Anasayfa > Birikim Arşiv > 207 - Temmuz 2006 > Dünyada Çağdaş Red ve Red Hareketlerinin Ana Hatları: Savaş Karşıtı Uluslararası Hareket İçinde Red

Dünyada Çağdaş Red ve Red Hareketlerinin Ana Hatları: Savaş Karşıtı Uluslararası Hareket İçinde Red

Andreas Speck | (Sayı : 207 - Temmuz 2006)

“Bence doğruyu söyleyerek daha fazla yol alabiliriz:

(…) Kimsenin bir celpnameye karşılık vermeye zorlanamayacağını – işte bunun için öncelikle boru öttürülünce marş düzeni içinde yürümek zorunda, evet zorunda olduğumuz saplantısını zihinlerden kazımamız gerektiğini.

Mecbur değilsiniz.

Çünkü bu basit, ilkel, basitçe devasa bir gerçek:

Evde de kalabilirsiniz.”

Kurt Tucholsky, 1927[2]

1. GİRİŞ

Savaşa katılımın reddedilmesi, savaşın kendisi kadar eski. Ancak zorunlu askerliğin (ilk kez 5 Eylül 1798’de Fransa’da), asker toplamanın daha “etkin” bir aracı olarak hayata geçirilmesi ve savaşın modernleşmesi, savaş karşıtı direnişin de daha örgütlü olmasını gerektirdi. WRI (War Resisters’ International – Uluslararası Savaş Karşıtları) Konseyi’nin eski sekreteri Tony Smythe 1967’de şöyle yazıyordu:

“Erkekler her zaman yönetenlerin ordularına girmek üzere etki altına ve askere alındılar, kaydolmaya ve katılmaya zorlandılar, ancak modern ve kitlesel zorunlu askere alma sistemi öyle bir boyutta uygulamaya kondu ki, o artık zamanımızın başat baskı aygıtlarından biri haline geldi. O topyekûn savaş konseptinin içkin bir parçası.

Zorla askere alma bir tanım, ama zorunlu askerliği daha geniş yorumlamak da mümkün. Askerî açıdan hazırlıklı olmaya yönelmiş bir ekonomide erkekler savaş sanayii içinde çalışmaya itiliyorlar, çünkü bu işler mevcut istihdam içinde kayda değer bir yer tutuyor. Bilim insanları ve teknisyenler zeka ve bilgilerini yıkımın emrine vermeye itiliyorlar, çünkü bilim ve teknoloji de askerî ihtiyaçlar doğrultusunda yönlendiriliyor. Kitle iletişiminin her aracı bizi savaşçıl düşünce ile karşı karşıya bırakıyor. Savaş geldiğinde insani varoluşumuz son buluyor ve uygun askerî hedeflere dönüşmeye itiliyoruz.”[3]

Günümüzde pek çok red hareketi zorunlu askerlik ve kalabalık ordulardan “gönüllülüğe” dayalı yüksek derecede profesyonelleşmiş (ve küçülmüş) ordulara geçiş ile yüzleşmekte. Ordunun ve savaşın profesyonelleşme süreci (“savunma” ve “caydırıcılık” yerine “barışın tesisi”, “barışın dayatılması”, “hümaniter müdahale” ve şimdi de “terörle savaş”) her türlü red hareketinin politik bağlamına da etki ediyor.

Bu makalede red konseptine ve dünyanın farklı bölge ve koşullarında red hareketlerinin sorunlarına bakmak istiyorum. Böylelikle hareketin yüzleştiği güncel bazı kilit zorlukları ve bunlara potansiyel yanıtları belirlemeye çalışacağım.

2. VİCDANİ RED VE SAVAŞA KARŞI DİRENİŞ KONSEPTİ

Muhtemelen vicdani redçi sayısı kadar vicdani red tanımı vardır ve politik perspektif de önemlidir. BM’ye vicdani red üzerine 1983’te sunulan ilk rapor şu tanımı öneriyordu:

“Vicdan ile samimi etik kanaatler kastedilmektedir, bunlar dinsel ya da hümanizm kaynaklı olabilir (...). İki büyük kanaat kategorisi öne çıkıyor. Birine göre öldürmek her koşulda yanlıştır (pasifist ret), diğerine göreyse zorun kullanımı bazı durumlarda meşrudur, ama başka bazı durumlarda değildir ve dolayısıyla bu diğer durumlarda reddetmek bir gerekliliktir (askerlik hizmetinin kısmi reddi).”[4]

Benzer bir tanım birçok vicdani red (VR) yasasının temelidir. Ancak vicdani redçilerin -kısmen WRI içinde örgütlenmiş bulunan- uluslararası hareketi içinde tartışma oldukça farklı cereyan ediyor. Her şeyden önce çoğunlukla vicdan sorusuna odaklanılmıyor, reddin kendisi merkeze alınıyor. Dolayısıyla Almanya’da kullanılan “Kriegsdienstverweigerung” (savaş hizmetinin reddi) terimi ya da İspanyol VR Hareketi’nin seçtiği insumisión (itaatsizlik) terimi, vicdani redçilerin yaklaşımını daha iyi yansıtıyor.

(Daha sonra WRI’ye dönüşecek olan) Paco’nun sekreteri Runham Brown daha 1923’te, 1. Dünya Savaşı sonrası oluşan havayı özetlemişti:

“Bu bizim fırsatımızdı. Gelecekteki Barış Hareketi’nin bir savaş karşıtı hareket olması gerektiğini apaçık görebiliyorduk. Barış için sadece istekli olmamız yetmezdi, yanlışları düzeltmek için yoğun bir arzuya kapılmış olmalıydık. İsyan bastırmaya değil, ama adalet ve özgürlük getirmeye istekliydik. İsyan ve başkaldırı, renk, ırk, sınıf ve inanç ayrımı gözetmeksizin kardeşlerimize duyacağımız inanca tahvil edilmeli. Kardeşleri üzerinde zora dayalı tahakkümün herhangi bir biçimini kullanmaktan şahsen kaçınacak, kendileri için diledikleri özgürlüğü başkalarına verecek ve kendilerini savunmak namına sadece kardeşlerinin adalet anlayışına sığınıp silahları bırakacak olanları keşfetmek zorundayız.”[5]

Yarım yüzyıl (ve birçok savaş) sonra İtalyan vicdani redçi Pietro Pinna şöyle yazıyordu:

“VR, anti-militarist eylemin bir odak noktası. Fikre sadakatin canlı örneği olarak, tartıştırıcı ve harekete geçirici bir odak olarak işlev görüyor. VR, daha geniş devrimci strateji için de temel bir gösterge sunar, bu da sorumluluğun, özerkliğin ve bireysel inisyatifin kabulü ve üstlenilmesidir. VR bir referans olarak işlev görür, sosyal yaşamın diğer herhangi bir alanında ‘vicdani ret’ konseptinin genişletilmesi için paradigmatiktir.”[6]

WRI’nin Brezilya’da Aralık 1994’te gerçekleşen trienalinde (üç yıllık toplantısında) “zorunlu askerlik ve vicdani red üzerine stratejiler” ile ilgili bir tartışmanın raporunda, tartışma şöyle özetlenmiş:

“Son yıllarda VR hareketlerinin (ICOM’larda [International Conscientious Objectors’ Meeting, Uluslararası Vicdani Redçiler Toplantısı – son ICOM 1996’da Çad’da gerçekleşti, y.n.]) sürdürdüğü tartışmalarla vicdani redçilerin temelde toplumu demilitarize etmek için çabaladıkları ve diğer yandan devletin militarizasyonu sürdürmek istediği sonucuna vardık. VR hareketinin bu dikey hat üzerinde takılıp kalmamasını sağlayacak stratejiler geliştirmeliyiz. İdeali çapraz olan bir hattı yakalamayı, yani demilitarize toplum doğrultusundaki gelişmeye, bireysel özgürlüklerdeki artışın eşlik etmesini hedeflemeliyiz.”[7]

Ancak, red ve savaş karşıtlığı, VR’nin ötesine uzanır. VR, savaşa ve askerlik hizmetine açık ve kamusal karşı çıkıştır. Redden söz ederken, farklı yaklaşımları da buna dahil etmemiz önemli; kamusal duruşu ifade eden VR, ama aynı zamanda asker kaçaklığı, firar, sağlık vb. gerekçelerle elde edilen muafiyet ve ertelemelerin oluşturduğu “gri ret” ve hatta [“gönüllü”] sürgün. Çoğu ülkede diğer red biçimlerine açık ve yüzleşmeci VR’den çok daha yaygın başvuruluyor. Militarizm ve devletin askerlik hizmeti talebiyle açıktan yüzleşmeyen bu biçimler, bu açıdan sorunlu olsalar da, yine de önemliler. Her ne kadar çoğu ülke basınç ve direnişi hafifletmek için bu biçimlere bir dereceye kadar göz yumsa da, daha sonra aktaracağım bazı örnekler, belli bir düzeyi aşan gri reddin de ezilmeye çalışıldığını gösterecek.

