Rusya'da İktidar Kim?

Selami İnce | (Sayı : 105-106 - Ocak/Şubat 1998)

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ı kahramanlardan birinin “bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” ünlü cümlesiyle başlıyordu. Orhan Pamuk bir kitap yazmış ve ancak birkaç roman kahramanıyla belki benim gibi bir iki okurunun hayatını değiştirmişti. Ama Rusya Devlet başkan Yardımcısı ve (Eski) Ekonomi Bakanı Anatoli Çubayes geçtiğimiz aylarda bir kitap yazdı ve hem kendi hayatını değiştirdi hem de Rusya’daki bütün dengeleri altüst etti.

Anatoli Çubayes ve ekibinin hazırladığı (Rusya’da Özelleştirme Hikâyesi adlı kitap Sewodnya Press adlı yayınevince yayımlandı. Aralarında Rusya Özelleştirme Bakanı Maxim Boiko’nun da bulunduğu dört kişilik yazarlar ekibi telif olarak kişi başına 90 biner dolar aldılar. Elbette telif ücreti olarak ödenen bu para Rusya için de çok büyük rakamdı ve bu da Rusya Güvenlik Kurulu Başkan Yardımcısı ve Rusya’nın en zenginlerinden biri olan Boris Beresowski’nin, sahip olduğu 1. Kanal ORT’de ve gizli ortağı olan Wladimir Gussinski’nin TV’si Moskova Yankısı’nda Çubayes ekibine savaş açmaya yetiyordu. Rusya kamuoyu önce, Sewodnya Press’in Rusya’nın en büyük 3. Bankası ve finans kuruluşu konumundaki Onexim Bank’a ait olduğunu ve bankanın sahibi Wladimir Potanin’le Çubayes’in yakın arkadaş olduklarını hattâ ortaklıkları bulunduğunu öğreniyordu. Ve istim arkadan geldi: Onexim Bank Temmuz 1997’de yapılan Rus telefon tekeli Swyasinwest’in özelleştirilmesinde kayırılan firmaydı. Wladimir Gussinski Most Grubu’na ait Alfa Bank ve Güvenlik Kurulu Başkan Yardımcısı Boris Beresowski de İspanyol telefon şirketi “Telefonica de Espana” için ihaleye katılmıştı. Swyasinwest’in yaklaşık 2 milyar dolarlık özelleşen yüzde 25’lik kısmına şimdi sözde Onexim Bank sahip oldu. Ama şirketin asıl sahibi Mustcom Limited Şirketi ve bunun da ortakları arasında Amerikalı finansör (anti-komünist lobinin Rusya’daki finansörlerinden de biri) George Soros ve Alman Bankası’nın yatırım kolu “die deutsche Morgan Grenfell” bulunuyor. Ve Çubayes’in bu özelleştirmeden kişisel payına düşen de işte bu telif hakkı.

Olay bu kadarla bitse, örneğine bizde pek çok rastlanan sıradan bir yolsuzluk hikâyesi olarak da değerlendirilebilir. Aslında bu Onexim Bank’a biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Her şeyden önce birkaç noktayı hatırlatmakta yarar var: Onexim Bank kitap basmayı Rus politikacıları da kitap yazmayı pek seviyorlar. Banka bu işe Yeltsin’in gözde yardımcılarından Boris Nemzow’un Taşradan Gelen Adam adlı anılarını basarak başladı. Eski Gorki (Niwninowgorod) Valisi Nemzow, (hani bir TV oturumunda Jirinowski genç bir adamın suratına portakal suyu serpmişti ya, işte o adam) Margaret Thatcher’e olan hayranlığını ve onun ekonomi politikalarının Rusya’da uygulanmasının neden zorunlu olduğunu da anlattığı kitabı için cebine 75 bin dolar indirdi. Parayı bankanın reklam direktörü Sergiy Lissowski teslim etti. (Hani şu, başkanlık seçimleri döneminde Yeltsin’in konutu önünde çantasında 500 bin dolarla yakalanan Lissowski.) Onexim Bank yaklaşık dört yıldır faaliyette ve aktif sermayesi milyarlarca doları buluyor. Banka ayrıca dünyanın en büyük nikel ve platin üretici firma Norilsk Nikel’in yüzde 38’ine, Sibirya Petrolü Sidanko’nun üçte birine sahip. Banka’nın petrol konusunda ingilizlerle yani BP’yle de 571 milyon dolarlık bir ortaklığı var. Onexim Bank diğer altı Rus özel bankası gibi Yeltsin’in seçim kampanyasını finanse ve organize eden bankalardan biri. Buraya kadar serbest piyasa mantığı içinde ve Rus yeni tarz siyasetinde bir sorun görülmüyor. Ama yaz başından bu yana Yeltsin’i finanse eden diğer bankalar özelleştirmede hep arslan payını bu Onexim Bank’ın aldığını, çünkü bankanın adamları Çubayes ve Nemzow’un özelleştirmeden, gerçekte her şeyden sorumlu devlet başkan yardımcıları olarak kayırmacılık yaptığını dile getirir oldular.

