Anasayfa > Güncel Yazılar > The dotCommunist Manifesto - noktaKomünist Manifesto (Bilgiye Ücretsiz Erişimi Savunanların Manifestosu)

The dotCommunist Manifesto - noktaKomünist Manifesto (Bilgiye Ücretsiz Erişimi Savunanların Manifestosu)

Eben Moglen , Çeviren : Necla Öztürk

24 Aralık 2009

Bir kâbus çok-uluslu kapitalizmin uykularını kaçırmakta – bilgiye ücretsiz erişim kâbusu. “Globalizm”in bütün güçleri; Microsoft ve Disney, Dünya Ticaret Örgütü, Birleşik Devletler Kongresi ve Avrupa Komisyonu bu kâbusu defetmek için acımasız bir ittifak içindeler.

Korsan, anarşist ve komünist gibi etiketlerle yaftalanmamış bu yeni dijital toplumun özgürlük savunucuları nerede? “Fikrî mülkiyet”in, toplumdaki değiştirilemez değişimin gereksiz ayrıcalıklarını elde tutmak için yapılan bir girişimden başka bir şey olmadığını söyleyenlerin ve bu lakapları takanların çoğunun iktidardaki hırsızlar olduklarını görmedik mi? Fakat özgürlük hareketinin kendisinin bir güç olduğu, Globalizm Güçleri tarafından kabul edilmekte. Şimdi, bu serbest bilgi hayali masalını kendimize ait bir Manifesto ile karşılamak için bütün dünyanın karşısında kendi düşüncelerimizi bir an önce haykırmanın vakti.

SAHİPLER VE YARATICILAR

Dünyanın her yerinde var olan özgür bilgi hareketi, kendi yarattığı dijital teknoloji sayesinde burjuva endüstri toplumunun dönüşümünden doğan yeni bir sosyal yapının ortaya çıkmakta olduğunu ilan etmiştir.

Bugüne kadarki tüm toplumların tarihine baktığımızda sınıflar arası çatışmaların hep varolageldiğini görürüz.

Hür ve köle, aristokrat ve avam, lord ve serf, lonca kurucusu ve usta, burjuva ve proletarya, emperyalist ve ikinci sınıf, kısacası zalim ve mazlum; sürekli birbirlerine karşı durmuşlar ve sıklıkla, ya toplumun daha büyük bir bölümünde devrimci geri oluşum ya da savaşan sınıfların müşterek yıkılışları ile sonuçlanan bazen örtülü, bazen açık bir savaşa durmaksızın devam etmişlerdir.

Modernitenin müjdecisi olan Avrupalı gücün evrensel gelişiminden filizlenen endüstri toplumu, sınıf antagonizmasını ortadan kaldırmadı. Bunun yerine yeni sınıflar, yeni zulüm koşulları ve kavganın yeni formlarını oluşturdu. Fakat burjuvazi dönemi, sınıf rekabetini basitleştirdi. İki büyük muhalif kampa ve iki büyük sınıfa ayrılmış olarak görünen toplum, birbiriyle direkt olarak Burjuvazi ve Proletarya olarak yüzleşmektedir.

Fakat devrim genelde oluşmadı ve “proletarya diktatörlüğü” yükseldiği ya da yükseldiğini iddia ettiği yerde de özgürlüğü tesis etmede yetersiz olduğunu kanıtladı. Bunun aksine kapitalizm, teknoloji sayesinde kendine yönelik bir memnuniyet seviyesini güvence altına aldı. Modern işçiler, kendi sınıf koşullarının daha da kötüleşmesinden ziyade endüstrinin ilerlemesi ile yükseldiler. Yoksulluk, nüfus ve zenginlikten daha hızlı ilerlemedi. Fordist tarzda akılcı sanayi, endüstri işçilerini yoksul proletaryalara değil, toplu üretimin kitle tüketicilerine dönüştürmüştür. Proletaryayı medenileştirmek burjuvazinin kendini koruyucu programının bir parçası olmuştur.

Böylece evrensel eğitim ve çocukların endüstriyel istismarına bir son verilmesi proletaryan devrimin küçümsenen programı olmaktan çıkmış, burjuvazinin sosyal ahlak standardı olmuştur. Evrensel eğitimle işçiler, onları ekstra tüketime teşvik edecek medyayı takip edebilir hale geldiler. Ses kaydı, telefon, sinema, radyo ve televizyon yayınının gelişimi kültürün kendisini derinden değiştirirken işçilerin burjuva kültürü ile ilişkilerini de değiştirmiştir.

