Anasayfa > Güncel Yazılar > Göçmenlik ve Kara Efsanenin Laneti

Göçmenlik ve Kara Efsanenin Laneti

Tony Horwitz , Çeviren : Evren Çelik Wiltse

18 Temmuz 2006

ABD’de yaklaşmakta olan 2006 Kasım seçimlerinde göçmenlik, özellikle de yasadışı göçmenlerin statüsü konuları gündemde üst sıralara yükseliyor. Başkan G.W. Bush’un altı yıl önce başta Meksikalılar olmak üzere özellikle Latin Amerikalı göçmenlere sözünü verdiği çalışma vizesi uygulaması en başta kendi partisinde olumsuz tepkilere yolaçtı. Tartışmalar sadece göçmenlerin sorunu olmaktan çıkıp Amerikan tarihinin, kimliğinin, değerlerinin, milliyetçiliğinin, ırk, dil ve din yapısının sorgulandığı platformlara dönüşüyor hızla. Bu bağlamda aşağıdaki yazıyı keyifle okuyacağınızı umuyorum.[1] E.Ç.

Göçmenlik tartışmaları arasında yol almak, Amerikan tarihinin İngiliz yapıtaşlarına dayandığı şeklindeki araştırılmamış inanca çıkıyor. Jamestown’a da bir selam veriliyor, özellikle 400. doğum günü yaklaşırken, ama John Smith İngilizdi ve hatta New England bölgesine bu ismi veren de oydu.[2]

Tüm bu ‘sınırların kontrol altına alınması’ gürültüsü arasında, Senato zaten aleni olan bir doğruyu, İngilizcenin resmi dilimiz olduğunu teyid ediyor, hatta Tennessee eyaletinin Cumhuriyetçi senatörü Lamar Alexander, “[İngilizce] kanımızın bir parçası”diyor. Sınırda kanunları uygulamayı ellerine alıp çölü geçmeye çalışan Hispanikleri gözaltına alan Amerikan vatandaşları, koloniyal dönemdeki Masachusetts milislerine referansla kendilerine ‘Minutemen’ adını veriyor. Yasal dökümanları olmayan göçmenler bile protestolarında bu Anglo mirasa referanslar verip ‘Pilgrimlerin de dökümanları yoktu’[3] şeklinde pankartlar açıyorlar.

Yeni gelen bu gruplar çok iyi bir doktrinasyondan geçiyorlar: Vatandaş olabilmek için girdikleri sınav Pilgrimler hakkında dört soru soruyor. Vatandaşlık adaylarına bu kıtada 1620 yılında Mayflower[4] gemisi gelmeden önce de birşeyler olduğunu ima eden hiçbir şey yok sınavda. Bunu zaten pek az Amerikalı biliyor.

Aslında bu bellek kaybı yeni değil, ancak siyasetçilerin Meksika sınırından gelen göçmenlerin kültürümüzü ve kimliğimizi tehdit ettiğini iddia ettikleri şu dönemde özellikle göze batıyor ve paradoksal oluyor. Eğer Amerikalılar kitaplara bakabilseler, Al Gore’un dediği gibi rahatsız edici doğrularla karşılaşacaklar: Bugünkü Birleşik Devletlerin erken tarihi İngiliz değil İspanyoldu ve bizim bu mirası inkar etmemizin kökeni şu andaki göçmenlik tartışmalarına da yansıyan eski olumsuz klişelere uzanıyor.

Bu kıtada 13.000 yıl boyunca yaşamış milyonlarca yerliyi bir sure için unutalım ve saati günümüz ABD topraklarına ilk ayak basan Avrupalılardan başlatalım. Bu topraklara ayak bastığı ispat edilebilen ilk grup ne 1000 yılında Kanada’ya ulaştığı varsayılan Vikingler, ne de 1492’de Bahamalar’a ulaşan Columbus’du. ABD topraklarına ilk ayak basan, Juan Ponce de Leon ismli bir İspanyoldu ve 1513 yılında ulaştığı yemyeşil kıyılara La Florida adını vermişti.

