Anasayfa > Birikim Arşiv > 253 - Mayıs 2010 > Taksim, 1 Mayıs 1977 ve Yüzleşme

Taksim, 1 Mayıs 1977 ve Yüzleşme

Tanıl Bora | (Sayı : 253 - Mayıs 2010)

İstanbul Valisi, çehresinde ve tüm bedeninde asap seğirmeleriyle, Taksim’de 1 Mayıs mitingine verilen devlet müsaadesini açıkladı. Verilen onca mücadeleyle âlâkasızmış gibi, bir lütuf gibi açıkladı bunu.

Talimat suretinde bir lütuf: “Hükümetin ve ilgili bakanlıkların bu konudaki talimatı, bugünün bir bayram havası içerisinde, demokratik olgunlukla tüm tarafların arzuladığı barış ve hoşgörü ortamında geçmesi” idi. Bunun için, “Geçmişteki olumsuzlukların yaşanmadığı bir olgunluk” talim ve tamim ediliyordu. Bu tamimin aynı zamanda, (kendiliğinden ya da teşvik ve tahrikle meydana gelebilecek) olası bir nahoşlukta “bakın tedbir almayınca neler oluyor!” demek için fırsat pususuna yatmak anlamı taşıdığını, bu memleketin insanları olarak, iyi biliyoruz. (1 Mayıs’tan önce yazılmış bir yazıyı okuduğunuzu ekleyeyim.)

POLİSİN YILDÖNÜMÜ

1 Mayıs, 1977’den itibaren, Türkiye’nin atanmışıyla seçilmişiyle topyekûn yönetici sınıfının ve topyekûn hâkim sınıflarının en uzun menzilli demagoji silahlarından biri olmuştur. Ümit Bektaş’ın 1 Mayıs ’77 sonrasından derlediği gazete kupürleri, bu demagojinin miladına tanıklık ediyor. Birikim’de 1 Mayıs 2006 vesilesiyle yazdıklarımı tekrarlarsam: Kan dökenlerin, kanı dökülenlerin kafasına kaktığı bir “kanlı 1 Mayıs” öcüsünün hemen ilk anda nasıl yaratıldığını bu manşetlerde görebilirsiniz. Çok geçmeden, katliamın “komünist tertibi” olmadığı, “solcuların solcuları kır”madığı, “işçi bayramını kana bulayanların” “Maocu vatan hainleri” değil devletin gayrınizami harp aygıtı olduğuna ilişkin alâmetler ortaya çıktı. Otuz üç yıldır, alâmetten öte, güçlü veriler birikti. Otuz üç yıla gerek yok, en geç 1980’lerin ortasından beri, sol basına gerek yok, ‘ana akım’ gazeteleri okuyan her sağduyulu insan, bunun böyle olduğunu bilebilir. Bugün Hürriyet gazetesi bile, 1 Mayıs tarihçesi özetlerken, Sular İdaresi’nin çatısından ve Intercontinental otelinin üst katlarından açılan ateşten, panzerlerin paniğe kapılan kalabalığın içine dalmasından söz ediyor.

Buna rağmen, atanmışıyla seçilmişiyle yönetici sınıf, otuz üç yıl boyunca, insanın kanını donduran bir yüzsüzlükle “kanlı 1 Mayıs”ı 1 Mayıs’ın, 1 Mayısçıların siciline yazmayı ve bunu topluma böyle anlatmayı sürdürebildi. 1 Mayıs, Nisan ortasında tepe tepe kutlanan polis haftasına bağlanan bir “polis etkinliği” niteliğini kazandı. Rejimin ve hakim sınıfların toplumsal muhalefeti kriminalize etme reflekslerinin ve usullerinin billurlaştığı bir ‘yıldönümü’ oldu 1 Mayıs.

SAĞ İŞTE BUDUR!

