Anasayfa > Haftalık Yazılar > Otorite Gülünçleştiğinde

Otorite Gülünçleştiğinde

Ömer Laçiner

22 Aralık 2014

Vaktiyle sultanın biri, planladığı savaşın masrafları için vezirine ek vergi koymasını emreder. Vezir bunun ahaliyi aşırı zorlama olacağını söyleyip itiraz etse de boyun eğer. Ardından sultan durumu sorduğunda vezir ahalinin kızgınlıkla homurdandığını, vezirlere küfredildiğini bildirir. Yeterince para da toplanamamıştır. Sultan yeniden ek vergi emreder. Neticeyi sultana anlatan vezir, ahalinin gayet öfkeli olduğunu artık bizzat sultana küfürler yağdırıldığını söyler. Sultan aldırmaz ve hâlâ ihtiyacı karşılanmadığı için bir kez daha yeni vergi emri verir. Emir uygulanır. Durumu  soran sultana vezir şaşkın halde “anlayamadım” der, “ahali sakinleşti, sizinle ve vezirlerle ilgili fıkralar icat edip kahkahalarla gülüyorlar” deyince sultan gayet telaşlanır, “eyvah” der “ne yapacağız şimdi?”

Bu epey eski kıssa/hikâyenin AKP ile, Erdoğan otoritarizmi ile ilgisi kurulabilir ama arada gayet önemli de bir farklılık var. Hikâyede ahali, sultan ve maiyeti hakkında fıkralar uydurup, gülünçlükler atfedip alaya alıyor. AKP, Erdoğan durumunda ise ahalinin bunu yapmasına gerek yok. “Maşallah”, hükümet ve bizatihi Erdoğan, kendilerini gülünç, absürd ve rezil duruma sokmak için dışarıdan bir çabaya ihtiyaç duymuyorlar. Dün, aşırı kuvvetlenme, güç gösterisi, kibir, küstahlık gibi görünüp muhaliflerinde öfke ve endişe konusu olan davranış ve girişimler, son zamanlarda öylesine gülünç, sakil, beceriksiz ve içi boş sunum, biçim ve tutumlarla icra edilir oldu ki; tepkilerde artık öfkeden ziyade alaya alma, küçümseme, ciddiye almama tavrı daha görünür olmaya başladı. AKP yönetimi artık, bütün aktörlerin aşırı bir ciddiyetle rol yaptığı o dayanılmaz absürdlükteki filmlerin havasını estiriyor gibi.

Şüphesiz AKP ve Erdoğan’ın gidişatının vahametinin azaldığı anlamına gelmiyor bu. Aksine daha da ağırlaştığının belirtisi. Çünkü bunlar, belirli bir gücün, iktidar zihniyetinin gerilemesi, kuvvet kaybı veya zor duruma düşmesi –ki bunlar “geçici” durumlar olabilir– değil tamı tamına bir dekadansın, koflaşmanın işaretleridir. AKP, bir şeyin hegemonyasını temsil ediyorsa onun çöküşünün, çürüyüşünün artık gizlenemez  –ve asıl önemlisi– engel olunamaz, önlenemez olduğu bir düşüş sürecine girmiştir.

Bunun “faturası”, AKP sorumlularından çok tüm toplumca ödeneceği için, bu saatten sonra asıl sorun, AKP’nin meşru, demokratik usuller, kurallar çerçevesinde nasıl iktidardan uzaklaştırılacağı değil; yarattığı ve yol açtığı çok yönlü tahribatın, hasarın nasıl telafi edilebileceğidir.

Bu konu/soru üzerinde düşünecek olanlar tahribatı asgariye indirebilmenin olmazsa olmaz koşulunun AKP’li seçmen kitlesine bu durumu anlatabilmek olduğunu zaten biliyor ve dikkate alıyor olmalıdır. Her ne kadar AKP yönetimi ve bilhassa Erdoğan o mahut “beraber yürüdük biz bu yollarda” nağmesiyle o kitleyi peşinden sürüklemek için elinden geleni ardına koymuyor ise de; dikkat edilmelidir ki onun bu amaçla kullandığı ajitasyon araçları; körüklemeye, “harekete geçirmeye” çalıştığı güdü, kompleks ve eğilimler giderek daha fazla AKP kitlesinin “tortu tabakası”na seslenir olmakta, o kesimde yankı ve destek bulmaktadır. AKP kitlesinin meşruiyete, hakkaniyete ve inandıkları dinin ahlakî ve medenî değerlere dönük yönüne sahip çıkma duyarlılığını hâlâ taşıyan büyük kısmının partiye ve Erdoğan’a destek dozunun –rakamlara sınırlı ölçekte yansısa da– hissedilir oranda azaldığı açıkça görülür hale geliyor.

Bu “trend”i bir kopuş noktasına götürebilmek için AKP iktidarının ve Erdoğan’ın yolsuzluklar ve dış politika alanındaki ağır fiyaskolar, itibar kayıpları gibi nesnel olarak kanıtlanması kolayca mümkün konuları işlemek zorunlu olsa da; “tayin edici” önemde değildir. Bu konuları işleyecek olan muhalefet, eğer yapılan yanlışlıkların, yaratılan vahim durumların sadece yaklaşım-zihniyet tarzında veya ahlakî düzeydeki sorunlardan kaynaklandığını açıklamakla yetinmeyip; aynı zamanda bir yetenek, nitelik zayıflığından, çapsızlık ve sığlıktan da beslendiğini sergileyebilir ise hem söz konusu “kopuş” mümkün hale gelebilir hem de bahsettiğimiz tahribatı bu toplumda hangi dinamikleri harekete geçirerek telafi edebileceğimize dair bir ufuk açılmış olur.

Asıl dikkatimiz bu noktaya yönelmişse, AKP otoritarizminin giderek süflileşen, ağır –ve daha da ağırlaşabilir– tahribatı karşısında mizah duygumuzu kaybetmeme ve onu etkin bir “silah” olarak kullanma hakkımız da olacak demektir.