Anasayfa > Güncel Yazılar > Ömer Laçiner ile Söyleşi: Sol Hareketin Çoğu Kapitalizmin Versiyonu

Ömer Laçiner ile Söyleşi: Sol Hareketin Çoğu Kapitalizmin Versiyonu

Söyleşen : Erol Aral , Söyleşilen : Ömer Laçiner

24 Eylül 2006

Birikim, sosyalist sol içinde çok farklı bakışıyla dikkat çekiyor.

Bizim ayrıksı bir yerimiz var. Biz ilk çıktığımız andan itibaren (1975) tüm dünyada sosyalist hareketin ciddi bir bunalımda olduğunu ve bu bunalımdan çıkışının birinci yolunun da sosyalizmin kendisini yeniden tarif etmesi gerektiğini söylüyorduk. Yani başkaları gibi sosyalizmin ne olduğu konusunda bir problem yok fakat bunun için hangi sosyal ortamlarda, hangi araçlarla, nasıl bir mücadele yöntemiyle harekete ederiz demiyorduk. Veya sorunu uygulamadaki kimi hatalara bağlamıyorduk. Doğrudan sosyalizmin, hem bir mücadele, hem bir toplum ve insan tasarımı konusunda ciddi sorunları var. Bunlar tartışılması ve yeniden tarif edilmelidir.

Temel eleştiriniz ne?

Sosyalizmin bir amacı vardır. Marx'ta bu çok açık: Kafa ve kol emeği ayrımının ortadan kalktığı, insanlar arasında hiyerarşi kuran ve birilerinin baskı aracı olan devlet diye bir organizasyonun sona erdiği, insanların kendi kendini yönettiği, kafaca ve bedence geliştikleri bir dünya. Marks sadece malların eşitçe dağıtıldığı dünyadan bahsetmiyor. Bu zaten olabilecek bir şey. Altı çizilen şu: Kafa ve kol emeği ayrımının ortadan kalktığı, herkesin yeteneğini özgürce sürekli geliştirebildiği, dolayısıyla insanların artık devlete ihtiyaç duymayacağı bir olgunluğa eriştiği bir toplumdan söz ediliyor. O toplum tabii ki bir eşitlik bir toplumdur. Birilerini artık birileri üzerinde üstünlük iddiasında artık bulunmadıkları, herkesin bir birinin gelişmesine yardım ettiği bir toplum, sosyalizm.

KOMÜNİZMİN STATİK TANIMI YOK

Bu tarifini kabul ediyorsanız mesele ne?..

Marks'ın tarifleriyle götürebildiğimiz bir nokta vardı. Yeni gelişme ve imkanları, insanlığın geldiği nokta ve deneyimleri ışığında baktığımızda, bu tarifin de ötesine geçen şeyler de söyleyebilirdik. Nitekim daha sonra yazılı hale getirdik ve şunları söyledik: Bizim için komünizm insanlığın nihai olarak varacağı bir nokta değil. Belki de insanlığın bugüne kadar önüne koymadığı çok kapsamlı soruları, bir zemin üzerinden dönüp konuşacakları, tartışacakları bir dünyaydı. Sosyalizm insanların çabalayıp çabalayıp eriştikleri bir cennet hali değildi. Sosyalizmin devrimci hareket olmaktan çıkıp da bir düzen olarak tasarlanmaya başlanmasıyla birlikte, komünizm de ideal bir cennet hali olarak düşünüldü. Hayır. Komünizm olacak, artık yatacağız... Bilhassa bu yatacağız fikri çok yanlıştı. Dahiyane olarak bulduğumuz şey, insanın kaderini, tarihini insanın eyleminde tanımlamak. Ve insanın kendi eylemini üreten ve yaratan tarafını geliştirerek, insanlık tarihi safhalarını açıklamaktı. Dolayısıyla insanlığın üretici ve yaratıcılığını -ki bu sonsuzdur-, biz ancak bugünden tasarlayabileceğimiz yeri tarif edebiliriz. O zaman sadece şunu söyleyebilirim ki, komünizm belki insanın insanla arasındaki sorunların halledilebildiği, ya da sorun olmaktan çıkartıldığı bir dünya olabilecektir. İnsanlığın bugün önüne koyabildiği problemler, bizim yaptıklarımızın bize hayal ettirebildiği şeylerdir. Yarının dünyası nasıl olabilecek, dolayısıyla komünizmin statik bir tanımı yoktur.

