Anasayfa > Birikim Arşiv > 188 - Aralık 2004 > Irak: “Kanlı“ Seçim!

Irak: “Kanlı“ Seçim!

Mete Çubukçu | (Sayı : 188 - Aralık 2004)

“Artık düşmanının yüzü var. İsmi de ‘şeytan’. Ve o Felluce’de. Onu imha etmeye gidiyoruz.

Yarbay Col Brandl, 1 Tabur, 8.Deniz Piyade Bölüğü, Irak

Bize söyleneni yaptık, sivil olup olmadıklarına hiç bakmadık. Onlar düşmandı. Öldürdük.

Er Valrando Simpson,

Charlie Bölüğü, My Lai. Vietnam

Irak aylar geçtikçe daha çok Vietnam’a benziyor. Sadece işgâlin mantığının açıklanamamasının, Irak halkının en azından bir kısmının ikna edilememesinin sonucu değil, aynı zamanda Amerikan kuvvetlerinin savaş taktikleri, kullandıkları silâh ve yöntemleri, açısından da bu benzerlik giderek artıyor.

Felluce’de yaşanan katliamın boyutları konusunda net bilgi almak medyaya uygulanan sansür nedeniyle hâlâ mümkün değil. Ama Amerikan güçlerine iliştirilmiş gazetecilerin tesadüfen de olsa olanları, ya da görebildikleri kadarını aktarmaları bile facianın büyüklüğü konusunda fikir sahibi olmaya yetti. Halkın içeriden verdiği bilgileri sansürlemek ise mümkün olamadı.

İşgâl güçleri, Iraklıların deyimi ile “kukla” İyad Allawi hükümeti ile ABD tarafından yetiştirilen “kukla” Irak ordusunun bir kenti yerle bir ettiği biliniyor. Amerika’nın, Ebu Musab el Zarkavi ve benzeri grupları “bahane” ederek başlattığı saldırının sonucunda ne kadar “başarılı” olduğu tartışmalıdır. Çünkü Irak’ın, orta bölgelerini “işgâl edemeyen” işgâl kuvvetleri, saldırganlaştıkça kaybetmiş, kaybettikçe saldırganlaşmıştır ve daha çok sivil halka yönelmiştir. Ancak Felluce’de olduğu gibi direnişçilerle halkı ayırmanın kolay olmadığı bilinmektedir.

Üstelik bu ayrımın ne kadar mantıklı olduğu da tartışılır. Irak’taki İslâmi grupların varlığı yadsınmamakla birlikte tüm direnişi bu gruplara mal etmek yanlıştır. İronik de olsa bir Iraklı genç kızın günlüğüne düştüğü notlar Amerikalıların Irak halkını nasıl gördüğünün küçük bir örneğidir.

“Amerikalılar tarafından işgâl edilen bu ülkede ‘sivil’ olmak göreceli bir kavram. Amerikalıların tarafındaysanız sivil sayılırsınız. Onlar için tercümanlık yapar, Green Zone’da onlara hizmet eder ya da onlar için yerleri silerseniz sivilsinizdir. Bu tür bir sivil işiniz yoksa hepiniz isyancı sayılıyorsunuz. Kafa kesenler terörist, Irak halkını mezbahadaki hayvanlar gibi kesenler, hapishanelerde işkenceye tâbi tutanlar, yaralı esirleri öldürenler ise ‘Amerikalı kahraman’ sayılıyorlar. Tebrikler. Bugün kendinizle gurur duymalısınız.”

SİVİLLER VE DİRENİŞÇİLER

Üstüne üstlük sivil-direnişçi-terörist gibi terminolojik ayrımlar zaman zaman anlamsızlaşmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde halk desteği olmayan direniş uzun süre devam edemez. Amerikalılar da bunu bilmekte ve “balıkları yakalamak için suyu boşaltmak” istemektedir. Ancak, Vietnam’da olduğu gibi Irak’ta da karşımıza çıkan asimetrik savaşta, Amerikalıların gerillaya karşı mücadele taktiklerini sadece askerî yöntemlerle yürüttüğü, düşmanın sosyal, politik ve ideolojik kontrolünü sağlayamadığını gösteriyor.

