Fransa Seçimleri: Jean-Luc Mélenchon

Bir ay kadar önce, Emmanuel Macron’un siyasi hareketini değerlendirdiğim yazımda, sol partilerin ikinci tura geçebilmesinin tek yolunun Melenchon’un seçimlerde merkez sol (Sosyalist Parti) adayı Benoit Hamon’u desteklemesi olduğunu yazmıştım. Şu an anketlerde gözüken tablo bunun aksini işaret ediyor. Hamon destek bulmakta büyük zorluk çekti ve yüzde 8-10 bandına kadar geriledi.

Diğer yandan Melenchon, televizyondaki hitabet düellolarındaki başarısıyla onun seçmenini de kazanmayı başararak bir momentum yakaladı. Fransa’da merkez solun parçalanmasından Macron’un yaptığı gibi bir pay elde etmeyi başaran Melenchon’un ikinci tura çıkması hâlâ çok düşük bir ihtimal gibi gözüküyor ama imkânsız değil. Diğer yandan, seçimlerden sonra kalıcı olma şansı yüksek. Dolayısıyla, Melenchon’un kazanmasını bir ihtimal olarak değerlendirip demokratik sosyalist adayın Fransa’daki zaferinin Avrupa’yı, Türkiye’yi ve dünyayı nasıl etkileyebileceği üzerine yazmaya karar verdim. Bunun için Melenchon’un programında dış politika ve Avrupa Birliği hakkında belirttiklerini seçimlerden sonra gerçekten uyguladığını farz edeceğim ve bunun nasıl sonuçlar doğurabileceğini değerlendireceğim.

İlk olarak: Bu bahsi geçen öneriler nelerdir?

-Fransa’nın NATO’dan çıkması, Avrupa Birliği’nin direktiflerini reddetmesi ve bağımsız bir dış politika izlemesi.

-Fransa’nın IMF’den ve Dünya Bankası’ndan çıkması ve dünya genelinde faaliyet gösterecek yeni bir uluslararası fonun kurulması için çalışması.

-Fransa’nın, yeni “alternatif küreselleşmeci” bir blokta yer alması.

-Fransa’nın Birleşmiş Milletleri askerî müdahaleler için tek meşru organ olarak tanıması ve bu doğrultuda hareket etmesi.

-G20, G7, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası, IMF gibi yapıların meşruiyetini tanımak yerine Fransa’nın ekonomik politikaları yönetmek için Birleşmiş Milletler’in ekonomi ayağına öncelik vermesi.

-BM düzeyinde ticaret normlarının uluslararası şirketlere uygulanması.

-Mülteciler ve göçmenler hakkında her yıl bir BM zirvesi yapılması, göçlere sebep olan askerî müdahalelerin durdurulması, Türkiye ile yapılan göçmen anlaşmasının askıya alınması.

-Çevreci politikalar uygulanabilmesi için gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferleri gerçekleştirilmesi.

-Adaletsiz serbest ticaret anlaşmalarının reddedilmesi.

-Suriye’de petromonarşileri (Katar, Suudi Arabistan) ve mevcut Türk hükümetiyle işbirliğinin durdurulması. BM düzeyinde Kürtleri de içeren bir çözümün müzakere edilmesi. Paris’te mültecilerin dönüşü ve Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenlenmesi.

-Filistin devletini tanımak ve İsrail’in 1967’de ve sonrasında BM tarafından alınan kararlara saygı göstermesinin sağlanması.

-BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ülkelerinin kurduğu bankacılık sistemine Fransa’nın katılması ve Çin’in önerdiği doların hükmünü bitirecek olan uluslararası para biriminin kabul edilmesi.

-Gelişmekte olan ülkelerle bilimsel işbirliğinin arttırılması.

-Avrupa Birliği’nin demokratik temeller üzerine yeniden kurulmasını önermek. Bu kabul edilmediği takdirde “B planının” uygulanması.

-Doğu Avrupa’daki sınırların Rusya ile “yeniden değerlendirilmesi”.[1]

Bu politikalar, “uygulanabildikleri takdirde”, Fransa’nın Batılı kurumlardan uzaklaşıp gelişmekte olan ülkeler ile yeni bir dünya düzeni kurmaya girişmesi anlamına geliyor. BRICS ülkeleri ile yakınlaşmak ve Birleşmiş Milletler üzerinden çözüm aramak istenmesi bunu işaret ediyor. Batı bloğundan uzaklaşmanın ana başlığı, Fransa’nın ABD ile olan ittifakını bitirmesi aslında. Fransa’nın böyle bir politika izlemesinin çok ciddi etkileri olabilir. Benim aklıma gelen ilk somut örneklerden bir tanesi olası bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Reformu. Fransa’nın, bu konseyin daimi bir üyesi olarak, ayni statüye erişmeyi talep eden Brezilya ve Hindistan’a desteğini arttırmasının ciddi bir etkisi olabilir. Melenchon’un BM’yi programının kalbine oturtması böyle bir politika izleneceğini işaret ediyor olabilir. Çin, Rusya, Hindistan gibi ülkelerin, Fransa’nın da desteğini alarak ön planda olacağı bir BM gerçekten de dünya düzeninin temellerini yerinden oynatabilir. Ekonomik ve ticari yönetim açısından, eğer Çin’in önerdiği ortak para birimini Fransa aynı koalisyon ile beraber desteklerse projenin başarıya ulaşma ihtimali artar. Dünya Ticaret Örgütü, G20, Dünya Bankası, IMF ve hatta BM, başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin hâlâ büyük ölçüde yönettiği kurumlar. İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri böyle bir düzen vardı. Son yirmi yılda, başta Çin olmak üzere gelişmekte olan ülkeler bu hegemonyanın gücünü azaltmaya uğraştı ve adım adım da olsa bu konuda ilerleme kaydetmeyi başardı. Kimisine göre, böyle çokkutuplu bir dünya düzeni bir noktada her şekilde gerçekleşecek ve Batılı hegemonyanın yerini alacak; dolayısıyla Melenchon’un politikalarını izleyen bir Fransa sadece önlenemez tarihsel süreci bir müddet hızlandırarak onun bir parçası olmuş olacak. Eğer böyle düşünenler haklı ise, Melenchon’un programı Fransa’yı yeni dünya düzenine hazırlamak konusunda en mantıklı program.