Bu kampanyada atanmışıyla seçilmişiyle yönetici sınıfın bilhassa hevesli destekçisinin, milliyetçi-muhafazakâr medya olduğunu kaydetmeliyiz. AKP devrinde de, hem hükümete hem polis ‘teşkilâtına’ koşulsuz destek uğruna, 1977 1 Mayısının ruhunu yaşatmaktan geri kalmadılar. Geçen seneki iç harp önlemleri ve gaz saldırısı, Ergenekon’un planladığı bir tertibin önünü alma kaygısından kaynaklandığına dair gizemli rivayetler kulaklara fısıldanarak meşrulaştırılmaya kalkılmıştı örneğin… Ergenekon’un 1 Mayıs ‘77’ye uzanan izlerini sürmek yerine, 1 Mayıs öcüsünü böylece bir öcüye dönüştürülen Ergenekon’la yeniden gazlamaktı bu. Yeni Asya’nın 1977’de Taksim’deki katliam için utanmazca attığı “Sol işte budur” manşetini tersine çevirmeliyiz: “Sağ işte budur.”

OLAY MAHALLİ TAKSİM

1 Mayıs’ın bir veçhesi emek hareketinin enternasyonal dayanışma günü olmasıysa, Türkiye’de diğer veçhesi, bir kitle katliamının yıldönümü olmasıdır. Toplumsal muhalefete karşı yürütülen gayrınizamî iç harbin en korkunç vakalarından birisi olmasıdır. 1 Mayıs 1977, Türkiye’de, emek hareketini ve solu terörize ve kriminalize etmenin önemli bir merhalesidir. Zaten son yıllarda inada binen “Taksim” talebi, evet, solda bazı reisliklerce gövde gösterisinin, militan bileylemenin bir aracı olarak görülse de, burasının 1 Mayıs ’77 katliamının mahalli olmasıyla ilgiliydi. Taksim, olay mahali olarak, suç mahali olarak sembolik bir önem taşıyor ve Taksim’de inat etmek, bu korkunç olayı unutturmama endişesinin, onunla yüzleşme çağrısının ifadesiydi.

Şimdi, Taksim’in otuz üç yıldan sonra tekrar işçi bayramına açılması, 1 Mayıs’ın bu ‘yerli ve millî’ veçhesi bakımından ne anlama geliyor? Taksim’in açılması, 1 Mayıs ’77 katliamıyla hesaplaşmaya, bu olayın travmasıyla yüzleşmeye de açılmak anlamına gelir mi?

Seçilmiş ve atanmış yönetici sınıf, Taksim’i açarken, geçmişle hesaplaşma(ma)da bilinen usulünü devam ettiriyor. Valinin hal ve tavrı, bu usulün refleksleşmiş hatta ‘tikleşmiş’ beyanıdır: Geçmişi unutalım, olmamış gibi yapalım, geçmişteki olumsuzlukların tam olarak ne olduğuna bakmadan, adını anmadan, onları “geçmişteki olumsuzluklar” diye yuvarlayarak geçelim, “geçmişteki olumsuzluklar” lâfı geçmişle yüzleşmemenin parolası olsun, önümüze bakalım, olgunlukla devam edelim. Yüzleşmesiz bir olgunlaşma, mümkün mü?

YÜZLEŞME

Otuz üç yıl sonra Taksim’in 1 Mayıs’a açılması, 1 Mayıs 1977’yle yüzleşmenin ikamesi, telâfisi değil, ilk adımı olmalı. Defter kapanmadı, açılıyor.

Birikim Dergisi, 1970’lerdeki ilk yaşamından itibaren, özellikle Ömer Laçiner’in yazılarıyla, 1 Mayıs 1977’nin Türkiye tarihinde bir dönüm noktası olduğuna dikkat çekti. ’77 Taksim katliamı, gelişen, yaygınlaşan ve rüşd kazanan toplumsal muhalefetin geriletilmesinde, sindirilmesinde, gayrımeşrulaştırılmasında son derece etkili olan bir travmadır; adeta 12 Eylül’ün işaret fişeğidir. Bu olayda paralegal iç harp örgütlenmesinin, hususen Gladio’nun dahlinin ortaya çıkarılması önemlidir,[1] hatta sadece anlaşılabildiği kadarıyla teşhiri de yeterince önemlidir; bunun yanında, bu büyük suikastin insanları ‘evlerine kapatmaya’, siyasal ve toplumsal hayatı terörize etmeye kasteden perspektifini teşhir etmek de önemlidir.[2]

