Anasayfa > Haftalık Yazılar > HDP'nin Seçimi Nasıl Olmalıdır?

HDP'nin Seçimi Nasıl Olmalıdır?

Ömer Laçiner

30 Mart 2015

AKP'nin 2015 Haziran seçimi kampanyasında HDP'nin % 10 barajının altında kalması için "özel" ve öncelikli bir çaba gösterecek olmasının ilk ve görünür nedeni herkesçe malum. Kendisine fazladan en az 30-35 milletvekilliği daha kazandıracak böyle bir ihtimalin gerçekleşmesine odaklanmak bildik siyasetin mantığını içselleştirmiş her parti için geçerli bir "normal" tutum. Şüphesiz, eğer ortada bu "ikramiye"yi kapmaya aday olan parti, devletle şirketin, siyasetle ticaretin arasında esasta bir fark olmadığına inanmış bir liderin sultasındaki bir parti ise ve üstelik o "ikramiye" sözkonusu liderin "Başkanlık" ihtirası için kritik önemde ise; bahsedilen geçerlilik birkaç misli artacak demektir.

Daha Haziran seçimlerinin kampanya ortamına henüz girmemişken bile, AKP hükümetinin ve şahsen R.T. Erdoğan'ın bu uğurda neleri göze alabileceğini; HDP'yi % 10 barajının altında kalacağı bir kuşatma çemberi içine sıkıştırmak için ne tür araçları seferber edebileceğini gösteren ilk işaretler verildi bile. Burada ilginç olan nokta TSK’nın da bu AKP manevrasında dolaylı olarak ama gayet aktif biçimde yer alabileceğinin görülmesi. Abdullah Öcalan'ın Nevruz mesajında yer alan "Eşme ruhu" ibaresine karşı Genelkurmay'ın buz gibi tahrik ve aşağılama edasıyla yüklü bir karşılık vermesi, katliam mağduru Roboski köylülerinin üzerine bu kez katırlarını öldürerek gidilmesi gibi provokatif girişimlerin seçim kampanyası başladıktan sonra daha da sıklaşıp bu arada şiddet dozunun da arttırılacağı şimdiden belli olmuş gibi. Bu tür provokasyonlara karşı HDP'li seçmenlerin göstereceği en ufak bir fiili tepkinin, örneğin bir sessiz protesto gösterisinin bile AKP sözcüleri ve hele R.T. Erdoğan tarafından en azından "işte isyan" avazeleriyle lanse edileceğini söylemeye dahi gerek yok. Son zamanlarda hiçbir utanma emaresi göstermemeyi becererek külliyyen yalanları art arda sıralamayı adet haline getirmiş AKP propaganda makinesinin ve bizatihi Erdoğan'ın, bir ayağı da Türk milliyetçiliği bahsinde MHP'yi geride ve gölgede bırakmak olacak olan bu kampanyada nasıl saldırgan bir dille HDP'ye yüklenmeye çalışacağını, böylece oluşturacağı şirret ve ufunetli havayı şimdiden tahmin edebiliyoruz.

Ana çizgileri ile bu kampanya stratejisi, HDP ve onun destek halkasında yer alan tüm unsurları katıksız bir mağduriyet psikolojisi içine sokmak içindir. Bu unsurlar ve özellikle HDP yönetimi, onca gayret ve jeste, dil dökmelere rağmen karşılaştıkları bu dizginsiz şirretlik, kabalık, şiddet ve yalan kuşatmasının varlığında kendilerini her türlü tepki göstermekte yüzde yüz haklı gören bir halet-i ruhiyeye ister istemez kaptırdıklarında ve bu ruh halinin son derece doğal, haklı ve kaçınılmaz saydıracağı bir dil ve davranış rotasına girdiklerinde AKP stratejisi hedefine büyük ölçüde ulaşmış olacaktır. Çünkü, en kestirme biçimde ifade edersek, "at izinin it izine karıştığı" böylesi ortamlarda sadece ve kaçınılmaz olarak yeterince güce sahip olanların "en kötü"sü kazanır. AKP'de buna güvenmektedir.

