Anasayfa > Güncel Yazılar > Vatandaşın Vizesiz Seyahat Hakkı, Bir Türkiye Dramı (I)

Vatandaşın Vizesiz Seyahat Hakkı, Bir Türkiye Dramı (I)

Cengiz Aktar

17 Şubat 2018

Tam bir yılan hikâyesine dönen vize muafiyeti meselesi yeniden gündemde. Hükümet bir kez daha şansını deniyor ve sorumluluğu Avrupa tarafına atmak amacı taşıyor intibaı uyandıran bir hamle yapıyor. Kriterleri karşılamak üzere, hiçbir inandırıcılığı olmayan “terör tanımında yumuşama” iddiasıyla Brüksel’e başvuruyor. Bu vesileyle iki seferde yayımlanacak olan bu yazı, hükümetlerin bencil, fırsatçı ve beceriksiz girişimlerinin hikâyesini ele alıyor.

Vizesiz seyahat her şeyden önce dolaşım özgürlüğü kapsamında ele alındığında bir insan hakkıdır. Türkiyeliler onyıllardır bu haktan devletin kötü yönetimi dolayısıyla men edildi. Türkiye vatandaşlarına vizeyi ilk önce Almanya, 12 Eylül 1980 darbesi öncesindeki yaygın şiddet ortamı sonucunda Avrupa’ya iltica eden Türkiyelileri engellemek için koydu. Darbe ile birlikte vize kalıcılaştı. Vize uygulamasının başında, devlet temsilcileri Avrupa’ya şikâyetlerde bulunsalar da, bunun arkası gelmedi. Hatta Almanya Dışişleri eski Bakanı Hans-Dietrich Genscher’e atfen rivayet olunur ki, 12 Eylül cuntası vizeden rahatsız değilmiş. Siyasî kaosla gelen vizenin kalıcılaşması karşısında, zaman içerisinde hükümetler kıllarını kıpırdatmadılar.

Türkiyelilerin olur olmaz nedenlerden reddedilen vize başvuruları, fahiş vize fiyatları, gülünç vize süreleri, konsolosluklarda memurların tavırları, vatandaş için bitmez tükenmez eziyet ve hakaret vesileleri olduğunu biliyoruz. Gümrük birliği içinde olduğumuz AB ülkeleriyle bağlantıda olan iş dünyasının vize engeli dolayısıyla yaşadığı haksız rekabet üzerine akademik çalışmalar yapılıyor. Öğrenci değişim programı Erasmus’a katılıp üniversitesine gidemeyen öğrenci, ortak olduğu araştırma projesi bağlamındaki toplantıya katılamayan araştırmacı, uçağa atlayıp habere gidemeyen gazeteci, özlediği akrabasını istediğinde ziyaret etmekten aciz vatandaş… Türkiyelilerin mağduriyeti hakikaten akıl alır gibi değildir. İktisadi Kalkınma Vakfı ve TOBB’un bir Brükselli sivil toplum kuruluşu ECAS (European Citizen Action Services) ile birlikte Kasım 2009 ilâ Ocak 2010 arasında işleme koyduğu Visa Hotline şikâyet masası iki ayda bin başvuruya ulaşmıştı. Hakaret boyutlarına erişmiş bu adaletsizliğin çaresi yıllarca bulunamadı.

Devletin umursamazlığı karşısında vatandaşlar kendi başlarının çaresine baktılar. 1963 Ankara Anlaşmasının 1973 Katma Protokolüyle elde edilen hizmet sağlama ve iş kurma haklarında 1980’de getirilen vize mecburiyetiyle yaşanan kötüleşmeye aynı Protokolün 41. Maddesi uyarınca itiraz edip, binlerce dava açtılar. Davaları Avrupa mahkemelerinde çoğu zaman kazandılar. Kararlar emsal teşkil etti. Ne var ki muhatap oldukları Avrupa ülkeleri kararları uygulamadı, diğer benzer mağduriyetlere teşmil etmedi. Devlet de bu kazanımların arkasında durmadı. Ta ki 2013’te AKP hükümeti işe el atana kadar…

2013 sonunda Avrupa Komisyonu ile vize muafiyeti müzakeresinin başlamasını sağlayacak adım atıldı ve “Vize Serbestîsi Mutabakat Metni” ile “İade ve Geri Kabul Anlaşması” imzalandı. Türkiye, Ankara Anlaşması’nın Katma Protokolüne binaen ve AB’nin Batı Balkan ülkelerine tanıdığı muafiyeti dikkate alarak, tam muafiyet yolunu seçti. Bu hamle hukuken doğru ve haklı olsa da, şimdinin koşullarında gerçekleşmesi siyaseten imkânsız bir adımdı. Çok daha gerçekçi olan “belli gruplara kolaylık veya muafiyet” seçeneği dikkate alınmadı.