Örneğin müzik, geçmiş insanlık tarihi boyunca çabuk tüketilen ve kesinlikle ticari olmayan bir maldı, sosyal bir süreçti; bir yer ve zamanda oluşur, üreten ve tüketen insanlar tarafından üretildiği bölgede tüketilirdi. Kayıt sisteminin benimsenmesinden sonra müzik, uzun mesafede taşınabilen, yaratıcısından ister istemez uzaklaştırılan ve kolay bozulmayan bir meta olmuştur. Tüketimin bir malzemesi olarak müzik; ekstra tüketimi yönetmede, yeni toplu tüketim sınıfları üzerinde ihtiyaçlar yaratmada ve ihtiyaçlarını mülkiyet için kârlı rotalara sürmede, yeni sahipleri için bir fırsat haline gelmiştir. İnsan bilişinin doğasına on yıllık süreler içerisinde yeniden yön vermiş olan sinemanın tamamen yeni olan aracılığı ile her işçi, gününün belli bir bölümünü ekstra tüketimi tavsiye eden mesajların alımı için harcamaktadır. Böylesi reklamların onlarca, binlercesi önce her çocuğun gözü önünden geçirilmiş, köleliğin yeni bir formuna indirgenen çocuklar, üretici bir makina olma eğiliminden kurtarılmıştır; şimdi onlar, ister istemez tüketim makinasi olmaya aday gönüllü askerlerdir.

Bu nedenle burjuva toplumunun koşulları, kendilerince yaratılan zenginliği daha iyi kapsayabilecek bir şekilde daraltılmıştır. Böylelikle tekrarlanan aşırı üretim hastalığını tedavi etmiş olduk. Artık bundan sonra istenmeyen fazlalıkta medeniyet, istenmeyen fazlalıkta geçim kaynağı, istenmeyen fazlalıkta endüstri ve istenmeyen fazlalıkta ticaret kalmamıştır.

Fakat burjuvazi üretim araçlarında, dolayısıyla üretim ilişkilerinde ve bunlarla beraber toplumun bütün ilişkilerinde sık sık devrim yapmadan varlığını devam ettiremez. Üretimde sık devrim yapma, bütün sosyal koşulların kesintisiz kargaşası, ebedi kararsızlık ve sıkıntı, burjuvazi dönemini öncekilerden ayırır. Bütün kalıplaşmış, donmuş ilişkiler ile onların eski ve saygıdeğer önyargı ve düşünce öğretileri ortadan kaldırılır, yeni formda olanların hepsi katılaşmadan demode olur. Elle tutulan ne varsa eriyip gider.

Dijital teknolojinin benimsenmesi ile toplu tüketici kültürünce desteklenen toplu tüketici sistemi, içinden yeni bir sınıf rekabeti yapısının çıktığı yeni sosyal koşulları doğurmuştur.

Burjuvazi, tüm üretim araçlarının hızla gelişmesi, ulaşım ve iletişimin büyük ölçüde kolaylaşması sonucunda, tüm ulusları, en barbarlarını bile uygarlığın içine çekmektedir. Malların ucuz fiyatları, burjuvazinin Çin duvarlarını yerle bir ettiği ve barbaların yabancılara karşı inatla besledikleri nefreti dize getirdiği ağır toplardır. Burjuvazi, onları yok etme pahasına, ulusların, kültürünün ve fikir mülkiyeti ilkelerini benimsemesini zorlamakta; uygarlık adına verdiği şeyin kabullenilmesini istemekte, yani onları burjuvalaştırmaya çalışmaktadır. Uzun sözün kısası, burjuvazi, kendi suretinde bir dünya yaratmaktadır. Ancak, bunun iletişimi ve kültürsüzleşme için kullanılan araçların ta kendileri, bunlara karşı çıkan direnişin yöntemlerini belirlemektedir.

