Anasayfa > Güncel Yazılar > Manves City: Büyüsüz Gerçekçilik ve Görünmeyen Sınıfın Dönüşümü

Manves City: Büyüsüz Gerçekçilik ve Görünmeyen Sınıfın Dönüşümü

Gökhan Ulumlu

03 Mart 2019

 

Latin Amerika kökenli büyülü gerçekçilik sanat akımları arasındaki yerini önce resimle alır. Romanda ise kabul edilen ilk büyülü gerçekçi roman Luis Borges’e aittir: Alçaklığın Evrensel Tarihi. Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez ve İngiliz yazar John Fowles bu tarzı kullanan en bilindik yazarlar arasındadır.

Türk edebiyatında büyülü gerçekçilik ise Latife Tekin ve Nazlı Eray ile anılmaya başlamıştır. Annesinin ölümü üzerine yazdığı Sevgili Arsız Ölüm romanı ve ardından Berci Kristin Çöp Masalları, edebiyat dünyasına yeni atılmış Latife Tekin’i büyülü gerçekçilik ile özdeşleştirmiştir. Daha sonra bu tarzı kullanmayı bırakmış ve post-modern anlatı özelliklerini kullanmaya başlamıştır. Özellikle son iki romanında töre, gelenek, halk anlatıları, atışma, türkü, destan, efsane ve mitolojik anlatımları kullanmayı bırakmıştır. Özellikle Manves City’de post-modern anlatı içinde büyüsüz bir gerçekçiliğe dönüşüm yapmıştır.

Manves City bir dönüşüm romanıdır. Post-modern anlatı çerçevesinde bu dönüşüm mektup, köşe yazıları, insan kaynakları yazıları gibi farklı yazı türleriyle verilmiştir. Ana hikâyeye destek olan bu anlatı türlerinde farklı durumların dönüşümü ön plana çıkarılmıştır.

İnsan Kaynakları Öneri Kartları: Bu öneri kartlarındaki taleplerin seyrinde “işçilerin dönüşümü” ön plandadır. İşçiler zaman için birbirlerini desteklemeyi bırakmış ve hatta insan kaynaklarına diğer işçileri yeterince çalışmıyorlar diye şikâyete başlamışlardır. 1984 yılında yazılmış Berci Kristin Çöp Masalları’nda can çekişmekte olan sınıf bilinci günümüz Manves City’sinde tamamen ortadan kalkmıştır. Latife Tekin kendi hayatı süresince geçen olayları kendi yorumuyla romanlarına dönemsel olarak aktarmaktadır. Manves City’de günümüz insanının sorunlarını ve bu sorunları görmekten ne kadar uzakta olduklarını işçi örneği ile ortaya koymuştur.  

İnsan Kaynaklarından İşçilere Gelen Uyarılar: “Çalışma şartlarındaki sert dönüşüm” konu edilir. Yapılan uyarılarda mola ve dinlenme saatleri iptal edilmiştir. İşçilerin sigara içme izinleri kaldırılmıştır. Sigara karşıtı politik söylem uygulanmış ve böylece işgücü artırılmıştır.

Ersel ve Nergis Mektupları: “Erice’nin dönüşümü” bu mektuplarda ön plandadır. Zaman içinde Erice’de görülen çeşitli dönüşümler bu mektuplarda anlatılmıştır. Gene bu mektuplardan Ersel ile Nergis’in çocukluk arkadaşı olduklarını anlıyoruz.

Zeynur’un Defteri: “İlişkilerin dönüşümü”, bu dönüşümün para çevresinde geliştiği ve menfaatlerin ön plana çıktığını anlatan bir defter olup parasızların dost bile kazanamadıklarını anlatıyor. Mutluluk mutsuzlukla yer değiştirmiştir. Aşklar bile artık tek başına yaşanmaktadır.