İmparatorluk Çağında Demokrasi ve Savaş adlı kitabın yazarları Tony Negri ve Michael Hardt şunları söylüyor: “ İsyancılara karşı başarı doğrudan onlara saldırmayı içermez. İçinde bulundukları sosyal, fiziksel ve çevresel desteğin imha edilmesini amaçlar. Yani suyu boşaltırsan balık ölür. Halkın desteğini kesmeniz gerekir. Örneğin, Vietnam, Laos ve Kamboçya’da ayrım yapmadan herkes bombalanmış, işkence görmüştür. Asıl hedef isyancılar değil savaşçı olmayan sivillerdir. Felluce’de de aynısı yapıldı. Yani balıklar değil suyun kendisi, siviller hedef alındı.”

Amerikalılar, Felluce’de öldürülen herkesin direnişçi olduğunu iddia etti. Pentagon kente yönelik büyük saldırı öncesinde sadece kadın ve çocukların kenti terk edebileceğini açıkladı. Ancak 15-55 yaş arasında erkek çocuklar ve yetişkin erkeklere izin vermediği biliniyor. Bu da Felluce’de 50 ile 100 bin kişinin “kurban olarak” seçilmesi anlamına geliyordu. Ölü sayısı ise tam olarak öğrenilemedi. Askerî terminoloji savaş alanlarında öldürülenlerin yaralı olarak yakalananlara oranını 1/5 olarak kabûl eder. İşgâl güçleri 2 ila 3 bin kişinin öldürüldüğünü iddia ediyor. Peki o zaman en az 8-10 bin yaralı olması gerekmiyor mu? İki ihtimal var önümüzde. Ya o kadar çok sayıda ölü yok ya da Amerikan askerleri tek bir kare olarak televizyon ekranlarına yansıyan infazı tüm yaralılara uyguladı. Çünkü embedded olmayan gazeteciler içeri sokulmadı. Ancak tek bir kare bile Felluce’deki vahşet konusunda fikir veriyordu. Medyaya uygulanan sansür sonucu hâlâ neler olduğu konusunda net bilgiler yok. Ancak kısa süre sonra embedded olan gazetecilerden günlüklerini ya da yaşananları yazanlar çıkması muhtemel gözükmektedir.

Saldırının gerekçesini oluşturan, “yabancı savaşçılar”, “radikal İslâmcılar” ise ortalıkta yoktu. Allawi hükümetinin İçişleri Bakanı Hasan El Nakip’in o günlerde yaptığı açıklama durumun netleşmesi açısından manidardı. Nakip, direnişçilerin sadece Felluce değil tüm Sünni bölgesine yayıldıklarını, direnişin tek bir merkezde toplanıp, organize hale geldiğini ve çoğunluğunu (%95) yabancıların değil Iraklıların oluşturduğunu açıkladı.

Bu açıklamanın farklı yorumları olabilir. Birincisi, öldürülen kişilerin çoğunluğunu sivillerin oluşturması ve bu saldırıya gerekçe bulma, saldırının haklılığını kanıtlama çabası. İkincisi, saldırıların Felluce ile sınırlı kalmayacağı, direnişçilerin tüm bölgeye yayılmış olması. Üçüncüsü ise durumun direnişçilerin lehine işlemesi ile Irak hükümetinin karşılaştığı vahamet.

Bu da işgâl güçleri ve Irak hükümetinin direnişçi, sivil ayırımı yapmadığı ya da artık böyle bir ayrıma ihtiyaçlarının kalmadığını göstermiştir.