Dijital teknoloji burjuva ekonomisini dönüştürmektedir. Üretim sistemindeki dominant ürünlerin –hem satılan hem de işçilere neyi ve nasıl alacaklarını gösteren eşyalar olan kültürel tüketimin nesneleri– kültür ve bilginin diğer bütün formlarıyla birlikte son birim maliyetleri sıfırlanmıştır. Müzik, sanat, edebiyat, teknik bilgi, bilim ve bilginin diğer bütün formlarını içeren kültürün bütün ürünlerinden herkes yararlanabilmektedir. Sosyal eşitsizlik ve coğrafi izolasyon engelleri artık bulunmamaktadır. Eski lokal ve ulusal inziva ve kendi kendine yetmenin yerini, sadece maddi değil düşünsel üretimde de her yönde ilişki ve insanların evrensel karşılıklı bağımlılığı almaktadır. Kişilerin entelektüel yaratıları, müşterek mülkiyet haline gelmektedir. Devasa üretim ve değişim araçlarını çağıran bir toplum, modern burjuva toplumu; mülkiyet, değişim ve üretim ilişkileriyle, sihirleri ile çağırdığı cehennem güçlerini artık kontrol edemeyen büyücü çırağına benzemektedir.

Bu değişim ile insanoğlu sonunda, kendi gerçek yaşam koşulları ve kendi türü ile olan ilişkileriyle yüzleşmek zorunda kalır. Toplum –insanın, her bilgi artışına verdiği önem de göz önüne alınırsa– düşünsel çalışmaların güzelliğine ve yararına herkesin sahip olması ile herhangi tek bir kişinin sahip olması arasında maliyet farkı olmadığı ve bunun herhangi bir istisnasının da bulunmadığı gerçeğiyle yüzleşmektedir. Roma, Sezar’ı doyurmak için gerekenden farklı olmayan bir maliyetle herkesi bolca besleyebilecek olanaklara sahip olsaydı eğer, açlık çeken birileri kaldığında insanlar Sezar’ı çoktan ortadan kaldırırlardı. Fakat burjuva mülkiyet sistemi, bilgi ve kültürün, ödeme yetisiyle bağlantılı paylaşılmasını istemektedir. Yaratıcı ve destekleyicilerin gönüllü ortaklıklarını kapsayan ve karşılıklı bağlılık teknolojileri sayesinde yeni yeni uygun kılınan alternatif geleneksel formlar, mülkiyetin güçlü kitle iletişim sistemleriyle eşitsiz bir rekabete sokulmalıdır. Bu kitle iletişim sistemleri ise insanların elektromanyetik spektrumdaki müşterek hakların benimsenmesi üzerine temellendirilir. Dijital toplum içersinde, bilgi işçisi sınıfları –sanatçılar, müzisyenler, yazarlar, öğrenciler, teknoloji uzmanları ve bilgiyi kopyalayarak ve değiştirerek yaşam koşullarını kazanmaya çalışan diğerleri– mümkün olanların farkında olmaları ve burjuva ideolojisi tarafından kabul edilmeleri için neyin dayatıldığını bilmeleri arasındaki çekişme nedeniyle radikalleşirler. Bu uygunsuzluktan yeni bir sınıf bilinci yükselmekte ve bu farkındalıkla da mülkiyetin düşüşü başlamaktadır.

İsteksiz destekçisi burjuvazi olan dijital toplumun gelişimi, rekabet yüzünden oluşmuş yaratıcıların izolasyonunu, işbirliği sayesinde oluşan devrimci kombinasyonla yer değiştirir. Bilgi, teknoloji ve kültür yaratıcıları, mülkiyete dayalı üretim yapısına ve ödeme baskısına dayalı dağıtım yapısına artık gerek duymadıklarını keşfederler. İşbirliği ve mülkiyetsiz üretimin anarşist modeli, yaratıcıların üretim teknolojilerinin kontrolünü kazanmalarını sağlayan ücretsiz yazılımların oluşmasını sağlar. Böylece, yaratıcılar, daha fazla üretimin teknolojisinin kontrolünü de ellerine geçirmiş olurlar.[1] Yayın yapanların ve diğer bant genişliği sahiplerinin kontrolünden çıkmış olan ağın kendisi, yeni bir dağıtım sisteminin mekânı olabiliyor. Bu sistem, tüm müzik, video ve soft ürünlerin dağıtımının zorlayıcı sistemini ortadan kaldırıp, yerine, denklerin hiyerarşik olmayan bir işbirliği içinde çalıştıkları bir sistem getirmektedir. Üniversiteler, kütüphaneler ve ilgili kurumlar bu yeni sınıfın arkadaşları olmaya başladı; daha acemiliklerindeki bu insanları, bilgiye erişimi özgürce ve herkese artırmalarını teşvik ederek, kendilerinin bilgi dağıtıcıları olarak tarihî görevlerini yeniden değerlendiriyorlar. Bilginin, mülkiyetin kontrolünden özgürleşmesi, işçiyi ona yakıştırılan bir makinenin emanetçisi görevinden kurtarmaktadır. Bedava bilgi, işçinin, zamanını steril tüketim çağrısını gittikçe sıklaştıran burjuva kültürünü tüketmeye değil, zihnini ve yeteneklerini beslemeye ayırmasını sağlamaktadır. Yaratma gücünün gitgide farkına varan bu kişi, burjuva toplumunun onu hapsettiği üretim ve tüketim sisteminin edilgen bir katılımcısı olmayı bırakır.

