Anasayfa > Güncel Yazılar > Honduras'ta Cyberpunk

Honduras'ta Cyberpunk

Levent Konca

04 Ekim 2012

Sınırsız rekabet. Ağır silahlarla donatılmış özel güvenlik güçleri, Şirket'in yasalarını hayata geçirmek üzere sokaklarda devriye geziyor. Kolları kamusal alanı ahtapot gibi sararken, vantuzları emilip kâra dönüştürülebilecek hiçbir şeyi es geçmeyen Şirket, dünyanın mutlak hakimi. Toplum dışına itilmiş, varoluşlarının meşruiyeti tartışma konusu dahi olamayacak kadar silinmiş bir avuç sans papiers hariç herkesin göğsünde Şirket'in çalışanlarına verdiği kimlik kartı asılı. Bir zamanların “vatandaşları”, artık yalnızca birer “ücretli”den ibaretler. Engels'in “toplam ulusal sermayenin ideal kişileştirilmesi” olarak tanımladığı devlet ortadan kalkmış ya da daha doğrusu özünde hep olduğu şeye, kapitalistlerin mülklerini yoksul kitlelere karşı koruyan silahlı bir çeteye dönüşmüş. 80'li yılların başında neo-liberalizmin ayak sesleri yerkürede yankılanırken doğmuş olması tesadüf olmayan Cyberpunk dünya tasavvurunda sıkça karşımıza çıkan bu distopik motif, günümüzde, şimdiki zamana ait olmaya, belki de daha önce hiç olmadığı kadar yakın: Nüfusun yüzde 80'e yakınının yoksulluk sınırının altında yaşadığı, ekonomisinin tamamının on iki ailenin ve yabancı şirketlerin kontrolündeki bir tarım ülkesi olan Honduras'ta, hükümetin yabancı yatırımcılarla yaptığı bir anlaşma sonucunda, iç işleyişi tamamen yatırımcı şirketler tarafından kontrol edilecek olan “otonom şehirlerin” inşasına önümüzdeki günlerde başlanacak.

DARBEDEN NEO-LİBERALİZM CEHENNETİNE

Cyberpunk distopyaların anlatı öncesi geçmişine içkin felaket, tabii bu felaket kapitalizmin doğuşunun kendisi değilse, bizim hikâyemizde de mevcut: Bir askeri darbe. 28 Haziran 2009 tarihinde solcu devlet başkanı Manuel Zelaya, yüzlerini kar (ya da “kâr”) maskeleri ile gizlemiş yüzlerce ağır silahlı asker tarafından başkent Tegucigalpa'daki evinden kaçırılarak, Kosta Rika'ya götürülür. Milyonlarca insanın işsizliğe ve yoksulluğa mahkum edildiği ve sokakların uyuşturucu çetelerinin kontrolünde olduğu ülkede 2005 yılında yapılan seçimlerde, rakibi Porfirio Lobo Sosa'nın çetelere karşı idam cezasını daha yoğun olarak kullanma propagandasına, eğitim sisteminin çete üyesi gençleri “topluma kazandıracak” şekilde yeniden düzenlenmesi, yolsuzlukla mücadele, doğrudan demokrasinin yaygınlaşması ve daha adaletli bir gelir dağılımı vaatleri ile karşılık vererek seçilen[1] Zelaya döneminde, gerçekten de askari ücret yüzde 60 oranında artmış, küçük çiftçilere sübvansyon olanakları sağlanmış ve bankaların küçük üreticilere verdiği kredilerin faiz oranları sınırlandırılmıştı.[2] ABD'nin Orta Amerika'daki sadık müttefiklerinden olan Honduras'ın, Latin Amerika'da ABD etkisini kurmak amacıyla kurulan ve Venezuela, Bolivya, St. Vincent ve Grenadinler, Nikaragua, Antigua ve Barbuda, Küba, Dominika ve Ekvador'dan oluşan ALBA'ya (Latin Amerika İçin Bolivarcı İttifak) katılması, bardağı taşıran son damla olmuştu.[3] Darbe, aynı zamanda, bir gün sonra 29 Haziran tarihinde, Kasım ayında meclisin yanısıra yeni bir anayasa çıkarma yetkisine sahip olacak bir “kurucu meclisin” de seçilip seçilmeyeceğine karar verecek olan referandumun da önüne geçmiş oldu. Yeni anayasada genişletilmiş sosyal hakların ve devletin ekonomiye mücahalesinin yer alması öngörülüyordu. Bir yandan Honduras'ın bölgedeki anti-neoliberal birliğin bir parçasına dönüşürek gittikçe ABD yörüngesinden uzaklaşmaya başlaması, diğer yandan ülke ekonomisinin zenginler ile yoksullar arasındaki uçurumun görece kapanacağı şekilde yeniden yapılandırılıyor olması, gerek ekonomiyi gerekse siyaseti belirleme konusunda rakipsiz olmaya alışmış ekonomik elit ile ABD'ye bağlılığın garantörü konumundaki ordu yönetimini biraraya getirerek darbenin önünü açtı.

