Anasayfa > Güncel Yazılar > Kavgam'ın Neden ve Nasıl Okuyoruz?

Kavgam'ın Neden ve Nasıl Okuyoruz?

Samet İnanır

31 Mart 2005

Meselenin gazetelere havale olmasından evvel, son bir kaç yıldır, çıktığımız üniversite gezilerinde sotasında cam kenarı için kitap bulunduran arkadaşlarımızla ve kantinde Malbaro-Light - Araba anahtarı - Cep telefonu troykası yerine masada kitap tutmayı yeğleyen arkadaşlarımızın yeni gözdesi Kavgam'dı. Kitap yalnızca bilgilenme aracı değil, sahibinin hedef kitlesine vermek istediği bir zarf, bir mesaj, bir göz kırpması da olabildiğinden, ilkin, piyasacı arkadaşlarımızın kof bir marjinalazisyon hamlesi deyip, geçmiştik.

Oysa vakit ilerledikçe, önce vakıf üniversitelerinin sosyal bilimler bölümlerindeki öğrencilerine ücret karşılığı ödev yapan arkadaşlarımız tuhaf istekler almaya başladıklarını, "Ödevi basit yapın da hoca anlamasın" klasiğinin yanı sıra "Bir de Kavgam'a referans olursa sevinirim" opsiyonunun da eklendiğini ve bunun sık yaşandığını şaşkınlıkla paylaştılar. Meseleyi deşince, sınıftaki tartışma bölümlerinde öğrencilerin kitaba sıklıkla referans verdiğini ve bu kitaptan yola çıkarak tartışmalar yaşandığını, ödevde bu kitaba yer verilirse ödevin öğrencinin kendisi tarafından yapılmadığının anlaşılmaması için sigorta teşkil edeceğinden bunun söylendiği anlaşıldı. Sonra popüler internet sitelerinde, forumlarda ve mail gruplarında kitaptan alıntılarla karşılaşmak sıradanlaştı. Kavgam'ın bulunmadığı kaçak kitap tezgahı kalmadı. Ve nihayet 17 Mart günü, Ülker-Maccabi Tel-Aviv basketbol maçında en büyüğü taş çatlasa 17 yaşında olan 120 kişilik bir grup,

Maccabi trübünlerinin tam karşısına mevzilenerek maç boyunca Nazi selamıyla "Yaşasın Hitler!" sloganı atıyor, tüm tribün, polisler, biri "bok" dese elindeki mikrofonuyla "alooo, ayıp oluyor" diye gürleyen görevli susuyor, şaşırmıyor, oralı bile olmuyordu.

Kavgam'ın çok satan olmasından hareket edip analizlere girişmenin pahası ucuz, kalitesiz bir Adornoculuk'a düşebilme ihtimali: bu veriden yola çıkarak gençliğin faşizme kaymakta olduğuna, Yahudi düşmanlığının siyasileşebileceğine ve Kürt düşmanlığının hortlamasına ulaşmak, ki bu yönde yeteri kadar emareyi üretebilmiş olmamıza karşın, toptancı ve bonkör değerlendirmeler.

Yine, Kavgam'ın çok satan olmasını Emre Aközgil bir hoyratlıkla kitabın ucuzluğuna, gençliğin kanıkaynarlığına, Türkiye'de tirajla okunma oranı arasındaki meçhul korelasyona, çevreye marjinal poz yapma kapasitesine ve Hitler'in psikolojisini öğrenme merakına indirgeyip görmezden gelmek de, ki bu yönde yeteri kadar emraye sahip olmamıza karşın, tutumlarla siyasal yönelimler arasındaki bağı ıskalayan ve baştansavıcı değerlendirmeler.

Üniversite öğrencilerinin bu kitabın barındırdığı söylemi belki her zaman benimsemesinin değil ama kesinlikle merak etmesinin ardında yapısal bir neden var.

Kavgam, İdeolojik ayrımların anlamsızlaştığı ve gitgide siyasetin küresel sisteme

entegrasyonu ve oryantasyonu regüle eden bir tür teknisyenliğe dönüştüğü kabûlu karşısında, yaşamakta olduğu düzenden memnun olmayan, artık bu düzenden her neyi kast ediyorsa onu adeletsiz, acımasız ve yanlış bulan üniversite gençliği için yalnızca tuzukuru bir analiz değil aynı zamanda sorunların çözüm yolunu da gösteren bir yapıt. Hele hele, ABD-İsrail ittifakının uluslararası politika mecrasındaki çözümsüzlüklerin, sorunların, alicengizlerin nedeni olarak gören, devasa Sebataycı-anti-semit litaratürden etkilenmiş bir gençliğin nazarında, Hitler'in kesif anti-semitizmi, dünyayı milletler arasındaki menfâat yarışı olarak yorumlaması ve "acırsan acınacak duruma düşersin" mottosuyla kafasındaki dünyayı anlamalandırması için birebir.

