Anasayfa > Güncel Yazılar > 1980'li ve 1990'lı Yılların Mekânsal Panoramasından İstanbul: Kentsel Mekânda “Ayrı”calık ve “Güven”lik

1980'li ve 1990'lı Yılların Mekânsal Panoramasından İstanbul: Kentsel Mekânda “Ayrı”calık ve “Güven”lik

Safiye Altıntaş

31 Ekim 2014

Mekân, 1970’lerin ikinci yarısı özellikle 1980’lerden itibaren toplumsal analizin önemli birimlerinden biri olmuştur. Mekânın toplumu anlama yönündeki bu keşfinde, iktidar ilişkilerinin nesnesi sosyal yapı olmasının yanı sıra değerler ve temsillerle yüklü olması, sistemli, ilişkisel ve çok-ölçekli bir coğrafya pratiğini içermesi temel nedenler arasında yer alır (Pérouse, 2011: 20). Mekânı fiziksel boyutlarının yanında yaratıcı anlamının anlaşılması gerektiğini de vurgulayan David Harvey (2009: 34-52), bu anlama çabasında kişi ve kurum gibi toplumsal yapı ve faaliyet alanını, yani insan pratiklerini nitelendiren toplumsal süreçler ile ev, fabrika, ulaştırma ve benzeri konumları nitelendiren kentin mekânsal biçimi arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir. Kentsel mekânın fiziksel ve anlamsal biçimlendirilmesine çekilen bu dikkatin özünde kültürü, mevcut toplumsal düzeni, amaçları, ihtiyaçları, korkuları, biriken çelişkileri, yeni üretim ve tüketim tarzlarının simgeselliği yatmaktadır. Dolayısı ile her toplumsal faaliyet biçimi ve/veya toplumsal süreç kendi mekânını tanımlar.

Söz konusu bağlamda Türkiye’de bir dönem olarak 1980’li ve 1990’lı yılların toplumsal süreçlerini anlama çabasında farklı konut tiplerinin, dönemin ‘kendi mekânını tanımlama’ bahsinde genel bir görünüş sunacağı kanısındayım. “Neden bu dönem?” sorusu ise yazının bütünü değerlendirildiğinde ‘kendiliğinden’ yanıtlanacak olsa da kısaca şu yanıtı vermek mümkün: Çünkü bu dönem küreselleşme ve neoliberal ekonomi politikaları odağında (24 Ocak Kararları, küresel ekonomi ile bütünleşme stratejisi), üretim-emek, coğrafi mekânsal ölçeklerin yeniden yapılandığı kentlerin bu yeni işbölümü ve ölçekler çerçevesinde şekillendiği, iç göç (kır-kent/kent-kent) etkilerinin kentin yerleşik gündelik yaşamında belirgin bir görünürlük kazandığı yıllar olmuştur. Gecekondularda farklı kuşakların yaşadığı ve aynı zamanda gecekondu yıkımlarının yapıldığı, 1996’da gecekondu alanlarının belediyeleştiği, yapı kooperatiflerinin etkinliğinin kısmen yaygınlaştığı, yap-satçı apartman modelinin etkin olarak uygulandığı, toplu konut yasasının yürürlüğe girdiği, uydukent ve site gibi ‘yeni mekân’ların ortaya çıktığı, mekânların kimlik ve ideolojilerinin keşfedildiği, kent merkezinin değersizleştiği ve çeperlerde banliyöleşen farklı ölçek ve nitelikte toplu konutların inşa edildiği, devlet kanalı ile ilk kez dar gelirliler için planlı ve uygun fiyatta sosyal konutların yapım kararının alındığı, kent merkezlerinde apartmanlardan oluşan mahallelerin genişlediği, ilk AVM ve rezidansın inşa edildiği, Beyoğlu (Cihangir-Galata) ve Boğaz Kıyısının (Arnavutköy-Kuzguncuk-Ortaköy)  mutenalaştırılmaya (gentrification) başlandığı 1980’li ve 1990’lı yıllar, mekânsal analiz için veri deposu niteliğindedir. Farklı özellikler gösteren yapıların aynı kentsel mekanda bir arada bulunduğu ve bir anlamda da bu biraradalığın etkisi ile metropol İstanbul; dönemin mekânsal analizinde laboratuvar niteliğindedir.

