Anasayfa > Haftalık Yazılar > Çığlık...

Çığlık...

Kıvanç Koçak

10 Nisan 2015

Herkes onu “Çığlık” olarak bilse de Edvard Munch’un tablosuna verdiği orijinal isim “Der Schrei der Natur” aslında. Yani, “Doğanın Çığlığı”:

“Bir akşamüstü bir yolda tek başıma yürüyordum. Bir tarafta şehir, bir tarafta fiyort vardı. Kendimi yorgun ve hasta hissettim. Durdum ve fiyordun ötesine doğru baktım; güneş batıyordu ve bulutlar kan kırmızı bir renge dönüşmüştü. Doğanın üstünden bir çığlığın geçtiğini duyumsadım; sanki o çığlığı duymuşum gibime geldi…”

Günlüğünde Çığlık’ın ortaya çıkış hikâyesini böyle anlatıyor Munch (link).

Munch, 1893-1910 yılları arasında aynı temanın farklı versiyonlarını da yapmış. Birbirinin aynısı gibi gözükseler de, öndeki “esas kahraman”ın duruşu dahil, aralarında ciddi farklar var aslında: Arkadaki adamların pozisyonları, gemiler, renklerin kullanımı… Ancak her durumda “Çığlık”  bir kült haline geldi; hatta “zamanımızın Mona Lisa’sı” olarak tanımlayanlar oldu. Herkes onda yalnızlık, çaresizlik, öfke, hayal kırıklığı, hüzün, korku, melankoli gibi farklı farklı birçok insani duyguyu gördü. Resim bu kadar ünlenip, dünyanın en pahalı tabloları arasına girince haliyle hırsızların da ilgisini çekti: Bir versiyonu 1994’te çalındıktan üç ay kadar sonra bulundu; 2004’te bir başka versiyonu bu kez Munch’un bir başka tablosuyla beraber çalındı, ancak iki yıl sonra ele geçirilebildi (link).   

***

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş geçtiğimiz hafta içinde, seçim kampanyası öncesi, Diyarbakır’da yaşayan ailesini ziyaret etti. Annesi, babası, (aldığı cezalar yüzünden sürgünde yaşamak zorunda kalan abisi Nurettin dışında) kardeşleri maaile bir aradaydı. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin benzerini görebileceğiniz standart, sevimli bir aile pozu vermişler, gazetelerde, televizyonlarda gördük. Poz güzeldi fakat tam da oturdukları koltuğun arkasındaki yer alan “şey” de gözden kaçacak gibi değildi: Duvar halısı? Poster? Bir kolaj? Tablo?...

Başka karelerde “resim” netleşti: Bir tablo. Demirtaş’ın kız kardeşi Bahar Demirtaş tarafından yapılmış:

"Fotoğrafta yer alan tablodan 6 adet yaptım. Tabloyu Hawar espri kopyası olarak yapmıştım. Hawar Kürtçe'de yakarış, yardım nidası anlamına geliyor. Ünlü 'Çığlık' tablosundan esinlendim. Karışık teknik kolaj çalışması. Yaklaşık 3 yıldan beri evimizde asılı duruyor. Annem o tabloyu çok beğendiği için hep duvarda tutuyor. Aile olarak sanata aşırı derecede düşkünlüğümüz var. Sanat tüm aile bireylerinde var dememiz yerindedir." (link)

Nitekim daha sonra Bahar Demirtaş’ın tabloyu çok daha önce twitter hesabından paylaştığı da anlaşıldı zaten. (link)

***

O aile fotoğrafına HDP’ye dair yaftalamaları, şunu, bunu bir an için kenara koyup bakın; muhtemelen tek dertleri daha huzurlu, daha güvenli, daha mutlu, daha tasasız bir hayat sürmek olan bir aile göreceksiniz. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin benzerine rastlayabileceğiniz standart, sevimli, çocuklarıyla gurur duyan bir aile. Tam da kapı komşunuz olan bir aile. Evlatlarından biri siyasetin içinde memleketi ailesinin daha huzurlu, daha güvenli, daha mutlu, daha tasasız bir hayat sürmesi için mücadele eden bir aile. Ama beri yandan öyle ya da böyle epey acı da çekmiş bir aile; abinin fotoğrafta olmaması, olamaması bir şeyler anlatmıyor mu?

***

Bir Demirtaş güzellemesi yapmak değil amacım. Üstelik HDP’li de değilim; eleştirel mesafemi koruyorum. Ve fakat "seçim sath-ı maili"ne girdiğimiz bu günlerde sağda solda görmeye başladığımız, muhtemelen daha da çok göreceğimiz "İlla bir parti daha barajı aşacaksa, HDP yerine Vatan Partisi’nin aşmasını arzu ederiz" gibi Özdilci, milliyetçi zırvalara kulak asmadan önce, "Kürt partisi" etiketini kullanmaya başlamadan önce mesela "Bunlar gerçekten ne diyor?", "Bunlar gerçekten memleketin kötülüğünü istiyor olabilirler mi?" gibi sorular sorsak güzel olmaz mı? Onyıllardır sürüp giden bir hak mücadelesinin, daha demokratik, daha özgür, daha adil bir ülke mücadelesiyle birleşip kaynaştığı yerler üzerine -yeri geldiğinde eksiğini gediğini de söyleyerek tabii- düşünsek, güzel olmaz mı? 

***

Munch’un tablosuna bakan herkes yalnızlık, çaresizlik, öfke, hayal kırıklığı, hüzün, korku, melankoli gibi farklı farklı birçok insani duyguyu görür. Türkiyelilerse aslında tüm bunları ve daha da fazlasını içeren bir Türkiye tablosuyla karşı karşıya olduklarını da sezebilirler herhalde. Seçimler, bu tabloyu değiştirmek için küçücük de olsa bir umut barındırıyorsa ona koşulsuzca değil tabii ama biraz daha aklı selimle yaklaşmak gerekmiyor mu?

Munch’un "Çığlık"ı, epey karamsar, neşeden, mutluluktan uzak bir tablo; çalınıp duruyor, sürekli hırsızların hedefi. Beğenin, beğenmeyin fakat Bahar Demirtaş’ın "Çığlık" uyarlamasına tekrar bakın: Oradaki Ahmet Arif’in "Uy Havar" şiirini, Kamber Ateş’in annesinin "çığlığını", yok yere ölüp gitmiş memleket gençlerinin, çocuklarının seslerini ama yine de içerdiği umudu, mutluluğu, eğlenceyi, özgürlüğü sadece ben fark ediyor olamam herhalde? Öyleyse söyleyebiliriz: O tabloyu çaldırmamak için bir oyunuz var, kullanın!