Darbenin hemen ardından mecliste yapılan şaibeli bir oylama sonucunda, yine Zelaya gibi Liberal Parti üyesi ve zengin bir işadamı olan Roberto Micheletti geçici olarak devlet başkanlığı görevine getirilirken, darbeden önce belirlenmiş olan 29 Kasım tarihinde gerçekleşen başkanlık seçimini Porfirio Loba Sosa kazandı. Darbe koşullarında, muhalefete yönelik yoğun baskı altında gerçekleşen ve sol muhalefetin boykot çağrısı yaptığı seçime boykot damgasını vurdu: Yüksek Seçim Mahkemesi'nin açıkladığı rakamlara göre seçmenlerin yüzde 31'i, muhalefetin iddiasına göreyse yüzde 70'e yakını oy kullanmayı reddetti.[4]

Darbeden bu yana muhalefete yönelik siyasi baskılar gittikçe artarken, binlerce insan siyasi nedenlerden tutuklandı; asker, polis ve paramiliterler tarafından çok sayıda siyasi cinayet işlendi. Polisin, ordunun ve büyük toprak sahiplerinin emrindeki paramiliter güçlerin topraksız köylülere yönelik terörü artarak sürerken, uyuşturucu çetelerinin ülke sokaklarındaki egemenliği – Lobo'nun vaadinin aksine – perçinlenmiş durumda.[5] 2010 yılı itibarıyla Honduras, yüz binde 82 ile dünya genelinde nüfusa oranla en çok insanın cinayete kurban gittiği ülke durumunda.[6]

DENİZE DÜŞEN YILANA SARILIR

2009 seçimiyle işbaşı yapan Lobo hükümeti, Zelaya döneminde hayata geçirilen birçok uygulamayı geri aldı: Honduras ALBA'dan çıktı, toprak reformu kararnamesi rafa kaldırıldı, halkın doğrudan demokratik yöntemlerle yönetime katılımı yönünde atılan adımlar geri alındı. Lobo, askari ücreti de kaldırmak istese de, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum ve beklenen tepkiler bu gelişmenin önüne geçti.

Ülkenin başlıca gelir kaynakları, Meksika'dakine benzer maquiladoralar[7], tarım ve ABD ile Kanada'da yaşayan Honduraslılar'ın ailelerine gönderdiği döviz. Honduras, Dünya Bankası ve IMF tarafından “aşırı borçlanmış yoksul ülke” (Highly Intebted Poor Country) ilân edilmiş durumda ve HIPC Programı'ndan[8] yararlanıyor. IMF ve Dünya Bankası'nın programa katılım için koyduğu önkoşullar arasında “gerçekçi” bir yoksullukla mücadele programının hayata geçirilmesi var ve bu bağlamda söz konusu olan talepler arasında, tahmin edileceği üzere, devletin “küçülmesi” ve ekonominin liberalleşmesi de yer alıyor.

