeni’nin bir cilvesi herhalde. Ancak Arnavutlar’ın mesajı açıktı:. Amerika’ya güveniyor ve NATO’yu bekliyoruz. Öyle de oldu. NATO harekâtı Kosovalılar’ı bile hazırlıksız yakaladı. Mücadele için hiçbir altyapı hazırlamayan, en küçük bir saldırı karşısında mahallesinde bile direnme hattı oluşturamayan, Sırp saldırıları karşısında evlerini hemen terk eden Kosovalılar biraz da hüsrana uğradı. Daha sonra harekete geçen UÇK (Kosova Kurtuluş Ordusu) ise henüz çok yetersiz eğitimsiz ve biraz da acemi. Kendi içlerinde çekişmeler bir yana dünyanın dört bir yanından bölgeye gelen iyi niyetli gönüllüler dışında şu ana kadar Sırp ordusuna karşı belirgin bir üstünlük sağlayabilmiş değiller. NATO’nun en büyük destekçisi, yerden NATO’ya istihbarat sağlayanlar da onlar. Savaşın başında bazı provokatif eylemlerle “çelişkileri keskinleştirdiği” iddia edilenler de... Üstelik liderliğini Hırvat Ordusunda nam salmış, Krajina’da Sırplar’a karşı meydana gelen temizlikte görev almış Arnavut bir generalin yaptığı da biliniyor. Ama NATO karşıtı olma adına UÇK için “bebek katili, uyuşturucu ile finansman, dışgüçlerin aleti olma konularında PKK’ya fark attığı” düzeysizliğinde analiz yapanları da anlamak kolay değil... Bir örgüt eleştirilebilir, ama düzeysizliğin de bir düzeyi olması gerek.

NATO’ya ya da Miloseviç’e taraf olmak zorunda değiliz. NATO’yu eleştirmek hakkımız. Ama “Sırplar’ın toplama kampı kurduğu, Arnavut köylüleri zaman zaman canlı kalkan yaptığı, Miloseviç’in faşizan bir katliamcı” olduğu ne zamandan beri yalan. Başta CNN olmak üzere Batılı ve yerli hemen tüm medyanın zaman zaman haberleri çarpıttığı, yönlendirdiği doğru ama, NATO’ya karşı olma adına “sınır bölgelerinde, Arnavutluk ve Makedonya’daki göçmenlere bilinçli olarak yardım edilmedi” görüşü hangi insani, vicdani ve sol değere sığar. İnandırıcı olması için faşist Sırp paramiliter güçlerin binlerce insanı trenlere bindirerek “Auschwitz” kampına mı göndermesi gerekiyordu? Kosova’dan çıkamayan ve akıbeti meçhul olan binlerce erkeğe ne oldu dersiniz?

NATO’ya karşı olabiliriz. Ama her şeyi birbirine karıştırmak zorunda mıyız? NATO’ya karşı olmamız 40 gün içinde ortadan kaybolan 3 bin kişiyi, açılan toplu mezarlardan çıkarılanları, yıkılan evler, camiler ve kiliseleri getirmez. Sürülen tüm Arnavutlar’ın kimlikleri ellerinden alınarak “kimlik silme” operasyonu için ne dememiz gerekiyor? Hadi bunu da geçelim. Peki binlerce bebeğe reva görülenleri normal karşılamak hangi sol vicdana sığar.

NATO’ya karşı olabiliriz. Ama bombalanan rafinerilerin yol açtığı çevre ve hava kirliliği bizi Kosova’da yakılan evlerin ve toplu mezarlardan çıkarılan cesetlerin kokularından daha mı çok ilgilendiriyor.

NATO’nun nasıl bir kuruluş olduğunu , ne amaçla kurulduğunu herkes biliyor. NATO’ya karşı olmak savaşa karşı olmak demektir. NATO’ya taraf olmayabiliriz, ama Miloseviç’e asla.