Yazıda ilk olarak dönemin fiziksel konut tipini somutlaştırma adına gecekondu, site ve TOKİ’yi ortaya çıkaran toplumsal süreçleri, paralelinde ise “ayrı”calık ve “güven”lik kavramlarını neden dönemin kentsel mekânda davranış pratiği olarak ilişkilendirdiğimi anlamlandırmaya çalışacağım. Mevcut konut tiplerinin toplumsal süreçle mekânsal biçim arasındaki ilişki biçimini çözümlerken sınıfsal, ideolojik, kimliksel ve kültürel sermaye temelli ifade ve yargılardan asgari düzeyde ve literatürdeki yaygın kullanımları çerçevesinde yararlanacağım. Buradaki kaygının temel nedeni, çoklu ve çeşitli ifadelerin esas ‘kurguyu’ soluklaştırma ihtimalidir.

1980’li ve 1990’lı Yılların Konut Tipleri: Gecekondu, Site ve TOKİ

 Her bir konut tipi toplumsal değişim sürecinin etkisi ile kendi mekânsal biçimini ifade etmektedir. Bu ifade ediş  1980’li ve 1990’lı yıllarda konut tiplerinde yaşanan değişim ve dönüşümde somut bir şekilde görülmektedir. Özellikle gecekondu alanlarında yaşanan hem coğrafi ve biçimsel değişimler hem de gecekonduların barınak olmanın ötesinde bir yatırım aracı olarak algısal değişime uğraması dönemin önemli yansımalarından biridir.  Gecekonduda yaşanan bu biçim ve algı değişiminin yanında aynı dönemde sosyal konut olgusu (TOKİ)  ve site de farklı bir toplumsal sürecin konut tipleri olarak dönüşümün habercisidir.

Gecekondu konut tipi, 1940’lı yıllarda kırdan kente yaşanan göçler ile konut sorununa yanıt olarak, spontane şekilde kullanıcıları tarafından inşa edilmiştir. İstanbul’da ilk gecekondu yerleşimi 1946’da Zeytinburnu Kazlıçeşme’dedir.  Kamu arazisi üzerine izinsiz ve plansız bir şekilde düşük standartlı olarak yapılan gecekondular, Türkiye kentleşme tarihinde Türk modernleşmesinin ortaya çıkardığı bir sorun olarak görülmüş ve bu süreç iki kuşak temelinde ayrıştırılarak ele alınmıştır. İlk kuşak gecekonduların  (1940-1970) asli özelliklerinin en belirgini, kamu arazileri üzerine yasal olmayan bir biçimde inşa edilmiş olmalarıdır. Konut sahibi, kullanıcı ve yapımcı arasında ayrışma yoktur, kişiler kendi emeği ile yaptıkları konutlarda oturmaktadırlar. Gecekondu barınak olarak görülmektedir. Kentle bütünleşme işlevinin yüklendiği ve akrabalık, hemşerilik dayanışma ağları etkin ve yoğundur. Köylüler ve aynı bölgeden insanların buluştuğu gecekondu sakinleri kırsaldan getirdikleri dayanışmacı ilişkileri sürdürmektedir. Bu dönemi özetleyen ifade ise “bütünleştirici ve yumuşak kentleşme”dir. İkinci kuşak gecekondular (1970 ve sonrası) selefinden farklı özellikler taşımaktadır. İşgal edilen kamu arazileri dışında, kent çeperlerinde hisseli arsa satışları ile gecekondulaşma devam etmiştir. Gecekondu başkaları tarafından inşa edilen ve kullanıcılara kiralanan-satılan bir metaya dönüşmüştür. Kiracılığın geliştiği bu dönemde gecekonduya özgü bir inşaat piyasası oluşmuştur. Gecekondunun yatırım alanı haline geldiği bu dönem “gergin ve dışlayıcı kent” olarak nitelendirilmektedir (Bal, 2003: 127-129). İnşa edildikleri yıllarda kent dışında kalan gecekondular, bu dönemde kentlerin büyümesi ile kent içinde kalmış ve bu durum gecekondu alanlarının değerinde artışlara neden olmuştur. 1980’lerde çıkarılan af yasaları ve ıslah imar planları, mevcut gecekonduların apartmanlaşmasını sağlamanın temel aracı olmuştur (Işık, 1996: 45). Gecekonduların yıkılıp temizlenmesini ön gören modernist bir çözüm anlayışının ürünü olan aflar ve ıslah projeleri, ancak büyük kentlerde prestijli konut alanlarına yakın gecekondu mahallelerinde etkili olmuş ve dönüşümlere yol açmıştır (Tekeli, 2011: 58). Büyük oranda sanayileşme ve kırda yaşanan tarımsal dönüşümlerle nedenselleştirilen gecekondulaşma, bu dönemde kişiler arası “rasyonel” davranış ağları ile toplumsallaşmaktadır. Akrabalık ilişkilerinin getirdiği yükümlülük ve sorumluluklardan rahatsız olmaya başlayarak ilk baştaki öneminin çözülmeye başladığı ve “yabancılarla rasyonel, çıkara dayalı ilişkiler”in1görülmesi, bir anlamda mekânsal ihtiyaca yanıt olarak ortaya çıkan gecekondunun çözülmesini de beraberinde getirmiştir.

