Anasayfa > Güncel Yazılar > Şehirlerde, Halk Otobüslerinde Güneşe Dua Etmek

Şehirlerde, Halk Otobüslerinde Güneşe Dua Etmek

Ali Eren Demir

26 Aralık 2016

Güneşe dua etmek bir Alevilik ritüelidir. Güneşi her sabah kalkıp selamlamak onun araladığı yaşama bir saygı ritüelidir. Alevilikte güneş yaşamın kaynağıdır. Ve her sabah doğanın uyandırıcısı olduğu için verilen tüm nimetlerin ve iyiliklerin kaynağı olduğu düşünülmektedir. İyi ile kötünün; aydınlık ile karanlığın; haksız ile haklının ayrıldığı yerdir ve kutsaldır.

Aleviliğin güneşe dua etmek gibi birçok ritüeli köy yaşamında oluşup şekillenen bir inanıştır. İnanç pratikleri, ritüelleri, kültürel özellikleri köy yaşamının gerekleri ve imkânlarıyla uyumludur.

Aleviliğin köydeki üretim ilişkilerine bağlı olarak şekillendiği söylenebilir. Üretim ilişkileri ve köy yaşantısı üzerinde şekillenen ve var olan Alevilik bu altyapının izlerini taşır. Birlikte üretme ve kolektif yaşama önem veren köy yaşantısı bireyselcilikle hiç tanışmamıştır. Hasat ve harman zamanları birlikte üretim içinde olan insanlar inanışlarında da birlikte olup bunu “cem” olarak pratik etmişlerdir. Ancak son otuz-kırk yılda bir kırdan şehre göç dönemi başladı. Bu durum Aleviliği etkiledi. Üretim ilişkileri üzerinden şekillenen bir inanış şehir yaşantısı ile karşı karşıya geldi.

Daha önce kendilerini anlatma gereği duymayan Aleviler şehirde farklı inanışlardan insanlara kendilerini anlatmakta güçlük yaşadı. Bu durumdan en fazla etkilenen gençler oldu. Çünkü genç kuşağın deneyimi kent yaşamıyla sınırlı… Köy geçmişi olan gençlerin sayısı oldukça az. Bu durum yazılı bir ritüeli olmayan Aleviliğin öğrenilmesini zora sokuyordu. Alevilik yaşamın içinde öğrenilen inanç pratiklerine sahip olduğu için genç kuşak bu öğreniyi tam olarak kazanamadı. Anadan babadan geçen bir özellikti Alevilik. Alevi olmayan birinin sonradan Alevi olmasına yönelik belirgin pratikler oluşmamıştı. Dışarıdan gelip Alevi olanlara pek rastlanmaz. Bir anlamda, özünde bunu hedeflemese de kapsayıcı olamamış bir pratikle karşı karşıyayız.

Ziyaretleri Bırakıp Şehre Başlayan Göç

Cumhuriyet öncesinde ağırlıkla köylerde yaşayan Aleviler, Cumhuriyet döneminde de çoğunlukla köylerde yaşayan, içe kapalı ve diğer kimliklerle etkileşime girmeyen bir topluluktu. Özellikle lisesi olan ya da köy enstitülerine yakın yerlerde yaşayan Alevilerden bir kesim, eğitim ve/veya memuriyet yoluyla kentlere göç eden ilk örnekleri meydana getirdi. Özellikle 1970’lerde başlayan bu süreç 1980’lerde devam etti. 1990’larda gecekondu yapılacak yerlerin neredeyse bitmesi nedeniyle, mevcut gecekonduları satın alma ya da Alevi mahallelerine kiracı olma şeklinde sürdü söz konusu süreç.

Alevilerin şehre göç hikâyesinde 1970’ler ve 1980’ler, köy yaşamının gizlilik ve kapalılık reflekslerini kentte de sürdürme eğilimiyle geçti. Ziyaretlerini, inanış ritüellerini köylerde bırakan Aleviler şehirlerde bunu yapmanın ve bir araya gelmenin yollarını aradı. Bunu bir gizlilik içinde yapmaları gerektiğini biliyorlardı çünkü köylerde bile bir baskı altında olan Aleviler şehirlerde bunun daha da artacağını biliyorlardı. 1990’lı yıllardan bu yana kamusal alanda daha görünür olmaya başlayan Aleviler son yirmi yıl içinde kimliklerini daha açık ifade etmeye, sorunlarını daha fazla dile getirmeye ve devletten haklarını talep etmeye başladılar. Köylerdeki yaşam pratiklerini, oluşturdukları gecekondu mahallelerinde bir arada olarak yaşamaya devam eden Aleviler toplumsal alanda böylece yer edinmeye başladılar. Bu mahalleler her ne kadar işçi mahalleleri olsa da bir birliktelik sağlanmıştı. Başlangıçta ekonomik koşullar nedeniyle genellikle gecekondu mahalleleri oluşturuyor ya da mevcut mahallelere eklemleniyorlardı. Bu mahalleler, ekonomik nedenlerle oluşturulsa da Alevilerin kırsaldaki yaşam biçimini devam ettirebilmesine, kapalı ve örtülü hayatlarını görece sürdürebilmesine olanak sağlamış, kent yaşamının köy hayatına göre görece güvensizliğini azaltmaya da faydalı olmuştu.

