Anasayfa > Güncel Yazılar > “Okudum” İllüzyonu

“Okudum” İllüzyonu

Behiç Ata

08 Aralık 2019

Eğer okuma-yazmayı bundan beş sene önce öğrenmediyseniz, bundan beş sene öncesinde okuduğunuz kadar çok ve verimli şekilde kitap okuyamadığınızı kabul ediyorsunuzdur. Bu yazı, benim de içlerinde bulunduğum, bu dertten mustarip kişiler için yazıldı. Yazı boyunca bu kişileri tek bir bedende toplamış gibi, hepimizin adına konuşacağım. Yazı sonunda katılıp katılmamak size kalmış.

Biz, yanıldık şaştık da internet ve sosyal medya denen bir belaya bulaştık bundan 4-5 sene önce. Esasında daha önceleri bulaştık da, o sıralarda bu kadar kullanmıyorduk interneti de, sosyal medyayı da. Ne olduysa, internet ve sosyal medya cep telefonlarımıza iyice yerleştikten sonra oldu. Sosyal medyadan dem vurunca, hemen başkalarının daha önce sayısız kez tespit ettiği gibi “çok vaktimizi alıyor, kitaba zaman mı kalıyor” düşüncesini burada yeniden dile getireceğim zannedilmesin.

Bundan beş sene önce nasıl kitap satın aldığınızı hatırlayınız. Kitapçıya gider, önce kitap kapaklarına yenilir, daha dirayetliyseniz bu görsel şölene itibar etmez, arka kapak yazısını okur, içinden rastgele sayfaları karıştırır, fiyatı da kesenize göreyse, alırdınız. Tabii bunu aklınızda bir kitap olmadığı zamanlar için söylüyorum. Herkes meşrebine göre, okuyacağı kitabı kendisi seçerdi. Değişme ilk olarak burada başladı. Artık hemen hemen hiç kimse, kendi hür iradesiyle bir kitapçıya gidip, kitabını seçemiyor.

Günümüzde kitap satın almak artık hep birilerinin tavsiyesiyle olmuyor mu sizce de? Twitter’da, Instagram’da, Facebook’ta dolaşırken, kıskandığımız, imrendiğimiz, sevdiğimiz ya da nefret ettiğimiz birinin paylaştığı bir kitabı, aklımızın bir kenarına yazmıyor muyuz? Kıskandığımızın paylaştığını, o okuyorsa onun okuduklarından okuyup onun gibi olmak için, nefret ettiğimizin paylaştığını, kitaba en yakın zamanda bir kitapçıda kaçak göçek göz atıp o kişiden nefret etmekte ne kadar haklı olduğumuzu anlamak için aklımıza yazıyoruz. Şimdi, kitapçıya daha gitmeden, alacağımız ya da inceleyeceğimiz en az bir kitabı aklımıza yazıp, devam edelim.

En son ne zaman bir kitabı baştan sona okuyup, o kitap ya da yazar hakkında kendimize has görüşe sahip olabildik? Özellikle Twitter’da, bir alanda uzmanlaşmış kişilerin bir kitap hakkında söyledikleri, bizim daha o kitaba ulaşmadan önce o kitapla ilgili fikir sahibi olmamızı sağlamıyor mu? İşin tuhaf yanı, filmler söz konusu olduğunda “aman spoiler verme” diye yalvardığımız vaki olduğu halde, aynı şeyi kitaplar için yapmıyoruz. Kitap hakkında uzun uzun tweet zincirlerini okuyor, kitabı okuyan ve kitap hakkında görüşlerini tweet atan kişinin söylediklerini aklımıza yazıyoruz. Henüz okumadığımız kitap hakkında fikir sahibi oluyor, biz fark etmesek de, o dakika için bir kitabın daha ne anlattığını/nasıl anlattığını öğrenmiş olmanın mutluluğuyla bir sonraki tweete geçiyoruz. Artık kitapçıya gittiğimizde, tweette uzun uzun neyi nasıl anlattığını bildiğimiz bir kitapla karşılaşacağız ve onu elimize alıp, içinden bir-iki sayfaya bakıp dudağımızın kenarıyla güldükten sonra yerine bırakacağız. Diyelim ki kitabı yine de satın aldık. O kitapla ilgili bize ait olmayan fikirleri, bir dost sohbetinde olur da başka birine anlatacak olursak, fikirlerimize elle tutulur bir dayanak bulabilelim diye yapacağız bunu. Şöyle diyelim: Satın aldığımız, kitaplığımızın bir rafında duran ama hiç okumadığımız o kitap, bizim daha onu almadan önce hakkında edindiğimiz bilgilerin, bize aitmiş illüzyonunu desteklesin diye alındı ve kitaplığa koyuldu. Bu kandırmacayı biz öncelikle kendi vicdanımız için yapıyoruz. Kitaplığımız niçin hiç okumadığımız ama neyi nasıl anlattığını çok iyi bildiğimiz kitaplarla dolu zannediyorsunuz? Şu yüzden: Birisi o kitabı bize sorduğunda, o kitabı kitapçıdan evimizdeki rafa taşımaktan (ve bazen ilk on-on beş sayfasını okumaktan) başka bir şey yapmamış olduğumuz halde rahatlıkla “tam bir saçmalık o kitap” diyebilelim diye. Henüz satın almadığımız, bir madde olarak dokunamadığımız bir kitap hakkındaki fikirlerimizi bu denli rahatlıkla sarf edemiyoruz. Yanlış anlaşılmasın, bunları bilinçli de yapmıyoruz. Bilinçsiz gelişen, zihnimizdeki bilgilere elle tutulur bir “madde” bulunca içimizi rahatlatan bir süreç bu.