Gecekonduda bu periyodik değişim yaşanırken aynı dönemde yeni bir konut tipi kullanıcısına ulaşmak için kentsel mekânda yerini almaya başlamıştır. Kapalı mekân olgusunun bir örneği olan bu konut tipi sitedir. Site2, kamusal ya da özel kuruluşlarca gerçekleştirilen ve çok sayıda kişinin barınma ihtiyacını karşılayan farklı ölçeklerde ve standartlarda yapılan toplu konut biriminin özel girişimciler tarafından inşa edilen bir türüdür. İstanbul’da 1950 yılında yapımı biten 1. Levent toplu konutları türünün ilk ‘mütevazı’ örnekleri olarak kabul edilir. 1984’te yürürlüğe giren toplu konut yasasının etkisi ile 1980’lerin ikinci yarısından itibaren özel toplu konut yerleşke sayısında artış görülmüştür. Hatice Kurtuluş’un İstanbul’un yeni konut sunum biçimlerini ele aldığı çalışmasında yer alan bilgi 1987-1999’da 150 toplu konut projesinin orta ve üst orta sınıfa yönelik inşa edildiğidir. Hedef kitlesi üst orta ve yüksek gelir grubu olan bu konut tipi çok katlı türdeş apartman blokları tarzında yapılabildiği gibi büyük oranda villa tarzında inşa edilmektedir. Siteler, korunaklı duvarlarla çevrili ve kullanıcılarına sunulmuş çeşitli hizmet ve ekipmanlarla donatılmış, yönetimi yerel kamusal iktidarların dışında kalan bir konut tipidir.  Kent merkezinin dışında doğa (ormana yakınlık-deniz manzarası)  ile iç içe bir yerleşim alanına sahip olan siteler, tasarım şekilleri ile birbirinden ayrılmaktadır. Kalite ve konforun ön planda olduğu bazı sitelerde süzülmüş zevklere yönelik etkinlikler de (şarap tatma günleri, ritim dersleri, seçkin kişilerle şarap ve sohbet geceleri, engelli binicilik yarışmaları, moda defileleri, klasik müzik konserleri ve müzayedeler) düzenlenmektedir. Bu siteler, mekânsal değişim sürecinde kendi kendine yeterli, nezih ve seçkin birer mini kent görünümündedirler (Pérouse, 2011:133-157 & Bali, 2011: 115-146).