3. SAVAŞ KARŞITI HAREKETLERDEN ÖRNEKLER

Red hareketleri çeşitli bağlamlarda eylerler. WRI, 1. Dünya Savaşı’ndan kısa süre sonra kuruldu ve savaş sonrası savaş karşıtı atmosfer içinde hızla büyüdü. Batı Avrupa’da VR hakkının tanınması için mücadele eden birçok VR hareketi için 2. Dünya Savaşı sonrası dönem -Soğuk Savaş dönemi- uygun bir arka plan oluşturdu. Bu mücadele kısmen, örneğin Fransa’nın Cezayir’deki savaşında, savaş koşullarındaki VR’yi de kapsadı.

Bu yazıdaki amaca uygun olarak farklı durumları yansıtan bazı çağdaş red hareketlerine kısaca değinmek istiyorum. Bu derleme kesinlikle bütünlüklü değil.

3.1 BATI AVRUPA: RED HAREKETLERİ VE ZORUNLU ASKERLİĞİN SONU

Batı Avrupa son on yıl içinde birçok ülkenin zorunlu askerliği kaldırışına veya zorunlu askerlik uygulamasının durdurulmasına[8] tanık oldu. Bu gelişmeye dahil olan bazı ülkeler: Belçika (1995), Hollanda (1996), Fransa (2002), İspanya (2003), Macaristan ve Çek Cumhuriyeti (2004), İtalya (1 Ocak 2005). Burada sıralanan tüm ülkelerde VR hakkı tanınmıştı – oysa profesyonel askerler için durum genelde böyle değil.[9] Bu eğilimin sürmesi bekleniyor.

Çoğu ülkede zorunlu askerliğin sonunu getiren güçlü red hareketleri olmadı. Bunun olası istisnası İspanya. Çok sayıdaki insumisos büyük olasılıkla zorunlu askerliğin sonlandırılması kararına neden olan unsurlardan biriydi.[10] Bu gelişmenin sonucunda, geçmişte (olası) zoraki askerlere odaklanmış olan geleneksel red hareketi yeni koşullara uyum göstermeye çalıştı, ki bu birçok örnekte kolay olmadı. Bazı eksi VR hareketleri odaklarını değiştirmeyi başardı. Belçika’dan Forum voor Vredesactie ve İspanya’dan adını Alternativa Anti-militarista – MOC olarak değiştiren Moviemiento de Objeción de Conciencia (MOC) iyi birer örnekken, başka yerlerde bu dönüşüm pek o kadar başarılı olmadı.

Ancak red hareketlerinin başarıyla anti-militarist hareketlere dönüşmesi reddin hâlâ gündemin ana maddeleri arasında yer alacağı anlamına gelmez. İspanyol gruplar redçi veçhelerini vergi reddine (Objeción Fiscal) kaydırdılar, Forum voor Vredesactie ise başta Avrupa’daki nükleer silahlara (ve Körfez’e gönderilecek ABD askerî ekipmanın Almanya’daki depolardan Antwerp limanına sevkine) karşı örgütlü, şiddetten arınmış doğrudan eyleme (ŞADE) ve şiddetten arınmış “barış inşası” çalışmalarına odaklanıyor.

Zorunlu askerliği geride bırakmış ülkelerde ordu ile yüzleşmenin -ve profesyonel askerlerin reddetmesini cesaretlendirmenin ve desteklemenin- anti-militarist stratejinin ne kadar parçası olduğu kuşkulu. Bu ülkelerin çoğunda ordunun asker toplama çabalarını boşa çıkarmaya dönük pek az girişim var – Fransız örneği maalesef bir istisna değil.[11] Asker alımına karşı etkinlikler sınırlı olduğu gibi, orduyu bırakmak isteyen askerler için destek ağları veya bunu yapmaları yönünde bir propaganda da neredeyse yok. Irak’ın işgaline İspanyol ve Hollandalı askerlerden ya da ABD ve Britanya haricinde koalisyona dahil olan ülkelerdeki askerlerden katılmayı reddedenler hakkında çok az şey biliniyor – sadece Yunanistan[12] ve Güney Kore’den[13] bazı tekil örnekler biliniyor, ama her iki ülke de halen zorunlu askerlik uygulamasını sürdürüyor.

Sonuç olarak zorunlu askerliği geride bırakmış ülkelerde güçlü bir red hareketinin artık var olmadığını söyleyebiliriz. Anti-militarist hareket, zorunlu askerliğe dayalı askere alım sisteminden gönüllü katılıma geçişle beraber, varlığını sürdürdüğü yerlerde ordunun personel alımı meselesine odaklanmayı bıraktı – geriye kendi haline bırakılmış, anti-militaristlerce sıkıştırılmayan, bir ordu kalıyor.

Bunun nedenlerinden biri, birçok anti-militaristin askerleri -özellikle de “gönüllü” katılmış olanları- karşıt oldukları askerî aparatı, “düşman”ın bir parçası olarak görmeleri. Her ne kadar bütün askerlerin potansiyel birer katil olduğu doğruysa da (Kurt Tucholsky’nin ünlü “askerler katildir” sözüne nazire), bütün askerlerin -gönüllü katılmış olanların bile- potansiyel firariler ve vicdani redçiler olduğu da doğrudur. Çoğu red hareketi askere “gönüllü” yazılmanın da çoğu zaman bir bakıma “ekonomik zorunlu askerlik”ten kaynaklandığını kabul etse bile, hâlâ askerlere potansiyel müttefik olarak bakmakta zorlanıyorlar. Barış hareketine dahil olanların genelde orta sınıflardan gelmesi ve çoğu “gönüllü” askerin işçi sınıfı veya göçmenlik arka planına sahip olması bir tür kültürel “sınıfsal bölünme” yaratıyor ve burada bir rol oynuyor olabilir, ama bu da mazered kabul edilmemeli.

3.2 RUSYA VE ESKİ SOVYETLER BİRLİĞİ : YAYGIN GRİ RED

Rusya’daki durum eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki çoğu ülke için semptomatik. Bu ülkelerde asker kaçağı sayısı açık vicdani redçi sayısına nazaran çok yüksek. Zaten vicdani redçiler de çoğunlukla dini gruplardan çıkıyor ve bu yüzden cezaevine giren vicdani redçi sayısı düşük kalıyor. Rusya’da 2004’te 21.000’den fazla genç erkek yoklama kaçağı oldu, 2003’te bu sayı 25.000’in üzerindeydi.[14] Buna ek olarak yoklama çağındaki erkekler sağlık nedenlerine dayalı muafiyeti tercih ediyorlar. Yoklama çağındaki erkeklerin genel sağlık durumu zaten kötü, buna bir de yaygın rüşvet eklenince, bu yol çoğu için uygulanabilir bir seçeneğe dönüşüyor. Ancak Rus yetkililer bu gelişmeye karşı önlemler de alıyorlar, örneğin rasgele kimlik kontrolü yapıyor ve yoklama çağındaki erkekleri gözaltına alarak yoklama kurullarına çıkarıyorlar.[15]

Rusya’da red yaygın bir anti-militarizmden ziyade ordunun içinde bulunduğu ve erlere yönelik yoğun insan hakları ihlalleri ile göze batan durumdan kaynaklanıyor. WRI’nin 2003 yılına ait bir raporu, bu pratiği sergiliyor:

“Rus Silahlı Kuvvetleri içindeki sistematik insan hakları ihlalleri 1950’lere kadar dayanıyor ve ‘dedovshchina’ diye biliniyor. Erler, askerlikte ilk yılları boyunca, askerlikte ikinci yılını geçirmekte olan ve ‘dedy’ (‘dede’) olarak anılan üst devrenin emirlerine uymakla yükümlüdürler. Üst devre alt devreyi sömürür ve emirlere uymayan veya uyamayan erleri dayak ve işkence ile cezalandırır. Ayrıca üst devreye mensup birçok er, alt devreden askerleri aşağılayıcı etkinliklere zorlar veya onları nedensiz yere döver. Subaylar şiddet ve kötü muameleyi görmezden gelirken, artık onların da çoğu tutum değiştirdi ve hak ihlallerine bizzat katılmaya veya üst devreyi alt devreye kötü muamelede bulunması için teşvik etmeye başladı. Anlaşılan o ki, buradaki amaç, yeni erlerin özgüvenini ezmek ve böylece çatışma sırasında kendi güvenliklerine karşı kayıtsızlaşmalarını ve askerî üslerdeki ‘düzene’ uymalarını sağlamak.”[16]

Bu uygulamaların sonucunda her yıl 4.000 ila 5.000 asker “barış koşullarında” ölüyor[17] ve Rus Silahlı Kuvvetleri’nde izinsiz uzaklaşma ve firar oranları da oldukça yüksek – Asker Anneleri’nin tahminine göre firar edenlerin sayısı yıllık 40.000’i buluyor.

