Anasayfa > Güncel Yazılar > Çareyi Komplo Teorilerinde Ara(t)mak

Çareyi Komplo Teorilerinde Ara(t)mak

Recep Korkut

08 Eylül 2008

10 ay kadar önce Rize’nin İkizdere ilçesi Şimşirli Köyü sakinleri, kanalizasyon ve sıkıntısı çekilen köye kanalizasyon ve arıtma tesisi yapılması için verilen 350 bin avroluk hibeyi AB bize niye bedava para versin? Bunun altında bir çapanoğlu var diyerek reddetmişti. 26 Temmuzda Radikal’de çıkan habere göre ise köyün sorunları had safhaya ulaşmıştı ve köylü projeyi reddetmelerinden dolayı bin pişmandı. Pişman köylülerin savunması ise oldukça trajikomik: “AB’nin verdiği paranın ne olduğunu bilmiyorduk”. Bu olay bana komplo teorilerinin Türkiye toplumunun yaşamında kapladığı yeri ve konumu düşünme ve irdeleme gereksinimi doğurdu.

Öncelikle Türkiye’deki yaygın olan komplo teorilerine bir bakalım: Türkiye’de misyonerler cirit atıyor, her yıl para karşılığı binlerce kişiyi Hıristiyan yapıyorlar. Yabancılar, özellikle zengin madenlerin olduğu bölgelerde ve Güneydoğu’da sürekli toprak alıyorlar, yakında ülkemizi tamamen satın alacaklar. Türkiye’yi Masonlar ve Yahudi dönmeleri Sabateistler yönetiyor, bunlar Türk evladının bir yerlere gelmelerini engelliyorlar. İrticacılar ülkenin asıl tehdidi, Amerika ile işbirliği yapıyorlar ve şeriatı getirmek için zaman kolluyorlar. AB’nin destekleriyle hain planda düğmeye basıldı, İstanbul’daki Rum ve Ermeniler önce Fener Rum Patrikhanesi Vatikanlaştırılacak hemen ardından da Bizansı diriltilecekler. Bunlar bizim hâlihazırımızdaki komplolarımızdan bazılarıydı. Ayrıca, kuş gribinin Türkiye’de ilk görüldüğü dönemde ABD’li yetkililer sık ziyarette bulunmuştu. Keneyi İsrailliler uçakla üzerimize attılar. Tuzla’daki ölümler gemi yapımındaki başarılarımızı çekemeyen yabancıların işi, gibi günlük hatta duruma/olaya göre anında tezahür eden komplo teorilerimiz de mevcut.

Peki, Türkiye’de komplo teorileri neden yoğun bir ilgi ve kabul görüyor? İlk etapta aklıma bizde yaygın olan iki özellik geliyor: Komplo teorilerinin her şeye basitçe açıklamalar getiren yapısının sağladığı ‘KOLAYCILIK’ ile milletçe pek hoşumuza giden ilacımız olan ‘KADERCİLİK’. Bu iki –cılık bizde komplo teorilerine karşı bir ilgi doğuruyor. Bu hal de bundan yararlanmak isteyenlere davetiye çıkarıyor. Bu durumlardan yararlanmak isteyenler ise endişelerini paylaşmak isteyen ulusalcılardan yeni ürettiği yerli ama kalitesiz şampuanı nasıl satacağını düşünen uyanıklara kadar uzanıyor.

Bizdeki unutmaya dayalı gelenekler de komplo teorilerine karşı ilgimizle yakından alakalı. Bilindiği gibi tarihimizde hoşumuza gitmeyen bir durum olduğunda o döneme yönelik bizde gerçekle yüzleşmeyi dışlayan bir ‘UNUTMA’, ‘HAFIZA KAYBI’ baş gösterir. Bugün, çözmeye çalıştığımız ama içinden çıkamadığımız pek çok tarihi olayın arka planında yatan da budur. Bu, Baskın Oran’ın Ermeni meselesini ilk kez 17 yaşında ABD’de küfürleştiği bir Ermeni arkadaşından duyması gibi bir şey. İşte komplo teorileri böyle olayların ağrı kesicisidir.