Özel girişimciler tarafından inşa edilen siteler ve kırdan kente göç edenlerin kendi imkânları doğrultusunda yapmış oldukları gecekondularla aynı dönemde yeni bir konut türü olgusu daha ortaya çıkmıştır. 1972 yılında bir grup sanayici ve iş adamı tarafından çalıştırdıkları işçilerin barınma sorunlarıyla ilgilenme ‘bilinci’ ile sosyal konut olgusu, sosyal sorumluluk projesi çerçevesinde ele alınmıştır. “Mesken yönünden memleketin sosyal gelişmesi için halka ucuz ve hazır tip meskenler sağlamak” amacı ile kurulan TOKİ A.Ş (Toplu Konut Holding Anonim Şirketi) sadece fizibilite çalışmaları yaptı ve faaliyete geçemedi. Toplu konut3kuruluşunu tanımlayan ilk yasa 1981 yılında çıkarıldı; bu yasa ile sosyal güvenlik kurumları ve konut kooperatiflerinin toplu konut yapabilecekleri hükme bağlanıyordu. Özel şirketler ise konunun dışında tutuluyordu. Bu yasa gelen tepkiler üzerine kısa bir süre yürürlükte kaldıktan sonra değiştirildi ve 1984’te Toplu Konut Yasası getirildi. 1990’ların sonunda kadar TOKİ4 kar amacı gütmeyen bir anlayış ile toplu konut fonundan 940bin konuta kredi desteği sağladı aynı zamanda 43bin 145 konutu da bizzat üretti (veriler 1984-2002 dönemini kapsıyor). Özünde orta ve dar gelirliler için planlanmış, ucuz ve hızlı üretilen konut ihtiyacının karşılanması ve devletin yerleşim ve konut politikalarının belirlenmesinde öncülük etmesi fikrine dayanan TOKİ; zamanla modern kent görünümünün sağlanmasına yönelik gecekondu alanlarının dönüşümü ve gecekondulaşmanın önlenmesi doğrultusunda söylemler üretmiş ve uygulayıcısı olmuştur (Keleş, 2012 & Bayraktar, 2013: 35).

Kentsel Mekanda “Ayrı”calıklı ve “Güvenli”kli  Olmak

Uğur Tanyeli, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren İstanbul’un yaşadığı değişim ile Türkiye’nin gerçek bir metropole kavuştuğunu söyler. İstanbul’un metropolleşmesi, dünyada farklı ölçeklerde yaşanan kentsel değişimlerin Türkiye’deki öncü etkisidir. 1990’larda şehrin çeperlerindeki sitelere doğru başlayan kaçışın nedeni tam da bu metropolden uzaklaşma arayışıdır. Karmaşık kalabalığı, dengesizliği, gürültüsü, hava kirliliği, trafiği ve sosyal riskleri (“yoksulluk-hırsızlık-kötü komşular” gb.) ile özdeşleştirilen şehir merkezi, uzaklaşılması, ayrı olunması gereken yer haline gelir. Orta ve üst orta sınıf bu dönemde şehrin çeperlerindeki güvenlikli sitelere doğru bir eğilim gösterirken artık birçoğu şehrin merkezi konumunda kalan eski gecekondu yerleşim alanları dışında çeperlere doğru da gecekondulaşma görülmeye başlanmıştır. Devleti Batı’daki gibi sosyal konutlar yapma yükümlülüğünden kurtaran gecekondu yerleşimleri; 1980’lerden itibaren ‘çöküntü’ haline gelmiş ve metropolden uzaklaşma unsurunun mekânsal metaforlarından biri olmuştur. Gecekondu enformel bir olgu, gecekonduda yaşayanlar da kent yoksulu diğer bir açıdan kent merkezinin fiziksel ve sosyal riskleri arasında yer almıştır.

