Anasayfa > Güncel Yazılar > Sosyal Güvenlik Yasası: Devlet Katkısı Azalıyor

Sosyal Güvenlik Yasası: Devlet Katkısı Azalıyor

Aziz Çelik

13 Mayıs 2006

AKP hükümetince IMF’in talepleri doğrultusunda hazırlanan ve TBMM’de oldubittiyle yasalaşan sözde sosyal güvenlik reformunun temel gerekçesi, sosyal güvenliğe ayrılmakta olan kaynakların bütçe üzerinde yük oluşturduğu ve makro ekonomik dengeleri bozduğu yönündedir. Bu nedenle “reform”un temel amacı sosyal güvenliğe ve sağlığa ayrılan kamusal kaynakları, bütçe katkısını azaltmaktır. Sosyal güvenlik alanında tam bir “bilgi kirliliği” yaşanmakta, gerçekler tersyüz edilmekte ve çarpıtılmaktadır. Reformun ayrıntıları ancak bu temel yaklaşım göz önünde tutularak anlaşılabilir. İşin bu noktası bu hedeftir. Reformun temel düzenlemeleri (emekli aylıklarının düşürülmesi, emekli olmanın zorlaştırılması, sağlık hizmetlerinde sigortalıdan alınacak prim ve katkı payları, sağlık hizmetlerinin bir kısmının paralı hale getirilmesi) devletin sosyal güvenliğe katkısını azaltmak hedefine yöneliktir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Sosyal Güvenlik Sisteminde Reform Önerisi” başlığıyla Temmuz 2004’te kamuoyuna sunulan ve Nisan 2005’te revize edilen ve “Beyaz Kitap” olarak bilinen rapor “reformun” temel yaklaşımını ve amacını ortaya koyuyor (www.calisma.gov.tr). “Beyaz Kitap”, sosyal güvenlik reformunu, bütçeden karşılanan “sosyal güvenlik açıklarını” kapatma gerekçesine dayandırmaktadır. Kitapta yer alan şu ifade, reformun asıl hedefini açıkça ortaya koymaktadır:

“Devlet bütçesinden karşılanan bu açıklar, ülkemizin borçlarını ve faiz oranlarını artırmakta, hayat pahalılığına, yatırımlarda daralma ve işsizliğe yol açmaktadır. Bunun sonucunda işsizlik oranı artmakta ve gelir dağılımı giderek bozulmaktadır. Sosyal güvenlik sistemimizin mevcut yapısı, ülke ekonomisinin geleceğini ve toplumsal barışı tehdit etmektedir”. (Beyaz Kitap, Temmuz 2004, önsöz)

Sosyal güvenliğe devletin ayırdığı kaynaklar, makro ekonomik istikrarsızlığının (enflasyon, işsizlik ve gelir eşitsizliği) temel nedeni olarak günah keçisi ilan edilmektedir. “Beyaz Kitaba” göre, “1994–2004 yılları arası sosyal güvenlik açıklarının hazine borçlanma faiziyle güncellenmiş değeri 475 Katrilyon TL, 2004 yılı için toplam borç stoku 316 Katrilyon TL ve Milli Gelir de 424 Katrilyon TL’dir; Sosyal güvenlik açıkları milli gelire eşit ve toplam borç stokunun ise çok üzerindedir”. Anlaşılmaz bir akıl yürütmeyle 10 yıllık toplam sosyal güvenlik katkısı bir yıllık milli gelire ve o yılın borç stokuna oranlanarak bir felaket tablosu çiziliyor. Peki, neden on yılın toplam faiz ödemeleri hiç dikkate alınmıyor?

Oysa Sosyal güvenliğe son on yılda bütçeden aktarılan kaynakların toplamı cari fiyatlarla 60 Katrilyon TL’dir. Aynı dönemde faiz ödemelerine ayrılan kaynak ise yine cari fiyatlarla 252 Katrilyon TL’dir. Faiz ödemelerinin on yıllık ortalaması bütçenin yüzde 43’ünü oluştururken, aynı dönemde sosyal güvenliğe bütçeden ortalama yüzde 10 oranında kaynak ayrılmıştır. Aynı dönemde faiz ödemelerinin milli gelire oranı yüzde 16,3 iken, bütçeden sosyal güvenliğe ayrılan kaynağın milli gelire oranı yüzde 4’ün altındadır (Tablo 1).