Botşef Notu: Çalışma hayatının robotlara geçiş süresini gösteren bir not vardır. Bu notta uygulanan ceza hem robotsal dönüşümü hem de çalışma şartlarındaki dönüşümü göstermektedir. Aslında romanda robotlarla ilk kez karşılaşmamızda işçiler robotun ses düzenindeki arızanın giderilmesini istemişlerdir. Zamanla yerini sağlamlaştıran robotlar ceza uygulamasına başlar. Kişisel bir suç nedeni ile tüm ekip cezalandırılır. Böl-yönet politikası, bu yolla, daha önce gruplara ayrılmış işçilerin grup içinde de bölünmelerini sağlamaktadır. Üretim grupları daha önce “Fırtına” gibi bir isme sahipken artık isim yerine numara ile anılmaktadır. Kişiler bu yolla robotlaştırılmıştır.

Eğitim Materyali: Başarının Sırrı: Bu eğitimlerle “beyinlerin dönüşümü” sağlanmaktadır. Kişilere paranın ve çalışma aşkının önemi anlatılmaktadır. Ancak işçiler azla yetinmelidir. Bu işçiler için sağlıklı bir durumken patronlar sürekli sipariş alarak azla yetinmemektedir. Ancak yapılan “hazırlıklar,” işçileri bunu düşünme yeteneğinden çok uzak bir noktaya taşımıştır.

Nergis’in Köşe Yazıları: “Hayattaki dönüşüm” “doğanın dönüşümüyle” birlikte sunulmaktadır bu köşe yazılarında. Başlıkları “Benim Erice’m”, “Hani Ev, Hani Yuva” ve “Güle Güle İlkbahar, Hoşgeldin Yaz” şeklinde olan yazılarda göçmenlik, kadına verilen değer ve doğadaki dönüşümler işlenmiştir. Göçmen olarak, çocukluğunda çadırlarda yaşarak yurt edindiği Erice, artık Nergis’in Erice’si değildir. Göçmen yurdu, göçmen bölgesine dönüştürülmüştür. Ancak göçmenlerin neden olduğu çeşitli olaylarda suçu göçmenlere atmamakta, sorumlunun başka yerde olduğunu bilmektedir.

Evlerin içi de yuvalıktan çıkmıştır. Herkes herkesin üveyidir. Yuva sıcaklığı yerini korunma içgüdüsüne bırakmıştır.

Doğa dönüşmüş, Pırasa Ovası’nda fabrikalardan ekim yapılabilecek bir yer hemen hemen hiç kalmamıştır.

Son köşe yazısı “Güle Güle İlkbahar, Hoş Geldin Yaz” ise biraz daha umut ve Ersel’in sürekli ön plana çıkardığı direnme umudunu vermektedir. Dirilişi temsil eden ilkbahar çok başarılı olamamış, ihtiyaç duyulan gerçek dönüşümü sağlayamamıştır. İlkbaharı tacizcilere, açlığa, fakirleştirilmeye, adaletsizliğe, siyasi oyunlara seyirci kalmakla suçlar. Sadece çiçek açmak sorunları çözmeye yetmemektedir. Bunu yazdan beklemektedir. Yazdan beklentisi yeni umutları ortaya çıkarmasıdır. Doğumu simgeleyen ilkbaharın yerini yaza, gençliğe bırakması gençlere sorumluluk yüklemektedir. Bu umudun coşku yaratması için Erice’sine, ülkesinin insanlarına birtakım sorular sormaktadır köşesinden: “İyiliği yükselten insanlara ne oldu?”, “Birbirimize destek olmayı niye kestik?”, “Adalet niye bozuldu?”. İnsanları gerçek suçluyu kovalamaya davet eder. Yas da bizim mücadele de, diyerek haksızlıklara karşı harekete geçme zamanının, yani yazın geldiğini haber veriyor Latife Tekin köşesinden.

Bu değerlere ulaşılmaması halinde yaz gelmeyecek, insanların dev bir hamamböceği şeklinde uyanmaları artık gayet doğal sayılacak ve yaşamda büyüsel bir güzellik kalmayacaktır. 

Celil’in kompozisyonu: Nergis’in Celil’e yardımcı olduğu ev ödevinde zamanın dönüşümü ön plandadır. Hatta bu istenmektedir. Bekleyerek bir yere varılamayacağı sonucuna varan Celil, artık beklemeyi azaltmak için bir saatin bir dakika olmasını istemektedir. Beklenenin ne olduğu ise Godot’yu Beklerken’de olduğu gibi okuyucuya bırakılmıştır.