KOMPLO TEORİLERİ VE ERGENEKON

Taraf’ın 26 Temmuz’daki tanımlamasıyla 1923’de kurulan Cumhuriyet’in 2008’de ‘arınması’ olan Cumhuriyet tarihinin en geniş kapsamlı davaları arasına giren Ergenekon İddianamesi ile geçmişte aydınlatılamayan pek çok olay ve cinayet hakkındaki sır perdeleri aralanmaya başladı. Bu dava sürecinde öğrendiklerimiz, Türk siyasetinin ana şartellerini ve bulanık yüzünü kavramamızda bize çok önemli ipuçları verdi. Öğrendiklerimize dayanarak kolayca Ergenekoncuların Türkiye’de yaygın olan komplo teorileriyle doğrudan ilişkili olduğunu görebiliyoruz.

Mümtazer Türköne’nin çok yerinde bir ifadesiyle Ergenekon, savaşmak üzere oluşturulmuş yani komplo teorileri ile iş gören bir örgüt. Bizi, doğru olduğunu düşündüklerini gerçekleştirmek için yıllarca öcülerle korkutmuşlar. Örgüt’e hayat veren bu komplolar Ergenekoncular tarafından Türkiye’de ‘düzen’in bir parçası haline getirilmeye çalışılmış.

Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Genel Müdürü Hakan Altınay, Taraf’ta yayınlanan Açık Toplum Enstitüsü ile ilgili iddialara cevap verdiği makalesinde temelsiz komplo teorilerinin bugün geldiği noktanın en geniş hayal gücü sınırlarını bile zorladığını ve komplo teorisyenlerinin işine geleni öne çıkarıp işine gelmeyeni görmezden geldiğini belirtmişti. Gerçekten de Türkiye’deki komplo teorileri hep birilerinin işine geliyor. Ergenekon örneği de bu açıdan çok düşündürücü.

KOMPLO TEORİLERİ İLE UYUTULAN ÜLKE

10 Ağustos tarihli Taraf’ta çıkan ‘Etyen’in fareleri’nde bir bölüm var: “İçimizden bakıyorlar bize / korkularımızdan türemişçesine... korkularımızı besliyor / korkularımızla besleniyorlar; ve şişko karınlarını sürüye sürüye / kirli bakışlarıyla korku ekiyor, korku biçiyorlar içimizde”.

Bu kelimeler Türkiye’de komplo teorilerinin temel araçlarından birine işaret ediyor: Korku. Gerçekten de Türkiye’de komplo teorilerinin en önemli yapıtaşı ‘korku’dur. Karl Popper komplo teorilerinden bahsederken onların tehlikeli oldukları vurgular. Tehlikesi de insanlara korku ve tuzak hissi uyandırmasından gelir. Ve korku’lar sayesinde komplo teorileri artık bizde bir ‘ihtiyaç’ haline gelmeye başladı.

Kısacası işimiz çok zor. Önümüzde temcit pilavı haline gelen komplolarla yoğurulmuş bir toplumun psikolojisi var. Aydın çevremizin önemli bir kısmında komplo teorilerine karşı bir alerji var olsa da oturup komplo teorileri yaratmak Türkiye’de çok sayıda insanın işi durumuna gelmiş. Ve bu kişilerin lügatinde millet iradesi diye bir şey yok. Çünkü onlara göre millet, güdülmesi gereken koyun, uyutulması gereken topluluk. Sonuçta da toplum olarak içinden çıkamadığımız, anlayamadığımız, kavrayamadığımız şeylere karşı biz de çareyi komplo teorilerinde arar hale ge(tiri)lmişiz. Aslını bilmediğimiz ya da bize gösterilmesi istenmeyen şeyler karşısında hep bir ‘komplo’ arama geleneğimiz doğmuş. Bu komplolar artık bizim için bir sığınak ve insanlar artık gerçeğin dayanılmaz ağırlığı yerine bir kaçışı yani komplo teorisini tercih ediyor.

Bu makalede de görüleceği üzere Türkiye’de komplo teorilerini anlamada anahtar kelimeler; kolaycılık, unutma, korku ve kurgu. Buna bir de ‘saflığı ekleyebiliriz. Yoksa sayısı 2 bini dahi bulmayan Rumların Bizansı dirilteceklerine veya Soros’un verdiği 2 milyon dolarla Türkiye’nin rejimini değiştirileceğine kim nasıl inanır?