Bir de bizim, Twitter’da rasgele önümüze düşmüş bilgileri aklımıza yazmamızdan ziyade, kendiliğimizden, kitabı satın almadan önce kitaba dair söylenenleri öğrenme tutkumuz var. Bir kitapçıya gittik ve elimize bir kitap aldık, fiyatı uygun, kapağı güzel, içerik de yazarın diğer kitapları düşünüldüğünde muhakkak ki iyidir, bundan eminiz. Bununla yetinmiyoruz. Ayaküstü kitabı internette bir aratıyoruz. Önce internet kitapçılarının sitelerinde kitapla ilgili yapılmış “popüler yorumlar”ı okuyor, sonra Ekşisözlük gibi sözlüklere bakıyor, alacaksak ona göre alıyoruz. Beğendiğimiz bir kitabı, sırf bu yüzden usulca yerine koyduğumuz olmadı mı hiç? Hem de şu yorum için: “Büyük ustanın en sıkılarak okuduğum eseri”. Çoğu puan toplamak, toplanan puanlarla bir şeyler alabilmek için yapılmış bu yorumlar insanda okuma isteği bırakmaz. Hele bazı yorumlar, yahu sırrımızı niçin ifşa ediyorsunuz, dedirtecek cinsten. O yorumlardan biri şu: “Mutlaka kitaplığınızda bulunması gereken bir eser”. Bu muhterem, kitabı okumuş, ya da az evvel anlattığımız gibi, kitap hakkında yalnızca bilgi sahibi. Kendisi zihnindeki bilgileri daha da kendisinin gibi hissedebilmek için kitabı alıp kitaplığına koyacak. İstiyor ki herkes yapsın bunu, ne iyi.

Her yorum bir “spoiler”dır. İsterse birisi yorum olarak sadece “sevmedim” desin. Bu kırıntı bilgi bile, her şeyin hızla aktığı, ne zaman akşam olduğunu artık hissetmediğimiz dünyamızda, o eser için bizi avutacak bir bilgidir. Diğer insanların, bilmediklerini dahi bilmedikleri bilgilerden, önce onları haberdar edip, sonra bu bilgileri onlardan önce biliyor olmamızla övündüğümüz; kitaplığımızın yakınlarındaki bir şeyin fotoğrafını çekecek olduğumuzda, kitaplığımızın kargaşasının da ucundan kıyısından kadraja girmesini içten içe istediğimiz bir çağda, bir şeyleri diğer insanlar için değil, yalnızca kendimiz için yapmanın, yüzde yüz kendi sahih fikirlerimize sahip olmanın mümkün olmadığının farkındayım. Fakat önceki paragraflarda tarif ettiğim “ortalık bilgisi”ne kapalı olmak, bizi çok şey bildiğimizi zannetmemiz ama aslında hiçbir şeyi tam bilmediğimiz gerçeğiyle yüzleştirecektir.

Kitabın, bir deterjanmış da kullandım beğenmedim gibisinden “okudum, memnun kalmadım” şeklinde bile yorumlandığı bir zamanda ben kendi adıma, kitap hakkında hiçbir şekilde önbilgiye sahip olmama, biri zorla söyleyecek olsa bile kulaklarımı kapama yolunu seçtim. Zaten sosyal medyadaki kırıntı bilgiler bize bir tokluk hissi veriyor, aslında ana yemek olan kitaplara bu sebepten dolayı isteksiz yaklaşıyorken, sosyal medyada bir kitabı öven/yeren yorum gördüğümde hemen hızlıca sayfayı yukarı fırlatıyorum. Size de tavsiye ederim. “Üstadın okunması gereken kitaplarından” gibi saçma yorumlara, sanki “üstat” okunmasın diye de kitap yazmış da bu onlardan değilmiş gibi bir düşünceye dolaylı olarak ışık yakan cümlelerin yanıltıcılığına kanmayınız.


kitap