AKP hükümeti siyaseten imkânsız olanı isteyerek oy devşirme hesabı yaptı. Ne var ki eğer mucize olur koşulların tümü yerine getirilir, AB ülkelerinde İslâm ve Türkiye fobisiyle beslenen siyasî koşullar ansızın değişir ve vize muafiyeti başlarsa, bu sefer girişte Türkiyelileri olabildiği kadar Schengen bölgesine sokmamak için kurulacak özel Türkiye kapılarında vize kuyruklarını aratacak kuyruklar oluşma ihtimalini göz ardı etmemek gerekir. Eğer muafiyet gerçekleşmezse, gerçekten ihtiyacı olan grupların mağduriyeti artarak sürer- ki şu sırada olan budur. Her iki durumda da kaybeden vatandaş, kazanan ise “vize fatihi” veyahut “mugalâtacı Avrupa” sloganları üzerinden devlet ve iktidardır.

Vize anlaşması nedir?

Avrupa’ya vizesiz seyahate hazırlanan ve bu sayede hayatını orada sürdürmenin hayallerini kuran vatandaşlar konu hakkında ne biliyor? Elde birkaç uzman kuruluşun anlaşılması kolay olmayan teknik bilgileri dışında Türkçe hiçbir bilgi yok. 29 Kasım 2015 toplantısı münasebetiyle vizenin kalkabilmesi için gereken 72 teknik kriterden söz edildi ama bunların tam olarak ne olduklarına, eğer bir AB dili bilinmiyorsa, ulaşmak hâlâ mümkün değil. Zira bu kriterleri uygulama taahhüdü veren bürokrasinin websitelerinde 72 kriterin Türkçesi yok! Bilgi açısından AB Bakanlığı websitesinde vize muafiyeti konusunda temel sorular başlıklı kitapçığın üçüncü sayfasında dört yuvarlak ifade mevcut.
link

Vize muafiyeti müzakereleri, AB’nin Schengen bölgesi uzmanlarının danışmanlığı ile Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan “Türkiye ile vize serbestliğine yönelik yol haritası” belgesi kapsamında yürütülüyor. Yol haritasındaki koşullar beş bölüme ayrılıyor: Belge Güvenliği, Göç Yönetimi, Kamu Düzeni ve Güvenliği, Temel Haklar ile Düzensiz Göçmenlerin Geri Kabulü. Bu beş bölüm altında Türkiye’nin yerine getirmesi gereken 72 kriteri 29 maddede özetlemek mümkün:

-Türkiyeli ve üçüncü ülke vatandaşı olan düzensiz göçmenleri Geri Kabul Anlaşmasının etkin bir şekilde uygulanması ve AB ülkeleriyle imzalanan geri kabul anlaşmalarının yükümlülüklerinin yerine getirilmesi;

-Kullanımda olan pasaportların AB standartlarında, parmak izi de içeren biyometrik hale dönüştürülmesi; pasaport ve vizelerde belge güvenliğinin sağlanması ve bu alanda AB ile işbirliğinin artırılması;

-Yasadışı geçişleri engelleyecek şekilde sınır kontrollerinin etkin şekilde yapılması ve bu konuda üye ülkeler ve ilgili AB kurumları ile işbirliğine gidilmesi;

-Entegre sınır yönetimi stratejisinin uygulanması; Schengen Kataloğu ve Schengen Sınır Kodu ile uyumlu entegre sınır yönetiminin benimsenmesi; sınır yönetiminden sorumlu kurumlarının karşılıklı etkin veri paylaşımı ve işbirliği gerçekleştirmesi;

-Türkiye ve AB’ye düzensiz göçün kaynağı ülkelerle geri kabul anlaşmalarının imzalanması ve bu anlaşmaların etkin işletilmesi;

-Sınır yönetimi, vize, gümrükler, geçiş belgeleri gibi alanlarda yolsuzlukla etkin mücadele edilmesi;

--Türkiye’nin vize politikası ve mevzuatının AB ile uyumlaştırılması; özellikle göç veren ülkeler için sınırda vize uygulamasının kaldırılması; damga vize yerine sticker (yapışkan) vize uygulamasına geçilmesi, havaalanı transit vize uygulamasının başlatılması;