Ama ana çerçevesini çizebilirsiniz...

Marks, endüstriyel toplum aşamasından geçmeyi bir ön şart olarak görmüştür. Bu sayede insan doğal ihtiyaçların boyunduruğundan kurutulacak. O zaman 'mutlak insan' olarak tarihimiz başlayacak. Marx'ın tarifi aynen şöyledir: İşte o zaman insanlığın tarih öncesi bitecek ve tarih başlayacak. Biz bu lafları ciddiye aldık. Daha önce sosyalizmin paylaşma düzeni olduğu söylenirdi. Sanki bunu çözdüğünüz zaman problem çözülür gibi. Sosyalistler de sıradan insanların bunu daha kolay realize edip anladıkları, buna daha kolay ikna olduklarını düşünerek işi buralarda tuttular. 'İşçiler bu kadar üretiyor, niye daha az alıyor!' Sömürüyü de öyle anlattılar... Oysa iyi bir Marks okuru bilirki, iktisadi paylaşım bozukluğu bir sonuçtur. Tezahürlerden biridir.

Özel mülkiyet?

Özel mülkiyet de sorunun temel kaynağı değildir. Marx, özel mülkiyet üretim ilişkilerindeki problemin hukuki tezahürüdür, der. Mülkiyetin kendisi bunu yapıyor falan demez. Mülkiyet düşmanlığı... Hayır, öyle bir şey değil sosyalizm. Asıl sorun kapitalizmde özel mülkü insanlık dışı saymasının nedeni, insanın insan olarak varolmasına getirdiği kısıtlamadır. Bir insanın varolma koşullarının, birileri tarafından mecburiyet olarak getirilmesidir. Marx der ki, fabrikaya tabi kılınmış, makinenin parçası haline getirilmiş insan... Bir alete indirgenmiş insan aslında insanlığını kaybetmiş insandır. Sovyetler Birliği, biz şu kadar kreş veriyoruz, şöyle sağlık hizmeti veriyoruz, diyerek Batı'yla kendilerini karşılaştırırdı. Sanki kapitalizm bir miktarda, sosyalizm başka miktarda temin edermiş... Oysa sosyalizm başka bir toplum kurmaktır.

MÜLKİYET REJİMİ DEĞİL

Sosyalizm nasıl gerçekleşecek?

Sosyalizm, bir iktidar gücüyle, devletle kurulan bir rejim değildir. Sosyalizm öncelikle bir hayat ve varoluş tarzı olarak anlaşılmalı. Bizim iktidarı aldıktan sonra kuracağımız ve içinde yaşayacağımız bir şey değildir. Bizim bugünden yaşayacağımız bir şey olmalı, sosyalizm. Dolayısıyla bizim için sosyalist mücadele, sosyalistçe yaşanabilen, sosyalistçe ilişkilerin kurulabildiği, gelişip çeşitlenebildiği alanların inşasıdır. Bizim başkalarıyla vereceğimiz siyasi, hatta askeri mücadele, bizim kendimizi var etme alanlarımızın müdafaası olmalıdır. Sosyalizm bugünden kurulabilir bir şeydir. Siz sosyalizmi mülkiyet rejimi ve paylaştırma düzeni olarak düşünürseniz, bunun için devlet lazım. Çünkü tapuları iptal etme gücü ancak orada olur.

Bu yaklaşımın gündelik hayata politik tercümesi nasıl olacak?

Biz, insanın varoluşunu başka bir mantıkla dönüştürmeye çalışanlarız. Praxt, Marks da bu anlama gelir. Pratik budur. Marks'ı vulgerleştirince, prakst de paratik, eylem oluyor. Eylem de duvara yazı yazmak, pankart taşımak oluyor. Oysa eylem yapmak demek öncelikle bizim kendimizi var etmemizdir. Sen üç tane yedin, ben de üç tane yedim eşitlik oldu meselesi değildir, sosyalizm. Bu, çok vulger bir şeydir.

Bu anlayıştaki sosyalistlerin çalışma tarzı, gündelik hayatı örgütlemesi nasıl olmalı?

Birincisi, iktidarı, toplumsal insani oluş için bir ön şart saymayan bir anlayış. Bunu kaka kaka söylüyoruz, çünkü çok önemli. Sosyalizm eğer iktidarla kuruluyorsa, o zaman niye ben işçileri örgütleyim, bilinç, o buyla uğraşayım. Dört tane general örgütlerim. İş devlet madem... .