Lobo hükümeti, 2010 yılında 28 yıllık bir yönetim planı hazırladı (“Vision de Pais 2010-2038”). Planın temelini, ülke ekonomisinin tamamen liberalleştirilmesi, maquiladoraların yaygınlaştırılması ve yazının başında da bahsettiğim, neredeyse tamamıyla yabancı sermayenin kontrolünde olacak olan “otonom şehirlerin” (Ciudad de modelo) kurulması oluşturuyor. Lobo hükümeti döneminde anayasada yapılan bir değişiklik ile kurulmasının önündeki yasal engeller ortadan kaldırılan “otonom şehirler”, daha önce de kısmen Hong Kong ve Shenzen'de hayata geçirilmiş olsa da, Honduras'ta önümüzdeki ay ilkinin temelleri atılacak olan “otonom şehirler”, yönetimin doğrudan sermayenin elinde olması anlamında nitel bir farklılık gösteriyor.

PAUL ROMER VE CHARTER CITIES

Honduras'taki Cuidad de modelo projesinin fikir babası, New York Üniversitesi' nde iktisat profesörü olan Paul Romer. 80'li yıllarda teknoloji ve ekonomik gelişim arasındaki ilişkiyi incelediği makaleleri ile tanınan Romer, yoksul ülkelerin zengin ülkeler ile aynı teknolojilere erişim olanağına sahip olmalarına rağmen yoksul olmaya devam etmelerinin nedeninin, bu ülkelerde yürürlükte olan yolsuzluk geleneğinin, yasaların ve –daha da önemlisi– gümrük vergilerinin ekonomik gelişmeye ket vurması olduğunu öne sürüyor. Bu teoriye göre, yoksul bir ülkenin kalkınmasının yegâne yolu, ekonomik-politik sistemlerinde sermayeye daha büyük bir hareket özgürlüğü sağlayacak değişikliklere gitmesidir.

2009 yılında Paul Romer, bu teori üstüne bina edilmiş pratik bir proje olarak, yoksul ülkelerde kurulacak özel ekonomik bölgelerin kendilerine özgü yasalar ve bir politik sistem uyarınca yönetilmesi anlamına gelen Charter Cities konseptini üretti. Romer'ın iddiasına göre, Charter Cities bir yandan yoksul ülkelerin kalkınması önündeki engelleri (gümrük vergileri, yüksek gelir ve ticaret vergileri, sermaye açısından çekici olmayan yasalar, yolsuzluk vs.) ortadan kaldırırken, diğer yandan da sermayeyi ve göçmen işçileri kurulacak şehirlerde buluşturarak zengin ülkeler açısından göç sorununu büyük ölçüde çözebilecek bir konsept.[9]

Charter Cities konsepti, birçok iktisatçı ve siyaset bilimci tarafından neo-kolonyalizm olarak adlandırılıyor ve sert bir biçimde eleştiriliyor. Romer'ı eleştirenlerden biri de Alman Bilim ve Politika Vakfı'ndagöç uzmanı olarak çalışan Steffen Angenendt, konsepti “bir çeşit kalkınma diktatörlüğü” olarak niteliyor ve Romer'ın düşünce biçiminin “sosyal-teknokratik planlama çılgınlığı” olduğunu vurguluyor.[10] Konsept uyarınca kurulacak olan şehirlerde yaşayan insanların yönetime hiçbir şekilde katılamayacak olması, Romer'ın konseptinde seçimlere dair tek bir kelime dahi edilmemesi de, Charter Cities'in yoğun olarak eleştirilen yanlarından biri. Bu konuda Romer'ın verdiği yanıt ilginç: “Ben de birkaç yıl Kanada'da yaşadım. [...] Oy veremiyor olmak umrumda olmadı.”[11]

Romer'ın konsepti, daha önce – kendi iddiasına göre – Madagaskar Devlet Başkanı tarafından da beğenilmiş; ancak hayata geçirilemeden Madagaskar'da iktidar bir askeri darbe aracılığıyla el değiştirmişti.[12] Yine bir askeri darbe, bu sefer projenin Honduras'ta hayata geçmesini sağladı.