Bu dönemde yaşanan sosyo-mekânsal ve konut tipindeki değişimin önemli bir nedeni de yeni liberal kentleşme evresidir. Ulusal ve küresel sermaye birikimleri için İstanbul, pazarlanabilir ve yarıştırılabilir bir kent haline gelirken inşaat odaklı büyümenin de merkezi konumundadır. Metropoliten çeperlerde iki paralel süreç yaşanmaktadır; bir tarafta büyük kentsel projeler (toplu konut-siteler-sosyal konut)  diğer tarafta ise kent merkezlerinin dönüşümü ile zorunlu olarak kentin çeperleri yeni yoksulluk alanlarına doğru hareketlenmektedir. Çeperlere olan bu ilginin arka planında ekonomi politikalar, sermaye birikim modellerindeki farklılaşmalar, nüfus hareketleri, emeğin coğrafi dağılımı ve toplumsal grupların/sınıfların konut ihtiyacı kadar, mekânın taşıdığı tarihsel-coğrafi olumsallıklarda önemli birer etkendir. Toplumsal süreçte yaşanan bu dönüşümü kısaca mekânın kendisinin birikimin temel aracı olarak metalaşması olarak okumak mümkündür (Kurtuluş, 2012: 22-26). Maliyet, ölçek ve arazi kullanımı gibi temel unsurların yanı sıra toplumsal sınıfların kültürel sermayeleri ile değişen tüketim alışkanlıkları ve mekân tercihleri,mekândaki ayrışan çeşitliliğin belirleyici unsurları arasındadır. Meta değeri üzerinden konumlandırılan mekanın toplumsal sınıfların farklılıklarının görünür olmasındaki ‘tüketerek farklılaşma’ veçhesini, aynı zamanda estetik, komşuluk, prestij, sosyal ve fiziksel kolaylıklar, ayrıcalık, mahremiyet ve güvenlik olgularını da mekan ile birlikte değerlendirilen kriterler arasında görürüz. 1980’li-1990’lı yıllar ‘ayrı’-‘ayrıcalık’-‘güven’-‘güvenli’, ‘güvenlik’ ve ‘güvenlikli’ olgularının, söylemsel olarak mekân ile özdeşleşmeye başladığı dönemdir. Bu özdeşleşme, liberal kentleşmenin mekânın meta değeri üzerindeki esnekliğinin değerler ve davranışlar üzerindeki farklılaşma anlayışının da bir uzantısıdır. Her bir konut tipinin (gecekondu-site-TOKİ) coğrafi dağılımda farklılaşan ‘vaat’lerinin temelinde de bu kriterler yer almaktadır. Site ve toplu konutlar, metropoliten çeperde güvenlikli mekânlar, merkezde kalan yerleşim alanları ve insanlar ayrı durulması gerekenler olarak kabaca ayrıştırılır. Bu ayrımı görselleştiren unsurlar, farklı ölçek ve sınırda örülen kapa(t)ma duvarlarıdır. Yükselen bu duvarlar, imtiyazlı, başka/farklı ve ayrı durarak tehlikelerden uzak durmanın hiyerarşik konumunu, metropol-kent yaşamında ‘empoze’ edilen ayrıcalığı da işlevselleştirmektedir. Metropolde sayısız insanla kurulan dışsal temas, insanları güvensizliğe dolayısı ile de bizi mesafeliliğe zorluyor. Kayıtsızlık, hoşnutsuzluk, karşılıklı yabancılık ve tiksinme hissi gibi tüm bu kapsamlı ilişki ağı, iletişimdeki hiyerarşiye dayandırılır. Yaşanan mekânsal-konut değişiminde, liberal kentleşme vizyonu da mevcut ilişki ağlarındaki asimetrik yönler arasından farklılık ve güvenlik ambalajı ile piyasa önceliklerini dolayıma sürmüştür.