Rusya’da birleşik bir red hareketi yok. Asker Anneleri Hareketi -olasılıkla redçileri destekleyen en güçlü hareket- insan hakları ihlalleri nedeniyle birlikleri terk eden askerlere verilen desteğe ve yoklama/asker kaçaklığına odaklanıyor. Bu destek çoğunlukla anti-militarist bir perspektiften değil, annelerin oğullarının can güvenliği ve sağlıkları ile ilgili duydukları korkudan besleniyor. Ancak Asker Anneleri Hareketi Çeçenistan’daki savaşa da genelde güçlü biçimde karşı çıkıyor.

İnsan hakları alanında çalışan kurumların başını çektiği bir kampanya ile 2002 yılı içinde VR hakkı yasal olarak tanındı, yasa ise somut olarak 1 Ocak 2004’te yürürlüğe girdi. Ancak kampanyaya katılan bazı örgütler kendini anti-militarist ya da pasifist olarak tanımlamıyor. Kampanya, alternatif sivil hizmete odaklanıyor ve “vicdani ret” terimine nadiren başvuruyor. “Demokratik Alternatif Hizmet İçin” adlı sivil toplum kuruluşları koalisyonunun verilerine göre 2004 Bahar Yoklaması sırasında 1.445 vicdani red başvurusu yapıldı, bunlardan 200 kadarı da geri çevrildi.[18] Alternatif sivil hizmet, zorunlu askerliğin 1.75 katına tekabül eden 42 ay sürüyor. Rusya’dan bir anti-militarist aktivist bu sayılara bile şaşırıyordu ve WRI ile yazışmasında

“birçok insan ikisinden de, yani hem alternatif, hem askerlik hizmetinden kaçıyor. Askerlik şubeleri ve polis, [eskisine oranla] asker kaçaklarını yakalamakta daha etkin olsa da, hâlâ sayıları kabarık. Muhtemelen aralarında alternatif hizmet yapmayı kabul edecek olanlar, ama sokaklarda şişe toplamak istemeyenler de vardır”[19]

diyordu. Dolayısıyla radikal anti-militarist hareketler asker kaçaklığının her türünü destekliyor.

Farklı yaklaşımlar aynı zamanda sorunun çözümüne ilişkin farklı görüşlerle de bağıntılı. Asker Anneleri Hareketi, Rus Silahlı Kuvvetleri’nin profesyonelleşmesini ve zorunlu askerliğin ilgasını destekliyorken, çoğu insan hakları örgütü uluslararası standartlara uygun geliştirilmiş VR düzenlemelerini önceliyor. Otonom Eylem üyesi radikal anti-militaristler ise orduyu “bir şiddet sistemi, egemen sınıfın bir yönetim aracı ve genç erkekleri tahakkümün patriyarkal, otoriter ve hiyerarşik sistemine entegre etmenin aracı” olarak görüyorlar. Onlar, “zorunlu askerliğe karşı”. “Askere çağrılmayı boykot edin! Bütün celpleri atın gitsin!”,[20] diyorlar.

Rusya’daki red hareketinin çoğulculuğu, potansiyel olarak güce dönüşebileceği gibi, ideolojik ayrımlar farklı kesimler arasındaki işbirliğini de zorlaştırıyor. Bu, Moskova’da Şubat 2005’te gerçekleştirilen “Firariler Festivali” sırasında açıkça belli oldu. STK’lar, hükümet nezdindeki saygınlıklarının “firari” teriminden ötürü zedelenebileceği kaygısıyla festivale katılmadı. Sistemin daha efektif işlemesine katkıda bulunmak isteyen STK’ların yaklaşımıyla, askerî sistemi bütünsel olarak yıkmayı amaçlayan bir yaklaşımı bağdaştırmak da zor.

Bu zorlukların da ötesinde, Rusya’nın Çeçenistan’daki savaşı sonucu ortaya çıkan Çeçen terörizmine Rusya’nın yanıtı yine yükselen bir militarizm oluyor. Sivil toplumun hareket alanı daralıyor ve radikal savaş karşıtı eylemler Rus nüfus içinde ve daha da fazlasıyla Rus yetkililer arasında düşmanca tepkilerle karşılanıyor. Asker ve yoklama kaçaklığı sayıları, Rusların Çeçenistan’daki kayıpları sonucunda da, düşmeyecekse de, savaşın kendisine açık direniş popüler olmaktan uzak.

3.3 GÜNEY KORE: ASKERÎ DİKTATÖRLÜĞÜN ARDINDAN RED

Güney Kore, askerî diktatörlük sonrası ortamda red hareketine dair iyi bir örnek. Her ne kadar Kore’nin kendine has özellikleri varsa da (Güney ve Kuzey Kore konusu, dolayısıyla Kore yarımadasının son Soğuk Savaş bölgesi olma özelliğini koruması ve cezaevindeki yüksek Yehova Şahidi vicdani redçi sayısı) militarizmin sosyal rolü, Türkiye ve birçok başka Latin Amerika ülkesindeki diktatörlük sonrası koşullarda taşıdığı role oldukça benzer.

Güney Kore hareketi büyük oranda insan hakları ekseninde -ve 1500’ün üzerinde Yehova Şahidi vicdani redçinin hapis yatmakta olduğunun 2001’de ortaya çıkmasının yarattığı tepki ile- başladı. Ancak reddini 17 Aralık 2001’de açıklayan ilk politik vicdani redçi O Taeyang, duruşunu Kore’nin bölünmüşlüğü ile de açıklıyor ve reddini bu bölünmüşlüğü aşmanın bir yolu olarak görüyor.[21] Bir başka politik vicdani redçi, Na Donghyeok, kendi reddini şöyle açıklıyor:

“Barışa barışçıl yollarla ulaşabileceğimize ve bunun için savaş sistemini tersyüz etmemiz gerektiğine derinden inanıyorum. Kendi reddimi geçen sene [2002], 12 Eylül’de açıkladım ve ilk duruşmada bir buçuk yıl hapis cezasına çarptırıldım.”[22]

Kore red hareketinin bir sorunu -Türkiye’dekine çok benzer biçimde- sol muhalefet içindeki konumu. Red hareketi şiddetten arınmışlığı ve şiddetten arınmış eylemi benimserken, bu konseptler daha geniş sol kesimler içinde neredeyse hiç bilinmiyor ya da hâlâ Marksist militan geleneklere sıkışmış ve militanlıktan politik seferberliğin önemli bir bileşeni olarak şiddeti anlayan sol tarafından görmezden geliniyor. Irak Savaşı’na ve Güney Kore’deki ABD üslerine muhalefet de sıklıkla milliyetçilik ve Anti-Amerikanizm ile besleniyor ve gerçek bir anti-militarist analiz ile birleşmiyor. Bu da anti-militarist red hareketi için sorunlara neden oluyor, ama aynı zamanda şiddetten arınmışlık anlayışının yayılması ve hiyerarşik ve patriarkal olmayan örgütlenme biçimlerinin tanıtılması açısından öneminin altını çiziyor.

3.4 ERİTRE: AFRİKA’DA RED

Eritre’deki red hareketini, politik anlamda bir hareket olarak adlandırmak zor. Politik olarak örgütlenmek ancak sürgünde olanaklı ve Eritreli mültecilerin ilk anti-militarist grubu da 2004’te Almanya kuruldu.[23] Ancak ret, Eritre’de hem Etiyopya ile süregiden savaşa, hem de Eritre toplumunun kapsamlı bir “ulusal hizmet” ile militarize edilmesine karşı yaygın bir direniş biçimi. Dünyada İsrail’in yanı sıra kadınları da zorunlu askerliğe tabi tutan tek ülke Eritre. UNHCR’ın betimlediği durum, açık bir red hareketinin Eritre içinde niye örgütlenemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor:

“Eritre yasalarına göre, 18 ay süreli ‘ulusal askerlik ve gelişim hizmeti’ 18-40 yaş arası erkek ve kadınlar için zorunludur. Pratikte ise bu hizmet süresizdir, çünkü şu ana dek düzenli terhis uygulamasına geçilmemiş. Vicdani red hakkı yok. Hükümet, askerî polise ülke çapında yaptırdığı trafik kontrolleri, ev ve sokak aramaları ile firarileri ve asker kaçaklarını toplatıyor. Bildirildiğine göre askerî polise, askere alınmaya direnen veya kaçmaya kalkışanlara karşı ileri şiddet kullanma yetkisi de verilmiş. Özellikle askerlik yaşı gelmiş kızların ebeveynlerinin direndikleri ve bunun sonucunda hem asker, hem sivil ölümlerin meydana geldiği bildirilmiştir. …Ordunun, Yehova Şahitleri dahil olmak üzere redçileri, askerlik yapmaya zorlamak için, yoğun fiziksel cezalandırma biçimlerine başvurduğu da bildirilmektedir. Firarilere, asker kaçaklarına ve ordu karşıtlarına verilen cezaların, el ve ayakların uzun süre bağlanmasını ve yüksek sıcaklıklarda güneşe maruz bırakılmayı vb. yöntemleri içerdiği bildirilmektedir.”[24]

