Anasayfa > Güncel Yazılar > Bosna ve Hersek Seçimleri Üzerine Kısa Notlar

Bosna ve Hersek Seçimleri Üzerine Kısa Notlar

Bayram Şen

08 Kasım 2018

Bosna ve Hersek’te kanton, entite[1] ve devlet düzeyindeki parlamentolar ve Başkanlık Konseyi üyelerinin belirleneceği seçimler 7 Ekim 2018’de yapıldı. Dayton Barış Anlaşması ile çözümsüzlüğün çözüm olarak sunulduğu Bosna ve Hersek’teki karmaşık siyasi yapı içerisinde Devlet Başkanlık Konseyi üyelerinin ve parlamentonun seçimi dışında Federasyon (Bosna ve Hersek Federasyonu [FBIH] olarak adlandırılan entite içerisindeki 10 ayrı kantonda) ve Sırp Cumhuriyeti (Republika Sırpska) olarak iki ayrı entitede yapılan seçimin en net göstergesi Bosna ve Hersek içerisinde yaşayan halkların (açıklanan rakamlara göre) %53 civarında olan katılım oranıyla seçime olan güvensizliği. Daha önceki seçimlerde de benzer katılım oranları, halkların halihazırda seçime ya da siyasilere olan güvensizliğinin de bir göstergesi olarak düşünülebilir (hatta 4 yıl önceki seçimle karşılaştırıldığında %1’lik bir düşüş gözlemlenmekte). Dahası, kullanılan oyların da ciddi bir bölümünün geçersiz oy olması seçimin ne derece geçerli olduğuna dair de soruları arttırıyor. Uluslararası kurumların birçoğunun seçim gözlem raporları da seçimin net bir sonuç yansıtmadığı ve güvensiz olduğu yönünde.[2]

Genel hatlarıyla seçimde kimler vardı ve neler yaşandı?

Federasyon tarafında, Boşnaklar için Alija Izetbegović liderliğinde kurulan ve ülkedeki en büyük Boşnak partisi olan Demokratik Eylem Partisi (SDA), Daha İyi Gelecek Birliği (SBB), Bosna ve Hersek Sosyal Demokrat Partisi, Bosna ve Hersek Partisi, Bağımsız Blok ve bir bağımsız aday; Hırvatlar için Bosna Hersek Hırvat Demokrat Birliği-HDZ BiH, Çalışarak Refah İçin Halk Partisi, Hırvat Demokrat Birliği 1990-HDZ 1990, Bizim Parti-NS ve Demokrat Cephe-DF bulunmaktaydı. Sırp Cumhuriyeti tarafında ise, Bağımsız Sosyal Demokratlar Birliği-SNSD, Sırp Demokrat Partisi, Sırp İlerleme Partisi-SNS, Sırp Demokrat Partisi-SDS ve Zafer Birliği bulunuyordu. Özetle söyleyecek olursak, seçime toplam 67 siyasi parti katıldı. 3 milyon 352 bin seçmen kanton, entite ve devlet düzeyindeki parlamentolarda bulunan 518 koltuk için yarışan 7 bin 488 adayı oyladı. Devlet Başkanlık Konseyi üyeleri içerisinde Boşnak temsilci olarak seçilen Šefik Džaferović, Demokratik Eylem Partisi açısından yerini korurken tartışmalar Hırvat ve Sırp üyeler üzerinden dönmekte. Öncelikle Hırvat temsilci Demokrat Cephe’den Željko Komšić, Bosna ve Hersek Hırvat Demokrat Birliği adayı olan ve bir önceki dönem Başkanlık Konseyi üyesi olan Dragan Čović’i de geride bırakarak seçildi. Boşnaklara yakınlığıyla bilinen Komšić’in Boşnakların verdiği oylarla seçildiğini iddia eden diğer Hırvat partileri (ve Hırvatistan temsilcileri) Komšić’in kendilerini temsil etmeyeceği yönünde açıklamalarda bulundu. Başkanlık Konseyi’nin Sırp üyesi olarak Bağımsız Sosyal Demokratlar Birliği-SNSD’nin adayı olan ama parti ismindeki demokrat sıfatını taşımayıp aslında milliyetçi çıkışlarıyla ülkede sürekli etnik gerilimleri arttıran kişiliğiyle bilinen Milorad Dodik seçildi. Kendisi bir önceki dönemde Sırp Cumhuriyeti’nin başkanlığı görevini yürütmekteydi. Faşist çıkışları ve seçimleri sürekli etnik ayrılık noktasından yorumlayan Dodik, seçim sonrasında da bu tutumunu sürdürerek Başkanlık Konseyi’nin Bosna ve Hersek’te tüm devleti kapsayan bir yapı olmadığını ve kendisinin de sadece Sırpların temsilcisi olduğunu vurguladı. Bu bağlamda Saraybosna’daki Başkanlık Binası’na da gelmeyeceğini ve Sırp Cumhuriyeti’nde inşa edilecek bir binada çalışacağını da açıkladı.