Benzer şekilde modern sitelerin belirleyici özellikleri arasında yer alan ’kara kalabalık’tan uzak, ‘kentli olma’ bilincinde, homojen kültürel değerler, modernitenin ve kentsel konforun simgesi olarak sunulan ‘Amerikalılık’,  ‘titizlikle seçilmiş bir çevre’, yüksek medeniyet garantisi, güvenli ve konforlu, ayrı ve ayrıcalıklı durma, düzenli ve steril ortam söylemleri, merkezi olumsuz kılan tüm koşulların ‘panzehiri’ olarak sunulmaktadır5. Güvenlikli ve gösterişli kapalı yerleşim alanları “şehre yakın ama şehir dışında” kalarak, metropolün içinde adalar kuruyor; metropol-kent insanı ama oraya ait değil, ada’ya ait bilinmek istiyor (Kozanoğlu, 2001:39). Sitede yaşamak, ayrı ve ayrıcalıklı yaşam alanı farklılığını güncelliyor. Gecekonduların tasfiyesi ve dar gelirliler için üretilen dar alanda çok katlı sosyal konutlar ve merkezin ‘kaotik’ ortamından korunaklı sitelerine çekilenler, farklı sınıfsal bileşenler arasındaki bu ayrışma, kentsel mekânın dönüşümünde önemli bir parametredir. Her bir konut tipi çerçevesinde meşrulaştırılan ortak kaygı güven(lik) temellidir. Konut tipleri görece kendi cemaatlerinin doğrudan mekânsal yansımaları olarakyalıtılmış çevrelerinde yaşayarak ‘risk’ faktöründe oynamalar yapabilmektedir. Kendi cemaatinden ve ‘yabancı-öteki’nden kaynaklı güven(lik) kaygısı böylelikle bir kez daha ayrıştırılıyor.

Michel Foucault’un güvenlik mekanizmasını belirleyen şeyi tartıştığı noktada söz konusu ayrıştırmayı anlamlandırmaya çalışabiliriz. Güvenlik düzeneğinin biçimleri bağlamında güvenlik mekânları tartışmasında Foucault;  güvenliği bir dizi maddi veriye dayandırıyor. Bu veri (yerleşim gibi) mükemmellik yakalamak için sıfırdan inşa edilmez. Olumlu öğeleri olabildiğince arttırmak ve hırsızlık-hastalık gibi hiçbir zaman ortadan kaldırılamayacağı bilinen risk ve sakıncaları en aza indirerek, güvenlik mekanizmasının özünü belirleyenkontrol edilebilecek dizilerin idare edilmesi olarak da bu süreci tartışmaktadır. Güvenliğin çokluklarla (okul disiplini-cezai disiplin gibi) ilişkili olduğunu, dönüşebilir ve çok işlevli bir çerçeveden hareketle bir ortam oluşturmaya çalıştığını (yapay ve/veya doğal ortam olabilir); dolayısı ile “şehir, yalnızca işlevin mükemmelliğini o anda sağlayacak sabit bir algı üzerinden düşünülüp düzenlenmeyecek, tam anlamıyla kontrol edilmeyen ve edilemeyecek, tam anlamıyla ölçülemeyen ve ölçülemeyecek bir geleceğe doğru açılacaktır. Şehrin iyi bir düzenlenişi de tam olarak budur: Olabilecek şeyleri hesaba katmak. Kısacası burada güvenliğin ortaya koyduğu soruna, yani dizi sorununa ilişkin bir teknik olduğunu düşünüyorum. Hareket eden öğelerin belirsiz dizisi; güvenlik mekanizmasının özünü belirleyen şey de, bence işte bu ucu açık ve ancak bir olasılık tahmini üzerinden kontrol edilebilecek dizilerin idaresidir” (Foucault, 2013: 20-22). Olasılıkları kontrol ve idare etme üzerine inşa edilen güvenlik olgusu ve/veya kaygısı, farklılıklarını güncelleme arayışında olanlar, mekânsal güvenliği ayrıcalıklı olma üzerinden kurgulayanlar ile kentsel mekânın yeni yerleşim alanlarında yaşanan ayrışmalar bağlamında şekillenen homojen adalar, özellikle 1990’lardan itibaren artan bir eğilim göstermektedir.