Bununla beraber asker kaçaklığı ve firar yine de yaygın. Uluslararası Af Örgütü’nün bildirdiğine göre, 4 Kasım 2004’te binlerce insan asker kaçaklığı kuşkusu ile gözaltına alınmış ve Adi Abeto Cezaevi’ne gönderilmiş.[25] Bu yeni bir uygulama değil. İsimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı genç Eritreliler, AFP’ye 4 Kasım 2004’te şu açıklamayı yaptılar:

“Bu toplu gözaltılar 1998’de başladı. Savaş sırasında bunlara çok başvuruldu. Uygulamalar 2002’den bu yana gerilemekteydi, ama şimdi yine artış var. Askerler, işyerlerine ve evlere giriyor, araba, taksi ve otobüsleri durduruyor ve kimlik soruyorlar.”[26]

Afrika’nın ilk ve tek totaliter ülkesi (muhtemelen Zimbabwe istisnasıyla beraber) Eritre’deki[27] durum bir bakıma tekil addedilebilir, ama redçiliğin durumu aynı zamanda birçok Afrika ülkesindeki durumu yansıtıyor. Eritre Anti-militarist İnisyatif’in kurucularından Yohannes Kidane durumu özetliyor:

“Benim için vicdani redçilere sahip çıkan ve savaşa karşı çalışan gruplarla tanışmak yeni bir deneyim. Bence bu çok iyi bir şey. Askerken bunun mümkün olabileceğini dahi düşünmüyordum. Ülkemizde bunun hakkında konuşmak bile mümkün değil. Direnmenin yolu yok – tek seçenek kaçmak.”[28]

Afrika ülkeleri arasındaki farklar her ne kadar çok fazla olsa da, Yohannes Kidane’nin anlatımındaki çaresizlik hepsini betimliyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Liberya, Ruanda gibi savaşla harap olmuş birçok Afrika ülkesinde, askere alımlar, oturmuş bir zorunlu askerlik sisteminden ziyade, kaba güce dayalı bir keyfiyete dayanıyor (ki Eritre bu noktada epey sistematik zorunlu askerlik uygulamasıyla bir istisna oluşturuyor) ve askere alınmaya karşı direnip hayatta kalma şansı son derece düşük. Ayrıca yaygın red ve kaçaklığa karşın, örgütlü savaş karşıtlığı ve vicdani red konseptine ilişkin hemen hemen hiç farkındalık yok.

Dolayısıyla açık red hareketleri yok – ama birçok yerde asker kaçağı ve firari oğulları (ve kızları) destekleyen yeraltı ağları bulunuyor, genelde de sundukları tek seçenek sürgün olabiliyor.

4. RED HAREKET(LER)İNİ BEKLEYEN MESELELER

Farklı red hareketleri örneklerine baktığımız zaman bazı ortak meseleler tespit etmek mümkün, ancak bunların hiçbirine verilecek kolay yanıtlar yok. Bazı meselelere, bunların ortaya çıkardığı sorulara ve bazı red hareketlerinin geliştirdiği ve uyguladığı yanıtlara -ki bunların başka hareketlerce farklı koşullarda aynen takip edilebilecekleri anlamına gelmez- bakmak istiyorum.

Belki de yüzleştiğimiz en büyük meydan okuma birbirimizin deneyimlerinden nasıl öğreneceğimiz meselesidir. Uluslararası deneyim alışverişi ve dayanışma kilit önemdeyken, birbirimizden öğrenmek basitçe bir stratejiyi bir bağlamdan alıp tamamıyla farklı bir bağlama yerleştirmekle olamaz. Böyle bir yaklaşım başarısızlığa mahkum olurdu. Sosyal durumların çok boyutluluğu, başkalarının deneyimlerini kendi bağlamımızda değerlendirebilmek için çok fazla uyarlama çabasını gerektiriyor. İşte “birbirimizden öğrenmek” konusundaki mesele de bu.

4.1 VİCDANİ RED HAKKININ ROLÜ

VR hakkı meselesi, vicdani redçiler örgütleneli ve zorunlu askerlik daha etkin uygulanalı, sadece devlet ve askerî otoritelere karşı değil, VR hareketi içinde de tartışma ve seferberliğin ana odaklarından biri oldu. (Zorunlu askerlik düzeni içinde) VR hakkını tanıyan ülkeler 1918’den bu yana önemli ölçüde arttı. Bugün artık 30 kadar ülke vicdani red hakkını tanıyor (arada sayının düştüğü zamanlar oldu; “eksilmeler” VR’yi tanıdığı halde zorunlu askerliği de kaldıran ve dolayısıyla VR düzenlemeleri de ortadan kalkan ülkelerden kaynaklanıyor).

VR hakkı ayrıca çeşitli uluslararası kurum tarafından da tanındı; örneğin BM İnsan Hakları Komisyonu[29] ve İnsan Hakları Komitesi,[30] Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve başkaları. ’80’lerde ve ’90’ların başlarında VR’yi tanıyan ülkelerin sayısında görülen büyük artış, bu insan hakları standardının kurumsallaşmasından ve yeni “bağımsızlaşan” Doğu Avrupa ülkelerinin başka insan hakları standartlarının yanı sıra VR’yi[31] de tanımalarının sonucu. Ancak bu Doğu Avrupa ülkelerinin çoğu aynı sıralarda NATO’ya tam üyelik yolunda NATO’nun “Partnership for Peace” (Barış için Ortaklık) programına katılma çabasındaydı. VR hakkının tanınması, NATO gibi askerî bir örgüte katılımla çelişen bir düzenleme olarak değil de, “demokratik” bir militarizmin gereği olarak görüldü. Polonya ve Macaristan buna iyi birer örnek, çünkü her iki ülke de ABD’nin Irak müdahalesine ve izleyen işgale kendi birlikleriyle katıldılar. Eski Varşova Paktı üyesi bu iki ülke VR’yi Doğu Avrupa’da ilk tanıyanlar arasındaydı.

Eğer VR hakkının tanınması, Tony Smythe’ın 1967’de iddia ettiği gibi “son kertede günümüz savaş karşıtı mücadele açısından alakasız”[32] ise, neyle alakası var peki?

Runham Brown 1923’te şöyle yazmıştı:

“[Vicdani redçilerin – y.n.] savaş sonlandığından bu yana, zora dayalı yönetimi esas alan eski düzen içinde, yeni ve rahatsız edici bir unsur oluşturdukları kabul gördü. Zorunlu askerliğin geçerli olduğu birçok ülkede bu yeni fenomenle baş etmek için alternatif hizmet yasaları olarak adlandırılan yeni yasalar yürürlüğe girdi ya da girmek üzere. Bu yasalar, yeni düşünce ile gücün haklılığına dair eski inanç arasındaki çatışmayı engelleme amacı açısından tamamen işlevsizler, diğer yandan değerli herhangi bir ideale erişmek için şiddetle elde edilen gücün sadece yanlış değil, aynı zamanda nafile de olduğu yönünde güçlenen kanaatin tanınması yönünde güçlü birer adımlar.”[33]

Ve:

“Bana kalırsa [Uluslararası] Savaş Karşıtları, alternatif zorunlu hizmeti öngören yasalara karşı çıkmakla en doğrusunu yapacaktır. Bu yasaların gündeme gelmesinin nedeni zorunlu askerlik hizmetinin varlığı. Ama zorunlu askerlik hizmetinin kendisi yanlış ve tehlikeli. (...) Vicdanımı kanıtlamak derdinde değilim. Savaşın örgütlenmesini olanaksızlaştırmak derdindeyim...”[34]

WRI aktivistleri durumu 1994’te özetledi: “Çok sayıda redçi olması, orduyu doğrudan sistematik bir tehditle karşı karşıya bırakmaz (bkz. Almanya ve Fransa örneği).”[35]

Uluslararası Savaş Karşıtları’nın 2004 yazında Makedonya’da gerçekleşen seminerinde, WRI aktivistlerinden oluşan bir grup, VR hakkının tanınmasının tek başına bir hedef olmadığı, ancak demilitarizasyon için önemli bir araç olabileceği ve vicdani redçilerin kriminalize edilmemesini[36] sağladığı gibi, VR’ye yönelik sosyal kabulü yansıttığı konusunda hemfikir oldular.

Her halükarda VR hakkını tanıyan ve düzenleyen yasalar bir gerçeklik ve (Türkiye, Şili, Paraguay’daki ve daha başka yerlerdeki) redçi gruplar, bir yasa talep etmeseler de, çıkacak yasalarla yüzleşmek durumunda kalabilirler. Bu durumda, mevcut bir yasal düzenlemeyle, ne kadar “iyi” ya da “kötü” olduğundan bağımsız, nasıl ilişkilenileceği sorusu çıkıyor ortaya.