-Sınır kontrol noktalarında, yeterli oranda eğitimli sınır güvenlik personeli, araç ve teknik altyapı ile bilgi teknolojilerinin tesisine yönelik bütçesel ve diğer önlemlerin alınması;

-Uluslararası mülteci hukukuna uyum sağlanması, BM Cenevre Mülteci Sözleşmesine getirdiği coğrafi çekincenin kaldırılması ve uluslararası koruma sağlanması; mülteci statüsünün belirlenmesi için uzmanlaşmış bir birim oluşturulması; mülteci statüsü verilen kişilerin kendi kendilerine yetebilmeleri, kamu hizmetlerine erişimi, sosyal hakları ve entegrasyonlarının sağlanması;

-Yabancıların ülkeye girişi, kalışı ve çıkışı ile ilgili kuralların AB ile uyumlaştırılması;

-Hukuk dışı yollarla giriş yapan veya ikamet eden üçüncü ülke vatandaşlarının insani tutukluluk şartları ve etkin hukuki yardım sağlanarak geri gönderimini garanti altına alacak yetkili birimlerin güçlendirilmesi;

-Düzenli ve yasadışı göç ile ilgili veri toplanması ve göç akınları gözetim mekanizması oluşturulması; organize yasadışı göçün soruşturulma kapasitesinin oluşturulması;

-Yasadışı olarak kalan veya transit yapan göçmenlerin sınır dışı edilmesi ve AB tarafından iade edilenlerin kalışları ve geri gönderilmeleri için uygun kapasitenin oluşturulması;

-Organize suç ile mücadele ulusal stratejisi ve eylem planının uygulanması; ilgili birimler arası kolluk işbirliğinin artırılması;

-Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve AB standartları uyarınca insan kaçakçılığı ile etkin mücadele edilmesi;

-Yolsuzlukla Mücadele Eylem Planı ve Ulusal Stratejisi ile Avrupa Konseyi GRECO tavsiyelerinin uygulanması;

-Çocuklara uluslararası ölçekte koruma sağlanmasına yönelik Lahey Sözleşmelerinin imzalanması ve uygulanması;

-Adli ve cezai konularda bütün AB ülkeleriyle etkin işbirliğini sağlayacak önlemlerin alınması;

-Uyuşturucu ve uyuşturucu bağımlılığıyla mücadeleye yönelik ulusal stratejiler ile eylem planları uygulanması; bu alanda ilgili AB kurumlarıyla işbirliği sağlanması;

-Siber suçlar ve terörün finansmanı ile ilgili Avrupa Konseyi sözleşmelerinin imzalanması;

-Cezai konularda adli işbirliği ile ilgili uluslararası sözleşmelerin imzalanması;

-Kolluk birimleri arası bölgesel operasyonel işbirliğinin artırılması ve bu alanda AB üye ülke yetkili makamları ile veri paylaşımı sağlanması;

-Ortak para birimi Avronun sahteciliğe karşı korunması da dâhil olmak üzere OLAF, EUROPOL, EUROJUST gibi AB kurumları ile işbirliği, MASAK’ın ilgili AB ajansları ile işbirliği;

-AB standartları uyarınca kişisel veri koruma mevzuatının oluşturulması ve bu alandaki uluslararası sözleşmelerin onaylanması;

-Türkiye vatandaşlarının hiçbir ayrım ve kısıtlama olmaksızın seyahat haklarının sağlanması;

-Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı edinme koşulları ile ilgili bilgi sağlanması.

-Roman kökenli vatandaşların sosyal ve ekonomik entegrasyonuna yönelik kapsayıcı politikalar üretilmesi;

-Organize suçla ve terörle mücadeleye ilişkin yasal mevzuatın AİHM içtihadına ve AİHS standartlarına uygun hale getirilmesi ve etkin uygulamanın sağlanması;

-Türkiye’de ikamet etmekte olan göçmenlere ve vatansız kişilere kimlik belgelerinin sağlanması.

29 maddede özetlemeye çalıştığımız bu kriterlerin en çetin olanları, 3 ve 4. Bölümler “Kamu Düzeni ve Güvenliği” ile “Temel Haklar”dır. Bunların içeriğine yazının ikinci bölümünde ele alıp, vize muafiyeti talebine olumlu yanıt beklemenin ne kadar gerçekçi olduğunu değerlendireceğim.