Özellikle Rus usulü kapitalizmin yeni zenginlerinden Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı, Matematik Profesörü, Otomobil Satıcısı, Petrol ve Uçak Şirketleri sahibi Boris Beresowski ve Rusya’nın medya çarı Wladimir Gussinski, önceden birlikte çalıştıkları bu Çubayes-Nemzow ekibine karşı, “bunlar ülkeyi satıyor” parolası altında savaş açmış durumdalar. Çubayes’in cevabı ise her seferinde “serbest piyasa böyle işler” biçiminde oluyor. Swyasinwest’in satışıyla başlayan sürecin görünmeyen yüzünde ise “sermaye ve iktidar tarafları arasında Yeltsin ortak paydasında sağlanan barışın bozulmaya” başladığının işaretleri var. Bu şimdilik bir tür bankalar savaşı biçiminde kendini gösteriyor. Rusya’da siyaset ve ekonomi “özelleştirmeciler ve bunun karşısında olanlar” dışındaki bazı dinamiklerin etkisiyle de şekil alıyor. 3 Temmuz 1996 başkanlık seçiminde komünist aday Zuganov’a karşı kurulan anti-komünist cephe şimdi kendi içinde farklı cephelere bölünmüş durumda. Finans ve banka çevrelerinin temsilcileri Çubayes ve Nemzow, yine aynı çevreden olan, ama daha çok “yeni Rus zenginlerini” temsil eden Beresowski-Gussinski ekibine karşı. Sorun Rusya’nın uluslararası özel sermayeye ne kadar, içerideki yeni Rus sermayesine ne kadar açılacağı, daha doğrusu özelleştirmeden aslan payının kimin kapacağıyla ilgili. Anlaşmazlıklar vergi reformundan, yeni idari yapılanmaya, petrol ve elektrik idarelerinin ve sigorta şirketlerinin özelleştirilmesine, Yeltsin’in 1991’den beri habire söz verip durduğu ve hâlâ gerçekleştirilemeyen devlet arazisi satışına ne zaman ve nasıl izin vereceğine kadar uzanıyor.

1997 Mart’ında ölüm döşeğindeyken ve Çeçenistan savaşıyla uğraşırken Yeltsin birdenbire, Başbakan Viktor Çernomirdin dışında herkesi değiştirerek kabineyi yenilemiş ve Nemzow-Çubayes ekibini, yani daha önce köprüleri attığı İgor Gaydar ekibini, tam yetkiyle yeniden işbaşına getirmişti. Yani Yeltsin dereyi geçerken at değiştirmişti. Peki niye? Rus ekonomisinin yapısı herhangi bir sayı vermeyi zorlaştırıyor, ama ekonominin en az yarısının mafya ekonomisi olduğu biliniyor. Her şeyden önce Nemzow-Çubayes ekibi bu durumu uluslararası sermayenin isteklerine göre düzeltmeye geldiler. Bu ekip Rusya’yı uluslararası kapitalizmle birleştirecek ve Yeltsin içeride bu yabancı sermayeyle olağanüstü boyutlara varmış bütçe açığını kapatacak, işlemeyen bütün ekonomik sistem bir biçimde normalleştirilerek işletilecek, başta askerler olmak üzere herkese ücretler ödenecek, vergilendirme sağlanacak monopoller de kırılacaktı. Söylenenlere bakılırsa, Nemzow, bütün bunları valiliği sırasında Gorki şehrinde başarmış, monopolü kıracak tedbirleri biliyor ve Rusya ekonomisine vergi sistemi kurabilecek yeteneklere sahipti. Dışarıda ise G-7 ülkeleri Yeltsin’e, G-8’e girebilmelerinin yolunun NATO’ya evet demek dışında en az bu tedbirleri almasından geçtiğini hatırlatıyorlardı.

