Anasayfa > Birikim Arşiv > 124 - Ağustos 1999 > İran: Güç Dengelerinde Yeni Bir 'İnkılâp'

İran: Güç Dengelerinde Yeni Bir 'İnkılâp'

Sami Oğuz | (Sayı : 124 - Ağustos 1999)

Kapatılması İran’daki son olayların kıvılcımı olan Selam gazetesinin Yayın Kurulu Başkanı Abbas Abdi, gazetenin kapandığı günün akşamı geç saatlerde düzenlediği basın toplantısında, aynı gün Meclis’ten geçen ve basın özgürlüğünü kısıtlamayı hedefleyen Basın Kanunu Düzeltme Yasa Tasarısı’nın nihai olarak Meclis’ten onay alıp alamayacağının sorulması üzerine, “tasarının bu haliyle nihai olarak kabul edilebileceğini sanmıyorum. Çünkü henüz güç dengeleri işin içine girmedi” demişti.

İlk başta, Abdi’nin “güç dengeleri” ile neyi kasdettiği anlaşılmamıştı ama, hemen ertesi günlerde gerçekleşen öğrenci gösterileri, kendisi de 1979’da ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’ni işgal edenlerden biri olan eski öğrenci liderinin, açık ya da örtük, İran İslâm devriminin motorlarından biri olan öğrenci hareketi ve benzeri hareketleri kasdettiği ortaya çıktı.

Ancak olayların seyri, hemen bütün üniversitelerde yasal öğrenci derneği olarak örgütlü olan ve kitlesel olarak Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’yi destekleyen reformcu-İslâmcı öğrenci hareketinin merkezî derneklerinin, özellikle sokak çatışmalarının yaşandığı son iki günde (pazartesi ve salı) kontrolü elden kaçırdıklarını, taleplerinden asla vazgeçmemekle birlikte, olayların tırmandığı noktadan ürktüklerini ortaya koydu.

Ayrıca, polis, istihbarat, paralimiter gönüllüler olan Besiçler ve aşırı sağın vurucu sokak çetesi Ensari Hizbullah’ın açtıktan koordineli saldırıları karşısında öğrenci hareketinin yeterince örgütlülük ve direniş gücünün olmadığı ortaya çıktı. Bunun yanısıra, düzenlediği yüz bin kişilik miting de dahil müesses nizam tüm ağırlığıyla kendini ortaya koyunca, Abdi’nin bahsettiği türden “güç dengeleri”nin, en azından şimdilik, hiç de reformcu kanat lehine olmadığı anlaşıldı.

Buna rağmen, Cumhurbaşkanı Hatemi’nin son iki yıldaki reform çabalarını, deyim yerinde ise, “her türlü pisliği” yaparak engellemekte kararlı görünen sağ cephe ve Hatemi’nin bu engellemelerle mücadelede yeterince radikal ve kararlı davranmadığı izlenimi karşısında sabrı taşan ve yurtlara düzenlenen kanlı ve pervasız saldırı ile çileden çıkan öğrencilerin canhıraş çığlığı şeklindeki gösteriler, yine de, reform cephesinin toplum nezdinde ve vicdanlardaki güç dengesinde ne kadar üstün olduğunu ortaya koydu. Kendi kısıtlı çerçevesinde tamamen meşrû bir tabana, Hatemi’nin 1997 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde elde ettiği yüzde 70’lik halk oyuna dayanan reform cephesinin en canlı sektörünü oluşturan öğrenciler, yeni Cumhurbaşkanı’nın en başarılı olduğu basın özgürlüğünün genişletilmesi konusundaki kazanımların da “utanmazca” ellerinden alınmak istendiğini, alındığını görünce artık dayanamadı ve bilinen olaylar yaşandı.

Yaşanan bilinen olaylarla birlikte, rejim içinde uzun yıllardır devam eden iktidar mücadelesi, atılan sloganlar ve talepler düzeyinde eskisi ile karşılaştırılamayacak bir boyuta taşındı. İlk kez bu yıl, seçilişinin birinci yıldönümünde, Tahran Üniversitesi’nde düzenlenen törende Cumhurbaşkanı Hatemi’nin konuşmasının ardından, muhafazakâr kanadın önde gelen liderlerinden Ayetullah Muhammed Yazdi’nin istifasını isteyen sloganları duyduklarında neye uğradığını şaşıran polisler ve güvenlikçiler, son gösterilerde, formel olarak “dokunulmaz ve her türlü eleştirinin üstünde” görülen dinî lider Hamaney’in istifasını isteyen sloganları işittiklerinde herhalde ya karşılarındakilerin deli olduğunu, ya da kendilerinin delirmekte olduğunu düşünmüş olmalılar.