Pekçok Amerikalı bu yarımküredeki İspanyolların Meksika’daki Cortez ve Peru’daki Pizzaro ile sınırlı olduğunu sanır. Fakat İspanyollar günümüz ABD’sinin de öncülüğünü yaptılar. Ponce de Leon’un karaya çıkışından otuz yıl sonra Appalachian dağlarına, Missisipi nehrine, Büyük Kanyona ve orta batıdaki Büyük Düzlüklere ilk ulaşan Avrupalılar İspanyollar oldu. İspanyol gemileri Atlantik kıyılarında yelken açıp kuzeyde Bangor-Maine, Pasifik kıyılarında ise Oregon’a kadar ulaştı.

1528-1536 arası İspanyol keşifçilerinden arda kalan 4 denizci -ki biri de “Siyah” bir Mağripliydi- Florida’dan kalkıp California Körfezi’ne ulaştılar ve bunu Lewis ve Clark’ın 4 meşhur seferinden tam 267 yıl önce gerçekleştirdiler. 1540 yılında Francisco Vázquez de Coronado liderliğindeki 2000 İspanyol ve Meksikalı yerli bugünkü Arizona-Meksika sınırını geçerek -tam da şu anda Minutemen’in nöbet tuttuğu yerden- Kansas’da bugünkü Birleşik Devletler’in coğrafi merkezine kadar ulaştılar. Bütün olarak bakıldığında, daha ilk İngiliz Kuzey Carolina’daki Roanoke Adası’nı kolonize etmemişken İspanyollar bugünkü ABD’nin 48 eyaletinde at koşturmuşlardı.

İspanyollar sadece keşif yapmayıp yerleşim yerleri de kurarak kıta ABD’sinde ilk Avrupa şehirlerini oluşturdular. 1565’de St.Agustine-Florida, daha sonra Santa Fe-New Mexico, San Antonio (Texas), San Diego ve San Francisco (California). Hatta İspanyollar 1607’de Jamestown [ABD’de Roanoke’den sonraki ilk İngiliz kolonisi] kurulmadan çok önce Virginia’daki Chesapeake koyuna bir Cizvit misyon inşa etmişlerdi.

Artık ikonlaşmış iki önemli Amerikan efsanesinin de kökenleri İspanyollara dayanıyor. İlkinde, John Smith kızılderililerin elinden güya yine bir yerli kızı olan Pocahontas tarafından kurtarılıyor. Bu hikayeden 80 yıl önce Juan Ortiz isimli birinin yerli bir kız tarafında kurtarıldığını anlattığı inanılmaz benzerlikte bir hikaye mevcut. İkincisi, İspanyollar da St. Agustin yakınlarında Florida yerlileriyle birlikte Şükran Günü kutlamaları yapmışlardı, yedikleri hindi yerine domuz ve nohut olsa da...

Gerek ilk İspanyolların Kuzey Amerika’daki tarihçeleri, gerekse 16.yüzyılda Fransız ve Portekizler tarafından yapılan uzun keşifler son derece iyi bir şekilde kayıtlarda mevcut. Peki öyleyse neden Amerikalılar son derece geç gelen bir grup İngiliz’in ABD’yi kurduğu mitine böyle sıkıca sarılıyorlar? -ki Pilgrimler New England’a ilk yerleşen Avrupalılar bile değildi, onlardan önce Maine’e yerleşmiş kısa ömürli bir Fransız kolonisi mevcuttu.

Cevap şöyle: Tarih kazananlar tarafından kaleme alınıyor ve İspanyollar tıpkı Fransızlar gibi sonuçta bu kıtada yarışı kaybeden taraf oldular. Ayrıca, 19.yüzyılın pek çok önde gelen yazar ve tarihçisi New England kökenliydi ve bunlar Pilgrimleri adeta efsanevi bir statüye yükselttiler. Sivil Savaşı Kuzey’in kazanmış olması da güneydeki Virginia’nın hikayesini gözardı etmenin meşru sebebi oldu. 20.yüzyıla girildiğinde standart tarih ve ders kitapları çok nadiren Kuzey Amerika’daki İspanyol varlığından bahseder oldular.