Oysa Çubayes-Nemzow modeli, Rus ekonomisinin yanında Sovyet sisteminden devralınan sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi bütün sosyal sistemin çökmesine neden oldu. Daha doğrusu özelleştirmeci mantık, herhangi bir işletmenin özelleştirmeden önce fonksiyonlarını yitirmesini ya da artık hizmet üretmemesini öngörüyordu. Hâlâ önemli oranda Rus’un yaşam kaynağı olan solhozların kaderlerine terk edilmesi hattâ batmaya zorlanması bir Nemzow dönemi politikası olarak gerçek Rus halkına özelleştirmenin asıl anlamının ne olduğunu anlatıyordu. Rusya’da yeni yönelim solhozlara sahip çıkma ve Nemzow’un ısrarla savunduğu solhozlarda elektrik, su, kira ve gaz gibi giderlerin parasının ödenmesine karşı durma biçiminde. Solhozlara sahip çıkmanın elbette Sovyet dönemindeki anlamıyla sahip çıkmayla hiçbir ilgisi yok, ama yine de birlikte üretim ve yaşam üniteleri olan solhozlarda, özelleştirmeye karşı, belki de bütün Sovyet tarihi boyunca hiç görülmemiş derecede güçlü bir birlikte hareket etme ve komün hayatı yeşermeye başladı. (Ruslar kendi aralarında, ‘biz Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra anti-kapitalist olmaya başladık’ diye dalga geçiyorlar.) Daha çok kırsal alanda etkili olan solhozlar, neo-liberallerin karşısında tarım partisi ya da komünistler gibi “yurtsever”lerin cephesinde görülüyorlar. Bu da “komünizm tehlikesi”nin hiç değilse propaganda malzemesi olarak hâlâ varlığını koruduğunu gösteriyor.

Öte yandan birtakım yerel bürokratik inisyatiflerin yerel parti örgütleriyle başlattıkları “millileştirme” deneyimleri görülmeye başladı. Sibirya’nın Irkutsk bölgesinin merkezî otoriteye karşı başlattığı, ekonomik ve idari otonomi hareketi bu mantık içinde değerlendirilebilir. Yine Moskova Belediyesi’nin sahipliğindeki işletmeler bugün Moskova’daki en efektif ve büyük işletmeler arasında. Moskova Belediye Başkanı ve geleceğin Başkan adayı Juri Luşkov’un da Çubayes-Nemzow ekibine karşı olduğu bir sır değil. Özellikle şimdilerde özelleştirmecilerin programa aldıkları devlet topraklarının satışı taraflar arasındaki kutuplaşmaları sertleştiriyor. Petrol, doğal gaz, orman ve madenler bakımından zengin olan Rusya’nın bu kaynaklarının peşkeş çekilmesi de özellikle de Rusya’daki milliyetçi dalga tarafından bir hayli provakatif bulunuyor.

Kısaca denilebilir ki, Rusya’da eski sistemle yeni getirilmeye çalışılan sistem arasındaki çatışma, her ne kadar politikalardan çok, kişiler üzerinden yürüse de, yeni bir döneme girmiş durumda. Yeltsin, Aralık ortasında bir kez daha hastaneye yatmadan önce uzun süre bu ekipler arasındaki dalaşla uğraşmak zorunda kaldı. Gelinen noktada Çubayes-Nemzow ekibi 2-1 kaybetmiş durumda. Yeltsin Ekonomi Bakanı Çubayes’i ve kitabın diğer yazarı Özelleştirme Bakanı Maxim Boiko’yu ekibe dahil bir grup bürokratla birlikte görevden aldı. Bunun yanında diğer taraftan da Güvenlik Kurulu Başkan Yardımcısı Boris Beresowski görevden uzaklaştırıldı. Aralık ayında Türkiye’ye gelen Başbakan Çernomirdin ise hem Anayasal yetkileri hem de siyasî ağırlık açısından, ancak bir hükümetin içişleri bakanı gibi. Şimdilik örgütçülüğü, eski ve yeni kadroları tanıması gibi nedenlerle tasfiye edilmesine gerek görülmüyor, ama Rusya’nın geleceği açısından hiçbir ekip için vazgeçilemez bir isim de değil. Yeltsin için hiç değil. (Eski komünist Çernomirdin, doğal gaz tekeli Gazprom’un 10 yıldan fazla yöneticiliğini yaptı, iktidar partisi Evimiz Rusya’nın da genel başkanı.)