1990’lardan itibaren Alevi kimliğinin görünürlüğünün artmaya başlaması, daha fazla konuşulur hale gelmesiyle, Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları mahalleler de bu kimlik inşasında rol oynamaya, bu kimlikten pay almaya başladı. Kentsel yaşama geçişle birlikte, uygulaması zor olan Alevi ritüelleri aşındı, bu aşınma Alevi kimliğinin tutunumunun zayıflamasına neden oldu. Her sabah dualarla karşılanan güneş yerini işçi servislerini beklerken içilen sigaralara bıraktı. Sigara, diyorum çünkü bu süreçte dışarı ile oldukça yoğun olarak etkileşime geçen Aleviler şehir sosyal yaşamının bir parçası oldu. Alevilik ritüelleri kapitalizmin yaratmış olduğu bir yaşam trafiğine bağlanmış oldu. Son on-on bel yıl içerisinde Alevilerin miras aldıkları inançsal, kültürel özellikleri, ritüelleri deneyimlemesini daha da zorlaştırdı.

1990’lardan bu yana kendini tarif etme arayışını sürdüren Aleviler, kent yaşamının zorluklarıyla baş etmek ve dönüşümlere uyum sağlamak için, başta cemevi olmak üzere çeşitli araçlara ihtiyaç duydular. Köylerdeki ritüelleri yerine getirme pratikleri, şehir yaşamında dışarı kapanıklığın azalması, iş yaşamı, çalışma yaşamı ve ötekilerle temas arttıkça uygulanması gittikçe zor hale gelmiş ve aşınmıştır. Mahallelerde Alevi olmayanlarla bir arada yaşamın yaygınlaşıyor olması bir yana, Alevi olsalar bile birbirini tanımayanların sayılarının artması, yöresel çeşitlilik ve “ocak” farklılıkları, kapalı ve görece küçük nüfuslara göre şekillenmiş kültürel uygulamaların kentlerde tekrarlanmasını zorlaştırdı.

Köylerde ayda bir kez yapılan ziyaretler aslında temel ritüellerden biriydi. Ve orucun ne zaman tutulacağı karın yağışına göre belirlenmişti. Ocaklar arasında tarifler farklıydı. Çünkü dede her köye farklı zamanlarda gidiyordu. Yapılan cemlerin miladi takvimde bir karşılığı yoktu. Doğa olaylarına, havanın durumuna göre şekillenen Alevilik ritüelleri şehir yaşamında yaşanmasını zorlaştırdı.