Mevcut (ya da yeni uygulamaya sokulmuş) bir düzenlemeye verilebilecek karşılıkların iki zıt ucunu herhalde en iyi Almanya ve İspanya örnekleri yansıtıyor. Alman VR Hareketi, VR’nin yasallaşmasını bağrına bastı ve zorunlu alternatif hizmet eşliğinde VR hakkının kullanımını teşvik etti. Hükümetler, 1983’e, yani “VR Komisyonları” feshedilene kadar, VR’ye düşmanca yaklaşırken, VR Hareketi’nin ana stratejisi hem VR’yi, hem alternatif hizmeti teşvik etmek oldu. ’80’lerde vicdani redçilere ilişkin politikalar tamamen değişti. Bazı politikacılar hâlâ baskıcı bir yaklaşımı savunurken, ana politika, depolitizasyon ve anti-militaristlerin VR ile deşarjı yönünde biçimlendi. Zaten askerlik yükümlülerinin sayısı açısından bir sıkıntı yoktu -hatta VR başvurusu yapmayan insanların “ihtiyaç fazlası”ndan ötürü hiç alınmama şansı gayet yüksekti-, dolayısıyla ordu için, kendisini etkilemedikçe, yüksek vicdani redçi oranlarını kabullenmek kolaydı. Aynı zamanda vicdani redçilerin kamusal imajı da değişti. ’70’ler ve erken ’80’ler boyunca “kaytarıcılar” olarak anılırlardı, ama sonra “sivil hizmetçi” olarak kabul görmeye başladılar. Bununla beraber vicdani redçilerin anti-militarist imajı da ortadan kalktı. VR başvuruları 1990/91 Körfez Savaşı ile kayda değer bir artış gösterirken (1990’da 75.000’e karşılık 1991’de 150.000), Yugoslavya’nın 1999’da NATO tarafından bombalanması VR istatistiklerine yansımadı. VR artık bir politik araç olmaktan çıkmış gibi görünüyor ve sürekli artmakta olan vicdani redçi sayısı Alman dış politikasının militarizasyonuna ve hatta 2. Dünya Savaşı 1945’te sonlandığından bu yana Alman Silahlı Kuvvetleri’nin ilk defa 1999’da bir savaşa katılmasına bile herhangi bir engel teşkil etmedi. Tony Smythe’ın belirttiği gibi: VR “savaş karşıtı mücadele açısından alakasız”laştı.

İspanya’daki hareket, yıllardan sonra 1984’te bir VR düzenlemesiyle karşı karşıya kaldığında (ki yasa ancak 1988’de uygulamaya başlandı) farklı tepki verdi. MOC (Movimiento de Objeción de Conciencia), yasaya bir sivil itaatsizlik kampanyasıyla karşılık verdi. MOC üyesi vicdani redçiler kabul edilmek için başvurmayı ve alternatif bir hizmette bulunmayı reddettiler. MOC ayrıca ilerici kurumlara vicdani redçiler için alternatif hizmet kadroları açmamaları çağrısında bulundu.[37] Hareket on yıl içinde ortaya 15.000’den fazla total redçi çıkardı. Bunların 5.000’i yargılandı ve 1.000’i cezaevlerine girdi. Total redçiler -insumisos- hareket içinde fiilen bir azınlık olsalar da (1997’de 110-120.000 insan VR statüsü için başvurdu), birkaç yüz bin insanı katmayı başardıkları destek ağlarıyla hareketin kamusal imajı içinde kilit bir rol oynadılar ve İspanyol Devleti’ni zorunlu askerliği planlanandan daha erken feshetmeye zorlayan etkenlerden biri oldular.[38]

Çoğu VR yasasının sadece pasifist reddi kabul etmesi ve belli savaşlara karşı selektif reddi tanımamasıyla mesele daha da karmaşıklaşıyor. Eide/Mubanga daha 1983’te bu duruma dikkat çekmişlerdi:

“Redçi pasifist değilse, ama silahlı hizmete, başvurulan araç veya yöntemlerden veya kendisine göre yasadışı olan amacından ötürü katılmayı reddediyorsa, değerler çatışması çok daha akut bir hal alıyor. Hiçbir hükümet, silahlı kuvvetlerini kullanma biçiminin ulusal ya da uluslararası yasalar nezdinde yasadışı olduğunu kabul etmek istemeyecektir.”[39]

Bu alanda pek bir şey değişmedi ve İsrail örneğinde bile devletin pasifizme verdiği tepkinin, hizmetin selektif reddine (yani işgal edilmiş bölgelerde hizmet etmemeye veya genel olarak işgalin dayatılmasında IDF’nin üstlendiği rolden ötürü IDF’ye katılmayı reddetmeye) karşı verilen tepkiden biraz olsun farklı olduğunu görebiliyoruz. Farkı, 2003’ün iki büyük VR davasını, yani ikinci kategoriye giren “Beşli”nin davasını ve pasifist olan Jonathan Ben-Artzi’nin davasını[40] karşılaştırınca görebiliriz. İsrail koşullarında, pasifist VR’yi tanıyan bir yasa sorunu çözmezdi, çünkü çoğu vicdani redçi pasifist değil. Böylesi bir yasa, hareketin bir kısmının onu benimsemesiyle ya da pasifist olmayan vicdani redçilerin samimi kanaatlerini “onaylayacak” komisyonlar karşısında pasifist rolü oynamak zorunda kalmaları veya onları daha da kötü cezalara maruz bırakmasıyla, hareketin bölünmesine yol açabilir. Muhtemelen her üç dinamiğe de yol açardı.

4.2 ZORUNLU ASKERLİĞİN SONU - REDDİN SONU?

Zorunlu askerliğin, en azından Avrupa’da, ortadan kaldırılması eğiliminin sonucunda red hareketinin profesyonel orduya nasıl karşılık vereceği meselesi öne çıkıyor. Britanya’daki red hareketi, zorunlu askerliğin 1960’larda kalkmasıyla, büyük oranda ortadan kayboldu. Britanya’nın sonraki savaşlarında, yani Falkland’da, Birinci ve İkinci Körfez Savaşı’nda, redçilik önemli bir rol oynamadı. ABD’deki red hareketi ise ordunun askere alma çabalarını geriletmeyi hedef alan ve orduyu her ne nedenle olursa olsun terk etmek isteyen erlere yönelik danışmanlık etkinliklerine yoğunlaştı. Zorunlu askerlik kaydının 1980’de tekrar uygulamaya sokulmuş olması bunda rol oynamış olabilir, ama ABD’deki red hareketi için ordunun asker kazanma çabalarına, üniversite ve okullardaki varlığına karşı gelmenin önemli bir etkinlik alanı olduğunu ve bu alanda iyi de örgütlenmiş olduğunu belirtmek gerek.

Vietnam Savaşı dönemiyle karşılaştırınca “gönüllü” ordudan pek fazla vicdani redçi ve firari çıkmadıysa da, bunun tek nedeni olarak zorunlu askerliğin kalkmasını göstermek kolaycılık olur. 1991’deki Körfez Savaşı, ABD’nin, zorunlu askerlik kalktıktan sonra, ilk büyük askerî harekatıydı. Ayrıca savaş altı hafta sürmüş olsa da, kara savaşının ancak 24 Şubat 1991’de (yani ateşkesten birkaç gün önce) başladığını da dikkate almak gerekir.

VR’ye ilişkin yayınlanmış sayılar çeşitli. ABD’li “Center on Conscience and War” (Vicdan ve Savaş Merkezi) örgütünden Bill Gavin’e göre, “ordu Birinci Körfez Savaşı’nda 111 askerin vicdani red statüsünü tanıdı, sonrasında bu uygulamanın önünü kesti ve sonuçta 2.500 asker cezaevine girdi.”[41] VR başvurusuna ilişkin resmî sayılar 500’e[42] daha yakın, ama bunlar emre itaatsizlik edenleri ve görevden izinsiz ayrılanları içermiyor.

Bu sayılar, “Çöl Fırtınası Operasyonu”na katılan 500 bin askerlik ABD gücünün yanında önemsiz görünse de, savaşın çok kısa sürmüş olması ve ABD kayıplarının çok sınırlı olması, ordunun gönüllülerden oluşturulmuş olmasının yanı sıra birer etken. Vietnam Savaşı’nda bile, firar ve red oranları ancak ABD ordusunun savaşa yoğun olarak katılmasından birkaç sene sonra ve savaş karşıtı seferberliğin de devreye girmesiyle yükselmeye başladı.

Şu an süren Irak Savaşı’nda net sayılara ulaşmak zor.[43] Sayısız rapor Irak’taki ABD kuvvetlerinde şevkin düşük olduğunu ve 2004’te yeni alımlarda zorluk çekildiğini gösteriyor. Özellikle “gönüllü” askerlere kontrat bitiminde terhisleri verilmedikçe ve gitgide daha fazla yedek çağrıldıkça, savaşın ve işgalin sürdürülmesi firar ve VR vakalarında ciddi bir artışa neden olabilir.