Ancak direnişçilerin taktiklerinin değiştiği kabûl edilmektedir. Artık Felluce’deki gibi alan kazanma, güvenli bölgeler elde etme yerine mobil olup, geniş bir network ağı içinde daha organize eylemler planlanmaktadır. Felluce saldırısı sonrası direnişçilerin bildirilerine bakılacak olunursa , “farklı gruplar arasında koordinasyonu öngören ve bu koordinasyonu güçlendirmeyi amaçlayan bir çalışma” içinde oldukları kolayca anlaşılabilir.

Bu yüzden Irak’taki direniş Musul, Bakuba, Samarra gibi bölgelerde daha etkin eylemlere hazırlanmaktadır. Yani daha geleneksel olan vur-kaç yöntemlerine dönüşmektedir ki, halkın desteğini bu tür eylemleri daha da kolaylaştırmaktadır. Bu ağ içinde yabancı savaşçı olarak bilinen radikal İslâmcılar değil, Baas partisi eski üyeleri ve eski ordu elemanları ve halkın belli bir kısmı olduğu bilinmektedir.

MEZOPOTAMYA’DAKİ VİETNAM

Geçtiğimiz ay Irak’ta olanlar, Vietnamlaşma göstergesidir. Vietnamlaşmanın Mezopotamya’daki karşılığı Iraklaşmadır. 1968’de de Amerika, Vietnam’daki Phoenix Programı ile My Lai köyünde ayrım yapmaksızın herkesi öldürmüş; Felluce’de de aynı taktiği uygulamıştır. Çünkü Iraklaşma, tıpkı Vietnam’da olduğu gibi kollektif cezalandırmayı içermektedir. Felluce saldırısı Pentagon’un bütün Sünnileri düşman olarak gördüğünün kanıtıdır. Amerikalılar Felluce katliamı ile birlikte ortalama Iraklı’da yarattığı yabancılaşma ve düşmanlığı silemeyecektir. CIA, Güney Vietnam asker ve polisinden oluşturduğu kuvvetlerin benzerini Irak’ta da oluşturmuştur. Phoenix Programının Irak’taki karşılığı CIA ve Amerikan ordusunun yetiştirdiği Irak ordusu ve polisidir. Um Mohammed Zuhri, 35 yaşında 5 çocuk annesi. Amerika’nın yetiştirdiği Irak Ulusal Muhafızlarının yaptıklarını anlatıyor: “Evimizi basıp 15 yaşındaki kızımı götürmeye çalıştılar. Elbisesini yırttılar. Hepsi leşe saldıran köpekleri andırıyordu, hepsi avdan payını almak istiyor gibiydi. Bizi aşağıladılar, onurumuzu kırdılar, kızımı alıp götürdüler, muhtemelen tecavüz ettiler. Hâlâ haber alamadım.” Um Mohammed Zuhri, 1988’de Halepçe’den kaçmış bir Kürt kadını. “1988’de Halepçe ’de kimyasal silâh kullandıklarında ailemi, annemi, babam ve kardeşlerimi kaybettim. Burada ise hayatımı bir kez daha kaybettim. Ailemin onuru ayaklar altına alındı” diyor.

Bu yüzden onların sadece isimleri değişiyor. Kimi zaman Saddam Hüseyin, kimi zaman George Bush oluyor bu dünyanın zalimleri. Felluce, Halepçe ya da My Lai fark etmiyor onlar için. Yöntemleri, gerekçeleri değişmiyor.

Saddam Hüseyin 1988’de Halepçe’de kimyasal silâh kullanarak binlerce Kürdü katlederken, Bush’un askerleri Felluce’de benzeri silâhları kullanmaktan kaçınmadı. Biat etmeyenler, tüm dünyanın gözleri önünde katledildi. Öldürülenlerin direnişçi ya da sivil olmaları da fark etmiyor. Sanki kullandıkları kimyasal silâhlar sivillere etki etmiyormuş gibi.

