Anasayfa > Haftalık Yazılar > Birleşik Krallık’ta Seçim Anketlerini Yanıltan Seçmenler

Birleşik Krallık’ta Seçim Anketlerini Yanıltan Seçmenler

Ahmet İnsel

11 Mayıs 2015

Birleşik Krallık’ta seçimler, sadece İşçi Partisi ve Liberal Demokrat Parti’nin hezimeti ile sonuçlanmadı. Seçim tahmini yapan şirketler de partilerin kazandıkları milletvekili sayısını tahmin etmekte çok yanıldı. Bu tür hata ilk kez olmuyor. Yakın tarihte, İsrail’deki seçimlerde de kamuoyu yoklaması şirketleri fena yanılmışlardı.

Bu yanılmanın örneklem hatası, sorulan sorular, deneklerin doğru cevap vermemesi gibi çeşitli nedenleri var. Söz konusu iki örnekte, bir başka etmen sanki daha ağır basmış gibi görünüyor. Seçimlerden birkaç gün öncesine, hatta seçim gününe kadar A partisi için oy vereceğini söyleyegelmiş seçmenlerin marjinal denebilecek bir kısmının, sandık başında karar değiştirmesi. Aslında bunun karar değiştirme değil, A partisine oy vermeye eli gitmeme biçiminde tezahür ediyor olması ihtimali güçlü. Dolayısıyla seçim anketlerini yanıltan seçmen, hep A partisine oy vermişlerden değil, çeşitli nedenlerle ilk defa veya çok uzun bir aradan sonra yeniden A partisine oy vermeye niyetlenen seçmenlerden oluşuyor esas olarak.

Son anda elinin önceden niyetli olunsa da o partiye oy vermeye gitmemesinin çok farklı nedenleri vardır elbette. Bazı durumlarda bunu seçimlerden birkaç gün önce gerçekleşen bir gelişme, yapılan bir konuşma da tetikliyor. Örneğin İsrail Başbakanı Netanyahu, seçimleri kaybetme ihtimalinin çok güçlü olduğunu görünce, seçimden birkaç gün önce, seçilirse bir Filistin devletini hiçbir zaman tanımama sözü verdi. Böylece daha radikal sağ ve milliyetçi partilere giden oyların bir kısmını geri aldı. Aynı zamanda esas rakibi merkez sol koalisyon, Siyonist Birlik’in bunu kabul edeceğini ima etmiş oluyordu. Sonuçta ikisinin seçimlerde başa baş gelmesi beklenirken, Likud %24’le oyların %19’unu alan Siyonist Birlik’in beş puan önüne geçti. Milliyetçi dinciler ve aşırı ortodokslarla Likud ucu ucuna koalisyon kurabildi. Seçimden sonra Netanyahu, böyle bir söz vermediğini söyledi!

Birleşik Krallık’ta da seçimin hemen öncesine kadar anketler Muhafazakâr Parti ile İşçi Parti’sinin oylarının arasında birincisi lehine en fazla bir puan fark olmasını öngörüyorlardı. Ülkedeki tek turlu dar bölgeli seçim sistemi nedeniyle Muhafazakârların biraz daha fazla milletvekili çıkarmaları ama koalisyon kurmakta bile zorlanmaları bekleniyordu. Çoğu gözlemci İşçi Partisi’nin koalisyon hükümeti kurma şansını daha yüksek buluyordu. Seçim sonuçları açıklandığında Muhafazakârların İşçi Partisi’nin 6.5 puan önünde geldikleri ve 331 milletvekili kazanarak, parlamentoda rahat bir çoğunluk elde ettikleri ortaya çıktı. 650 üyeli Avam Kamarası’nda, Kuzey İrlanda’da 4 seçim bölgesinde seçimi kazanan Sinn Fein (2010’da 5 yerde kazanmıştı) milletvekillerini parlamentoya yollamama kararını sürdürdüğü için, fiilen çoğunluk için 322 oy yeterli.

