Anasayfa > Güncel Yazılar > İbrahim Aras'ı Dert Etmek

İbrahim Aras'ı Dert Etmek

Kıvanç Koçak

15 Ağustos 2014

Bundan tam altmış gün önce, iki ay yapar, Adana’da bir eylem sırasında 15 yaşında bir çocuk öldürüldü. İbrahim Aras’ın bir kaldırımın üstüne yığılıp kalmış, hafifçe yana yatmış vücudu kafasını taşıyorla taşımıyor arası bir şeydi, zira İbrahim’in kafatası parçalanmıştı. Emniyet önce İbrahim’in elinde bomba olduğunu, polise atmak isterken elinde patladığı için hayatını kaybettiği açıkladı ama ne otopsi raporu ne de 15 yaşındaki İbrahim’in yavaş yavaş büyümekte olan elleri öyle söylüyordu.
 
İbrahim’in kafasını polisin attığı bir gaz fişeğinin dağıttığı belli gibi ama tam olarak neler olup bittiğini bir türlü öğrenemiyoruz. Zira iki aydır, altmış gün yapar, İbrahim Aras cinayetiyle ilgili doğru dürüst tek bir adım atılmış değil. Ailesi, savcılığın ve emniyetin etkin bir soruşturma yapmadığından yakınıyor, olay yerinde ve civarda onlarca kamera olmasına rağmen nasıl olup da olayın aydınlatılamadığına isyan ediyor. Yetkili hiç kimsenin kapılarını çalmadığını söylüyorlar: "Benim çocuğumu katledenlerde en ufak bir vicdan ve merhamet olsaydı bunu yapmazlardı. Böyle bir katliam tarihte görülmemiş. Çocuğumun kafası paramparça olmuş, kafatası etrafa dağılmış ve beyni bir apartmanın ikinci katına kadar sıçramış. Bu vahşeti yapanları en kısa zamanda adalete teslim edilmesini istiyorum."
 
İnsanın içinin kaldıramayacağı fotoğraflarda kaldırımın üstünde öylece kıvrılmış yatan bir çocuk var. Halihazırda Adana’da Küçükoba Mezarlığı’na gömülü olduğuna bakmayın; altmış gündür, iki ayyapar, o kaldırımın üstünde öylece yatıp duruyor aslında. Çünkü o 15 yaşındaki çocuğun kafasını parçaladılar. Çocuğun. Kafasını. Parçaladılar....

On yıl önce, 21 Kasım 2004'te "güvenlik güçleri" Uğur Kaymaz'ı, 12 yaşındaki bir çocuğu, çoğu sırtından giren kurşunlarla -yukarıdan aşağıya doğru, düzgün bir biçimde sıralanmışlardı- öldürmüşlerdi. Uğur’un ölümü için "dönüm noktası" falan denmişti ama neticede öyle olmadığını hep birlikte gördük.

 
Çünkü bu topraklar kendi çocuklarına, gençlerine acımasızlığın ciltlerce kitabını yazmış durumda. Çünkü bu topraklarda her zaman insandan, çocuktan, gençten daha önemli şeyler var. Çünkü çok geriye gitmeye gerek yok Berkin Elvan var, Ali İsmail Korkmaz var, İbrahim Aras var, var da var... Bunları biliyor olmanın verdiği ıstırap bile "yeni Türkiye" hikâyesine inanmayı o kadar imkânsız kılıyor ki...

İbrahim’in annesi Servet Aras, "Bu dünyada olmasa da öbür dünyada iki elim yakalarında olacak. Onlardan çok şey istemiyorum. Sadece o canilerin yakalanmasını istiyorum. Oğlumu toprağa verirken bile göremedim, bu benim içime dert oldu. Bu kederle daha fazla yaşayamam. Onun için tek isteğim oğlumun katillerinin yakalanmasıdır" diyor.

Öbür dünya var mı bilmiyorum ama çocuklarımızın, gençlerimizin katillerinekarşı kayıtsızlık içinde bir toplum olduğumuzu biliyorum. Çünkü altmış gündür, iki ay yapar, gerek yazılı-görsel medyada gerek sosyal medyada İbrahim Aras için yükseltilen ses o kadar az ki... Çünkü sadece "yetkililerin" değil, genel olarak ülkenin, o kaldırımın üstünde yatıp duran İbrahim’e yeteri kadar sahip çıkmadığını düşünüyorum. Nedenini bulamıyorum? Kayıtsızlık, alışmışlık, yılgınlık, bilmediğimiz başka şeyler...Tam bir cevabım yok. Fakat İbrahim Aras’ın, 15 yaşındaki bir çocuğun sokak ortasında kafasının parçalanması sadece annesine değil bize de dert olmayacaksa cumhurbaşkanlığı seçimi de, başbakanın kim olacağı da, o efsane klişeyle CHP’de suların durulmamasının da, Demirtaş’ın umut olmasının da hepsinin hikâye olduğunu düşünüyorum.

Anlatılanlara, yazılıp çizilenlere, "başka Türkiye mümkün"lere, umutlara, şuna buna aldırmayın; 15 yaşında kafası parçalanarak öldürülmüş bir çocuğu kimin öldürdüğü ortaya  çıkmadan, bulunmadan gerçekten "yeni Türkiye" diye bir şey asla olmayacak. Zira katilleri bulununcaya kadar, büyümekte olan elleri ve üzerinde Ümit Karan formasıyla o kaldırımda hafifçe yana kaykılmış biçimde yatmaya mahkûm edilen İbrahim Aras değil, Türkiye’nin bizzat kendisi....Bu da "yeni Türkiye"ye olmasa da bizim içimize dert olsun, hiç kurtulamayacağımız bir azap olsun...