Anasayfa > Güncel Yazılar > Türk Televizyonu'nda Ahlak Söylemi ve Aşk-ı Memnu

Türk Televizyonu'nda Ahlak Söylemi ve Aşk-ı Memnu

Şölen Şanlı

03 Ekim 2010

Haziran ayında Aşk-ı Memnu dizisi reyting rekorları kırarak ve arkasında birçok tartışma bırakarak ekranlara veda etti. Bu tartışmaların başında dizinin karakterlerinin, özellikle diziye adını veren yasak aşkın kahramanları Behlül ve Bihter’in “ahlak”ıyla ilgili olanlar vardı. Bu yazıda Aşk-ı Memnu’dan yola çıkarak Türk medyasında bu kavram etrafında kurulan “söylem”i inceleyeceğim. Medya çalışmalarında sıkça kullanılan yaklaşımlardan biri medya ürünlerinin “söylem” yarattığını ve böylelikle izleyicilerin gerçekliği yorumlamasına aracı olduğunu iddia eder.[1] Michel Foucault’ya (1991) göre söylem (discourse) bir konu hakkında ne söylenebileceğini (sayable) belirler. Bir konu hakkındaki bilgilerimiz ve düşüncelerimiz o konu hakkında çeşitli merkezler tarafından üretilen söylemlerle belirlenir. Bu merkezlere örnek olarak, akademik çalışmaların yürütüldüğü üniversiteler, tıp dünyası, hukuk, askeriye, polis ve medya gibi kurumlar verilebilir. Bu mecralarda üretilen söylemler, yine eğitim kurumları ve medya tarafından halka dağıtılır. Bu anlamda, medyayı Türkiye’de ahlak konusunda söylem üreten bir mecra olarak görmek mümkündür.

Aşk-ı Memnu dizisi Halid Ziya Uşaklıgil’in aynı adlı romanından uyarlanmış olup, günümüz şartlarına adapte edilmiş ve birçok açıdan romandan uzaklaşmış olmakla birlikte, ana hatlarıyla romanın kurduğu dengeleri ve karakter yapılarını korumuştur. Bu yüzden dizideki ahlak sorununu incelerken öncelikle romanla diziyi karşılaştırmanın yerinde olacağı kanaatindeyim.

Bihter, Adnan Bey’le neden evlenir, nasıl aldatan kadına dönüşür?

Berna Moran, Aşk-ı Memnu’yu incelerken Uşaklıgil’in romanı Tanzimat romanından farklı olarak tez kaygısıyla değil, “psikolojik gerçekliğe dayanan, sağlam yapılı, kusursuz bir sanat yapıtı yaratmak” amacıyla yazdığını iddia eder (Moran 1983/2004, 92). Moran’a göre Aşk-ı Memnu’da neden-sonuç ilişkileri, karakterlerin neyi neden yaptığının iyice kurulması önemlidir. Örneğin Bihter bazı eleştirmenler tarafından “kötü kadın” olarak algılansa ve suçlansa da, Moran’a göre Uşaklıgil Bihter’in davranışlarının psikolojik sebeplerini göstermek için çaba gösterir. “Bihter başta namuslu bir kadındır ve namuslu kalmak için çırpınır; ne var ki içinde bulunduğu koşullar ve yaratılışındaki bir eğilim, onu önüne geçilmez bir zorunlulukla, kocasını aldatan bir kadın yapar” (Moran 1983/2004, 95). O zaman, Bihter’i “ahlaksız”, “namussuz” olarak damgalamadan önce onun kocasını aldatma noktasına nasıl geldiğini, içinde bulunduğu koşulların nasıl oluştuğunu incelemek lazım.

Bihter’in Adnan Bey’le evlenme sebepleri roman ve dizide farklı şekillerde kuruluyor. Romanda Bihter Adnan Bey’le evlenmeyi iki ana nedenden dolayı kabul ediyor: Birincisi, maddi sıkıntı içinde olan ailesinden uzaklaşıp, Adnan Bey’in sağlayacağı maddi imkanlardan yararlanabilmek. İkincisi ise Adnan Bey’in teklifinin kendisinin alıp alacağı maddi olarak elverişli tek evlilik teklifi olduğunu sezmesi: “Annesinin hayat tarzı, bütün ailenin şöhreti o emelleri kapayan birer set şeklinde yükseliyordu” (Uşaklıgil 1925/2010, 47). Anlaşılıyor ki Firdevs Hanım’ın kocasını aldatmış, hoppa bir kadın olarak şöhreti Bihter’in iyi izdivaç hayallerinin önünde önemli bir engel teşkil etmektedir.