Dolayısıyla ben enerjimin çoğunluğunu bu iktidarı nasıl ele geçiririmden ziyade, sosyalizmi nasıl yaşarıma ve bunu yaşayanları nasıl çoğaltırıma harcamalıyım. (Ha gerekirse kendimi korurum, o ayrı bir şey.) Gündelik hayatı soruyorsun... Militan kavramını pek kullanmamak lazım ama mesela en iyi militan, piyasaya rağmen insanların sosyalist gibi yaşayacağı, geliştireceği şöyle iyi bir ortak iş olanağı yaratmaktır. Yine o anlamda bizim hiç el atmadığımız, çocukların eğitimi konusuna el atmaktır... Bütün bunlara kafa yoran, proje yapan adam bana göre militandır. BİTTİ

SOSYALİZMİN GELECEĞİ GERÇEKTE ŞİMDİ BAŞLIYOR

Gelinen nokta, tarif ettiğiniz sosyalizme imkan tanıyor mu?

Marx'ın 'eşitler toplumu' ancak insanlığın çok ciddi bir eşisizlik sürecinden geçtikten sonra kurulur. Belki bu post modern dünya o dünya. Ama her şeyi Marx'a bakarak söyleyemeyiz. Marx çok ciddi bir esin kaynağıdır. Büyük bir adamdır. Ama Marx'ın da öngöremediği yeni bir takım olanaklar çıktı. Marks'ın sistematiğinde de eksik olan yan var. Tıpkı atom teorisini bularak çığır açıyorsun ama iş orada kalmıyor. Şimdi artık protonla, nötronla kalmadık.

Postmodern dünya, Marx'ın öngördüğü 'kilidi açacak' dünya mı?

Bu, son çelişkilerin geçirildiği bir dünya oluyor. Onun için sosyalizmin geleceği gerçekte şimdi başlıyor. Şimdiye kadar sosyalizmi hep kol emeği üzerinden düşündük. Ama şimdi insan beyninin uzantısı araçlar dünyası başlıyor. Dolayısıyla bu, insanlık için büyük bir adımdır. Bize şimdiye kadar tasarlayamadığımız olanaklar açan bir şeydir. Marx, 'İnsanın kölece boyun eğdiği kol ve kafa emek ayrımının ortadan kalktığı' bir dünyadan bahseder. Öbür sosyalizm de kol emeğini yüceltir. Biz hala sorunun zenginler ve yoksullar arasında olduğu anlatan geleneksel soldan ayrıyız. Onlar bize göre bu dünyayı tanımayan muhafazakarlar. Bilgisayarların, genetiğin, uzay biliminin kazandırdığı olanaklarla düşünmüyorlar. Kol emeği ölüyor, işçiler tarih sahnesinden gidiyor. Dünyada ezildi diye devrim yapmış sınıf yoktur. Burjuva bir devrim yapmıştır, yeni bir varoluş tarzı getirmiştir; endüstriyel varolma, yapma ve üretme tarzı getirmiştir. İşçi, kol gücü neyi getiriyor; kayboluyor...

Marksizm tarihi sınıflar mücadelesiyle açıklar. Siz 'tüm insanlık' diyorsunuz. Sizin sözünü ettiğiniz yeni dünyayı kuracak olan kim?

Bunda özel bir sınıf yok. Sınıf üzerinden düşünmüyoruz. Artık o insanlığın işi. İnsanlığın her üyesi, insanlığın diğer unsurlarının da içinde bulunduğu genel durumunu kavrayan ve bunu varoluş biçimini bir parçasına dönüştürebilen herkes, bu işin sahibi.

Kapitalistler de..

Tabii ki. Benim gözümde bu anlayışı savunan bir kapitalistle bir işçinin hiçbir farkı yok.

Burjuva bireylerini sormuyorum...

Ben de kapitalist sınıftan söz ediyorum... Tabii ki bu mevcut dünyanın ona yeterli gelme ihtimali çok daha yüksektir. Ama araçlara sahip olmaktan ziyade olanaklara sahip olan ve bunun araçları bulamadığını düşünen ya da belirli araçlara mahkum edildiğini düşünenler... Onun için okuyan yazan, beyaz yakalı dediğimiz insanlar daha yatkın olacaktır.