Peretz Kidron’a göre “zorunlu askerlik, askerleri eğitmek ve onlara üstlendikleri görevlerin yasal, ahlaki ve politik sorumluluğunu öğretmek için bir alan yaratıyor.”[44] Peki bu sözde gönüllüler ve profesyonel ordu için de geçerli değil mi? Tucholsky, 1927’de şöyle yazdı: “1 Ağustos 1914’te, pasifist propaganda ya da militarist propaganda için artık çok geçti – aslında militaristler 200 yıl önce ektiklerini biçtiler. Biz ekmeliyiz.”[45]

Vietnam Savaşı sırasındaki yaygın ret, savaş karşıtı hareketin zamanında ektiklerinin sonucunda ortaya çıktı, İsrail’deki red de öyle. Red hareketinin, zorunlu askerliğin olmadığı bir ülkede başarması gereken, potansiyel askerlere ulaşmak ve her nerede gerekiyorsa ordunun askere alma çabalarını geriletmek – ve “ekmek”. O zaman zorunlu askerlik mi, orduya gönüllü katılım mı, sorusu büyük oranda önemini yitirecektir. Ayrıca unutulmamalı ki, çoğu baskıcı rejim, çoğu saldırı savaşı ve grev kırıcı çoğu askerî harekat, zorunlu askerlik üzerine kurulu ordularca gerçekleştirilmiş – bu da bizi Tucholsky’nin gündeme getirdiği “şimdi ekmeli” uyarısına getiriyor.

4.3 EGEMEN ERKEKLİK TASARIMINA MEYDAN OKUMAK

Çoğu erkek redçiler, “gerçek birer erkek olmadıkları” suçlamasıyla yüzleşmek durumunda. Askerlik hâlâ “erkekliğe geçiş ritüeli” olarak görülüyor.[46] Güney Afrika’da “End Conscription Campaign” (ECC – Zorunlu Askerliğe Son Kampanyası) “perileri” temsil etmekle suçlandıkları bir karalama kampanyası ile karşı karşıya kaldılar. Buna göre askerliği reddedenler, efemine, korkak ve cinsel açıdan sapkındı.

Orduya “hizmet etme istekliliği”nin oluşmasında erkeğin kendi erkekliğine ilişkin algısı da önemli bir rol oynuyor. “Erkekliği” kaybetme korkusu, ordu ve askerî çözümlere karşıt olunsa da hizmet etme rızası doğurabilir. Bu özellikle erkeğin fiziksel gücüne vurgu yapılan işçi sınıfı erkekliği için geçerli ve ordu tarafından da kolayca kullanılabiliyor. Alman araştırmacı Hanne-Margred Birckenbach’ın belirttiği gibi:

“Vicdani redçiler ve askerlik yapmaya hazır olanlar ‘öldürmeye hayır’ ya da ‘savunma için öldürmeye evet’ başlıkları altında sadece askerî şiddete ilişkin mücadele etmiyorlar; farkında olmadan erkeklik ideallerini de çarpıştırıyorlar.”[47]

Red hareketleri için “savaşçı erkek” nosyonunu reddetmek belki kolay, ama cinsel kimlik (ve beraberinde cinsellik) konusunu tümüyle kucaklamak çok daha zor ve bir o kadar da önemli. Cynthia Enloe konuyu açıyor:

“Gitgide daha fazla toplum üzerinden daha da fazla kanıt biriktirirken, militarizasyonun nasıl gerçekleştiğine ilişkin yapılacak herhangi bir açıklama girişiminde cinsel kimliğin gözardı edilmesinin sadece kusurlu bir politik analize varma riskini beraberinde getirmekle kalmadığını, dahası militarizasyonu geriletmeye yönelik, ama biteviye başarısız olan bir kampanya riskini de doğurduğunu, rahatlıkla iddia edebiliyoruz artık.”[48]

Çoğu ordunun (bazı istisnalarla) ağırlıkla erkekleri askere aldığına göre, red hareketi için erkeklik tasarımlarını anlamak özellikle önemli. Küreselleşme, egemen erkeklik tasarımlarını etkiledi ve Robert Connell’in “uluslararası şirket erkekliği” olarak adlandırdığı tasarımı öne sürdü ve güçlendirdi:

“Yeni dünya düzeninin egemen erkeklik formu, global piyasalarda iş yapan şirket yöneticisinin ve onunla etkileşen (ve birçok bağlamda bütünleşen) politik idarecilerin ve askerî liderlerin cinsel kimlik pratiğidir.”[49]

Ancak 11 Eylül’ün etkisiyle ABD’de “tahakküm” ve “şiddet”i yücelten erkeklik tasarımlarının tekrar canlandığı söylenebilir – bu Reagan yönetimi altında başlayan bir süreç ve muhtemelen Bush Jr. yönetiminin de “değer”lerinden biri. Diğer yandan Batı Avrupa’nın çoğunluğu, teknik bilgi ve uzmanlığa dayalı egemen bir erkeklik tasarımını çok daha fazla kucaklıyor – dolayısıyla ABD ve “eski Avrupa” arasında Irak Savaşı üzerine yaşanan çatışkı aynı zamanda farklı erkeklik formları arasında yaşanan bir çatışkı. Bu erkeklik formları İslami veya başka dinsel köktenciliklerde önemli bir rol oynuyor. Bu fenomen, küresel cinsel kimlik politikalarına “eril köktenci” yanıt olarak adlandırılabilir.[50]

Uli Wohland, Alman bir anti-militarist, 1989’da şöyle yazdı:

“Barış çalışmaları ve anti-militarist çalışma, inisyatifler ve direniş eylemleri esaslı olarak elden geçirilmedikçe, hepimiz erkekliğin şovenist ve savaşçıl manisini desteklemekten kurtulamıyoruz.”[51]

Çoğu ülkedeki red hareketleri için bu yüksek bir eşik, çünkü ağırlıkla erkeklerden oluşuyorlar – ve kadınların da zorla askere alındığı (ve dolayısıyla redçi olabildikleri) İsrail örneğinde bile cinsel kimlik meseleleri red hareketi içinde bir sorun oluşturabiliyor. İsrailli Shministim Hareketi’nin bir üyesi olan Shani Werner sorunun altını çiziyor:

“O kadar karşı çıktığımız ‘askerinin cepheden dönüşünü bekleyen ve üniformasını ütüleyen iyi kadın’ imajını değiştirmedik. Aynasını yarattık – cezaevinden hızla salıverileceğini umduğu erkek redçiyi bekleyen ve bu arada askerî cezaevinin karşındaki -ve sıklıkla gösteri yaptığımız- tepeden ona destek sloganları atan kadın.”[52]

Anti-militaristler olarak, şiddetten arınmış eylemlerimizde ve cezaevine girmeyi göze alacak kadar “güçlü” total redçi imajı ile “güçlü ve muktedir erkek” stereotipini yeniden üretiyoruz. Red hareketi (ve genel olarak şiddetten arınmış hareket için) şiddetin bütün biçimlerini (doğrudan fiziksel şiddet, yapısal şiddet ve kültürel şiddet) hedef alan şiddetten arınmış eylemler geliştirmek kilit önemde olacak. Bu konuda başarısız olursak, “militarizasyonu geriletmeye yönelik biteviye başarısız bir kampanya”ya kalkışmaya mahkum oluruz (Enloe).

4.4 RED VE İLTİCA - KAÇMAK DIŞINDA

ŞANSI OLMAYAN REDÇİLERİ DESTEKLEMEK

Eritre örneğinin gösterdiği gibi, birçok ülkede redçilerin reddetme olanağı yok, sadece kaçabilme olanağı var. Bu Eritre’de, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (eski adıyla Zaire) geçerli, ama eski Yugoslavya’nın parçalanmasıyla çıkan milliyetçi savaşlarda da birçok genç erkek ülkelerini terk etmeyi seçti. Daha önce Vietnam Savaşı’nda birçok Amerikan askeri Kanada ya da İsveç’e kaçtı, birçok Güney Afrikalı beyaz erkek de ırkçı Apartheid sisteminin devamı için kilit bir güç olarak gördükleri orduya hizmet etmemek için Güney Afrika’yı terk etti. Vietnam savaşında askere alınmaktan kaçınmak için 100.000 Amerikalının ABD’den kaçtığı[53] ve 35.000 Güney Afrikalı beyaz erkeğin de aynı şeyi yaptığı tahmin ediliyor.[54]

Ancak, askerlikten kaçanlar gittikleri yerlerde hoş karşılanmıyorlar. Güney Afrikalılar için bile durum buydu, oysa BM Genel Kurulu bile Güney Afrika Silahlı Kuvvetleri’ne katılmayı reddedenlere iltica hakkı vermeleri için devletlere çağrıda bulundu.[55]

Vicdani reddi kabul eden ülkelerde bile bu hakkın varlığı, iltica hakkının tanınmasına zemin oluşturmuyor – eski Yugoslavya, Türkiye, Rusya ve birçok Afrika ülkesinden gelen binlerce firariye bu yüzden Batı Avrupa, ABD ya da Kanada’da iltica hakkı verilmedi.

