Anasayfa > Güncel Yazılar > TBMM Komisyonu Raporu Cumhuriyet ve Vakit'i Nasıl Gerdi?

TBMM Komisyonu Raporu Cumhuriyet ve Vakit'i Nasıl Gerdi?

Alper Görmüş

15 Aralık 2007

İstanbul Esenler’de bir lisede yaşanan “Alevi öğrenciye öğretmen baskısı” haberinin ardından, “Türkiye’de iyi şeyler de oluyor” gazeteciliğinin göğsünü kabartacak bir dizi gelişme yaşandı. 8 Aralık tarihli Taraf’ın “ALEVİ ÖĞRENCİYİ DÖVEN ÖĞRETMEN AÇIĞA ALINDI” başlıklı haberinin giriş paragrafını aktararak olan biteni hatırlayalım:

“İstanbul Esenler’de bir lise öğretmeni Alevi olduğunu söyleyen öğrencisine şiddet uyguladı. Meclis İnsan Hakları Komisyonu alt komisyon oluşturarak iddiaları yerinde inceledi. Zafer Üskül başkanlığındaki komisyon tarafları dinledikten sonra öğretmenin Alevi öğrenciye şiddet uyguladığına ilişkin iddiaları inandırıcı buldu. Öğretmen, soruşturmanın bitimine kadar açığa alındı.”

Zafer Üskül, incelemeyi birlikte yaptığı milletvekilleri Mehmet Ekici (MHP) ve Malik Ejder’le (CHP) birlikte TBMM’de düzenlediği basın toplantısında soruşturmanın ayrıntılarını basına açıkladı. Üskül’ün gazetelerin çoğunda yer alan açıklamasını Hürriyet’ten aktaralım:

Öğretmen Zeki Yılmaz'ın Ramazan ayında sebebi ne olursa olsun oruç tutmayan bir öğrenciye neden oruç tutmadığını sorması din ve vicdan özgürlüğü ile bağdaşmaz bir yaklaşımdır. Alevilikle ilgili konuşmalardan sonra B.K.'nın öğretmenden en az bir kez dayak yediği anlaşılmıştır. Öğretmenin 'İçinizde Alevi var mı' sorusunun 'din ve vicdan özgürlüğü' ile 'kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamak zorunda olmadığı' şeklindeki açık Anayasa hükümlerine aykırılık teşkil ettiği saptanmıştır. Bu sorunun Alevi olsun veya olmasın tüm öğrencilerde rahatsızlık yarattığı görülmüştür. Bu durumdan Alevi olan öğrencilerin daha fazla etkileneceği açıktır. Bu soru ayrımcılık yasağı ile amaçlanan toplumsal faydayı ortadan kaldıracak nitelikte ve yoğunlukta görülmüştür.

Siz Türkiye’de ayrımcılığa karşı mücadele eden bir gazeteci olsanız, Meclis’ten gelen bu kadar net bir çıkışa dört elle sarılmaz ve komisyonun raporunu olabildiği kadar geniş, olabildiği kadar ayrıntılı bir şekilde duyurmaz mısınız okurlarına?

Haklarını yemeyelim, merkez medya ve “İslami” denilen basının önemli bir bölümü, memnuniyet imasını da işin içine katarak habere hak ettiği yeri verdi. Bu gazeteler arasında en ileri gideni ise Sabah’tı. Bu gazetemiz gelişmeyi yorumlu (“insan hakları dersi gibi”) bir manşetle aktarmayı tercih etmişti: “ZAFER HOCA HAK ARIYOR…”

RAHATSIZ GAZETELER

İki gazetemiz ise raporun bu şekilde yayımlanmasından rahatsızlık duyduklarını hissettiren haberlerle çıktı. Hiç kuşkusuz rahatsızlık nedenleri farklıydı bu gazetelerimizin, en sonunda tahminlerimi de söyleyeceğim, ama önce “rapor”u nasıl yansıttıklarına bakalım.