Sosyal güvenliğe ayrılan kaynakların makro ekonomik istikrarı sarstığı ve borçları artırdığı iddiası gerçeklerin ters yüz edilmesidir. Bütçeden sosyal güvenliğe cüzi kaynaklar aktarıldığı 1990’ların ortalarında da makro ekonomik istikrar söz konusu değildi ve 1995 yılında bütçenin yüzde 34’ü faiz ödemelerine ayrılmıştı. Aynı dönemde bütçeden sosyal güvenliğe aktarılan kaynak ise yüzde 6 dolayındaydı. Yine bütçenin yüzde 51’inin faiz ödemelerine gittiği 2001 yılında sosyal güvenliğe bütçeden ayrılan pay yüzde 6,4’tü. Öte yandan sosyal güvenliğe bütçeden ayrılan payın arttığı 2002–2004 arasında makro ekonomik göstergelerin “düzelmesi”, sosyal güvenliğe devlet katkısının, iddia edildiği gibi ekonomi üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığının diğer bir kanıtı değil mi?

Tablo 1: Sosyal Güvenlik Katkıları ve Faize Ödemeleri 1994–2004 (Milyar TL)

Sosyal Güvenlik Katkıları

Faiz ödemeleri

Yıl

Miktar

Milli Gelire Oranı

Bütçeye Oranı

Miktar

Milli Gelire

Oranı

Bütçeye Oranı

1994

40.580

1,0%

4,5%

298.285

7,7%

33,2%

1995

108.200

1,4%

6,3%

576.115

7,3%

33,7%

1996

335.300

2,2%

8,5%

1.497.401

10,0%

38,0%

1997

760.000

2,6%

9,5%

2.277.917

7,7%

28,5%

1998

1.400.000

2,6%

9,0%

6.176.595

11,5%

39,6%

1999

2.750.000

3,5%

9,8%

10.720.840

13,7%

38,2%

2000

3.225.685

2,6%

6,9%

20.439.862

16,3%

43,9%

2001

5.112.000

2,9%

6,4%

41.064.609

23,3%

51,1%

2002

11.205.000

4,1%

9,7%

51.870.659

18,9%

44,8%

2003

15.922.000

4,5%

11,3%

58.609.163

16,4%

41,7%

2004

19.300.000

4,5%

13,8%

58.488.490

13,6%

41,7%

Toplam/

Ortalama

60.158.765

3,9%

10,3%

252.019.936

16,3%

43,3%

Kaynak: Hazine, DPT ve Maliye Bakanlığı verilerinden derlenmiştir

Ülkemizde işsizlik sigortasındaki devlet katkısı dışında, devletin sosyal güvenliğe yasal/düzenli bir katkısı söz konusu değildir. Türkiye’deki primli sosyal güvenlik sistemi, tamamen çalışanlardan ve işverenlerden (çalışanlar adına) yapılan kesintilere dayalıdır. Ancak 1990’lı yılların ortalarından başlayarak sosyal güvenlik sisteminin mali sorunlarının artmasıyla birlikte bütçeden sosyal güvenliğe kaynak aktarılmaya başlanmıştır. Bu transferler “açık” ve “kara delik” olarak nitelenmiştir. Oysa devletin sosyal güvenliğe aktardığı kaynaklar sosyal devlet olmanın gereğidir. Bütçeden sosyal güvenliğe ayrılan ve “kara delik” olarak suçlanan bu kaynaklar çöpe atılmıyor, bu kaynaklar SSK, Emekli Sandığı, BAĞ-KUR ve İşsizlik Sigortası kapsamındaki 63,5 milyon yurttaşın ihtiyaçları için harcanmaktadır.

Ancak istikrarsızlığın kaynağı olarak sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklar gösterildiği için reformun temel amacı bu açıkların kapatılması olmaktadır. Yeni Stand-by düzenlemesi ile ilgili olarak 26 Nisan 2005 tarihinde IMF’ye sunulan Niyet Mektubunda sosyal güvenlik sistemine halen yüzde 4,5 olan bütçe desteğinin yüzde 1’e düşürülmesinin temel hedef olduğunu belirtildi ve sosyal güvenlik reformunun meclisten geçirileceği taahhüt edildi. Şimdi yapılan budur.