Vietnam savaşı sırasında uluslararası red hareketi sürgüne giden ABD’li savaş karşıtlarıyla ve firarilerle birlikte çalıştı ve hatta onları sınırlardan kaçırıp Kanada ve İsveç gibi güvenli ülkelere soktu. Uluslararası Firariler Ağı içinde çalışan Avrupalı red örgütleri Yugoslavya’da süren savaşlar sırasında aynı çalışmayı daha küçük çapta yürütmeye çalıştılar ve bu ağdan destek alan Sırbistanlı redçiler sonrasında Macaristan’da bir “güvenli ev” kurdular.

Ama firarilerle çalışmak red hareketi için kolay bir görev değil. Firarilerin çeşit çeşit sorunları olabiliyor ve genelde de savaş karşıtı politik harekete fazla ilgi duymuyorlar. Yine de destek önemli, özellikle de red örgütlenmesinin baskı görme korkusu, hatta “kaybedilme” ve ölüm korkusu sonucu ülke içinde gelişemediği koşullarda. Bir “güvenli ev” ya da “güvenli ülke” ve insanları gitgide aşılması zorlaşan sınırlardan (“Avrupa Kalesi”) geçirebilen destek ağları, daha fazla savaşmak istemeyen bir askere çıkış yolu sağlayabilir.

Yine de dışarıdan sağlanan destek yerelde gelişmesi gereken direnişin yerini tutamaz. Dışarıdan verilen destek aynı zamanda “sürgünler”e dayanmak durumunda: ABD askerlerine destek sağlayan ağları kuranlar ilk kaçan Amerikan askerleri oldu, Güney Afrikalılar için de durum aynıydı. Şimdi de kendi anti-militarist gruplarını kuran sürgün Eritreliler, ülkelerinden kaçacak Eritreliler için yaşamsal önemde destekler sağlayacaklar.

5. ÇIKARIMLAR

Birçok farklı durumla yüzleşen red hareketinin aşması gereken pek çok mesele var. Ama bunların altında yatan soru ve ilkeler sıklıkla aynı: Savaş ve militarizme karşı ve sosyal değişimden yana efektif bir hareket nasıl kurulur? Peki ya bireyler için muafiyetler yaratmakla değil, toplumlarımızı taşıyan sistemler olan militarizm ve şiddeti aşmakla ilgilenen bir hareket? Erkeklik konularının ve cinsel kimlik teorisi ve pratiğinin ayrımında olan bir hareket?

Bu sorular ortada ister zorunlu askerlik olsun ya da olmasın, vicdani red hakkı tanınsın ya da tanınmasın, geçerli.

Bir hareketin sonunda bir vicdani red yasasını kabul etmesi ya da reddetmesi ve ona sivil itaatsizlik veya total red ile karşılık vermesi o kadar önemli değil. Asıl önemli olan vicdani reddi çevreleyen konuları canlı tutmak ve onu “iki eşdeğer opsiyon arasındaki seçim”e (Almanya örneği) indirgetmemek. Vicdani reddin ve reddin politizasyon stratejisi içinde total red önemli bir rol oynayabilir, ama -İspanya örneğinin gösterdiği gibi- en iyi koşullarda dahi bir azınlık opsiyonu olacaktır, politik açıdan son derece önemli bir yer işgal etse de.

Tek tek askerleri de -ister zorunlu ister “gönüllü”- “düşman” olarak görmemek de önemli. Sonuçta ret, insanın seçim yapabilme kapasitesiyle ilgili – militarizme, erkeklik ve cinsel kimlik üzerine patriyarkal konseptlere, cinayet veya direnişe “evet” ya da “hayır” deme seçimi. Militarizm ve şiddet varoldukça, redde de ihtiyaç olacaktır. Bireylerin ahlaki değerleri doğrultusunda seçimler yapmasıyla sosyal değişim de gerçekleşir – ve red hareketinin görevi insanları seçim yapmaları için cesaretlendirmek.

Bu görev 11 Eylül sonrası, “teröre karşı küresel savaş” sürerken, daha da önem kazanmış olabilir. Birçok Müslüman bu savaşı Müslümanlara karşı bir savaş olarak algılıyor. Bu paylaşmadığım ve Kolombiya’daki gibi durumları açıklamaya yetmeyen bir analiz. Bana göre, “terörizmle savaş” aslında ABD sisteminin küresel hegemonyası için sürdürülüyor, her ne kadar amaçlar sıklıkla dinî propaganda ile perdelense de (ki ABD Başkanı’nın kendisini yeniden doğmuş bir Hıristiyan olarak tanımlaması göz önüne alındığında bu da sürpriz değil). Bu savaş eninde sonunda zengin ve güçlülerin, fakir ve güçsüz addedilenlere karşı savaşı.

Ve “bizler” de, kendisi zengin olmayıp dünyanın zengin bölümünde yaşayan birçoğumuzun, güç ve zenginliğin bu dağılımından çıkar sağladığımızın ayrımına varmalıyız. O zaman ret, orduya katılmanın veya terk etmenin çok ötesine uzanıyor ve Pietro Pinna’nın tarifiyle “vicdani red konseptinin sosyal yaşamın herhangi bir kesimindeki uzantısına” dönüşüyor. Küresel Güney’e yönelik ekonomik sömürü ve tahakkümün avantajlarından yararlanmayı reddetmeden militarizme direnebilir miyiz? Ve tamamıyla bu sömürü üzerine kurulmuş bir toplum ve ekonomik sistem içinde yaşarken bu sömürüye nasıl direnebiliriz?

Güney Afrikalı Zorunlu Askerliğe Son Kampanyası’nın aktivistlerinden olan Rob Goldman, ECC’nin önemini üç ayrı düzlemde ele aldı:

“Birincisi, [kampanya] zorunlu askerliğin ahlaken sorgulanmasını beyaz toplumun gündemine sıkı sıkıya yerleştirmekte başarılı oldu. ... İkincisi, beyazlara Apartheid’a karşı mücadelenin siyahla beyaz arasında bir mücadele olmadığını gösterdi: Apartheid’a direnmenin beyazlar için anlamlı, etkili ve yaratıcı bir yolu var. ... Üçüncüsü, siyah toplum için de bir umut işaretiydi. Sözlerini, ırkçı olmayan ve demokratik bir Güney Afrika’ya adanmış eylemlere dökmeye hazır beyazlar olduğunu gösterdi.”[56]

Bunlar sadece Güney Afrika için değil, genel olarak zengin Kuzey Yarıküre için de geçerli: küresel ekonomi ve iktidar ilişkilerini koruyan orduya direnme konusunda ahlaki bir sorumluluğumuz var. Diğer yandan da adalet ve barışa dayalı bir dünya kurmak için dünya çapında bağlantılar kurmak (WRI bunu 1921’den beri yapıyor) ve farklı bağlamlarda şiddetten arınmış stratejiler geliştirmek zorundayız.

[1] Bu makale aslında İsrail red hareketi ile ilgili bir kitap için yazıldı. Maalesef kitap yayıncı bulamadı. Bu, elden geçirilmiş bir versiyondur.

[2] Kurt Tucholsky (Ignaz Wrobel mahlasıyla): Über wirkungsvollen Pazifismus, Weltbühne, 11 Ekim 1927 Alıntılanan kaynak: Kurt Tucholsky: Unser Militär! Schriften gegen Krieg und Militarismus. Büchergilde Gutenberg, Frankfurt/Olten/Wien 1982, s. 396-401 (İngilizceye çeviren; yazar).

[3] Tony Smythe: Conscientious Objection and War Resistance, War Resistance, Vol. 2, No 21, 2nd quarter 1967, online olarak bkz. http://www.wri-irg.org/news/2004/smythe1.htm

[4] Question of conscientious objection to military service. Bay Eide ve Bay Mubanga-Chipoya’nın raporu, 27 Haziran 1983, E/CN.4Sub.2/1983/30, paragraf 21

[5] H Runham Brown: Cutting Ice, War Resisters’ International, Londra, 1930.

[6] Pietro Pinna: Functions and policy of WRI, War Resistance, Vol 3, 1st & 2nd quarters 1973

[7] Rafa Sainz de Rozas, Hugo Valiente: Conscription and strategies around conscientious objection, The Broken Rifle No 32, June 1995, Report on the XXI Triennial Conference of War Resisters’ International, http://www.wri-irg.org/pubs/br32-en.htm#Heading6

[8] Bu ikisi arasında hukuksal açıdan önemli bir fark var: zorunlu askerliğin kaldırılması, zorunlu askerlik için artık yasal düzenlemelerin bulunmaması, yani söz konusu yasaların iptali anlamına gelir. Zorunlu askerlik uygulamasının durdurulması ise yasaların halihazırda yerli yerinde olduğu, ama yürütmenin durdurulduğu anlamına gelir. Bu durumda daha sonra zorunlu askerliği yeniden yürürlüğe koymak çok daha kolay olacaktır, çünkü bunun için yeni yasalara ihtiyaç yoktur.