Seçim sonrasında yapılan açıklamalarda Hırvatistan ve Sırbistan’ın kendi halklarını (?) ya da kendi çıkarlarını gözeten açıklamaları, Dayton Anlaşması sonrası garantör devletler olmalarıyla her ne kadar açıklanmaya çalışılsa da Bosna ve Hersek ve halkları adına sürekli diğer devletlerin açıklamalar yapması durumu daha da kaygan bir zemine taşıyor. Bir önceki dönemde Başkanlık Konseyi üyesi olan Dragan Čović’in daha önce de yaptığı açıklamalara benzer şekilde, Hırvatistan’dan seçimlerde Boşnak Müslümanlarla bir Federasyon içerisinde seçime gidilmesinin doğru olmadığına hatta kendilerinden aday olan Komšić’in Federasyon içerisindeki Müslümanların oyuyla seçildiğine ve eğer Sırp Cumhuriyeti gibi bir de Hırvat Cumhuriyeti olsaydı sonucun kendi halkları adına daha farklı sonuçlanacağına yönelik açıklamalarda bulunuldu. Boşnak Müslümanlar için demografik olarak çoğunlukta oldukları (%51) bir ülkede temsil hakkının Federasyon’da ikiye, devlet düzeyinde üçe bölünmesine yönelik itirazlar olsa da kendileri için Bosna ve Hersek dışında başka bir alternatif ya da garantör devlet bulunmamakta. Bu sebeple, ikinci bir “pasaportu” olmayan Boşnaklar için yapılan seçimlerde her bir halkı temsilen seçilenlerin ideolojik konumları, Boşnakların tek ülkesi olan Bosna ve Hersek’in geleceğine de yön verebilecek konumda.[3]

Peki seçim sonuçları bize neler anlatıyor?

Aslında en genel hatlarıyla seçime olan güvensizlik, katılım oranı ve geçerli oy oranlarından da anlaşılacağı üzere oldukça yüksek. Seçim çalışmalarında en yoğun gözlemlenen şey adayların temsil ettikleri halklar üzerinden kullandıkları ve sürekli gerilimi arttırmaya çalıştıkları milliyetçi söylemler. Halk nazarında ise katılanlar açısından alınan sonuçlara göre Devlet Başkanlık Konseyi için bu söylemlerin yerine oturduğunu söyleyebiliriz.[4] Bu durum Bosnalı Müslümanlar, ayrılıkçı söylemde bulunan Sırplar ve kendilerine ayrı bir entite tanımlanmasını isteyen Hırvatlar için de geçerli. Ancak yerelde, yani kantonlardaki parlamento seçimleri için aynısını söyleyebilmemiz biraz zorlaşıyor. Zira alınan sonuçlarda birçok farklı partinin ortalama üstü oylar aldığını ve koalisyonlarla yönetimlerini kurabileceğini görüyoruz. Seçimin üzerinden neredeyse bir ay geçmesine rağmen hâlâ daha kanton hükümetlerinin birçoğu kurulabilmiş değil. Aslına bakılırsa, halklar açısından gündelik hayatlarına, alacakları kararlar ile dokunabilecek olan bu yerel kantonlardaki hükümet temsilcileri. Özellikle Saraybosna için biraz daha renkli görünen bu koalisyon az da olsa ideolojik anlamda bir değişikliğin de habercisi olabilir.[5]

Diğer taraftan, seçimin gündelik hayatlarında hiçbir değişim getirmeyeceğine inanan ve seçimin çözümsüz bir sistemin sadece “göstermelik” bir parçası olduğunu düşünerek “katılmayanlar” açısından anlamı ise bu milliyetçi söylemlerden biçimlenen siyasetin tamamen dışında. Mesela Saraybosna’da yaşayan ve 92-95 yılındaki savaşta Saraybosna için bir kurtuluş olan Umut Tüneli’nin (Tunel Spasa) elektrik tesisatını yapan Mahir ustaya göre, Boşnak adayların bir kısmı “kızıl” üniformalarını çıkarıp “yeşil” üniformalarını tam üstüne yakıştırarak giyen ve Boşnaklar için hiçbir iş yapmayacak olan yöneticilerden oluşmakta.  Aynı şekilde Saraybosna Devlet Üniversitesi kütüphanesinde çalışan Eldin’e göre ise bütün bu seçim sistemi gereksiz bir para israfı ve her bir halk için adayların sadece etnik kökenler ve ayrılıkçı konuşmalarının ötesinde gündelik hayata dair işsizliğe, güvencesiz çalıştırılmaya, eğitime, sağlığa ya da toplumsal haklara yönelik hiçbir vaatlerinin olmaması bile her şeyi apaçık ortaya koymakta. Eldin, seçime neden katılmadığını ise şöyle açıklıyor: “Seçimlere olan güvensizlikte elbette 92-95 Savaşı travmasının da çok büyük bir etkisi var ama savaş sürecinde ve hemen sonrasında hızlanan ve hâlâ daha devam eden yolsuzluklar ve adam kayırmacılık bu ‘işlemez’ sistem var oldukça süreceğinden dolayı katılmadım.” Başçarşı’da bir kahvede çalışan bir teyzemize göre ise siyasilerin tamamı ceplerini düşünen hırsızlar sürüsü. “Seçilebilmek için bile yedirdikleri paranın kaç ayda kendisini amorti edeceğini düşünen bu siyasilerin, bize dair yapacakları yeni hiçbir şey olmaz,” diyen teyzemiz, seçimlerde sadece isimlerin değiştiğini ama uzun vadede Bosna ve Hersek’e faydası olacak kimsenin olmadığını düşünerek seçimlere hiç gitmediğini de belirtiyor.     