Fransa gibi bir ülkenin gelişmekte olan ülkeler ile aynı bloğa geçmesi ciddi bir fark yaratır. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, ABD Rusya’yı da Batılı bloğa kazandırmayı hedeflemiş fakat başarısız olmuştu. Tarihsel olarak Batılı bir ülke olan Rusya’nın Hindistan, Çin gibi ülkelerle koordine hareket etmesinin büyük etkisi olmuştu. Fransa elbette aynı öneme sahip olan bir ülke değil fakat hâlâ dünyanın altıncı büyük ekonomisi ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi. Fransa’nın böyle bir yol izlemesi, Batı’nın kendisini sorguladığı şu günlerde bir domino etkisi de yaratabilir. Mesela Türkiye, böyle bir kriz durumda Batılı kurumlardan koparak Çin ve Rusya ile yakınlaşmayı gözden geçirecek ilk ülkelerden bir tanesi olabilir. Melenchon’un dış politika projesi “Dünya 5’ten büyüktür” söylemi ile uyumlu olabilecekmiş gibi gözüküyor.

Fransa’nın Avrupa Birliği’ni halkları içeren demokratik temeller üzerine (Avrupa Komisyonu’na zıt olarak) yeniden kurma önerisini, kimisi birliğin hayatta kalması için tek yol olarak görüyor. Kimisi ise bunun birliğin ölüm fermanı olacağı fikrinde. Avrupa Birliği yok olmadığı sürece Fransa bu alternatif küreselleşmeci politikaları gerçekten izleyebilir mi? Sonuçta Avrupa Birliği, Batı ve ABD hegemonyasının temel taşlarından bir tanesi, NATO’nun ekonomik uzantısı konumunda oldu her zaman. Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlar veya Çin’e 1989’dan beri uygulanan silah ambargosu gibi hamleler bunu işaret ediyor. Avrupa Birliği’nin bu kimliğinden çıkıp kendini yeniden yaratması kolay gözükmüyor. Nitekim Melenchon’un kendisi dahi AB konusunda fazla iyimser değil. Rusya ile “Doğu Avrupa sınırlarının yeniden müzakere edilmesini” önermesi bunu işaret ediyor.

Jeopolitika ve Tarih, Avrupa Birliği’nin yok olduğu ve NATO’nun uzaklaştığı bir Avrupa’nın çatışmaya daha yatkın olacağını gösteriyor. Böyle koşullar oluşursa, Batı bloğunun dağılma süreci daha da hızlanabilir. Bana kalırsa, Melenchon’un önerdiği bu politikaları Almanya’da uygulamak isteyen bir lider de ileride çıkabilir (bu liderin Martin Schulz veya Angela Merkel olmasına ihtimal vermiyorum). Sonuçta Schröder Almanya’sının dış politikası bu ülkede Rusya ile yakınlaşmak isteyen ciddi bir kitle olduğunu göstermişti ve AB ile NATO yok olursa veya zayıflarsa bu, Almanya için, tıpkı Bismarck dönemindeki gibi cazip bir opsiyon haline gelebilir. Diğer yandan, Batı’da İngiltere, Doğu’da ise kendisini Rusya’ya karşı tehdit altında hisseden Polonya, Romanya gibi ülkeler ABD ile işbirliğini arttıracaktır. Akla gelen senaryoların hemen hepsi, Melenchon’un dış politikasının Avrupa’yı daha çatışmalı hale getireceğini, Batı bloğunu da zayıflatacağını gösteriyor (Melenchon bizzat Fransa’nın bu Batı bloğunda yer almaması gerektiğine inanıyor nitekim). Bunlar olduğu takdirde, daha adil ve çokkutuplu bir dünya düzeni mi oluşacak? Bilemiyorum.

“Uygulanabildikleri takdirde” diye vurgulamamın, diğer hepsi bir yana, bir sebebi de, Melenchon’un doğrudan demokrasi konusunda da vaatleri olması ve cumhurbaşkanlığı makamını kendisi seçildiği takdirde kaldıracağını söylemesi. Doğrudan demokrasi olduğu takdirde, Melenchon’un programı sadece Fransız halkının çoğunluğu desteklerse uygulanabilecektir ve bunun bir garantisi bulunmamaktadır.



[1] Diğer öneriler Melenchon’un resmî programından direkt olarak alınmıştır. Bu sonuncusu ise kendisinin 20 Mart’taki adaylar arası yapılan münazara sırasında gayri resmî olarak belirttiği bir öneridir.