Bu eğilim temelde, toplumsal grupların kent mekânı içerisinde işbölümü kaynaklı birbiriyle olan zorunlu ilişkisinin; yeni dönemde ayrı durma idealine dayanmasıdır6. Homojen adalarda, kendilerinden farklı gördükleri ve etkileşimlerinin giderek koptuğu gruplardan uzak durma pratiği, duvarlar ve güvenlik teknolojileri ile somutlaşıyor. Türkiye özelinde yeni dönemdeki ayrı durma idealinde, kimlik ve sınıf temelli bir güvenlik anlayışının ve yine tesadüfi kesişme alanlarının azalması ile oluşan çoklu ‘öteki-yabancı’ söyleminin de mevcut değişimde payesi olduğu unutulmamalıdır.  Farklı ölçek ve içeriğe sahip toplu konut anlayışının kapalı-güvenlikli site yaşamındaki mevcut formu, kapalı yaşam alanı dışında kalanlar (mahalle-semt-meydan-sokak) ile kendi cemaat profilini (sosyo-ekonomik, kültürel sermaye, dinsel ve politik kimlik temelli) yansıtmayanlar arasındaki yeni bir ayrı durma-ayrışma deneyiminin mekânsal yansımadır. Bu yeni tip ayrışma kamusal alan, toplumsal aidiyet, ayrışma dinamiklerindeki çoklu-içerik ve kentleşme-kentlileşme olgularını yeniden kuran bir alan açmaktadır. Gözetlenerek (güvenlik kameraları) kapalı olma durumu salt bir kesime-sınıfa özgü kalmayıp, her kesimin kendi cemaati içinde kapanma eğiliminde olduğudur. Kentsel mekân bu ada-şehirlerin toplamında mı teşekkül olacak yoksa ada-dışında kalanlardan mı? sorusu 21.yüzyılda yanıt arayan soruları arasındadır.

Sonuç Yerine…

1980’li ve 1990’lı yıllarda ideal modern kent yaşamı tahayyülünde,  gecekondu, TOKİ ve güvenlikli siteler farklı toplumsal yaşam alanlarını ve yönelimlerini temsil etmektedir. Gecekonduların hem fiziksel hem de sosyal açıdan odaklanılan ‘güvensiz’likleri, devlet mekanizmasının denetiminde TOKİ aracılığında ‘güvenli’ bir hale getirilmeye çalışılmıştır. İmar zabıtasıTOKİ, gecekondulaşmanın neden olduğu güvensizliği bertaraf etmek için alt ve alt orta gelir grubuna yönelik bir mekân sunumu olarak ortaya çıkmıştır. Güvenlikli siteler ise üst gelir grubunun kent merkezinin kaotik ve güvensiz ortamının alternatifi olarak emlak piyasası güdümünde bir mekân sunumu gerçekleştirmektedir. İmtiyazlılar, marjinaller, yoksullar ve zenginler yüksek duvarların arkasındaki “kapalı sitelere” kilitleniyor8. Kapalı yüksek duvarlar ardında çok katlı sosyal konut, müstakil villa ve siteler farklı toplumsal grupları birbirinden ayrıştırarak kendi güvenlikli mekânlarını yaratıyor. Ayrıcalıklı olma ve ayrı durma kademelerindeki fark, yaratılan bu mekânların esas ‘özgün’lükleridir. Konut tipinde yaşanan değişiklik ve ayrıcalık-güvenlik söylemleriyle gerekçelendirilen bu ‘özgün’ süreç; kentsel sistemin farklı konut ambalajlarıyla mekânın metalaşması yarışına dâhil olduğunu göstermektedir.


[1] Gecekondulaşma evreleri ve paralelinde yaşanan davranış pratikleri hakkında detaylı okuma için bknz: Karpat, H., Kemal. (2003). Türkiye’de Toplumsal Dönüşüm, (Çev.) Abdülkerim Sönmez, Ankara: İmge

[2] Site tanımlanası Bahçekent ve Uydukent gibi konut tiplerini de içeren genel ifade olarak kullanılmıştır.