Zaten Felluce’den sonra, sivil-direnişçi ayrımı biraz tuhaf kaçmıyor mu? Pentagon’un, Felluce’yi “özgürleştirirken” binlerce misket bombası kullandığı biliniyor. İşte El Kuds gazetesine konuşan bir doktorun söyledikleri: “Amerikalılar Felluce’de uluslararası alanda yasaklanmış kimyasal silâhları, özellikle beyaz fosfor kullandı. Bize getirilen bazı yaralılarda kurşun izi yoktu. Bir kısmının vücudu yanmış, bir kısmının vücudunda da nedenini tespit edemediğimiz renkler oluşmuştu.”

SEÇİMLER ÇÖZÜM DEĞİL

Şimdi de tüm umutlar işgâl altındaki bir ülkede yapılacak seçimlere bağlanmış durumda. Her üç ayda yeni bir stratejiyi okumaya ve gerekçelerini anlatmaya çalışanlar var. Irak’ı normal bir ülke, seçimleri de sihirli bir değnek gibi görenler için 30 Ocak tarihi de çözüm olmayacaktır denebilir.

Irak’ta Şiiler dışında seçimlere sıcak bakanlar yok gibi. Buna rağmen Ocak ayı için komünistlerden, tutukluların kurdukları partilere kadar 150 partinin yarışa girmesi bekleniyor. Tabiî ki bu partilerin birçoğunun başarısız olacağını söylemek zor değil. Ancak asıl sorun işgâl altında ve hemen hiçbir düzenin bulunmadığı bir ülkede seçimlerin nasıl yapılacağı. Baştaki gerekçe güvenliğin sağlanamayacak olması. Diğer yandan Şiiler seçimlerde kayıtlar ve oy kullanma için eski gıda karnelerinin kullanılacağını duyurdu. Ancak Irak’ta aslı kadar sahte gıda karnesi olduğu biliniyor. Duvarlar dinî lider Sistani’nin seçimlerde oy kullanılması yönündeki sözlerinin yer aldığı afişlerle dolmuş durumda. Ve Sistani tek bir liste için oy kullanılmasını, Şii oylarının bölünmemesini istiyor. Bu durumda şimdiki Devlet başkanı yardımcısı ve Dava Partisi Başkanı İbrahim Caferi’nin şansı yüksek görülüyor. Üstelik Şiiler çoğunluk olmalarından dolayı yönetimi el geçireceklerini düşünerek seçimlerin bir an önce yapılmasından yana. Sünniler ise Felluce katliamı ve ardından gelecek saldırılar nedeniyle seçimleri boykot edecekler, seçim sırasında birçok seçim bürosuna saldırı düzlenmesi sürpriz olmayacak.

Sünnilerin en yetkili mercii Müslüman Ulema Birliği yaptığı çağrı ile boykotu öngörürken, bazı grupların da desteğini almış durumda. Müslüman Ulema Birliğinin öncülüğünde aralarında sekiz Şii, bir Hıristiyan, bir Türkmen Partisi ile Komünist Parti seçimleri boykot edeceklerini açıkladılar. Şiilerin radikal kanadını oluşturan ve sokakları, sokaklardaki yoksul ve lumpenleri temsil eden Mukteda El Sadr ise Sistani ile pazarlık yaparak seçimlerde ne kadar sandalye alacağını, listelerde nasıl konumlanacağını hesaplıyor. Eğer pazarlık olumsuz sonuçlanırsa Mukteda El Sadr da seçimleri boykot edecektir. Bu durumda ortaya çıkacak manzara, çoğunluğu almayı kesin gözüyle bakan Şiileri de zor durumda bırakacaktır. Nüfusun %30’unu oluşturan Sünnilerin boykotuna bazı Şii partilerini de eklenirse seçimlerin meşrûiyeti baştan yok olacaktır. Bu durum Kürtleri de etkileyecektir. Boykot sonucu 275 sandalyenin çoğunluğu Şiilere gidecek, Kürtler 30 civarında sandalye kazanacaktır. Hattâ şimdiki kukla başbakan Allawi bile seçilemeyecektir. Felluce’deki saldırıya sessiz kalan Sistani ve Şiiler seçildikleri takdirde Amerikan güçleri ile çalışmaya başlayacaktır. Gerçi seçimlerin ardından Şiilerin işgâl güçlerine ülkeyi terk etmeleri için ültimatom vermeleri beklense bile Amerikalıların buna uyacağını düşünmek saf dillik olur. Böylece Şiiler, Sünni direnişinin sürdüğü Irak’ta işgâl güçleri ile yan yana kalacak, çalışacaklardır. Şiilerin, bugünkü kukla hükümet gibi “işgâl güçleri tarafından korunan” konumuna düşmesi ise, ya da öyle algılanması işten bile değildir. İşgâle karşı oldukları bilinmesine rağmen seçimlerden sonra ortaya çıkacak denklem Şiileri Amerikalılarla çalışmaya ya da işgâle karşı daha sert bir direnişe yöneltecektir. Nereden bakılırsa bakılsın içinden çok kolay çıkılacak bir durum gibi gözükmemektedir.