Dizide ise Bihter Adnan Bey’le evlenmeyi öncelikle diş bilediği annesine nispet yapmak için kabul eder. İkincil sebebi ise babasını aldatırken yakaladığı ve onun ölümünden sorumlu tuttuğu annesinin evinden, etki alanından uzaklaşmak. Bu anlamda, roman da dizi de Bihter’in Adnan Bey’le evlenme sebeplerini başarıyla ortaya koyar, Bihter’in annesi gibi ve tam da korktuğu gibi “aldatan kadın”a dönüşümündeki sebep-sonuç ilişkilerini sağlam bir şekilde kurar. Hatta Bihter’le Behlül de zaman, şartlar (Bihter’in evliliğinde aradığı mutluluğu bulamaması) ve kişilik özellikleri (çapkın Behlül’ün bu kadar yakınındaki genç ve güzel bir kadına karşı koyamaması) gibi sebeplerle evlilik dışı bir ilişkiye başlarlar, ilk görüşte aşkla değil.

O zaman, Bihter’i kötü kadın olarak görmenin de zorlaşması lazım. Sosyolojik olarak Bihter, bir kız evlat olarak, özellikle romanda, annesinin “namus”suzluğunun sonuçlarıyla karşı karşıyadır. Bihter, başta kendisine sonra çevresine “Firdevs Hanım’ın kızı” olmadığını kanıtlamaya uğraşır. Yani annesinin “namus”suzluğu Bihter”in tüm hayatını, evlilik kararından belki de intihar kararına kadar, etkileyen, belirleyen bir durumdur. Uşaklıgil romanda Behlül’le ilişkisinin ortaya çıkmasından sonraki dakikalarda ve kendini öldürmeden önce Bihter’in aklından geçenleri şöyle betimler:

Demek buradan, böyle mülevves bir alüfte zilletiyle [kirli bir fahişe alçalmasıyla] atılacaktı ve iki gün içinde bu vaka bütün halka yayılacak, bu memleketin havasında, etrafında handeler serperek, çalkalanacaktı. O zaman, Bihter için Firdevs Hanım’ın hayatı başlayacaktı. Etraftan kendisine gülümseyerek bakmak için salahiyet [yetki] bulan gözler açılacak, yalının şehnişinine mektuplar atılacak ve …. Bütün vücudundan buzlar akıtan bir raşe [ürperme] ile titriyordu. … Ve bütün bunları kabul etmek lazım gelecekti. Bunları reddedemeyecekti. Ne salahiyetle? Firdevs Hanım’ın kızı değil miydi? Kocasının evinden kovulmamış mıydı? Bu zillet hayatı boynuna dolanmış bir zincir idi ki onu boğuncaya kadar sürüklemek icap ediyordu. Kollarını uzatarak boğazını sıkmak üzere uzanan bu zinciri atmak istedi. Her şeye, her şeye, hatta ölüme katlanacaktı, yalnız buna değil… (Uşaklıgil 1925/2010, 506)

Uşaklıgil’in kurduğu bu boğucu sahneyi dizinin yazarları finalde birebir izlememiş. Dizide, aldatan kadın olmanın toplumsal sonuçları Bihter’in intiharında büyük bir rol oynuyor gibi gözükmüyor. Bunun yerine dizide Bihter kendisini Behlül tarafından terkedildiği ve Behlül’le Nihal evliliğinin gerçekleşmesine katlanamadığı için öldürür. Ama dizi yine de Bihter’in romandaki intiharına sadık kalır. Yazarların diziyi intihar gibi trajik bir sonla finale ulaştırmaları reyting kaygısıyla alınmış bir karar veya artistik bir seçim olarak algılanabilir. Ama ahlakın namusla eş değerde tutulduğu, genç kızların namus uğruna aileleri tarafından tartaklandığı, dışlandığı, yaralandığı, intihara ikna edildiği ve hatta düpediz öldürüldüğü bir Türkiye’de milyonlar tarafından seyredilen bir dizide kocasını aldatan kadının sonunun intihar olması yine de artistik veya ekonomik nedenlere indirgenemeyecek kadar anlamlıdır.

Nitekim, geçtiğimiz günlerde Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nca ilan edilen rapora göre 2010 yılının ilk 7 ayında 226 kadın cinayete kurban gitmiş, bunlardan 45’inde cinayeti işleyen erkek “aldatıldığı” gerekçesini öne sürmüştür (Akın 2010). İçişleri Bakanlığının verilerine göre 2001-2006 yılları arasında 1806 töre/namus cinayeti işlenmiş ve 5375 kadın intihar etmiştir.[2] Aşk-ı Memnu da intihar finaliyle eşini aldatan kadının sonunun ölüm olacağı beklentisini pekiştirir, bu konu etrafında varolan söylemi bir kere daha üretir.

Aşk-ı Memnu’da intihar edenin Behlül değil Bihter olması da doğaldır. Çünkü erkek ne kadar büyük bir skandala karışmış olursa olsun hayatına devam edebilir ama kadın için aynı skandal fiziksel olarak ölüm anlamına gelmese bile sosyal olarak ölüm anlamına gelmektedir (ki Bihter fiziksel ölümü sosyal ölüme tercih eder). Aynı şekilde kendinden neredeyse 20-30 yaş küçük bir kadınla evlenmeye heveslenen Adnan Bey’in bu hevesi sorgulanmaz ama Bihter’in ahlaksızlığı üzerinde uzun uzun durulur. Yani “ahlak” da “ahlaksızlık” da her zaman kadına aittir.

