Zalim Tarih

Kıvanç Koçak

08 Kasım 2014

Mizah sitesi Zaytung haberi pek güzel verdi aslında: "Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin: ‘Üstüne basarak söylüyorum, bunlar çok önemli mozaikler...’"

Dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Zeugma antik kentinde üç yeni mozaik ortaya çıkartılıyor, mozaikler kazı yetkilileri ve Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin’in katıldığı bir basın toplantısı ile tanıtılıyor, başta Şahin olmak üzere herkes yaklaşık 2000 yıllık olduğu söylenen mozaiklerin üstünde geziniyor...

Gelen tepkiler üzerine önce Şahin’i mozaiklerin üstüne çıkaran kazı başkanı profesör yaptıklarının mozaiklere zarar vermeyeceğini açıkladı, sonra da  Fatma Şahin "Bana ‘Bir şey olmaz’ dediler, ‘Daha yakından tanıtırız’ dediler, ben de çıktım" mealinde bir savunma yaptı.

Tüm bu hikâye fazla göz önünde gerçekleştiğinden epey dikkat çekti, üzerine konuşuldu. Oysa biraz hafızayla, olmadı çok hızlı bir internet taramasıyla bunun gibi onlarca örneği bir anda yığmak mümkün:

Fatma Şahin Zeugma Antik Kenti'nde mozaiklere basarken

"Ankara’da Roma Sütunlarına Asfalt Kaplama!" (link), "Ermenek’te Kaya Mezarlarına İş Makinası İle Daldılar!" (link), "Restorasyona alınan 1000 yıllık Tekfur Sarayı’na ahşap pencere, alüminyum korkuluklar eklendi. Klima, merdiven ve çatı yapılarak kapalı bir mekâna dönüştürüldü. Uzmanlar Ortaçağ’dan kalan bir yapıya yapılan müdahaleleri ‘felaket’ olarak nitelendirdi" (link), 14. Louis masasında kahvaltı yaptığı iddia edilen, 3. Selim tahtını lojmana taşıtan Topkapı Sarayı müdürü (link), "Halime Hatun Kümbeti'nin önüne yurt yaptılar" (link), "1200 yıllık Urfa Kalesi'nde yağmurdan çöken kısım restore edildi ve ortaya 'bembeyaz bir duvar' çıktı" (link),  dönemin Çevre ve Orman Bakanı’nın "[Allianoi] Roma'dan kaldığına göre, yıllardır demek ki toprak altında. Birkaç yüzyıl daha kalmasının bize göre bir mahsuru yok” açıklaması (link), "Çanakkale’deki Apollon Tapınağı’nın köküne beyaz çimento ve mermer tozu" (link), "Yaklaşık 20 yıl arayla yapılan Foça Kalesi restorasyonları görenleri hayrete düşürüyor" (link), "putperest ve Hıristiyan kavimlerin enkazları" restore ediliyor (link), "Arkeoloji müzesinde sünnet tartışması" (link), dönemin başbakanının "Üç beş çanak çömlek Marmaray’ı dört yıl geciktirdi. Yazık değil mi?" açıklaması (link)...   

Daha fazla uzatmaya gerek yok, sonuçta "yeni Türkiye"ye yakışır, etkileyici bir tarih aşkıyla karşı karşıya olduğumuz aşikâr! 

Aslında açıkça bir zihniyet dünyasının yansımaları bunların hepsi. Çünkü yeni Türkiye’de insan haklarından hukuka, kültürden sanata, doğadan tarihe üzerine basılıp geçilmeyecek neredeyse hiçbir şey yok. Çünkü yeni Türkiye’de tarih bilinci, kültür bilinci hamasi bir 1071 güzellemesinden, içi boş bir "cihan imparatorluğu" vurgusundan öte bir şey değil. Çünkü yeni Türkiye kendini inşa ederken kendisinin benimsemediği her şeyden nefret eden, tek doğrunun kendi bildiği olduğunda inat eden, ileriyi geriyi hiç düşünmeyen isyankâr ergen refleksinin ötesine bir türlü geçemiyor. Çünkü yeni Türkiye’de 1000 odalı kaçak yapılarla tarihin yeniden yazıldığı sanılıyor...  

Tarih, ona bakmayı bilirseniz, epey şey anlatır ve ne yazık ki (ya da ne iyi ki) epey zalimdir; bir gün gelir, insanlar unutabilir olan biten her şeyi ama o asla unutmaz; yapılanı da yapılmayanı da. 520’li yıllarda inşa edilen Aziz Polieuktos Kilisesi, Ayasofya'dan önce İstanbul’un belki de en büyük bazilikası sayılıyordu. Bugün İstanbul-Saraçhane’de bir tür açık hava tuvaleti. Hem tarihin içine rahat rahat etmek isteyenlere duyurmuş olalım hem de "şüphesiz herkesin kendi meşrebince bundan çıkarılacak dersi vardır" diyelim...