Kürtler başka ise bir hesabın peşinde. Büyük bir ihtimalle Musul ve Kerkük gibi bölgelerde yeterli sayıya ulaşamayan Kürtler, bulundukları Kuzey en güvenilir bölge olmasına rağmen seçimlerin ertelenmesini istiyorlar. Kürtlerin gerekçeleri oldukça komik. Ocak ayında seçimlerin yapılması için hava şartlarının uygun olmaması. Gerçekten, kuzeyin biraz altında insanlar katledildiği için seçimlerin boykotu söz konusuyken Kürtlerin bu olayın yanından bile geçmeyip hava şartları gerekçesine başvurmaları manidar. Diğer yandan yukarıda izah etmeye çalıştığımız seçimlerin meşrûiyeti ve sadece Şiilerin hâkim olacak olması Kürtlerin işine gelmemektedir. Bu yüzden Şiiler merkezi bir Irak’ı savunurken, Kürtler için tek çıkış yolu federasyon olarak görülmektedir.

BİR YIL ÖNCE

Tarihin sayfaları her zaman zihin açıcı oluyor: Bundan yaklaşık bir yıl önce Türkiye’yi Irak’a sokmak için İkinci Tezkereyi geçirenler ve özellikle askerin Felluce bölgesine yerleşmesinde ısrar edenler, bunun doğruluğunu savunanlar, Felluce’deki manzarayı gördükten sonra ne düşünüyor acaba?

O günlerde askerin gönderilmesine itiraz eden bizleri, Ortadoğu’daki yeni dengeleri okuyamamakla suçlayıp küçümseyenler nerede şimdi? Türkiye’nin böylesi bir insanlık suçuna ortak olmamasından daha onurlu bir şey olabilir mi? Şimdilerin modası ise, ‘strateji’. Oysa Ortadoğu’yu okumak, hem uluslararası politika, tarihî bilgi hem de bölgenin kendi iç dinamiği ve bu dinamiği oluşturan sosyal-siyasal dokuyu bilmekten ve hepsinden öte de vicdandan geçer.

Duyarlılıktan uzak soğuk bilgiçliğin ve bunları dile getiren stratejist, akademisyen ve gazetecilerin önlerini göremediğini, söylediklerinin birçoğunun tersinin çıktığını belirtmekte yarar var mı bilinmez. Ama bilinen, Fellucelileri “ikna edebilmek” ve seçimi gerçekleştirmek için işgâlcilerin onları öldürmekten başka çaresi olmadığı. Irak’ta sandıklar şimdiden kana bulanmıştır.

Bu yüzden Felluce hattında olanlar insanlık tarihinin utanç sayfalarında unutulmaması gerekenler arasında yerini almıştır.

Türkiye’nin solcusu, İslâmcısı, etnikçisi, yani hepimizin suskunluğu vicdanlarımızı sızlatıyor.

Felluce’de yaşananlar, katliamlara, savaşlara her kim ve hangi görüşten olursa olsun karşı çıkanları farklı mazeretlerle eleştirenlere ithaf olunur.

METE ÇUBUKÇU