[9] Profesyonel askerlerin VR hakkı üzerine fazla bilgi sahibi olmaması şimdiden red hareketinin önüne çıkan yeni yüzleşme ve sorun alanlarından biri. Hareket geçmişte (potansiyel) zoraki askerleri, orduya “gönüllü” yazılanlardan çok daha fazla dert ederdi.

[10] Rafael Ajangiz: Empowerment for demilitarisation. Civil disobedience gets rid of conscription. Case studies submitted to the Nonviolence and Social Empowerment Conference, Puri, Orissa, India 18-24 Şubat 2001, http://wri-irg.org/ nvse/nvsecase-en.htm#insumiso

[11] Tikiri: Not much impact ... yet. Peace News no 2447, Haziran-Ağustos 2002.

[12] Georgios Monastiriotis vakası için bkz. http://wri-irg.org/news/htdocs/20040915a.html

[13] Cheol-min Kang vakası için bkz. http://wri-irg.org/news/htdocs/20031216a.html

[14] Russia’s Defense Authorities Optimistic About Future of Alternative Service Programs. Novosti Russian News and Information Agency, http://coranet.radicalparty.org/pressreview/print_right.php?func=detail&par=11802, 15 Aralık 2004.

[15] War Resisters’ International: The Russian Federation: Human Rights and the Armed Forces, Report, Eylül 2003, http://www.wri-irg.org/news/2003/un0309ru.htm

[16] War Resisters’ International: The Russian Federation: Human Rights and the Armed Forces, Report, Eylül 2003, http://www.wri-irg.org/news/2003/un0309ru.htm

[17] Amnesty International (1997), s. 8.

[18] European Bureau for Conscientious Objection: The Right To Refuse To Kill, Kış 2004

[19] War Resisters’ International’a gelen bir e-mail, 24 Aralık 2004 (adı yazarda saklı)

[20] Manifesto of “Autonomous Action”, http://www.avtonom.org/eng/manifesto.html

[21] O Taeyang 30 Ağustos 2004 günü 18 ay hapse çarptırıldı. Bkz. War Resisters’ International: CO-Update e-newsletter no 4, December 2004, http://www.wri-irg.org/pubs/upd-0412.htm#South_Korea:_More_than_750_conscientious

[22] Na Donghyeok en son 31 Ağustos 2004 günü yine 18 ay hapse çarptırıldı. Bkz. War Resisters’ International: CO-Update e-newsletter no 4, Aralık 2004, http://www.wri-irg.org/pubs/upd-0412.htm#South_Korea:_More_than_750_conscientious

[23] War Resisters’ International: CO-Update e-newsletter no 4, Aralık 2004, http://www.wri-irg.org/pubs/upd-0412 .htm#Eritrea:_Army_rounds_up_draft_evaders

[24] UNHCR: Position on return of rejected asylum seekers to Eritrea, Ocak 2004.

[25] Amnesty International Urgent Action, UA 301/04, 9 Kasım 2004.

[26] War Resisters’ International: CO-Update e-newsletter no 4, December 2004, http://www.wri-irg.org/pubs/upd-0412.htm#Eritrea:_Army_rounds_up_draft_evaders

[27] Konrad Melchers: Eritrea – ein dramatischer Niedergang. Connection e.V./Eritreische Anti-militaristische Initiative: Eritrea: Kriegsdienstverweigerung und Desertion, içinde. Offenbach, Kasım 2004

[28] Yohannes Kidane: “Es gibt keine Möglichkeit, Widerstand zu leisten – nur abzuhauen.” Connection e.V./Eritreische Antimilitaristische Initiative: Eritrea: Kriegsdienstverweigerung und Desertion, içinde. Offenbach, Kasım 2004.

[29] İnsan Hakları Komisyonu konuyu iki yılda bir ele alıyor. 1998/77 sayılı karar önemli standartlar belirledi.

[30] İnsan Hakları Komitesi uzman kuruluş olarak VR hakkının düzenlenmesine yönelik içtihatlarda önemli bir rol oynuyor.

[31] VR’nin bir insan hakkı olarak Doğu Avrupa, eski Sovyetler Birliği ve başka ülkelerde kabul görmesi, kendilerini antimilitarist olarak görmeyen VR aktivistlerinin ortaya çıkmasına da yol açtı. WRI VR Kampanya çalışanı olarak yaptığım seyahatler sırasında orduyu sorgulamayan ya da orduya karşı olmayan ve hatta NATO üyeliğini bile destekleyecek VR aktivistleriyle tanıştım...

[32] Tony Smythe: Conscientious objection and war resistance, War Resistance Vol 2, No 21, 2nd quarter 1967, s. 17-22

[33] Bulletin, No. 1, War Resisters’ International, Enfield, Middlesex, U. K. Ekim 1923, s.1

[34] Runham Brown, “Dear Comrades” başlıklı mektup, 14 Haziran 1923. Orijinali International Institute for Social History (Amsterdam, Hollanda) arşivlerinde.

[35] Conscription and strategies around conscientious objection. The Broken Rifle No 32, June 1995, Report on the XXI Triennial Conference of War Resisters’ International, http://www.wri-irg.org/pubs/br32-en.htm#Heading6

[36] Kısmen böyle, çünkü total redçi olarak bilinen bazı vicdani redçiler zorunlu askerlik sistemiyle herhangi bir işbirliğini reddeceklerdir ve dolayısıyla alternatif hizmet de yapmazlar. Bu da VR hareketi içinde eski bir tartışmadır.

[37] WRI Newsletter no 222, Ekim/Kasım 1988.

[38] Rafa Ajangiz: Conscientious Objection in Spain. “Conscientious Objection in Europe” Konferansı’nda sunum, 17-18 Ekim 1997, http://www.zentralstelle-kdv.de/euro07.htm

[39] Question of conscientious objection to military service. Bay Eide ve Bay Mubanga-Chipoya’nın raporu, 27 Haziran 1983, E/CN.4Sub.2/1983/30, paragraf 34.

[40] War Resisters’ International: Conscience on Trial. Court martials against conscientious objectors in Israel, Ocak 2004, http://www.wri-irg.org/news/2004/israel0204-en.htm

[41] Gabriel Packard: Rise of Conscientious Objection. 21 Nisan 2003, Alertnet, http://www.alertnet.org/story/15702.

[42] Dan Fahey: ‘My Gulf War’ Remembering a Matter of Conscience, Boston Globe, 25 February 2001, http://www.commondreams.org/cgi-bin/print.cgi?file=/views01/0225-02.htm

[43] Resmi açıklamalara göre Irak Savaşı’nın başlamasından Mart 2006’ya dek firar edenlerin sayısı 8.000’i aştı. Bkz. http://www.usatoday.com/news/washington/2006-03-07-deserters_x.htm (ç.n.)

[44] Peretz Kidron: The Philosophy of Selective Refusal. In: Peretz Kidron (ed.): Refusenik! Israel’s Soldiers of Conscience. Londra/New York 2004

[45] Kurt Tucholsky (Ignaz Wrobel mahlasıyla): Über wirkungsvollen Pazifismus, in Weltbühne, 11 Ekim 1927 Alıntılanan kaynak: Kurt Tucholsky: Unser Militär! Schriften gegen Krieg und Militarismus. Büchergilde Gutenberg, Frankfurt/Olten/Wien 1982, s. 396-401 (İngilizceye çeviren; yazar)

[46] Örnek olarak bkz. Emma Sinclair-Webb: Military service and manhood in Turkey. Peace News no 2447, Haziran-Ağustos 2002.

[47] Hanne-Margret Birckenbach: Das ambivalente Verhältnis zur Gewalt. Psychosoziale Grundlagen militärischer Kampfausbildung. Antimilitarismus information, no 7/1986, içinde.

[48] Cynthia Enloe: Beyond ‘Rambo’: Women and the Varieties of Militarized Masculinity. Eva Isaksson (ed.): Women and the Military System. Proceedings of a symposium arranged by the International Peace Bureau and Peace Union of Finland içinde. New York/Londra/Toronto/Sidney/Tokyo 1988.

[49] Robert Connell: Arms and the man. Using the new research on masculinity to understand violence and promote peace in the contemporary world. Paper for UNESCO meeting on Male Roles and Masculinities in the Perspective of a Culture of Peace, Oslo 1997.

[50] Robert Connell: Masculinities and Globalization. Men and Masculinities, Vol 1 No 1, 1998.

[51] Uli Wohland: Thesen über militarisierte Männlichkeit. In: graswurzelrevolution no 131, Şubat 1989.

[52] Shani Werner: letter to the Israeli refuser movement, 31 Aralık 2002.

[53] Gretchen Lemke-Santangelo: Conscientious objection. In: The Reader’s Companion to American History, http://college.hmco.com/history/readerscomp/rcah/html/ ah_019400_consceintiou.htm

[54] WRI Newsletter no 221, Ağustos-Eylül 1988.

[55] UNGA resolution 33/165, 90th plenary meeting, 20 Aralık 1978.

[56] Rob Goldman: Refusing to serve apartheid. WRI Newsletter no 222, Ekim/Kasım 1988.