Sizin gibi olmasa da, Türkiye sosyalist hareketinde eleştirel bakan akımlar var.

Böyle temel bir eleştiri yok. Onlara göre sosyalizm uygulandı ama yok işte biraz demokrasi eksikti, biraz şu fazlaydı falan... Bu kafadan gidilirse sosyalizm gitgide arkaikleşir, gericileşir. Bu gericiliktir artık. Marx'ın kitabının adı 'Kapital Ekonomi Politiğin Eleştirisi'dir. Bakın, 'burjuva ekonomi politiğinin eleştirisi' değildir. Çünkü 'ekonomi politik' burjuvadır. Sosyalist ekonomi politik olmaz. Bu bakımdan biz şu ana kadar gelmiş varolan, reel sosyalizmi kapitalizmin bir versiyonu olarak niteleriz.

Türkiye sosyalist hareketleri?

Türkiye solu da şu anda o haldedir. Kapitalizmin bir versiyonudur. Türkiye solunun büyük bir kesimi, geleneksel olarak sosyalizmden ne anlaşılmışsa onun anlaşılması gerektiğini düşünüyor.

KÜBA'DA HANEDANLIK FALAN YOK

Fidel'in yerini kardeşi Raul'a bırakmasının hanedanlıkla alakası yok. Raul, Fidel'le birlikte Granma'yla Küba'ya çıkanlardan biri. Ta oradan beri işin içinde. Fidel'in kardeşi diye gelmiyor oraya. Öyle bir şey yok. Olmasa daha iyiydi. Küba polis devleti değil.

GÜNEY AMERİKA SOSYALİST DEĞİL SOL

Güney Amerika'daki sosyalizm falan değil. Vulger anlamda sosyalizmi söylüyorlar tabii. Yoksullar lehine belirli düzenlemeler yapıyorsan, buna genelde sol denir. Ama sosyalizm bir tek bundan ibaret değil. Oradaki biraz bütün bir tarihe duyulan tepkiyi yansıtıyor. Tepki bir yere fırlatır ama kendisi yapıcı bir şey değildir. Chavez'in hem şansı hem şanssızlığı şu: Çok ciddi bir petrole sahip Venezüella. Gelen muazzam parayı halka hizmete dönüştürmek güzel bir şey. Ama asıl önemli olan, Küba'daki gibi bir şey yapması. İnsanlarını geliştirsin. Sadece petrolle beslenen Suudi Arabistan gibi alçak bir toplum olmasınlar.

İŞÇİ PARTİSİ NEO-FAŞİST BİR PARTİDİR

Yurtseverlik, milliyetçiliğin yumuşatılmış kibar halidir. Sosyalist olmanın kıstaslarından birisi de milliyetçiliğe karşı olmaktır. Milliyetçilik insanı doğal durumlarıyla düşünmeye sevk eden, bizi diğer insan kardeşlerimizle ayıran bir düşünme tarzıdır. Amerikan emperyalizmine karşı olmak demek, bir toplum tarzına karşı olmaktır. Eğer emperyalizmi bir yayılma filan olarak görürsek, bu eksiktir. Hayır, sosyalizmde emperyalizm, kapitalizmin son aşaması olarak söylenmiştir. Kapitalizm, yani bir toplum düzeni. Şu anda bütün kapitalizm, emperyalizm. Sol, emperyalizme karşıdır çünkü kapitalizme karşıdır.

KEMALİSTLER GİBİ DİNE BAKAMAYIZ

Marx'ın dediği gibi 'İnsani olan hiçbir şey bize yabancı değil'. Din milliyetçilik değildir. Din, büyük insani kaygıları olan bir dünyadır. Sosyalistler de dar kafalı Kemalistler gibi bakabiliyor. Yok öyle bir şey; bir bakış din. Birilerinin şimdi yaptığı gibi değil, biz daha 70'lerde dini bilmemiz lazım dedik. Türkiye gibi dinin gündelik hayata sızdığı bir toplumda yaşıyorsan dini bilmen lazım. Anekdot: Bizim burada öğle namazı kaç rekat bilmez. Kandil'den habersizdir. Dahası bir oryantalist gibi aşağılar. Ben dine inanmam, ama bilmek lazım. Bu yüzden bizim sosyalistlerin Kemalist'lerle saf tutmalarını hiç kabul etmedim.

Erol Aral, "Sol Kendini Arıyor" yazı dizisi, Akşam, 17.9.2006