Ancak burjuvazi, yönetimi ele geçirdiği her yerde, tüm feodal, ataerkil ve kırsal ilişkilere son vermiştir. İnsanoğlunu “doğal efendiler”ine bağlı kılan çapraşık feodal bağları acımasızca kesip atmış, insanla insan arasındaki katıksız çıkardan, katı “nakdi ödeme”den başka bir bağ bırakmamıştır. Dinsel gayretin, soylu tutkuların, basit duygusallığın en ulu coşkularını bencil çıkarcılığın buzlu sularında boğmuştur. İnsanoğlunun kişisel değerini, piyasa değerine dönüştürmüş ve onca kazanılmış geri alınamaz özgürlüğün yerine o tek, o vicdansız özgürlüğü –Serbest Ticaret'i– getirmiştir. Kısacası dinsel ve siyasal aldatmacaların örtüsü ardına gizlenen sömürünün yerine çırılçıplak, utanmaz, dolaysız, acımasız sömürüyü getirmiştir.

Burjuva mülkiyet sisteminin, bilgi ve bilginin gücü sayesinde kitle kültürünün tüketicileri olarak önceki basit rollerinden sıyrılan emekçi sınıfların yaklaşan büyük kurtuluşu karşısında uzun süre yaşayabilmesi için savaşması gereklidir. Mülkiyet, tercih ettiği silah olan Serbest Ticaret'i kullanarak, korkulan aşırı üretim krizlerini oluşturmaya çalışmaktadır. Çaresiz, devamlı tüketici rolündeki sahiplerini yakalamak için burjuvazi mülkiyeti, dünyanın bazı bölgelerini ucuz ürün kaynağından mahrum bırakmaya çalışarak barbarlara değil, en çok değer verdiği ilerlemiş toplumlardaki eğitimli kişilere yönelir.

Bu aşamada emekçiler ve üreticiler henüz dünyanın dört bir yanına dağılmış ve kendi içlerindeki rekabet yüzünden parçalanmış, tutarsız bir yığın halindedirler. Kısa süreliğine de olsa bazen üreticilerin üstün geldikleri de olur. Savaşlarının gerçek meyvesi hemen o anda elde edilen sonuç değil, gittikçe büyüyen birlikleridir. Modern sanayi tarafından yaratılan ve farklı bölgelerdeki işçilerin ve üreticilerin birbirleriyle bağlantı kurmalarını sağlayan ulaşım araçları bu birliğe katkı sağlar. Hepsi de aynı niteliği taşıyan birçok yerel mücadeleyi sınıflar arası, tek bir mücadeleye merkezileştirmek için ihtiyaç duyulan bağlantı da budur. Ama her sınıf mücadelesi siyasal bir mücadeledir. Orta Çağ burjuvalarının kötü ulaşım şartları altında elde etmelerinin yüzyıllar aldığı bu birliğe, modern bilginin işçileri, network sayesinde birkaç yılda ulaşmıştır.

