Anasayfa > Güncel Yazılar > Umudun Eriyişi ya da Erimeyen Taş

Umudun Eriyişi ya da Erimeyen Taş

Ömer Faruk

15 Şubat 2009

Epeydir şehrin dar sokaklarında dolaşan fısıltıları duyuyoruz. Yenilgi ve ihanetle yaralanmış bedenlerimiz biraz daha üşüyor. Kabanlarımıza sarılıp, bir kuytuya çörekleniyor bu fısıltı dalgasının bitmesini, biterken bize daha az hasar vermesini umarak bekliyoruz…

Diğer yandan, haber bültenlerinde fosfor bombalarının çocukların yüzünde patlayışını, bütün dünyanın bu “çocuk katliamına” seyirci kalışını izliyoruz. Ergenekon katillerinin katliamlarda kullandıkları/kullanacakları “ölüm araçlarının” gömüldükleri yerlerden çıkarılışlarını seyrediyor, üzerimizden nasıl kanlı bir oyun planlandığını görüp, irkiliyoruz…


ÖDP, yarattığı umut ve heyecan açısından olduğundan daha fazla bir etkiye sahip! Bütün ayrılmalara ve fısıltılara rağmen bu “fazlalık” şimdiye kadar direndi. Çoktan adresini bir tek siyasi parti tarihçilerinin bildiği yer olacakken, bu fazlalık yüzünden hâlâ fısıltılarla yaşıyor. Fısıltılar yeni bir ayrılığın biriktiğini söylüyor nicedir…Dinlediklerimiz, kendi tarihine yenik düşmüş olan hikâyelerden ibaret. Başlangıçtaki umut ve heyecana layık olmayan hikâyeler; zayıf, niteliksiz ve kendine bir tarih edinme çabası taşımayanların hikâyeleri… “Haklı kalmaktansa güçlü olmayı seçenlerin” hikâyeleri…Zamana direnemeyen hikâyeler… Peki, memleket solunun en umut verici projesi nasıl bu noktaya geldi? Bu kapsamlı sorunun cevap yeri burası değil! Öncelikle bu projeyi inşa eden aktörlerin kendi samimi cevaplarını dinlememiz gerek; bunun için de kendi hatalarıyla yüzleşmeye cesaret edecek “samimiyete” ve “olgunluğa” kavuşmalarını beklememiz gerekecek sanırım.

Ayrılık için ise olgunluk sözcüğü üzerinden konuşabiliriz bence. Sözlükler “olgun” için şöyle diyor: “Bilgisi, görgüsü ve hoşgörüsü gelişmiş, olayları geniş bir açıdan değerlendirebilen. Türkçe Sözlük, Ali Püsküllüoğlu, Can Yayınları, 2008”

Ayrılık gerekçesi olarak dinlediğimiz hikâyelerin “hoşgörüsü gelişmiş” bir aktörün eylediklerinden olmadığı açık. Daha çok olayları “geniş bir açıdan değerlendirme” olgunluğunu edinememiş olanların çiziktirdikleri şeyler; tek bir sözcük kullanmak gerekirse: “ham” hikâyeler. Tıpkı zamane yazarlarının çoğunun geçmişten habersiz bir dil ve üslupla hikâye anlatmaları; anlattıkları hikâyelere Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yusuf Atılgan, Sevgi Soysal …vb’nin gölgesinin düşmemesi gibi.

Oysa, yaşanan onca deneyimden, ödenen onca bedelden sonra “olgun” gerekçeler beklemek hakkımız, kesinlikle! “Ham” hikâyeler anlatılması, dinleyenlerin bunlara ikna olduğunu (= olacağını) göstermiyor. Anlatan aktörlerin inisiyatif aldıkları bir süreçten dinleyenlerin inisiyatif aldıkları bir sürece evriliyoruz nicedir… Anlatan kişi olmanın şehvetli sarhoşluğu anlatılan hikâyelerdeki “ham”lığı fark etmelerini önlüyor olsa gerek. Oysa ne diyor gözleri görmeyen adam: “Aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil!”


Ayrılık gerekçesi olarak anlatılan hikâyelerin “ham”lığı, sosyalistlerin kendine dair sorunları kendi içinde çözecek kültürü inşa edemediğini, bunun mekanizmalarını kuramadığını, bu olgunluğa ulaşamadığı gösteriyor. Bunun yapılamamış, bu olgunluğa ulaşılamamış olması dışarıdaki hayata dair söylenen iddialı lafların hepsini boşa düşürüyor. Dahası, dinleyen insanlarda müstehzi gülümsemelere neden oluyor. Amerika, AB, İsrail, Kürt sorunu, Ergenekon, derin devlet…vb iddialı konularda edilen sözlerin inandırıcılığını zayıflatıyor. Buna kimsenin hakkı yok! [ÖDP kuruluşunda umut ve heyecan yaratan bir hikâye anlattığı için medyada yer alıyordu. Şimdi ise “ne hallere düştü” babından medyada yer alıyor. Bu “hallerin” aktörleri bu durumu nasıl olur da fark etmez!]


Belki de sessizlik, eylemsizlik başka insanların umutlarını öldürmemek için daha gerekli bir eylemlilik halidir…

Gandhi “Cesurca çekilen gerçek acılar, bir taşın kalbini bile yumuşatabilir.” diyor; pasif kalmak, taşın yumuşaması beklemek, olgunlaşmak için kendi kozanı örmek belki de daha önemli…

Vazgeçmek, sabır olgunluktur!

Taş erimiyorsa, cansızdır!

Erimeyen taş Duvar (=The Wall) olur!

Her duvar eninde sonunda yıkılır!

(*) Kurucu Üye, 16 01 2009