İşaret etmek gereken bir nokta daha var: Külliyen yalan ve iftirayı, düpedüz tahrik yöntemlerini sistematik olarak kullanmak gibi "araçlar" açısından bakıldığında AKP ve Erdoğan'ın yukarıda özetlenen stratejiyi özellikle "Gezi isyanı"ndan beri uyguladığı pekâlâ söylenebilir. Ancak bu kez yeni bir unsur devrededir. Daha doğrusu bir unsurun yeri değiştirilmiştir ve bunun "araçlar"ın kullanımında gayet ciddi bir doz ve şiddet arttırımına yol açması adeta zorunludur. Şöyle ki; AKP ve R.T. Erdoğan hükümranlığının karşılaştığı iki büyük badirede, Gezi isyanı ve 17-25 Aralık vakasında, yoğun bir iftira, yalan kampanyası ile saldırıya geçen AKP, Erdoğan cephesi kendilerini "mağdur" konumuna yerleştirerek yapmıştı bu hamleleri. Kendi destek halkalarına bu mağduriyet psikolojisini benimsetmeleri, böylece sağlanacak bir kenetlenme, "elde edilmiş olanı" korumak amacı için zaten yeterliydi. Şüphesiz rakiplerinin de benzer araçlarla saldırıya geçmesi ek bir kenetlenme itkisini körükleyerek bu amaca ek bir destek sağlardı. Ama görüldüğü üzere, hem Gezi’de hem de 17-25 Aralık vakasında rakipler açık gerçekler ve kanıtlara dayanarak bu yalan, iftira ve çarpıtma kampanyasını püskürtebileceklerini varsaydılar. Ne var ki AKP "gövdesi"nde bu kampanya ile körüklenen "mağduriyet hissine sarılma" duvarını aşamadılar.

2015 Haziran seçimi kampanyasında AKP ve Erdoğan'ın amacı "elde edilmiş olanı" korumak değil, "çok daha fazlasını elde etmek"tir. Mağdurluğa değil saldırganlığa has bir amaçtır bu. Dolayısıyla da ne denli gadre uğradığını göstererek ve anlatarak değil; tam aksine ne denli güçlü, ezici, olduğunu üst üste kanıtlayarak, böylece rakiplerini son sınıra kadar gerileterek varılacak bir amaç sözkonusudur. Bu amaç rakiplerin bilerek, “bilinçli olarak” mağdur konuma itilmesini, feveran halinde tepkiye mecbur edilmesini, kahredici bir şiddetle ezilmesini ve böylece kendi cenahının galibiyetin ve "güçlülüğünü kanıtlama”nın –hayvanî– keyfini tatmasını öngörür. Hâlâ izan ve ahlak duygusundan kırıntılar muhafaza ediyorsa AKP tabanı ve omurgasını bilemeyiz ama öyle anlaşılıyor ki, farklı geniş açılarından insanların Erdoğan ve saray maiyeti hakkında yaptığı ortak "güç sarhoşluğu-zehirlenmesi" tesbiti bu kampanya, strateji başarıya ulaştığı takdirde AKP'li seçmen kitlesini de kapsar hale getirilmiş olacaktır.

Peki; o halde ne yapmalı? AKP kampanya stratejisinin merkezî hedefi, saldırılarının odağında yer alacak olan HDP'nin önündeki hayati önemde soru budur.

Bu cevabın birincil önemdeki –ilk– ayağı sözkonusu stratejinin öngördüğü, mağdur konumda olmanın, ağır haksızlığa maruz kalmanın gayet doğal saydıracağı tepki psikolojisinden –imkân sınırlarını zorlamak pahasına bile olsa– tamamen uzak durmayı, sıyrılmayı başarmaktır. İkinci ve asıl "yapıcı ayağı ise, saldırganlık, şiddet, ahlakî çürüme ve gaddarlıkla yüklü o stratejinin haliyle yansıtacağı sefil kalitesizliğin, kabalığın karşısında, imrendirici bir zihni yetkinliğin, insanî tavrını koruma kararlılığının parladığı söz ve davranışlarla durmak, böylece onu aşağı ve "gülünç" konuma düşürecek yaratıcı hamlelerle cevap vermektir. Bugün büyük çoğunluğu ile HDP'nin başarılı olmasından –en azından– sevinecek, birçoğu ise HDP'nin başarısı için seferber olmaya gönüllü olacak "Gezi isyanı" ruhunun taşıyıcıları, böylesi bir yaratıcı kampanyayı hakkıyla yürütecek, besleyecek potansiyele, niteliklere sahip olduklarının güçlü işaretlerini vermişlerdi. HDP, sadece bu ülkeninkini değil, genel olarak siyasetin anlaşılış ve yapılış tarzını dönüştürme imkânlarını da içeren bu potansiyele ne denli geniş alanlar açabilirse o denli başarılı olacağını ve böylece başarılı olduğunda ise AKP'nin bu ülke ve bölge için her türden felakete gebe hesaplarını kesin olarak boşa çıkarmış olacağını bilmelidir.

Bu tema üzerine düşünmeye devam edeceğiz.