Anasayfa > Haftalık Yazılar > Sömürgeciye direnene değil, sömürgeciye talip

Sömürgeciye direnene değil, sömürgeciye talip

Pınar Öğünç

18 Kasım 2014

Kadim bir Afrika sözünü Uruguaylı yazar Eduardo Galeano sık kullanırdı: “Avlanmanın tarihi her daim avcıyı kutsar; av olan aslanların kendi tarihçileri anlatamadıkça...” Galeano’nun sivil mikro tarihçiliğine ve şiirsel diline pek denk düşen bu veciz söz, sadece tarihyazımını değil, tarihe bakışı, bizatihi tarihle ilişkiyi de kapsıyor aslında. Avcıdan yana mısınız, avdan yana mı? Hangisinin tarihini dinlersiniz?

Son birkaç gündür kaçınılmaz olarak Amerika’nın keşfinden konuşuluyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına Latin Amerikalı İslam âlimlerini alarak yaptığı konuşmanın malûm iki mühim zirvesi vardı. İlki daha evvel de dillendirilmiş olan, Amerika kıtasını Müslüman denizcilerin Kolomb’dan 314 sene önce keşfettiği iddiası. İkincisi de hatıratındaki bir teşbihi düpedüz yanlış aktararak Kolomb’un da bir dağın tepesinde cami gördüğünü söylemesi. Erdoğan bununla da kalmayıp o dağın tepesine bugün bir caminin çok yakışacağını ifade etti ve olaylar gelişti. Ertesi gün hükümet medyası hayretler uyandıracak biçimde münasip yerin işaret edildiği Küba fotoğrafları dahi yayınladılar.

Kim “Şuraya bir kilise yakışır” diyebilir?

Hadisenin barındırdığı absürtlükler haliyle Türkiye ve dünya medyasında mebzul miktarda istihzaya, sosyal medyada Che ışıklı mahyalardan Castro’ya yakıştırılan beyanatlara uzanan bir yaratıcılık patlamasına meydan verdi. Erdoğan’ın şahsıyla birlikte gezdirdiği bu tür çıkışlar geleneğinin sorunlarından biri de mübalağanın, saçmanın, garabetin algı ayarlarımızla oynaması, bir kısım hakikati bu coşkunluk içinde eritmesi oluyor.

Örneğin Küba’nın öznel politik konumuyla camiyi birlikte düşünmenin tuhaflığına takılıp kalınca, bir cumhurbaşkanının başka bir ülkenin topraklarına dikilecek bir ibadet yeriyle ilgili bu kadar rahat konuşmasının tuhaflığı arada kaynıyor. Kişisel tarihine göre şaşırtıcı biçimde “Yeter ki böyle bir şeye müsaade etsinler” cümlesini eklemesine rağmen böyle. Bugün hangi cumhurbaşkanı bu rahatlıkta Türkiye’de şuraya bir kilise, bir sinagog, velhasıl Müslümanlara ait olmayan bir ibadet yeri önerebilir? Bir düşünün. Sonradan kopacak infiali, gazete manşetlerini, grup toplantılarını... Almanya’da Türkiye kökenlilere kendi vatandaşlarıymış gibi konuşup icraat sözü vermeye dahi benzemiyor bu.

Bir diğer mesele de Amerika kıtasının keşfiyle ilgili iddiasının temelsizliğine dair müstehzi cümlelerin, aslında ekseriyetle “Amerika’yı keşfetmek sana mı kaldı?” gibi bir tonlamayla kuruluyor olması. Batı’nın bir “başarısına” layık bulmamak var dibinde. Oysa Erdoğan’ın aniden dünya gündemine oturan bu cümlelerinde, tarihteki avcıdan yana kullanılan seçilmiş bir pozisyon var.

Kim, neyi keşfediyor?

2010’da ölen Howard Zinn de avlanandan yana bakan bir tarihçiydi. Dünya üzerinde epeyce de insana ulaşmış kitabı “Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi” de Kolomb’la başlar. (Türkçe’ye hep böyle çevrildiyse de ‘A People’s History of the United States’ için naçizane tercihim ‘Halkların Birleşik Devletler/Amerika Birleşik Devletleri Tarihi’ olurdu.) Zinn, kıtanın yerli halklarını yok sayan “keşfi”, terminolojik olmaktan ziyade ideolojik bir dayatma olan kullanan genelgeçer Batı tarihyazımına karşı, sömürgecilik, kölelik ve direniş tarihini aktarır. Keşif ne? Boş muydu yani orası?

Zinn Eğitim Projesi’nin (link: http://zinnedproject.org/) öğretmen, yazar, tarihçi ekibinden olan Alison Kysia’nın yazdığı makalelerden biri de ABD’deki Müslümanların tarihiyle ilgili. (link: http://zinnedproject.org/2014/04/a-peoples-history-of-muslims-in-the-united-states/) Bu başlıkta da tarihin çok erkek bakış açısıyla yazıldığını dile getirdikten sonra, Kolomb’un “keşfinden” söz eden “hijyenik” tarih kitaplarında Müslümanların yeri bulunmadığını söylüyor. Tüh, keşke Erdoğan’ın danışmanları buraya baksaymış.

Ama hayır, Kysia sömürgecilere direnişte Müslümanların rolünü anlatıyor. Hatta 1522’de Kolomb’un oğlu Diego’ya karşı tamamen Müslümanların öncülüğünde, şeker kamışı kestikleri bıçaklarla başlayan isyandan söz etmiş. Kysia, özellikle Batı Afrika’dan köle olarak getirilen Müslümanların tarihine dair kaynak kitaplar öneriyor, bazı portreleri cımbızlıyor, bir direniş geleneğini naklediyor.

Halkların tarihini anlatırken Kolomb’dan önce kıtada Müslümanlar var mıydı diye sormak abes, evet olabilir de. Malum tüm insanlık o anlamda göçmen. Önemli olan sizin tarihte kimin yerini kendinize münasip gördüğünüz. Kendinden öncekileri kesip biçene, sömürgeciye “Ben senden önce geldim. Aslında sen değil, ben keşfettim” mi diyorsunuz? Sömürülenle, köleleştirilenle mi ruhdaşsınız? Kaldı ki Tayyip Erdoğan karşısında konuşma yaptığı Latin Amerikalı İslam âlimlerini dinlese çok daha fazlasını da duyabilirdi. Avcıdan taraf olmayaydı.