ÖZGÜRLÜK VE YARATMA

Burjuvazi sadece kendisine ölüm getiren silahları oluşturmamış, ayrıca bu silahları kullanan –dijital çalışma sınıfı– üreticiler olarak işçilerin varlığına da davetiye çıkarmıştır. Hem sosyal hem de değişim değeri yaratma; metalaşmaya direnme; özgürlük teknolojilerini birlik içersinde yaratabilme bilgi ve yeteneklerine sahip bu işçiler, bir makinenin fazlalıkları olarak görülemezler. Cahillik ve coğrafi izolasyon bağlarıyla sanayi ordusuna bağlanmış proletaryanın –ki bu orduda, fark edilemez ve kolayca yerleri değiştirilebilir bir haldeydiler– aksine, yaratıcılar, kolektif bir şekilde iletişim ağı üzerindeki kontrolü koruduklarından benliklerini koruyabilmişlerdir. Ayrıca, fikrî yaratımlarının pahasını kendi menfaat ve özgürlüklerine çok daha uygun ayarlamalarla belirleyerek burjuva mülkiyet sisteminin onlara sağladığı koşullardan çok daha iyi duruma gelmişlerdir.

Ancak gerçekten serbest ekonomiyi tesis etmede yaratıcıların başarısına sarih oranda burjuvazi, “serbest pazarlama” ve “serbest ticaret” seçimleri içerisine gizlenmiş zorlayıcı üretim ve dağıtım yapısını takviye etmeye çalışacaktır. Her ne kadar güç üzerine kurulu dengeleri güç kullanarak muhafaza etmeye hazır da olsa, burjuvazi, kendi sistemini yeniden aşılamak için, öncelikli olarak kendi kanununu tercih etmektedir. Toplumun modernleşmesine karşın, kanunun tutucu gücüyle feodal yapının sürdürülebileceğini düşünen Fransa'nın ancien régime'i gibi, burjuva kültürünün sahipleri de mülkiyet kanunlarının, kendilerinin serbest bıraktıkları güçler karşısında sihirli bir duvar oluşturmasını beklemektedirler.

Üretim ve değişim araçlarının gelişimi belirli bir aşamaya geldiğinde; feodal toplumun ürettiği ve alışveriş yaptığı koşullar, feodal tarım ve imalat sanayii –yani kısacası– mülkiyetin feodal ilişkileri, ziyadesiyle gelişmiş olan üretim güçleriyle boy ölçüşemez hale geldiler. Onların sökülüp atılması gerekiyordu ve zaten gerçekleşen de bu oldu.

Onların yerini serbest rekabet almış; bununla uyumlu sosyal ve politik bir oluşum, burjuva sınıfının ekonomik ve politik etkisi de bunu takip etmiştir. Ancak “serbest rekabet”, içerisinde her zaman tekelci istekleri barındıran kapitalizmi deneyimleyen burjuva sınıfı için gerçekleşmemiş bir hayal olarak kalmıştır. Burjuva mülkiyeti, burjuva kanununun özgürlük dogmasını pratik düzenlemeler sayesinde inkâr ettiğini tutarsızca ilan ederek, tekel kavramının örneğini oluşturmuştur. Yeni dijital toplumda, üreticiler ekonomik hareketin gerçekten serbest formlarını tesis ederken, burjuva mülkiyet dogması burjuva özgürlük dogmasıyla aktif çatışmaya girer olmuştur. Fikrî mülkiyeti korumak, konuşma özgürlüğünü bastırmak anlamına gelen özgür teknolojinin bastırılmasını gerektirir. Ülkelerin gücü, özgür üretimi yasaklamak için kullanılmaktadır. Bilim adamları, sanatçılar, mühendisler ve öğrencilerin bilgi üretmesini ve paylaşmasını önlemekte, fikirlerinin kültürel üretim ve dağıtım sistemindeki mülkiyet haklarını tehlikeye attığını ileri sürmektedir. Bu nedenledir ki, yaratıcılar ancak sahiplerin mahkemelerinde sınıf kimliklerinin açıkça farkına varıyor ve dolayısıyla da çatışma başlıyor.

Fakat burjuva mülkiyet hukuku, burjuva teknolojisi sonuçları karşısında sihirli bir tılsım değildir: Sihirbaz çırağının süpürgesi süpürmeye, sular yükselmeye devam edecektir. Üretim ve dağıtımın yeni modelleri, modası geçmiş kanun prangalarını parçaladıkça, mülkiyetin mağlubiyeti teknoloji içersinde gerçekleşecektir.