[3] İlk toplu konut girişimleri 1960’ların ikincisi yarısında şirket eliyle başlamış ve 1970’li yıllarda da belediyeler öncülüğünde gerçekleştirilmiştir. Bu şirketler orta sınıfların sermayelerini bir araya getirmeye çalışan çok ortaklı şirketlerdir. Ankara’da ilkörnekleri HASTAŞ (1966) ve OR-AN (1969) yer alırken İstanbul’daki şirket eliyle ilk toplu konut örneği TOKİ’dir. TOKİ’nin yönetim kurulunda Nejat Eczacıbaşı, Jack Kamhi gibi önde gelen iş adamı ve sanayiciler vardır (A.g.e s, 291-335). Detaylı bilgi için bkz: Türkiye’de Yaşamda ve Yazında Konutun Öyküsü (1920-1980), İlhan Tekeli, Tarih Vakfı Yayınları, 2012

[4] 2014 yılı itibari ile TOKİ,  81 ilde sosyal, idare ve afet konutlarının dışında alt yapı ve sosyal donatı, kaynak geliştirme gibi bir dizi faaliyet alanına sahiptir. Kaynak: https://www.toki.gov.tr/

[5] Detaylı okuma için bknz: Pérouse, François-Jean. (2011). İstanbul’la Yüzleşme Denemeleri: Çeperler, Hareketlilik ve Kentsel Bellek ve Bali, N., Rıfat. (2011). Tarz-ı Hayat’tan Lıfe Style’a: Yeni Seçkinler Yeni Mekânlar Yeni Yaklaşımlar

[6] Calderıa, R.P., Teresa. (1999).  Sao Paulo’da Yeni Mekânsal Ayrımlaşma Yapısı: Duvarlar İnşa Etmek, Birikim dergisi, s. 123, sf. 87-96.

[7] İlhan Tekeli’nin 1994 yılında kenti saran kan kanseri ve kente karşı işlenen suç olarak nitelendirdiği gecekondu sorunununönlenmesi için önerdiği çözümler arasında; imar zabıtası kurulma teklifi de vardır. İmar zabıtası; kaçak yapıları ve gecekondularıönlemek içindir. (Detaylı bilgi için bkz: Gecekondulaşmanın Önlenmesi, Kentleşme ve Planlama, Ankara: Türkiye Belediyecilik Derneği-Konrad Adenauer Vakfı)

[8] Harvey (2011),  a.g.e sf 187.

Kaynakça

Alada, A., & Kurtuluş, H., & Purkis, S. (2012). İstanbulda Yeni Konut Sunum Biçimleri ve Orta Sınıfların Sosyo-Mekânsal Yeniden İnşası, TUBİTAK Proje No: 110K061.

Bal, Hüseyin. (2011). Kent Sosyolojisi, Isparta: Fakülte Kitabevi

Bali, N., Rıfat. (2011). Tarz-ı Hayat’tan Lıfe Style’a: Yeni Seçkinler Yeni Mekânlar Yeni Yaklaşımlar, İstanbul:İletişim

Bayraktar,  Erdoğan. (2013). TOKİ ve Şehirlerin Dönüşümü, İstanbul: İmak Ofset 

Foucault, Michel. (2013). Güvenlik, Toprak, Nüfus: Collége de France Dersleri 1977-1978, İstanbul: BilgiÜniversitesi Yay.

Harvey, David. (2009). Sosyal Adalet ve Şehir, (Çev.) Mehmet Moralı, İstanbul: Metis

Harvey, David. (2011). Umut Mekânları, (Çev.) Zeynep Gambetti, İstanbul: Metis

Işık, Oğuz. (1996). Türkiyede Kentlerin GeleceğÜzerine Gözlemler: Denizli ve İstanbul Dersleri, Birikim dergisi, s. 86-87, sf. 42-47.

Keleş, Ruşen. (2012). "TOKİ'nin Bütün Amacı Rant Oldu", Cumhuriyet gazetesi röportajı

Kozanoğlu, Can. (2001). Yeni Şehir Notları, (sf. 30-50),  İstanbul: İletişim

Pérouse, François-Jean. (2011). İstanbulla Yüzleşme Denemeleri: Çeperler, Hareketlilik ve Kentsel Bellek,İstanbul: İletişim

Tekeli, İlhan. (2011). Göç ve Ötesi, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Üçüncü Baskı, sf. 42-60.

Tekeli, İlhan. (2012). Türkiye’de Yaşamda ve Yazında Konutun Öyküsü (1923-1980), İstanbul: Tarih Vakfı Yay.