CIUDAD DE MODELO - HONDURAS’TA OTONOM ŞEHİRLER

2010 yılında Honduras hükümeti ile Paul Romer arasında başlayan görüşmeler, tarafların Honduras'ta seçilecek yerleşimsiz alanlarda üç “otonom şehir” kurulmasında anlaşmasıyla sonuçlandı. Hükümet, projenin hayata geçebilmesi için anayasada değişikliğe giderken, Romer da projeye hamilik edecek devlet arayışını üstlendi.

4 Eylül 2012 günü, Honduras meclisinde alınan “tarihî bir kararla”, hükümet ile MKG Group, Future Cities Development Corporation ve Koreli yatırımcılardan oluşan yatırımcı grubu arasında sermaye tarafından kurulacak ve yönetilecek üç otonom şehre dair anlaşma imzalandı. Başlangıç aşamasında, ilk “otonom şehir” için MKG 15 milyon dolarlık, Koreliler ise 4 milyon dolarlık yatırımla altyapı inşaatına girişmeyi taahüt ederken, Ekim ayında ilk kazmanın vurulması kararlaştırıldı. Bu yıl 5 bin, 2013'te 15 bin kişinin istihdam edilmesi planlanırken, bu rakamın 2015'te 45 bini bulacağı öngörülüyor.

“Otonom şehirlere” hamilik yapacak devlet bulmakta zorlanmasının da etkisi ile (İngiltere ve İsveç, Romer'ın teklifini geri çevirdiler), kurulacak olan şehirlerin yönetimi doğrudan sermayeye devredilmiş durumda: Yasama, yürütme ve yargı yatırımcıların kontrolünde olacak. Kısacası, şirketler hükümeti belirleyecek, polisi görevlendirecek, uluslararası ticaret anlaşmaları yapacak, Honduraslıların ve yabancı ülke vatandaşlarının “otonom şehirlere” göçünü kontrol edecek, vergilerin oranlarını belirleyecek (Bu konudaki yegane kısıtlama, Honduras hükümetinin kişisel gelir vergisi oranının yüzde 12'yi, şirket vergilerininse yüzde 16'yı aşmasını yasaklamış olması) ve aldığı vergileri, Honduras devletine vermek yerine, şehri yatırımcılar açısından daha çekici hale getirmek amacıyla kendisi harcayacak. Şehirler ile Honduras devleti arasındaki sorunlarda dokuz kişilik bir “Şeffaflık Komisyonu” arabuluculuk edecek. (Şeffaflık Komisyonu'nun “tarafsızlığı” hakkında net bir fikir sahibi olmak için, komisyonun başında Honduras hükümeti ile anlaşmazlığa düşerek proje koordinatörlüğü görevinden geri çekilene dek, Paul Romer'ın bulunduğunu söylemek sanırım yeterli olacaktır.) Yabancı polis teşkilatları ve gizli servisler ile birlikte çalışmak da “otonom şehirlerin” yetkisi dahilinde olacak. Sermayenin giriş ve çıkışının önüne herhangi bir engel konmayacak olması ve vergi oranlarının düşüklüğü, bir vergi cenneti (!) yaratılması ihtimaline işaret ediyor. Kurulacak olan şehirlerin, orta vadede, Honduras dışından da yoğun göç alarak milyonluk nüfusa erişmesi planlanıyor (Sadece bu açıdan bile, “otonom şehirler” ile 8 milyon nüfuslu Honduras arasındaki ilişki, Çin-Hong Kong ya da Çin-Shenzuan ilişkisinden çok farklı).

Tamamen sermayenin denetiminde olan, piyasanın hiç (ya da en azından neredeyse hiç) kısıtlanmadığı şehir devletleri yaratma projesinin mucidi Paul Romer değil. Liberteryanlar on yıllardır adalarda, gemilerde ya da deniz platformlarında kurulacak ve dizginleşmemiş kapitalizmi hayata geçirecek mini şehir devletlerinin hayalini kuruyordu.[13] Ancak, refah, zenginlik ve özgürlük getireceği iddia edilen bu projeler, yeterli kaynak bulunamadığından bugüne kadar hayata geçirilememişti. Neo-liberal distopya, insanlık tarihinde ilk defa Honduras'ta elle tutulabilecek kadar somut hale geliyor. Honduras'ta kurulacak olan “otonom şehirler”in, İspanyolca'daki isimlerinin çağrıştırdığı biçimde, dünyanın geri kalanı için “model” oluşturup oluşturamayacağı, sendikalar, asgari ücretler, işçi hakları, sosyal devlet uygulamaları olmadan kapitalizmin hayatta kalıp kalamayacağı sorusu, cevaplanmayı bekliyor. Dünyanın, başka bir gezegenin cehennemi olabileceği konusunda Aldous Huxley'nin haklı olup olmadığını belki gelecek gösterecek, ama Honduras'ın başka ve zengin bir dünyanın cehennemi olma yolunda emin adımlarla ilerlediği kesin.