Yukarıdaki, ancak kısmî olarak doğrulanabilir, betimlemelerde sıkışıp kalmamak, daha gelişkin neden-sonuç ilişkileriyle dünyayı kavramaya çalışmak gerektiğini biliyoruz. Nedensellikleri kurgularken dünya politikasının karmaşık yapısını kabullenmek, tikele özgülük marjı tanımak, farklı ekolleri incelemek çok fazla zaman, sabır, zahmet ve irade gerektirdiğinden, artık temel gayesi mezuniyetinin ertesinde içine sindirebileceği bir iş bulabilmek için piyasa koşullarına uyum sağlama yarışında geride kalmamak olan bu gençlikten beklenebilir mi ? Olguların görünen aldatıcı yüzüyle uyumlu gözüken, ilkelleği paçalarından akan yıkıcı varsayımların kısa sürede zahmetsizce düz mantıkla anlaşılabilecek basitliğini barındıran Kavgam ve türevi kitaplar ve tezler, yarından umudu azalan, piyasa koşullarında arzuladığı geleceği kuramayacağını düşünen gençliğin içerisinde yaşadığı topluma baktığında ister istemez kapılacağı benzer bir sosyal-Darwinist yorumla çakışırken yedeğinde tutacağı bir kitap olduğunda şaşırmamak gerekiyor.

Üniversite öğrencilerinin, tüm öğretim hayatlarını yüksek not ortalamaları tutturmak, hiç bir yazı beyhude etmeden çok uluslu şirketlerde stajlar yapmak, sektörün belli başlı dergilerini takip etmek, kulüpler aracılığıyla konferanslara katılıp içeridekilerle sıcak temas kurmak, kişisel gelişim seminerlerine katılmak yoluyla tüm enerjisini, birikimini ve konsantrasyonunu piyasanın kendisinden beklediği koşullara uydurma, yoksa işsiz kalma, tehlikesi karşısında giriştiği CV sosyalleşmesiyle tümden bir kariyer ideolojisi tarafından kuşatılmış halde. Eskilerin verimsiz nostaljik hayıflanmalarıyla eskiden genç dediği, sistemin içerisine henüz girmediği için ona dışarıdan muhalif de olabilen gençlik artık piyasanın yüksek standartlarını entegre olabilmeye harcıyor zamanını. İçlerinde yine de siyasete karşı soğuk kalmayanlarının bu 'performans terörü' kıskacında, analitik okumalar yapmalarını beklemek güçleşiyor her gün.[1]

KAVGAM’IN TEHLİKESİ

Kavgam'ın yaratacağı tehlike, Hitler'in tezlerini benimsemeye yatkın olabileceğimize; tanıdık faşizmlere kaymamıza, azılı Yahudi düşmanları olmamıza yol açacağı değil. Bu tehlikeleri tetikleyeci unsur olabilir ya da etkinliğinin kısıtları yüzünden olmayabilir. Tehlike, Hitler'in dünyayı algılama biçimini, metodolojisini, önceliklerini içselleştirerek, onu rasyonel sayarak içerisinde yaşadığımız topluma ve siyasete bakmak.

Tehlikeyi böyle okuduğumuzda, bir tane Kavgam yok piyasada. Toplumsal formasyonumuz, hayatında bu kitaptan haberi bile olmasa da Semra Hanımlar'a, Caner'lere, ölen kamyon şoförlerimizin ardından "kalan sağlar bizimdir" diyen, diyebilen işadamlarına, "etik, tetik yok kardeşim" diyen haber müdürlerine Hitler'in diliyle var oldukları dünyanın bu halinde her gün pratik olarak Kavgalarını ve başarı hikeyelerini yazdırıyor.

Esnek istihdam piyasasında kariyer canavarıyla boğuşan, nefes almak için başını kaldırdığında bu medyalar yoluyla bilgilenen üniversite gençliğinden Hitler'le değil Wallerstein'larla, Sorokin'lerle, Kennedy'lerle, Huberman'larla, Skockpol'lerle, Tilly'lerle, Keyder'lerle, Harvey'lerle dünyayı algılamasını otomatikman bekleyecekseniz hemderdimiz değilsiniz.

[1] "Gençlik" üzerine yazmaya heveslenen herkesin içi boş Özal Kuşağı geyikleri yerine gençliği anlayabilmek için Foti Benlisoy'un Toplum ve Bilim Dergisinin Güz 2003; 97. sayısında yer alan "Öğrenci Muhalefetinin Güncelliği" yazısını referans almasında ciddi fayda var.