İspanyolları ulusal söylemimizden silmemizin ardında daha az bilinen bir sebep daha var. Amerikan devriminin sonlandığı 1783’lere kadar İspanyollar bugünkü kıta ABD’sinin neredeyse yarısı üzerinde hak iddia etmeyi sürdürdüler. Hatta 1775’de İspanyol gemileri Alaska’ya ulaştı. Amerikalılar yeni kurdukları 13 koloniden oluşan ülkeyi genişletmeye çalışırken İspanyol topraklarına göz diktiler. Ve bu toprakları gaspetmek için de ‘kara efsane’ denen yüzyıllar öncesinden yerleşmiş bir inancı son derece kullanışlı bir silah olarak gördüler.

Bu efsane ilk olarak 16.yüzyıl Avrupasındaki dini savaşlar ve emperyal çatışmalar sırasında ortaya çıktı. Katolik İspanya’dan nefret eden ve onun Amerika kıtasındaki imparatorluğunu kıskanan Kuzey Avrupalılar, İspanyol kolonizasyonunu misali görülmemiş bir barbarlık, katliam, hırs alemi ve Engizisyonun çığırından çıkması olarak yansıtan kitaplar ve kanlı gravürler yayınlamaya başladılar.

Basite indirgenmiş olsa da bu efsane bazı gerçeklik emareleri taşımaktaydı. Örneğin New Mexico’yu ele geçiren conquistador [fatih] Juan de Oñate, Pueblo yerlilerini el ve ayaklarını kestikten sonra köle yaparak cezalandırmıştı. Hernando de Soto, yerlileri boğazlarındaki tasmalardan birbirine zincirleyerek bütün güney boyunca ordusunun ekipmanlarını onlara taşıttı. Kimi zaman yerliler vahşi köpeklere atıldılar, hatta yakıldılar.

Fakat Yeni Dünya’da vicdan sahibi İspanyollar da vardı. Bunlardan en önemlisi, yerliler adına yaptığı savunmalar sonucu İspanya kralını yerli nüfusu koruyacak kanunlar çıkartmak zorunda bırakan Dominikan Rahip Bartolomé de Las Casas’dır. Bunun yanı sıra, acımasızlık sadece İspanyollara has da değildi; İngiliz kolonistler de benzer zulümler yaptılar. Denilebilir ki Püritanlar yerlilere karşı İspanyollardan çok daha az toleranslıydı ve Virginia’ya yerleşenler İngilizler en az İspanyol fatihler kadar altına düşkündüler. Fakat bunların hiçbiri ‘kara efsane’nin süregelen lekesini silmeye yetmedi, ne Avrupa’da ne de ABD’de.

19.yüzyıl milliyetçileri, İspanyol (ve daha sonra Meksika) topraklarının işgalini meşrulaştırmak için bu karikatürü yeniden canlandırdıklarında, üzerine yeni bir iftira daha eklediler: Buna göre, İspanyol, Afrikalı ve Yerli kanlarının karışması dejenere bir ırk üretmişti. Stephan Austin’e göre Texas ile Meksika arasındaki mücadele, “barbarlık ve despotizm prensipleriyle hareket eden İspanyol-Yerli-Zenci kırması ırkın, medeniyete ve Anglo-Amerikan ırkına karşı olan savaşıydı”. Bu karanlığa mahkum edilmiş toprakları ele geçirip medenileştirmek, beyaz Amerikalıların alın yazısıydı, tıpkı ‘vahşi’ kızılderililerin topraklarını ele geçirdikleri gibi.

1819’dan 1848’e kadar olan sürede ABD ve Amerikan ordusu, İspanyollar ve Meksikalılardan aldıklarıyla ülke topraklarını yaklaşık üçte bir oranında genişletti -bugün ABD’nin nüfusu en fazla olan üç eyeleti de bu topraklar arasındadır: California, Texas ve Florida. Hispanikler, yeni ele geçirilen Güneybatı eyaletlerindeki ilk Amerikan vatandaşları olmuşlar ve 20.yüzyıla kadar da pekçok eyalette nüfusun çoğunluğunu oluşturmaya devam etmişlerdir.