Mesela “öğrenci Alevi” gibi bir kavram ortaya çıktı. Ya da fabrika işçisi Alevi… Bu durum Aleviliğin yeni bir boyut kazanmasını sağladı. Şehir Aleviliği. Köy işlerinden başka hiçbir iş yapmayan Aleviler gitgide farklı bir üretim ilişkisi içine girdi. Bu üretim ilişkileri eskiden tek tip olan (köylü Alevi) Alevi profilini birden fazla hale getirdi (üniversite öğrencisi, fabrika işçisi, güvenlik memuru). Kar yağışının en zor döneminde tutulacak olan Xızır oruçlarının zamanı İstanbul’da nasıl belirlenebilirdi? Cem zamanlarını vardiya çıkışlarına göre belirlemek ritüeli eski özü ile yaşanmasına izin verir miydi? Dedenin, ziyaretlerin ve mezarların köyde bırakılmış olması yapılan ritüellerin büyük bir kısmı idi? Bu gibi sorulara cemevleri ile yanıt vermek isteyen Aleviler, dernek ve federasyon örgütlenmelerine gittiler. Devlet kendi şehir Alevisini oluşturmak için harekete geçip “zararsız” Alevi dernek ve vakıfları kurmaya başladı. Peki bu durum Alevilerin inançsal ritüellerini karşılamaya yetti mi? Üretim ilişkileri ve bu üretim ilişkileri etrafında şekillenen bir yaşantı içinde oluşan Alevilik, farklı bir üretim ilişkisi ve bireyselci bir yaşam tarzına sahip olan şehirde kendine yer bulamadı ve başkalaştı. Alevilerin köylerde yaşatmış olduğu doğayla bir bütün haline gelmiş ve doğayı anlamak üzerine kurulu inanışı cemevleri yaptırmak ve onları büyütmek ile sınırlandırıldı. Bugün Alevi nüfusun yoğun biçimde yaşadığı mahallelerin çoğunda bir cemevine ya da cemevi inşaatına rastlamak mümkün. Öyle ki cemevi kurmak, onu büyütmek, ek yapılar inşa etmek Alevilerin, özellikle de gençlerin en önemli Alevilik faaliyetine dönüşmüş durumda. Cemevleri Aleviler için sadece ibadethane değil, aynı zamanda buluşma, sosyalleşme, dayanışma mekânları. Temelde cem ibadetini yerine getirmek hedefiyle inşa edilmiş olsalar da bugün en önemli ve kapsayıcı misyonları cenaze hizmetlerini yerine getirmek. Cenazesinin cemden kaldırılmasını istemeyen Aleviler, bu hizmetin cemevlerinde yerine getirilmesinden oldukça memnunlar. Cenaze sonrası verilen yemekler için cemevlerini kullanmak da Alevilerin değer verdikleri bir imkân. Bunun yanı sıra, özellikle gençleri kazanmak için, saz, semah ve Alevi inancının öğretilmesine yönelik kurslar düzenlemek, Alevilik üzerine söyleşiler yapmak diğer temel faaliyetler arasında yer alıyor.

Alevilik ritüellerinin öğretilmesinin köy yaşantısında mümkün olduğunu söylemiştik. Ancak köy deneyimi çok az veya hiç olmayan gençler Aleviliği farklı bir biçimde ele almaya başlamışlardır. Cemevlerini sahiplenen ancak şehirde yapay duran Alevilik ritüelleri pek cezbetmemiştir. Önceki kuşakların kente uyum sağlamak için geliştirdikleri cemevi yapma ve yaşatma faaliyetleri gençler tarafından da bir mücadele alanı olarak görülüyordu, inançsal ritüeller olarak değil. Yapılan araştırmalarda, “sosyal faaliyetleri ve dışarıyla etkileşimi daha az olan, daha küçük yaştaki, ortaöğretim çağındaki gençlerin cemevlerine ve ibadetlere katılımı görece daha yüksekken, yaşça daha büyük gençlerin cemevleriyle ilişkileri yoğun değil. Çalışan gençler zaman bulamadıkları gerekçesiyle, üniversiteli gençler inançsal pratiğe daha az ilgi duydukları için cemevi faaliyetlerine fazla katılım göstermediklerini dile getiriyorlar. En yeni kuşağın cemevlerine daha ilgili olmasının, kuşkusuz cemevlerinin meşruiyetinin, kazanımlarının ve olanaklarının artmasıyla da ilgili olduğu söylenebilir. Daha büyük yaştaki gençlerin cemevleriyle ilk teması cemevlerini inşa eden kuruluşların devletle mücadelesine destek şeklindeyken, en genç (ortaöğretim çağındaki) Alevilerin cemevleriyle teması daha ziyade kültürel ve inanç eksenli etkinlikler aracılığıyla gerçekleşiyor.”

Alevilik bir asimilasyon ile mi bugünkü aşınmış halini aldı? Alevilik köylerde yaşanacak ritüellere sahip olan bir inanış biçimi iken Alevilerin ekonomik nedenler ile şehre göçü vasıtasıyla değişme başladı. Varlığını tam olarak kapalılığa borçlu olan bir inanış şehirlerde birçok dilden, milletten ve inanıştan insanla iletişime geçmesi onu aşındıran başlıca etkenlerden biri. Kırdan şehre göç ile köy Aleviliğinin ritüelleri şehirde uygulanmaya başladı böylece.

Son olarak, Alevilerin farklıklarını da koruyarak inançlarını yeniden keşfetmeye ve inşa etmeye ihtiyaçları var. Mevcut durum Alevileri tatmin etmiyor ancak bu, Aleviliğin inanç boyutuna uzak durmalarından kaynaklanmıyor. İnanç sistemlerini geliştirecek kanallara, araçlara, kurumlara ihtiyaç duyuyorlar.