Üstünlüğü ele geçirmiş tüm sınıflar, tüm toplumu kendi mülk edinme koşullarına bağımlı kılarak, zaten elde etmiş oldukları konumu sağlamlaştırmaya çalışmışlardır. Bilgi işçileri ise, kendilerinden önceki mülk edinme biçimlerini ve böylece daha önceki tüm öteki mülk edinme biçimlerini ortadan kaldırmadan toplumun üretici güçlerinin efendisi olamaz. Bilgi işçilerinde olan; özgürlüğe, fikrî mülkiyetin ortadan kaldırılmasına, bilginin özgür dolaşımına ve kültürün, tüm insanların paylaştığı sembolik müşterekler olarak restorasyonuna devrimci bir adanmışlıktır.

Bizler, kültür sahiplerine şöyle sesleniyoruz: Özel mülkiyet fikrine son vermek istememiz karşısında dehşete kapılıyorsunuz. Oysa sizin bugünkü toplumunuzda, özel mülkiyet halkın onda dokuzu için daha şimdiden yok edilmiş bulunuyor. Yarattıkları şeyler, zihinlerinin meyvelerini patent kanunları, telif hakları, ticari sır ve fikrî mülkiyetin diğer formlarıyla ele geçirmek isteyen işverenler tarafından derhal özelleştiriliyor. Cüzi bir miktar karşılığında herkesle iletişim kurmayı ve herkesin birbirinden özgürce öğrenmesini sağlayabilen elektromanyetik spektrumdaki doğum hakkı, burjuvazi tarafından ele geçirilmiş, daha sonra yayın kültürü ve telekomünikasyon servisleri gibi tonla para ödenen tüketim maddeleri olarak geri verilmiştir. Bu düzende toplum bireylerinin yaratıcılıkları çıkış yolu bulamaz: Müzikleri, sanatları, hikâye anlatıcılıkları “yayıncılık” oligopolünün tüm güçleri tarafından yüceltilen kapitalist kültürün metaları tarafından bastırılmıştır. Bu “yayıncılık” karşısında edilgen kalmaları beklenmektedir; yaratıcıdan çok tüketici olmalıdırlar. Kısacası, yasını tuttuğunuz mülk hırsızlık kazancıdır: Mülkün sadece bazılarına mahsus olması, başkalarının elinde olmayışındandır. Bu yüzden siz bizi, toplumun büyük çoğunluğunda olmamasıyla var olabilen böylesi bir mülkiyet biçimine son vermek istemekle itham ediyorsunuz.

Fikir ve kültürdeki özel mülkiyetin kaldırılması üzerine, bütün yaratıcı faaliyetin “teşvik”sizlikten dolayı duracağı ve evrensel tembelliğin bizi ele geçireceği iddia ediliyor.

Bu iddiaya göre, tamamıyla, bilgi ve kültürü para ilişkisine maruz bırakmasıyla ortaya çıkan burjuvazinin belirmesinden önce ne müzik, sanat ne de teknoloji ya da öğrenme olmalıdır. Özgür üretim ve özgür teknolojinin ortaya çıkması, ücretsiz yazılım ve dolayısıyla da ortaya çıkan ücretsiz dağıtım teknolojisinin gelişimi ile karşı karşıya kalan bu iddia, basitçe görünebilen ve karşı çıkılamayacak kadar sağlam olan bu olguları yok sayar. Gerçek, dogmanın altına itilmiştir. Bu dogmaya göre, burjuvazinin en heybetli günlerindeki entelektüel üretim ve kültürel dağıtım düzenlemeleri –hem geçmişin hem de günümüzün kanıtlarına rağmen– tek mümkün yapılanmadır.

Sonuç olarak, biz sahiplere şöyle sesleniyoruz: Mevcut üretim tarzı ve mülkiyet şeklinizden kaynaklanan toplumsal biçimleri (üretim sürecinde ortaya çıkıp kaybolan tarihsel ilişkileri) doğanın ve aklın ölümsüz yasalarına dönüştürmeye zorlayan yanılgıyı, sizler, daha önce iktidara gelmiş tüm yönetici sınıflarla paylaşıyorsunuz. Kadim mülkiyet söz konusu olduğunda açıkça görebildiğiniz, feodal mülkiyet söz konusu olduğunda kabul ettiğiniz şeyi, belli ki kendi burjuva mülkiyet biçiminize gelince kabul etmeye yanaşamıyorsunuz.