Ardından, gösterilerin en sembolik tepkisi geldi. Tahran Üniversitesi Kampüsü’nde cuma hutbelerinin okunduğu minber, kimler tarafından bilinmez ama, yakıldı. Asıl cuma imamı olarak Hamaney ve onun yardımcı cuma imamı olarak atadığı 4-5 üstdüzey mollanın her cuma günü hutbe okuduğu bu kürsü, reformcu kanada karşı en bağnaz ve sert eleştirilerin yöneltildiği, basın özgürlüğüne karşı saldırıların yönlendirildiği bir kürsü haline gelmişti ve cuma hutbelerinin bu duruma gelmesi din adamlarından gelen eleştiriler de dahil, büyük eleştirilere marûz kalıyordu. Daha ilginci, Hatemi Cumhurbaşkanlığı’na seçildiğinden bu yana, özellikle gençler olmak üzere taraftarları, düzenledikleri her mitingde, Hatemi’nin konuştuğu hemen her açık hava toplantısında, “Cumhurbaşkanımız, cuma imamımızdır” sloganlarıyla, Hatemi’nin de yardımcı cuma imamı olarak atanmasını istediler. Ama bu yapılmadı. Dolayısıyla, dinî bir içerikle de yüklü bu kürsüye yönelik şiddetli tepkinin, hem bu kürsünün taşımakta olduğu işleve, hem de kendilerinin de sesinin buradan duyurulması isteğinin reddine yönelik bir tepki olduğunu söylemek mümkün.

İlk on yılı her türlü muhalefeti şiddetle bastırma ve Irak’la savaşla geçiren İran rejimi, özellikle son 5 yıldır, yılda veya iki yılda bir bazı kentlerde ve zaman zaman Tahran’ın varoşlarında görülen günlük veya bir-iki günlük ufak karışıklıklarla yaşamaya devam ederken, başkent Tahran’ın göbeğinde yaşayan bir haftalık öğrenci gösterileri, aslında hem şimdiye kadar değişik araçlarla yürütülen iktidar mücadelesini doğrudan sokağa taşıdı, hem de iktidar mücadelesinin kanalları ve düzeylerinde bir ileri sıçramayı gerçekleştirdi. Artık herkes, şimdilik kısa vadede Şubat 2000’de yapılacak milletvekili genel seçimlerine odaklanmış iktidar mücadelelerinde, bu ileri sıçrayışın getirdiği bütün anlamları ve imkânları, tehlike ve tehditleri de gözönüne almak durumunda.

Cumhurbaşkanı Hatemi, bütün olaylar boyunca tek kereliğine bozduğu suskunluğunda, “düzen ve millî güvenlik”ten bahsederken, gözünü seçimlere diktiğinin en açık işaretini verdi. Çünkü, kendi taraftarı milletvekili adaylarının, düzen ve güven içinde geçecek bir seçimi kazanacağı muhakkak ve şimdiye kadar olduğu gibi kendini kösteklemeyip, destekleyen bir Meclis ile (artık her ne ise), reformlarını ve politikalarını daha rahat uygulayabileceğini biliyor.

İşin püf noktası da bu galiba. Seçimleri yapacakları her türlü “pisliğe” karşın kaybedeceklerinden emin olan muhafazakârlar da galiba, Hatemi yanlısı İslâm Devrimi’nin Mücahitleri Örgütü’nün olaylarla ilgili bir bildirisinde işaret ettiği gibi, seçimleri engelleyecek bir kargaşa ortamından yararlanarak, “bir yarı-darbe” yapmaya yeltendiler. Darbe olmadı ama, başkent sokaklarında sıkıyönetim manzaraları hâkim oldu, muhafazakârların güç üssü Besiçler uzun yıllardır olmadığı kadar kent görüntüsüne hâkim oldular, öğrenci hareketine karşı büyük bir sindirme kampanyasına girişildi.

Ancak, İran müesses nizamı, parçalı iktidar yapısı ile normal rejim çerçevesindeki kanallar içinde hiçbir girişimi sonuna kadar götüremeyeceği, hemen akabinde rakip iktidar odaklarının frenlemeleri ile karşılaşacağı için, gösterilerden sonra ortaya çıkacak girişimlerin seyri, Şubat seçimlerine kadar uzanacak bir “yıpratma savaşı”ndan geçerek şekillenecektir. Bunun nasıl şekilleneceği şimdiden bilinemez ama, bilinen bir şey var ki, bu gösterilerden sonra, iktidar mücadelesi kanallarında, İran iktidar mücadelelerinin Bizans koridorlarında herhalde hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak, olamayacak.

SERHAT GÜLMEZ