Bağlarken

Etnik ayrışma üzerinden bir çözüm olarak sunulan siyasi yapının Bosna ve Hersek’te işlerliği tamamen sorunlu durumda. En basit idari işlemden devletin en tepesine kadar ilerleyen bu üçlü yapı içerisinde ilerleyebilmek ve bir şeyler başarabilmek de bir o kadar zor. Açıklanan işsizliğin 2017 rakamlarına göre %20,5[6] olduğu reel işsizliğin ise %40’ların çok üzerinde olduğu Bosna ve Hersek’te son beş yılda yaklaşık 200.000 kişi ülkeyi terk etmiş durumda.[7] Özellikle Avrupa’da kendilerine iş arayan gençler, Schengen vize serbestisiyle birlikte ilk etapta doksan gün boyunca kayıtsız (hatta son düzenlemelerle yüz seksen güne kadar uzatılması planlanıyor), eğer yapabilirlerse sonrasında uzun süreli orada kalmaya çalışıyorlar. Elbette, gerekli izinleri alamadığı durumlarda bu kayıtsızlık durumunu yakalanana kadar sürdürenlerin de sayısı hiç azımsanmayacak düzeyde. Ülkede halihazırda var olan gelir kaynakları oldukça sınırlı durumda. Bunun dışında gelen Avrupa Birliği ya da diğer ülke yardımlarının da yeterli ölçüde halka ulaştırılıp ulaştırılamadığı da tartışmalı bir konu. 2014 yılında Federasyon’da işsizliğe karşı başlayan protestoların “etnik ayrımların ötesinde bir Bosna ve Hersek mümkün” vurguları bütün milliyetçi söylemlerin ötesinde gündelik hayatta yaşadıkları problemlere karşı bir çözüm arayışı olarak başlamış olsa da devamı gelmedi. Kısa ve orta vadede yerel olarak kantonlarda, uzun vadede ülkenin tamamında etnik farklılıkların ötesinde bir siyaset kurulması ve ülkenin temel ihtiyaçlarının göz önüne alındığı bir sisteme doğru evrilmesi, sosyalist bir deneyim yaşamış ve sonrasında şu andaki durumdan daha sert milliyetçi çıkışların hakim olduğu bir süreci savaşla deneyimlemiş bu topraklar için çok da zor olmasa gerek.



[1] Entite: İngilizce “entity” kavramı karşılığı olarak kullanılmakta. En genel hatlarıyla dışarıdan “oluşturulmuş birim” olarak tanımlayabiliriz.

[3] Tabi Bosna ve Hersek’te bütün bu karmaşık yapının bir de üstünde yine Dayton Anlaşması sonrası anlaşmanın şartlarının uygulanabilirliğini sağlama misyonuyla kurulmuş Yüksek Temsilcilik Makamı (OHR) bulunmakta. Şu anda sadece gözlemci rolüyle bilinen OHR, anlaşmadan hemen sonra ülkedeki seçilmiş en üst yetkilileri bile kendi isteğiyle ikame edebilme hakkını da korumakta.

[4] Devlet Başkanlık Konseyi’nde adayların aslında her biri kendi temsil ettiği halklar açısından bu söylemleri yineler durumdalar. Bu konuda Frankfurt Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde proje koordinatörü olan Thorsten Gromes’un Al Jazeera Balkans’a verdiği röportajda Başkanlık Konseyi’nin kaldırılması gerektiği yönündeki görüşleri önemli. Gromes, Başkanlık Konseyi’nin fiilî anlamda ülkeye sadece bu söylemler üzerinden bir anlam atfetmeye çalıştığını ve iş görmez durumda olduğunu belirtiyor. Ayrıntılar için bkz. http://balkans.aljazeera.net/vijesti/bez-predsjednistva-bi-u-bosni-i-hercegovini-bilo-mnogo-manje-svada

[7] Hatta seçim sonrasında Facebook üzerinden kurdukları “Hayatınızı seçin, ayrılmayı seçin” kampanyası da epey ilgi görmüş durumda. Ayrıntılar için bkz. https://tr.euronews.com/2018/10/27/bosna-hersek-te-ulkeyi-terk-edin-kampanyasi-buyuk-ilgi-gordu


Bosna ve Hersek seçimler