Romanda Manves laytmotif olarak kullanılmıştır. Amacının okuyucunun hafızasında tekrara dayalı olarak yer almak ya da bilinçdışına seslenmek olduğu düşünülebilir. Gece derslerinde kullanılmış Dev Sehid gibi bir gönderme yapan Manves laytmotifinin ne olduğunu bulmak ise, Uşak (Erice) ve Aydın (Yağderesi) civarında geçen roman ile araştırmacı okuyucuya bırakılmıştır.

Latife Tekin’in hemen hemen bütün romanlarında yazıyla ilgili bir karakter bulunmaktadır. Bu karakterlerin yardımı ile kendi yazarlık sürecinden bazı notlara ulaşılabilir. Yine 1960’lardan günümüze kadar yazdığı romanlar değerlendirildiğinde, romanların yazıldıkları dönemle ilgili veriler taşıdığı da izlenmektedir.

Latife Tekin, çoğu romanında olduğu gibi Manves City’de de kişilerin ruhsal ve fiziksel yapılarını geçiştirmektedir. Kişilerin derinliğine giremeyiz. Bunu açıklamak yerine onların yaptıkları ön plandadır. Örneğin Nergis.

Nergis

Fiziksel yapısı hakkında bir bilgimiz olmasa da “kültürlü” bir yapıya sahip olduğunu düşünebiliriz. Ancak günümüzün toplumsal hastalığına o da tutulmuş, hayatının bir döneminde bulunduğu yerden uzaklarda daha iyi bir hayatın kendini beklediği DÜŞüncesine kapılmıştır. Nergis, her romanda yer alan yazı ile ilişkisi olan kahramanın Manves City’deki temsilcisidir. Düşüncelerini Erice Postası’ndaki köşe yazıları ve mektuplarından anlamaya çalışırız. Tüm romanda mektuplar önemli bir anlatım aracı olarak kullanılmıştır. Bu yazı gücü ve güçlü sayılabilecek karakterin göçmen çadırlarından nasıl ortaya çıktığı ise çok kısa birkaç cümle ile geçiştirilmiştir. Nergis’in annesi Nazik Hanım adlı bir kadına hizmet etmiştir. Bu süreçte paşa sülalesinden gelen Nazik Hanım Nergis’e ilgi göstermiştir. Ancak okutmaya ömrü yetmemiştir. Bu açıklamanın dışında Nergis’in köşe yazısı yazma kabiliyetine nasıl ulaştığı bilinmez. Bu arada tiyatro kursuna da girmiştir Nergis. Annesinin ise ilginç deyişlerinden dolayı zeki biri olduğunu düşünebiliriz: “Sevinç gramla, dert kiloyla” ya da “Zaman kanatlanmış, nereye demişler, yeniye demiş”. Nergis’in yazım gücü bu değerlerin ve çabaların ortak sonucu olarak sunulmuştur.

Ersel

Bir diğer kahraman Ersel’in kişiliği oldukça güçlü olup, her şeye direnme kabiliyeti taşımaktadır. Bu kişiliğin gelişimini, yine birkaç cümle ile sendikacı babasına bağlamıştır Latife Tekin. Ayrıca daha 17 yaşında iken fabrikalarda çalışmaya başlaması da kişiliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Ailesi göçmen yurdu Erice’ye gelerek tarım işçiliği yapmış, o da nergis gibi çadırlarda yetişmiştir. Roman boyunca herkes ki buna çocukluk arkadaşı ve gizli aşkı Nergis de dahildir, kendisinden bir şeyler saklamıştır. Gene en dürüst arkadaşı olarak tanımlayabileceğimiz okul arkadaşı berber Uslu bile kendisinden bazı şeyleri saklar. Ancak elinden gelen her yolu denemeye kararlı olan Ersel, imtiyaz sahibi sınıfın oyunundan kaçamayarak romanın başında geldiği yere geri dönmek zorunda kalır. Güçlülerin adaletine bir kez daha kurban gitmiştir Ersel. 