Gerçekten önemli ise, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamında zaman aşımını reddedip, dönemin atanmış ve seçilmiş sorumlularının: Başbakan Süleyman Demirel’in, İçişleri-Emniyet-İstihbarat bürokrasisinin ve paralegal iç harp örgütlenmesinin sorgulanmasını talep etmek demek. (Tabana da inebilirsiniz: Kalabalığa dalan panzerleri süren ‘normal’ polisler kimdi o gün? Sular İdaresi’nin tepesindeki ‘paranormal’ personel kimdi?) Formel yasal zeminde veya informel-sembolik olarak. Eski hukuk tabiri: isticvab, bu talebin kastını daha iyi anlatacaktır: Yeni Türkçede ‘ifade almak’la karşılanan isticvab, cevap kelimesiyle aynı kökten geliyor; yalın anlamıyla cevap talep etmek, cevap istemek demek. Bize, Türkiye kamuoyuna, her şeyi bırakalım, o gün canını kaybeden insanlara cevap vermelidirler. Esas mesele cezalandırma değildir çünkü: açığa çıkarmaktır, “kanlı 1 Mayıs”ta niçin kan döküldüğünün, kimin kan döktüğünün adını koymaktır.

Evet, mesele öç değil, adını koymak. “Kanlı 1 Mayıs”ın hızla anonimleşmiş, rakamlaşmış can kayıplarının da adını koymak. 1 Mayıs 1977’yle yüzleşmek, orada öldürülen çoğu genç 34 insanın[3] anısına saygıyla birleşmeli. Vicdanın talebi, Taksim’de bir anıttır.

Yakın tarihimizdeki siyasi cinayetlerle yüzleşme talep eden bir vicdan hareketi olarak çıkan Toplumsal Bellek Platformu’nun[4] tavrı ve dili, 1 Mayıs 1977’yle yüzleşme girişimine ilham vermeli. Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e, yarım yüzyıldan fazla zamandır, faili gûya meçhul kalmış veya münferitleştirilmiş cinayetlere, katliamlara kurban gitmiş yirmi yedi insanın ailelerinin biraraya geldiği bu Platform, gözlerimizin içine bakıyor. Yalın bir dille, vakur bir inatla, geçmişle hesaplaşmanın bir yurttaş sorumluluğu olduğunu anlatmaya çalışıyor.

1 Mayıs 1977’yle yüzleşmenin, aynı zamanda, solda emek hareketinin gündemiyle, sınıfsal gündemle, demokratikleşme gündemini birbirine iliklemek için yeni bir mecra açabileceğini de umamaz mıyız?


[1] Gladio-Ergenekon hatt›ndaki devaml›l›k ve kopufllar, bu mercekten, elbette ayr›ca önemlidir.

[2] Solun bu stratejiye karfl›l›k verirken/veremezken yapt›klar›/yapamad›klar›, elbette ayr›ca önemlidir.

[3] Bayram Çıtak, Kahraman Alsancak, Hasan Yıldırım, Ziya Baki, Aleksandros Kontuas, Hüseyin Kırgın, Mehmet Ali Genç, Ali Sidal, Ömer Narman, Sibel Aç›kal›n, Garabet Ayhan, Kadriye Duman, Ercüment Gürkut, Hacer İpek, Hamdi Toka, Nazan Ünald›, Jale Yeflilnil, Yasin Elmas, Mahmut Atilla Özveren, Leyla Altıparmak, Kenan Çatak, Mustafa Elmas, Hatice Altun, Bayram Eyi, Diran Negis, Ramazan Sar›, Meral Cebren, Ahmet Gözükara, Rasim Elmas, Hikmet Özkürkçü, Nazmi Ar›, Kadir Bağcı, Niyazi Dar›, Murtezim Örtülü.

[4] http://www.toplumsalbellekplatformu.com/