Aslında Rusya’da bu tür özelleştirme dalgasına ilk karşı çıkan Çernomirdin olmuş ve boyunun ölçüsünü de almıştı. Kabinesinin değiştirilmesine karşı çıkmış ve Nemzow’lu Çubayes’i eleştirmişti: “Hayat tecrübesi olan insanlar kabinede kalmalı. Hükümet etmek araba sürmeye benzemez...” (O sıralar Nemzow, bürokrasiye limuzinleri ve mercedesleri bırakıp Rus malı arabalar kullanmaları kuralı getirmeye çalışıyor ve Rus malı otolarla hız şovları yapıyordu.) Bunun üzerine Yeltsin, Mayıs başındaki bir radyo konuşmasında Çernomirdin’i açıkça fırçaladı: “Viktor Stepenoviç, gençlerden hiç korkunuz yok mu? Onların entrikalar çevirmekten ve sizi düşürmeye çalışmaktan çok daha başka işleri var...” Tartışma Nemzow’un cevabıyla sonuçlandı. “Devlet aygıtı uyuyor. Çünkü orada çok fazla yaşlı insan var. Bunların bir şeyi anlaması için 20-25 kere tekrar etmek gerekiyor.”

Baştaki soruya döndüğümüzde yani Rusya’da kimin iktidarda olduğunu tekrar sorduğumuzda önümüze başka bir soru çıkıyor: “Yeltsin kim?” Daha doğrusu Yeltsin’in bileşenleri ne? Yeltsin, anti-Sovyet ve anti komünist bütün güçlerin üzerinde anlaştıkları bir isimdi. Şimdi herkes kendisi olmaya çalışıyor ve Yeltsin’in böyle ikide bir hastaneye kaçarak işin içinden çıkabileceğine de kimse ihtimal vermiyor. Ne Sovyetler Birliği yıkılırken kurulan “Evimiz Rusya” partisi, artık Rusya’nın bütün Rus vatandaşları açısından “hepimizin sıcak yuvası” olduğunu anlatmaya yetiyor ne de Yeltsin’e yakıştırılmaya çalışılan “evin babası” imajı sokaktaki vatandaş için bir şey ifade ediyor. Yeltsin’in neo-liberal prenslerin elinde oyuncak, sarhoş ve hasta bir baba görüntüsü yaygınlaştıkça eski general Aleksandr Lebed’in eve çeki düzen verecek tek adam imajıyla gelecek seçimlerde başkan olma şansı da o kadar artmakta. Bugün Yeltsin, Rusya’da siyasî ömrü daha kısa süren ve artık hükmü geçmez bir Turgut Özal’dır. Yeltsin’in mi Çubayes-Nemzow ekibini yönettiği, yoksa bu ekibin mi Yeltsin’i yönettiği ya da bunlar arasında hangi tarafın Rusya için gerçekten vazgeçilmez olduğu Rusya siyasî gündeminde tartışılan diğer bir konu.

Kasım ayında, arkasında 10 milyar doları bulan yolsuzluk söylentileri bırakarak, sessiz sedasız hükümeti terk etmek zorunda kalan Çek Cumhuriyeti Başbakanı Haclav Klaus’un, Doğu Avrupa’da “Çeklerin Çubayes’i” olarak bilinen özelliği dışındaki diğer bilinen yanı da koyu “Margaret Thatchercılığı”ydi. Boris Nemzow gibi biri yani... anlaşılan, sert geçen kış bu yıl Doğu Avrupa’da gecikmiş Thatcherizmleri vuruyor...

SELAMİ İNCE