[1] Neuber, Harald: Putschisten im Rückzugsgefecht, 01.07.2009, http://www.heise.de/tp/artikel/30/30636/1.html [22.09.2012].

[2] Dangl, Benjamin: Der Weg zu Zelayas Rückkehr: Geld, Waffen und soziale Bewegungen in Honduras, Quetzal – Politik und Kultur in Lateinamerika, Kasım 2009, http://www.quetzal-leipzig.de/lateinamerika/honduras/der-weg-zu-zelayas-rueckkehr-geld-waffen-und-soziale-bewegungen-in-honduras-19093.html [22.09.2012].

[3] Zelaya döneminde birliğe katılan Honduras, darbe sonrasında üyelikten çıktı.

[4] Sack, Kerstin: Widerstand erkennt Ergebnis nicht an, 30.11.2009, http://amerika21.de/nachrichten/inhalt/2009/nov/widerstand-936464-wahl [22.09.2012].

[5] Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı açısından önemli bir durak olmanın yanısıra, Honduras bağımlılık oranları açısından da kokrunç bir tablo ortaya koyuyor: Nüfusun yüzde 15'i eroin vb. afyon bazlı uyuşturucular, yüzde 9'u kokain, yüzde 8'i marijuana ve yine yüzde 8'i amfetamin kullanıyor.

[6] United Nations Office on Drugs and Crime: Global Study On Homicide 2011. Karşılaştırma için, Türkiye'de cinayet kurbanlarının nüfusa oranı – yine aynı araştırmaya göre – yüz binde 3.3.

[7] Maquiladora: Gümrük vergisinden ve genel olarak vergiden tamamen azade, yabancı firmaların ucuz işgücü çalıştırdığı özel üretim bölgeleri. Honduras'taki maquiladoralarda ağırlıklı olarak ABD piyasası için tekstil ve elektronik montaj sanayileri bulunuyor ve 100 bine yakın insan çalışıyor. Kötü çalışma koşulları ve düşük ücretler tepki çekiyor.

[8] The Enhanced Heavily Indebted Poor Countries Initiative: http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/TOPICS/EXTDEBTDEPT/0,,contentMDK:20260411~menuPK:64166739~pagePK:64166689~piPK:64166646~theSitePK:469043,00.html [22.09.2012].

[9] http://www.chartercities.org/concept [23.09.2012].

[10] Himmelreich, Laura: US-Ökonom empfiehlt Deutschland als Kolonialmacht, Spiegel Online, 25.01.20120. http://www.spiegel.de/wirtschaft/soziales/entwicklungshilfe-us-oekonom-empfiehlt-deutschland-als-kolonialmacht-a-668449.html [23.09.2012].

[11] Agy.

[12] Davidson, Adam: Who wants to buy Honduras? New York Times Magazine, 8 Mayıs 2012. http://www.nytimes.com/2012/05/13/magazine/who-wants-to-buy-honduras.html?pagewanted=all&_moc.semityn.www [23.09.2012].

[13] Honduras'taki yatırımcılar arasında yer alan Future Cities Development Corporation'ın kurucuları arasında yer alan, neoliberalizmin babası Milton Friedman'ın torunu Patrik Friedman, kısa bir süre önceye kadar açık denizde piyasa haricinde hiçbir güç tarafından yönetilmeyen yapay adalar oluşturmayı hedefleyen liberteryan örgüt Seasteading Institute'un yöneticiliğini yapıyordu.