Vakit’in “rapor”a nasıl yaklaşacağı, “olay”ın kendisine nasıl yaklaştığını gösteren şu başlıktan belliydi zaten: “DERSTE YEMEK ALEVİ TARTIŞMASINA DÖNÜŞTÜ.” Nitekim, Vakit raporu da şöyle sundu: “VE İNCELENDİ, ‘DÜŞÜK NOT’ İDDİASI GERÇEK DIŞI ÇIKTI… (…) İstanbul’a giden alt komisyon, raporunu da tamamladı. Rapora göre; adı geçen öğretmenin sözkonusu Alevi öğrenciyi dövdüğü ve düşük not verdiği iddiaları yalan çıktı. Ramazan ayında öğretmen, öğrencisine sadece ‘neden oruç tutmadığını’ sormakla yetinmiş. Raporda, öğretmenin bu tavrı bile ‘insan haklarına aykırı’ bulunarak şöyle denildi…”

Özetle Vakit, öğretmenin “neden oruç tutmuyorsun?” sorusunda yanlış bir şey olmadığını ima edip komisyonun tavrını onaylamıyor. Olabilir, biz de böylece Vakit’in “din ve vicdan özgürlüğü” sorununu belirli sınırlar içinde algıladığını, bazı ihlallerin ihlalden sayılmaması gerektiğini vaz’ettiğini bir kere daha öğrenmiş oluruz. Keza, raporda tali bir nokta olan “sıfır notu doğrulanmadı”nın her şeyin önüne geçirilmesini de “yalan değil” diye kabul edebiliriz… Fakat raporda açıkça belirtilen “dayak” meselesi için “raporda yok böyle bir şey” dendiğinde iş değişir: O zaman biz de işi basın kriminolojisi çerçevesinde algılarız.

VE CUMHURİYET...

Cumhuriyet’in ise, raporun “insan hakları dersi gibi” çıkmasından rahatsız olmuş gibi bir hali vardı. Doğrusunu isterseniz, gazetedeki, “ÜSKÜL ALT KOMİSYON RAPORUNU AÇIKLADI” başlıklı haberi okuyup bitirdikten sonra “eee?” dememek mümkün değildi; çünkü “açıklanan” bir şey yoktu haberde. Aslında, nasıl Vakit’in “olay”ı anlatan başlığına bakarak “rapor”u nasıl sunacağını kestirmek mümkünse, Cumhuriyet’in de habere nasıl girdiğine bakarak raporu nasıl sunacağını kestirmek mümkündü: “Amasya Anadolu Kız meslek Lisesi’nden ‘dini baskı’ nedeniyle kaydını sildiren Alevi öğrencilere ‘arkadaş baskısı’ yapıldığını savunan raporuyla tartışma yaratan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül…”

Haberde daha sonra “Üskül’ün alt komisyon raporunu açıkladığı” bilgisi veriliyor, fakat komisyonun olan bitene nasıl yaklaştığı; neleri insan haklarına aykırı, neleri din ve vicdan özgürlüğüne aykırı bulduğuna dair hiçbir bilgiye yer verilmiyordu. Sanki Meclis’ten her zaman “insan hakları dersi gibi” raporlar çıkıyordu da, Cumhuriyet o nedenle bunda herhangi bir haber değeri görmüyordu. Vakit okurlarının bile, “okuyun ama bilin ki yanlış” rezerviyle sunulsa da bilgisine vakıf olduğu raporun ayrıntıları, Cumhuriyet okurundan böylece esirgenmiş oluyordu.

Hadi Vakit’i anlıyoruz, olayı “münferit”, “abartılmış”, “Sünni Müslümanlığa yöneltilmiş bir porovokasyon” olarak görüyor ve komisyonun raporuna tavır alıyor. Peki, Cumhuriyet’e ne oluyor? Cumhuriyet, bu önemli, sevindirici raporun “nema”sının AK Parti tarafından derleneceği, ilaveten de okurlarının kafasının karışabileceği kaygılarıyla mı böyle bir tasarrufa gitmişti acaba?

Bana sorarsanız, tastamam öyle!

Taraf, 1.12.2007