Anasayfa > Güncel Yazılar > Binbir Çeşit Dünyalı

Binbir Çeşit Dünyalı

Yıldırım Türker

27 Şubat 2008

Antalya'da evinde 5 kedi birden beslediği için komşusu tarafından mahkemeye verilen İlhan Bey, davayı kaybetti. Yargıtay, Kat Mülkiyeti Kanunu'na dayana­rak evde birden fazla evcil hayvan beslenemeyeceğine hükmetti. Kedilerin tahliyesi­ne karar verildi. Tahliye için gelen İcra memurlan, kedileri ne yapacak, bu belli değil. Kendi evlerine götürecek değiller. Komşu Muharrem Bey, bu zaferini nasıl kutlayacak a­caba? Apartmanını alt-türden canlılardan temizlemiş bir va­tandaşın ruh huzuru içinde bu davayla basına yansıyan adını kesip saklayacağı kupürlerle a­ilesınin gelecek nesilleri için arşivleyecek. Torunları ileride "Dedemiz apartmandan dört kediyi sokağa attırmış, o zaman gazetelere çıkmış" diyecek. Pek güzel.

Kısa bir süredir gazete ve dergiJerde evcil hayvan sahiplerine yönelik sayfalar çıkıyor. Evcil hayvan bakı­mının zamanla kendi endüstrisini getirmiş olduğu ülkemizde bu, doğal. Hayatımızda evcil hayvan kültürü, Batılı bir dille yer etmeye başlıyor. Pet'lerimize ne yedirip içireceğimizi, belirli dönemlerde ne tür diyetler uygulayacağımızı danışabileceğimiz yerler var artık. Yabancı dilden kitap okuyanları da büyük şaşkınlıklar bekliyor. Evdeki kedinizin dişlerini ne sıklıkta fırçalamamız gerektiğini okuyunca Batının 'pet' bakım dili­nin bizim alışık olduğumuzdan fark­lı olduğunu görüyorsunuz.

Vahşet, Türkiyeli insanın hayatını işgal edeliberi, sokaklarda yaşayan başıboş hayvanlar da bundan payını aldı, kaçınılmaz olarak. Oysa sokak­larda bir yandan özgürlüklerinin ta­dını çıkarırken bir yandan da insan­lar tarafından kollanan hayvanların varlığına alışık bir kültürümüz var­dı. özellikle İstanbul'un sokak kedi­leri ve köpekleri dünyanın dört bir yanına nam salmıştı. Bu hayvanlarla birlikte yaşamaya alışmış olan in­sanlar, hep bir elden o hayvanlara sahip çıkar, onlarla çok samimi ol­masa da gösterişsiz bir alışkanlıkla diyelim yandaki boş arsanın Karaba­ş'ı için bir parça kemik, arka bahçe­deki şişko Mestan için balık kafaları ayınlırdı. Kuduz salgını ihtimaline karşı on yıllarca önce toplanıp Ha­yırsızada'ya bırakılan köpeklerin halk tarafından nasıl teknelerle üçer beşer kurtarılıp şehre getirildiği hâlâ anlatılır. Eh, Türklerin de birkaç iyi huyu olacak elbet. Ama yazık ki on­ları da zamanIa kaybediyorlar. Nite­kim Özal'ın hayatımızı kurtarıp he­pimizi hesap makinalı birer işadamı­na çevirdiği dönemde, büyük hay­van katliamları başlatıldı. ANAP'ın işbitirici kadrosu, askeri çözümlere olan inancıyla sokaklardan toplat­tıkları kedi ve köpekleri topluca fı­rınlara atıp yakıyor, ya da tek tek vurdurtuyordu. Yeni bir sterilizas­yon dönemi başlamıştı. Menıleketi­mizde topyekun temizlik hareketi işçileri, komünistleri, memurları ve bütün ezilenleri hallettikten sonra sıra sokak hayvanlarına gelmişti. Vizyonumuz hayırlı olsun, gözüyaşlı hümanizma zımbırtılarına karnımız tok. Çoluk çocuğa kafa başına ödül­ verip kedi köpek toplattılar,