Bizim teorik çıkarımlarımız, hiçbir şekilde, o ya da bu dünya değiştiricisinin icat ettiği ya da keşfettiği fikir veya ilkeler üzerinden şekillenmemiştir. Bu teorik çıkarımlar, var olan bir sınıf mücadelesinden, gözümüzün önünde sürmekte olan tarihsel bir hareketten doğan gerçek ilişkileri genel bir biçimde dile getirmektedir.

İnsanlar toplumda devrim yaratan fikirler hakkında konuşurlarken, aslında yeni bir toplumun öğelerinin eski olan toplumda yaratıldığını ve eski fikirlerin çözülümünün eski var oluş şartlarının çözülmesiyle aynı hızda gerçekleştiğini ifade ederler.

Ücretsiz bilgi toplumunun yaratıcıları olan bizler, müşterek insanlık mirasını kademe kademe burjuvaziden zorla almaya kararlıyız. “Fikrî mülkiyet” kisvesi altında bizden çalınan kültürel mirası ve elektromanyetik taşımacılık ortamlarını geri almaya niyetliyiz. Konuşma özgürlüğü, ücretsiz bilgi ve özgür teknoloji savaşına kendimizi adadık. Bu mücadeleyi geliştirdiğimiz adımlar tabii ki de farklı ülkelerde farklılık gösterecektir; ancak aşağıdaki tedbirler genel olarak kolayca uygulanabilir:

Fikir üzerindeki bütün özel mülkiyet biçimlerinin kaldırılması.

Elektromanyetik spektrum kullanımındaki bütün özel lisansların, ayrıcalıkların ve hakların iptal edilmesi. Elektromanyetik frekanslardaki kalıcı hakların temini konusundaki tüm görüşmelerin iptali.

İletişimde herkesin eşit haklara sahip olması için elektromanyetik spektrum altyapısının geliştirilmesi.

Bilgisayar programlarının müşterek toplumsal gelişimi ve genetik bilgi dahil tüm yazılım türlerinin kamu malı haline getirilmesi.

Tüm teknik konuşma biçimlerini de içeren konuşma özgürlüğüne tavizsiz saygı gösterilmesi.

Yaratıcı işlerin bütünlüğünün korunması.

Tüm toplumca oluşturulmuş bilgi ve kamu eğitim sisteminin tüm branşlarında kullanılan tüm eğitim araçlarına ücretsiz ve eşit ulaşım.

Burada belirtilmiş ve belirtilmemiş tüm yollarla, bizler, insan aklını özgürleştirecek olan devrime kendimizi adadık. Böylece, fikirlere uygulanan özel mülkiyet sistemini alaşağı ederek gerçekten adil bir topluma hayat veriyoruz. Bu toplumda, birinin özgür gelişimi, hepimizin özgür gelişimi için bir şarttır.


[1] Özgür yazılım hareketi, GNU/Linux işletim sistemini ve kopyalanabilen, değiştirilebilen ve dağıtılabilen alakalı programları geliştirmek için, erken 1980'lerden beri, tüm dünyadan birçok –maaşlı ya da maaşsız– yazılımcı kullandı. Şimdilerde yaygın olan ve kamu malı olmayan yazılım endüstrisinin ürünlerinden kat ve kat üstün olan bu teknik ortam, bilgisayar kullanıcılarını, bilgisayar devriminin, kapitalizmin hayalini kurduğu teknolojik kontrolün tekelci tarzından kurtarmıştır. Özgür yazılım hareketi, dünyanın en güçlü tekelinin mülki üretimini tahtından indirerek, dijital işçilerin işbirliğinin neler yaratabileceğini göstermiştir. Bu hareketin ürünleri, kapitalist üretimin mülki hak ve dışlayıcı “fikrî mülkiyet” yasası ile yaratılmış ve sıkça göklere çıkarılan “teşvikler”ine rağmen cüzi masraflarla dağıtılan, çok daha iyi ürünlerdir. Yayımlandığı tarih: Şubat 2003, Eben Moglen: Profesör, Columbia Üniversitesi. Çeviren: Necla Öztürk, Yrd. Doç. Dr. Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası Özel Hukuk Öğretim Üyesi