SOSYAL GÜVENLİĞİN FİNANSMANI

Sosyal güvenliğin finansmanında iki temel sistem bulunmaktadır: Vergiye ve prime dayalı sistemler. Avrupa’da sosyal geleneklere bağlı olarak farklı modeller varlığını sürdürmekle birlikte, son yıllarda iki sistemin birbirine yaklaştığı, karma bir sistem oluştuğu gözlenmektedir. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra atılan radikal adımlar sonucunda hızla artan sosyal güvenlik harcamalarının milli gelire oranı 1980’de yüzde 20’ye ulaştı. Sosyal refah devletini ortadan kaldırmaya yönelik yeni liberal girişimlere rağmen, toplam sosyal güvenlik harcamaları 1990’ların başında yüzde 26’ya ve 2002’de ise yüzde 28’e ulaştı. Oysa aynı dönemlerde yeni-liberal politikaları benimseyen ABD’de sosyal güvenlik harcamalarının milli gelire oranı yüzde 13-14 seviyesinde gerçekleşti.

AB ülkelerinde sosyal güvenlik uygulamaları birbirlerinden önemli farklılıklar göstermelerine karşın ortak iki temel yön görülmektedir: Birincisi, milli gelirden sosyal güvenliğe ayrılan kaynakların yüksekliği; ikincisi ise sosyal güvenliğin finansmanında devlet katkısının büyüklüğü.

Türkiye’de devletin sosyal güvenliğe katkısı milli gelirin yüzde 1’ine indirilmeye çalışılırken AB 25 ülkelerinde bu oran yüzde 19,3’tür. Türkiye’de bütçeden sosyal güvenliğe yüzde 14 pay ayrılırken AB ülkelerinde devlet katkısının bütçe içindeki payı yüzde 40’tır. Üstelik bu oranlara devletin sağlık harcamaları dahil değildir. AB ülkelerinde bütçeden sosyal güvenliğe ayrılan pay yüzde 25 (G.Kıbrıs) ile yüzde 46 (Almanya) arasında değişmektedir (Tablo 2).

Tablo 2 : AB’de Bütçeden Sosyal Güvenliğe Ayrılan Pay (2003)

Milli Gelire Oranı

Bütçeye Oranı

AB 25

19,3

40,1

AB Yeni 10

17,1

36,9

Almanya

22,4

46,6

Avusturya

21,4

42,2

Belçika

18,1

35,5

Britanya

16,5

37,8

Çek Cumhuriyeti

14,6

27,4

Danimarka

25,2

44,7

Estonya

10,4

29,1

Finlandiya

21,7

42,5

Fransa

21,1

39,3

Hollanda

18,6

38.0

İrlanda

10.0

29,3

İspanya

12,9

34,1

İsveç

24,9

42,5

İtalya

18,3

37,5

Kıbrıs (Güney)

11,3

24,8

Latviya

10,8

30,2

Litvanya

10,1

29,6

Lüksemburg

19,3

42,4

Macaristan

17.0

33,9

Malta

14,3

28,1

Polonya

19,9

44,7

Portekiz

15,7

33.0

Slovakya

15,7

40.0

Slovenya

18,3

38.0

Yunanistan

20,9

43,4

Kaynak: Eurostat

Öte yandan tek başına toplam sosyal güvenlik harcamalarının yüksekliği yeterli bir gösterge değildir. Toplam sosyal güvenlik harcamalarının ne kadarının devlet tarafından karşılandığı da önemlidir. Ülkelerin sosyal güvenlik modellerinden kaynaklanan farklılıklar olmakla birlikte, AB-15 ülkelerinde devlet katkısı yüzde 37’ye ulaşmakta, üstelik bu oran zaman içinde artış göstermektedir. Korunan kişilerin sisteme katkısı yüzde 21; işveren katkısı ise yüzde 39 oranındadır. Sosyal güvenliğin toplam finansmanı içinde devletin payı giderek yükselmektedir (Tablo 3).