Eda

Romanın görünmeyen kahramanıdır. Çiçekli pijamaları ile 9 yaşında tam bir çocuk olarak tasvir edildikten sonra hep adını duyarız. Ancak kendisi bir daha romana katılamayacaktır. Eda, ahlâki dönüşümün simgesidir. Pijamasındaki papatyalar artık vücudunda dövme olarak yeni Eda’nın vücudunda ortaya çıkar. Makul bir kandırmaca ile kötü yola sürüklenmiş, bu sırada akrabaları da dahil olmak üzere herkes kendi çıkarı doğrultusunda Eda’yı harcamıştır. Eda, kendisini satacak olan akrabası Vedanur’u kurtarmak için, daha o yaşta cinsel istismara maruz kalmış, ancak bunu savuşturmayı bilmiştir. Bir çete gibi çalışan sektörün kendisini okuma vaadi ile yerleştirdikleri evde porno sektörüne sürüklemesine ise engel olamamıştır. Adı artık Papatya olmuştur. Tek başına ve o yaşta yapabileceği çok şey yoktur Eda’nın. Akrabalarına güvenmiştir. Onların yönlendirmesiyle bu hayatın içine sürüklenmiştir. Bu durum gençliğin yeni ahlâk anlayışına çaresizce sürüklenmesini temsil eder. Çoğu kişi durumun farkında olmakla birlikte, Ersel’in Eda’ya ulaşma çabalarının üzerini kapatmak ister. Gençliğin kurtarılması imkânsızdır bu kişilere göre ve ancak bu durumun üstü örtülebilir. Kimse bunun için çaba harcamaz.     

İşçiler

Buzdan Kılıçlar romanında geçen “pılık pırtık adamlar”, artık bir iş sahibidir ama hâlâ yoksuldurlar. Gelecekten umudu kalmamış bu yeni yoksullar, parasız ve çaresiz bir şekilde birbirlerine karşı zalimdirler. Bu yoksulluğun bir başka sonucu da sömürülmeye açık kalmalarıdır. Bu sömürü için her türlü baskı yapılır kendilerine. Bu çaresizlik içindeki insanların sosyal hayatları da üfleyince yıkılacak ailelerden ve çıkara dayalı ilişkilerden oluşur. İnsanlar kendi gözlerinde bile değersiz hale getirilmiştir ve beklentileri ve hayal güçleri ancak kendilerine verilenle sınırlı kalır. Sendikal hareketler çok geride kalmıştır. Geniş çaplı bir işçi hareketinin çok uzağında kalmış bu sınıfta artık eylemler, ancak bir kadının tek başına mobbinge karşı çıkmak amacıyla yaptığı bir hareket ya da 2-3 kişinin bir araya gelerek depolara karşı ortaya koydukları cılız ve sonuçsuz eylemler olarak belirir. Bu eylemler sırasında diğer işçiler fabrikada dans kursu açılması gibi kendi ihtiyaçlarından çok farklı, öğretilmiş isteklerin peşinden koşar. Mobbing ya da depoların durumunu düşünme yetenekleri ellerinden alınmıştır.  

Erice

Bir başka kahraman, dönüşümün her türlüsünü yaşayan Erice köyüdür. Nergis’in köşe yazılarında kullandığı “Erice’m” kelimesi “yurdum” çağrışımını yaparak aslında burada görülen dönüşümlerin tüm yurtta var olduğunu anlatır. Göçmen yurdu Erice’nin göçmen bölgesine dönüşmesi gibi, yurt da yurt kavramının anlamını kaybetmiş, artık insanların bir arada bulunduğu bir bölge halini almıştır.

Yağdere

Romandaki bir başka yerleşim yeri olarak karşımıza çıkar. Aslında sanayi ve fabrikalaşmanın sonucu olarak Manves City’’ye dönüşen köydür.

Sonuç olarak Latife Tekin bu romanında görünmeyen insanlardan oluşmuş işçi sınıfının yaşamlarına bir ışık tutarak Murtaza’dan sonra belki de ilk kez işçi sınıfının yaşam koşullarına ve çalışma güçlüklerine dokunmuştur.


kitap eleştirisi Latife Tekin