Aşk-ı Memnu’da Evlenmenin Ekonomi-Politiği

Türk televizyonunda sıklıkla işlenen bir diğer konu ise kadınla erkeğin kurduğu ilişkideki ekonomik dengelerdir. Kadının işgücüne katılımına yönelik toplumsal önyargılar, genel olarak işsizlik oranının yüksek oluşu ve işyerlerinde kadına karşı yapılan ayrımcılık gibi ögeler Türkiye’de kadınların kendi ayakları üstünde bağımsız birer birey olarak durabilmeleri, bir erkeğin himayesine girmeden bekar, dul veya boşanmış kadınlar olarak çocuklarıyla birlikte hayata devam edebilmeleri önündeki en büyük engellerden biridir. [3] Bu anlamda yüzde 23,5 gibi bir oranda kalan kadının işgücüne katılımı[4] biraz da çalışmanın kadının namusuna halel getirmesi etrafında dönen inançlarla ve söylemlerle ilgilidir.

Türk televizyonunda, kadının işgücüne katılımının önündeki kültürel ve ekonomik engellerin sorgulanması yerine evlilik kadının var olabilmesi için ilk şart olarak kurulur. Aşk-ı Memnu’da da hala karakteri ve belki evin çalışanları dışındaki her kadın karakter bir erkeğin himayesinde var olmakta veya bir erkeğin himayesine girmeye çalışmakta, kurtuluşu bunda aramaktadır. Örneğin Amerika’da üniversite tahsili almış Bihter, bir iş bulup kendi dairesine çıkmak gibi bir yol aramak yerine annesiyle birlikte yaşadığı boğucu ev ortamından uzaklaşmak için çareyi çok az tanıdığı, kendisinden yaşça çok büyük, zengin Adnan Bey’le evlenmekte bulur. Aynı şekilde maddi yıkımla karşı karşıya kalan Firdevs Hanım, bir gün bile yıkımdan çalışarak kurtulmayı düşünmez, onun yerine damatlarından yardım ve hatta başlık parası alır. Peyker bir galeride çalışmaktadır ama maddi yıkım tehdidi karşısında onun geliri sözkonusu bile edilmez ama eşi Nihat’ın Adnan Bey’in yanında çalışmaya başlaması kurtuluşları olarak görülür. Adnan Bey’in evinde de holding’in varisi yaşı henüz küçük olan Bülent olarak görülür, ablası Nihal değil. Nihal ise 19-20 yaşlarında nişanlanır, hem de yakın akrabasıyla! Yani kadının tek kurtuluşunun zengin ve güçlü (veya en azından kendisine bakabilecek) bir erkeğe “yamanması” olduğu beklentisi bu dizi tarafından da bir kez daha kurulur. Türkiye’de kadınlar için Pierre Bourdieu’nün terimiyle “mümkün olanlar alanı” (space of possibles) oldukça dardır (Bourdieu 1996). Medya, bu alanın darlığını sorgulamak yerine pekiştirir.

KAYNAKÇA

Akın, Arda. 2010. 7 ayda 226 kadın cinayet kurbanı. Hürriyet, 15 Ağustos.

Bourdieu, Pierre. 1996. The rules of art: Genesis and structure of the literary field. Stanford: Stanford University Press.

Ecevit, Yıldız. 1995. The status and changing forms of women’s labor in the urban economy. In Women in modern Turkish society: A reader, Şirin Tekeli, ed., 79-89. London and New Jersey: Zed Books.

Foucault, Michel. 1991. Politics and the study of discourse. In The Foucault effect: Studies in governmentality, ed. Graham Burchell, Colin Gordon, and Peter Miller, 53-72. Chicago: University of Chicago Press.

Hall, Stuart, ed. 1997. Representation: Cultural representations and signifying practices. London: Sage.

Kardam, Filiz vd. 2005. The dynamics of honor killings in Turkey: Prospects for action. New York: UNFPA.

Moran, Berna. 1983/2004. Türk romanına eleştirel bir bakış 1: Ahmet Mithat’tan A. H. Tanpınar’a. İstanbul: İletişim.

T.C. Devlet Planlama Teşkilatı ve Dünya Bankası. 2009. Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı: Eğilimler, Belirleyici Faktörler ve Politika Çerçevesi. Washington D.C.: Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası.

Uşaklıgil, Halid Ziya. 1925/2010. Aşk-ı Memnu. İstanbul: Özgür Yayınları.

[1] Bu yaklaşımın etraflıca tartışıldığı bir kaynak için bkz. Hall (1997).

[2] Bazen aileler erkek evladın hüküm giymesiyle sonuçlanabilecek bir namus cinayeti işlemek yerine kadını intihara ikna etmeyi yeğliyorlar (Kardam vd. 2005). Fakat yukarda sayısı verilen intiharların hangi oranda aile baskısıyla gerçekleştiğini bilemiyoruz tabii.

[3] Bu tür sorunlar için bkz. Ecevit (1995) ve T.C. Devlet Planlama Teşkilatı ve Dünya Bankası (2009).

[4] T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı ve Dünya Bankası (2009).