Tablo 3: AB Ülkelerinde Sosyal Güvenliğin Finansmanı (%)

1992

2002

Devlet katkısı

31,4

36,8

İşveren payı

41,1

38,9

Korunanların payı

23,4

21,4

Diğer

4,1

3,0

Kaynak: Eurostat

Veriler, net bir biçimde AB’de sosyal güvenliğe ayrılan kaynakların ve devlet katkısının düzenli olarak artmakta olduğunu ve bunun Avrupa sosyal güvenlik modelinin ayırt edici yanı olduğu göstermektedir.

AB ülkelerinde de sosyal güvenlik sisteminin sorunları tartışılıyor ve yeni sorunlara çözüm aranıyor. Ancak ultra-liberaller yaklaşımlar hariç, kamusal sosyal güvenlik uygulamalarının terk edilmesi hiçbir şekilde söz konusu değil. Ayrıca son 10 yıl içinde sosyal güvenliğe ayrılan kamusal kaynaklar artış gösteriyor.

“REFORM” DEVLET KATKISINI AZALTACAK

“Reform” yasasına göre devlet toplam prim tahsilatının dörtte biri oranında sosyal güvenliğe katkıda bulunacaktır. Böylece toplam sosyal güvenlik harcamalarının beşte biri devlet tarafından karşılanmış olacaktır. Bu oranlar şu an devletin sağladığı katkının miktarının ve oranının ciddi bir biçimde gerilemesine yol açacaktır.

2004 yılı verilerine göre üç sosyal güvenlik kurumunun prim tahsilatı 23.4 Milyar YTL’dir. Aynı yıl üç sosyal güvenlik kurumuna yapılan devlet katkısı ise (işsizlik sigortası hariç) 18.8 Milyar YTL’dir. Devlet katkısının tahsil edilen prime oranı yüzde 80’dir. Üç sosyal güvenlik kurumunun toplam giderlerin yüzde 45’i devlet tarafından karşılanmaktadır. Eğer 2004 yılı verilerine reform sonrası devlet katkısı oranını uygulayacak olursak devlet katkınsın miktarı 5.8 Milyar YTL’ye gerileyecekti.

Tablo 4: Devlet Katkısı Mevcut ve Reform Sonrası

Mevcut Durum (2004)

Milyar YTL

SSK, Emekli Sandığı, Bağkur Prim Gelirleri

23,4

Toplam Devlet Katkısı

18,8

Toplam Harcama

42,2

Devlet Katkısının Prim Tahsilatına Oranı

80%

Devlet Katkısının Sosyal Güvenlik Harcamaları İçindeki Oranı

45%

Reform Sonrası

SSK, Emekli Sandığı, Bağkur Prim Gelirleri

23,4

Toplam Devlet Katkısı

5,85

Toplam Harcama

29,25

Devlet Katkısının Prim Tahsilatına Oranı

25%

Devlet Katkısının Sosyal Güvenlik Harcamaları İçindeki Oranı

20%

Reform sonrası devlet katkısı yüzde 20’ye gerileyecektir. Aradaki fark yurttaşların cebinden daha fazla prim, daha fazla katkı payı, daha düşük emekli aylığı olarak çıkacaktır. Reform devlet katkısını azaltmakta halen devletin ödediği katkının çalışanlar tarafından ödenmesini öngörmektedir.

Sosyal güvenliğe bütçeden aktarılan kaynakların “açık” ya da “kara delik” olarak ilan edilmesi sosyal güvenliğe yönelik yeni-liberal saldırının ideolojik kılıfıdır. Sosyal güvenlik karalanmakta ve piyasalaştırma için kamuoyu hazırlanmaktadır. Sosyal güvenlik sisteminin amacına uygun hizmet vermesi ve mali yapısının güçlenmesi için reforma, iyileştirmeye kuşkusuz ihtiyaç vardır. Ancak reform zaten düzensiz ve belirsiz olan devlet katkısının azaltılmasını hedeflemek bir yana devlet katkısının düzenli hale getirilmesi hedeflemelidir. Sosyal devlet olmanın olmazsa olmaz gereği sosyal güvenliğin bir kamusal yükümlülük olmasıdır.

Birgün'de yayımlanmıştır.