DÜNYANIN SAHİPLERİ

İnsanoğlunun kendini şu dünya­nın tek sahibi sanma ahmaklığı, dünyayı büyük felakete sürüklüyor. Direy ve bitey (flora ve fauna) çeşit­liği günden güne daralıyor. Nesli tükenmekte olan kimi hayvan türleri­ni koruma altına alıp onların hayatı­nı 'bağışlayan' insan, büyük bir yüce­gönüllülük gösterdiğini samyor. Oy­sa her yaşattığınız, ölmesine engel olduğunuz hayvan, kendiniz, kendi dünyanız için bir kazanç. Adetleri, alışkanlıkları, çoğalma düzenleri, kı­sacası yaşam biçinıleriyle insanın­kinden çok farklı canlılarla birlikte yaşıyor olınak, aynı havayı soludu­ğumu bilmek bana müthiş bir sevinç veriyor. Belgesellerde izlediğim, ki­taplarda okuduğum hayvan davra­nışları, dünya üstüne, insan üstüne edindiğim bütün tanımları yeniden gözden geçirmeme neden oluyor. Dünyanın dayattığı koşullarla başa çıkma biçimleri, alanını belirleme, savunma, dayanışma, rekabet keli­meleriyle adlandırılıp kavramsallaş­tırdığımız bütün canlı özelliklerinin farklı türlerdeki farklı yansımalarını izlemek benim için son derece heye­can verici.

HAYVAN HAKLARI

İnsan hakları tamlamasını daha birkaç yıl önce kelime hazinesine kazandırınış olan Türk vatandaşının hayvan hakları tamlaması karşısında gösterdiği tepki şaşırtıcı değil. He­men hemen kimse tarafından fazla ciddiye alınmayan bir kavram. 'De­mokrat, yurtsever' vatandaş için in­sanIar arasında bunca açlık varken 'lüks' bir konu, ertelenebilir. İşbitiri­ci, küçük çaplı katiller için köktenci bir çözümle, yani itlaf1a halledilebilir bir konu. Hayvanların hayatı için belirli bir çaba gösterenler, ekranlar­da durmadan birbirleriyle kavga e­den asabi kadınlar. Neyi paylaşama­dıkları pek belli olınamakIa birlikte kavgalarının seyirlik olduğu su götürmez. Dolayısıyla ikide bir günde­me geliyorlar. Bana kalırsa asıl hay­van hakları militanları, kafayı hay­vanlarla bozınuş, gece gündüz haya­tını onlarla paylaşan, adanmış insanlar. Hani hemen her mahallede birer melek gibi gecenin belirli saatlerinde çıkıp elindeki nevaleyi yüzlerce kedi ve köpeğe dağıtan, inanılmaz bir disiplinle her gün o hayvanları besleyenler. Cihangir'de yüzlerce kediyi bahçesinde ağırlayan madam. Her gece yarısından sonra apartman kapısının önüne çıkıp yine en az elli kediyi besleyen tiyatrocu Suzan Ustan.

"Ben kendimi yavruları olan bir kedi ya da köpek yerine koyuyorum. Gideceğim çöplüklerden bir şey arayacağım. Çöplüklerde kömüt tozu, naylon, kağıttan başka bir şey yok. Bir kuru ekmek parçası bulursam memelerime süt dolacak, yavrularımı besleyeceğim. Kendimi hep onların yerine koyuyorum. Onun için malımı da canımı da onlar için harcıyorum. Feda olsun" diyen, her gece beş yüz kedi-köpek besleyen Prof. İsmet Sungurbey. Adını bilmediğim, kimileyin sabaha doğru karşılaştığım, hayvanlarla konuşan, büyük bir sabırla onları besleyen insanlar. Büyük şehirlerin uykusuz melekleri. Bütün sokak kedileriyle, köpeklerini tek tek tanıyan, hepsinin hatırını tek tek soran o tuhaf insanlar.

Bir hayvanı anlamak, onunla bir ilişki yaşamak insanı eğiten, dünyada benzeri olmayan bir serüven. Sevgili kedim Leyla’yla koyun koyuna yatıp bir film seyrederken ya da bir kitap okurken ani bir kan kaynamasıyla ya o ya ben, bir aşk oyununu başlattığımızda aramızdaki kıvılcım, ikimizin de olmayan ortak bir dilde buluşmayı öğrenmiş olmanın verdiği coşku, biraz da. İkimizin de dişleri kamaşarak, o başını boynuma sürtüp, neredeyse göğsümü yarıp içine girmeye çalışırken, ben aşkla karnını avuçlayıp gıdısını okşarken yaşadığımız yakınlığı nasıl anlatmalı. O an ben kedi olma arzusuyla yanıp tutuşurken, Leyla insan olup anlatmak istiyor. Kedime gıpta ettiğimde insan olmanın, kedi olmanın, köpek olmanın, ağaç olmanın mucizesini hissediyorum. Bu dünyayı timsahından kurduna, yılanından kedisine bütün hayvanlarla paylaştığımı bilmek, beni insan yapan. Dünyalı yapan. Dünyalı bütün canlılar karşısında merak, tevazu ve hayranlıkla dolu bir dünyalı.

Radikal İki, 18.1.1998