O zamanlara gelindiğinde kara efsane sönmeye yüz tutmuştu. Ancak şu anda söylemleriyle 19.yüzyılın yayılmacı şövenistleriyle Hispanofobiklerini anımsatan göçmen düşmanları arasında efsane yeniden hayat bulmuş görünüyor.

Arizona Temsilciler Meclisi üyesi J.D. Hayworth, yasal olmayan göçmenlerin sınır dışı edilmesini [ABD’de yaşayan yaklaşık 12 ile 15 milyon arasinda insanı kapsıyor bu öneri], Anayasa’da değişiklik yapılarak bunların ABD’de doğan çocuklarına vatandaşlık hakkı verilmemesini istiyor ve “yabancı istilası” karşısında “kültürümüzü savunmaya isteksiz, yenilgiyi kabullenmiş pısırıklar”ı şiddetle kınıyor. Şunu da ekliyor; İngilizcenin resmi dil olmasına karşı olanlar “ya tek bir Amerikan kimliği kavramına karşılar, ya da o kimliğin diğer tüm kimliklerden üstün olduğuna.” [Mr. Hayworth’a göre her iki durumda da beş para etmez insanlar bu İngilizcenin resmi dil olmasına karşı çıkan ‘teslimiyetçiler’]

Temsilciler Meclisinde Göçmen Reformu Grubu üyesi Colorado temsilcisi Tom Tancredo’ya göre yasadışı göçmenlik, Amerika’daki “çokkültürlülük kültü”nün de [cult of multiculturalizm] suç ortaklığı etmesi sonucu bu millete musallat olmuş bir musibet. “Kültürel anlamda intihar ediyoruz” diye iddia ediyor Tom Tancredo. “Kapılara dayanan barbarlar hafifçe bir itekleseler, Batı medeniyetinin sıska bedeni tamamen yere yığılacak.”

Radyo programlarında ve internette göçmenlik karşıtları, kara efsaneyi daha da aleni olarak dile getirerek Hispanikleri tembel, ABD’li vergi mükelleflerinin sırtında yük, açgözlülükle iş ve sosyal güvence arayan, suç işlemeye meyilli ve Amerikan değerlerine yabancı insanlar olarak resmediyor. Tıpkı eski Güneybatının dejenere İspanyolları, hakkıyla çalışıp kazanmaktansa kolay yoldan zenginlik arayan altın delisi conquistadorlar gibi. Tüm bu yergiler son derece kötü bir ırkçılığın örnekleri. Görünen o ki mevcut Latin günahları paketindeki tek eksik, yerlilere işkence etmek.

Bir başka eksik de, pek tabii, Amerika’da 500 yıl süren İspanyol tarihi ile onun Anglo genişlemesi karşısında izlediği inişli çıkışlı talihinin tam anlamıyla farkında olmamak. [ABD’de giderek artan Hispanik asıllı nüfus hakkında] Carlos Fuentes’in gözlemleri şöyle: “Hispanik dünya ABD’ye gelmedi. ABD Hispanik dünyaya geldi. O nedenle belki de şairane bir adaletin tecellisi sonucu şimdi Hispanik dünya geri dönüyor.”

Amerika her zaman farkılıkların olduğu, hızla değişen ve üstüste çakışan dillere, kültürlere evsahipliği eden bir ülke olmuştur. Bu nedenle yeni gelenleri hoş karşılamak tarihimize ihanetten ziyade ona hürmet göstermek olacaktır, tıpkı Amerikalı Yerlilerin Plymouth limanına davetsiz gelen Pilgrimlere yaptıkları gibi.

[1]Köşeli parantez içerisindeki açıklamalar ve dipnotlar çevirmene aittir.

[2]New England: Kuzeydoğu Amerika’da Massachusetts, Rhode Island, Connecticut, Vermont, New Hampshire ve Maine eyaletlerini kapsayan bölgenin genel adı.

[3]Pilgrimler, İngiltere’den dini baskılar nedeniyle ayrılıp Kuzey Amerika’ya ilk yerleşen Anglo-Saxon grup.

[4]İngiltere’den Pilgrimleri kuzey Amerika’ya taşıyan ilk gemi

New York Times, 9 Temmuz 2006