İşçi Partisi 2010 seçimlerine göre oyunu bir buçuk puan arttırdı ama parlamentoda milletvekili sayısı 15 azaldı! Diğer yandan Liberal Demokrat Parti’nin çöküşü, oylarını sadece 0.8 puan arttıran Muhafazakârların milletvekili sayısının beklenenin çok üzerinde olmasına yol açtı. 2010’da 48 milletvekili ile koalisyon ortağı olan Liberal Demokratların 2015’de artık sadece 8 milletvekilleri var. Kaybettikleri 40 milletvekilinin 26’sı Muhafazakârlara, 12’si İşçi Partisi’ne gitti. Bu kez İşçi Partisi’ne oy vereceğini anketlerde beyan eden Liberal Demokrat seçmenin bir kısmının eli son anda sola oy vermeye gitmemişti. Yeniden seçilirse AB üyeliğini halkoyuna sunma vaadinde bulunan Muhafazakâr Parti lideri Cameron’un bu önerisi, AB üyeliği yanlısı Liberal Demokrat seçmenin büyük kısmının sola oy vermeye elinin gitmesi için yeterli olmadı. AB konusundan önce sınıf aidiyeti daha ağır basıyor ister istemez.

Başbakan Cameron ise İşçi Partisi’ne oy vermeye hazırlanan merkez seçmeni, “Bunlar İskoç Ulusal Partisi (SNP) ile koalisyon yapacaklar” tehdidi ile son anda caydırmayı başardı. İşçi Partisi ise, Tony Blair’in 1997’deki seçim vaadini yerine getirip, 1998’de yayımladığı Scotland Act ile başlayan İskoçya özerkliğinin kurbanı oldu. 1999’da kurulan İskoçya Parlamentosu, İşçi Partisi’nin geleneksel kalesi olan İskoçya’da İskoç Ulusal Partisi’nin on beş yılda ciddi bir zemin kazanmasına yol açtı. 2010 genel seçimlerinde SNP adayları İskoçya’daki 59 seçim bölgesinin 6’sında birinci gelmişlerdi. 2015’de SNP İskoçya’da 56 milletvekili elde etti! İskoçya’da her zaman 40’dan fazla milletvekili kazanan İşçi Partisi bu kez, Muhafazakârlar ve Liberal Demokratlar gibi sadece bir milletvekili çıkarabildi. Dolayısıyla İşçi Partisi’nin diğer seçim bölgelerinde 2010 seçimlerine göre kazandığı 23 yeni milletvekilliği bu kaybı telafi etmeye yetmedi.

İşçi Partisi 2014’de İskoçya’da yapılan bağımsızlık referandumunda aktif biçimde “hayır” kampanyası yürütmesinin bedelini şimdi ödüyor. Halkoylamasında “hayır” %55’le kazanmıştı ama aynı zamanda İskoç seçmenin gözünde “Birlikte Daha İyi” sloganıyla hayır oyu verme çağrısı yapan İşçi Partisi de, “Tek Bir Ulus” sloganıyla “hayır” kampanyası yürüten Muhafazakârlar gibi bir İngiliz partisi görünümü kazanmıştı. Zaten ahı gitmiş vahı kalmış İskoç Muhafazakar Partisi’nden sonra, 2015’de İskoç İşçi Partisi de çöktü. İşçi Partisi’nin en parlak ve gelecek vaat eden birçok siyasetçisi beklenmedik biçimde parlamento dışı kaldı. Bir yıl önce SNP halkoylamasını kaybetmişti ama galiba bu arada İşçi Partisi de İskoçya’yı kaybetti. İşçi Partili İskoçlar hem bağımsızlık hem AB üyeliği taraftarılar.

Seçim anketleri, İskoçya’da seçime katılımın ülke genelinden (%66) ortalama beş puan yüksek olacağını da öngörmemişlerdi. Tek turlu sistemde bu tür marjinal davranış değişikliklerinin sonuçları çok büyük olabiliyor. Yapılan tahminler, bağımsızlık referandumunda oy vermeyen seçmenin veya hayır oyu veren seçmenin bu sefer SNP’ye oy vermek için sandığa gitmiş olması yönünde.

Seçim anketleri, AB ve göçmen karşıtı siyasetin yükselen sesi Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) aldığı oyu doğru tahmin ettiler. Ama UKIP, ulusal planda %12 oy alıp, sadece bir milletvekilliği kazanabildi. 92 seçim bölgesinde ikinci parti gelmeyi başardı ve yürürlükteki seçim sisteminin en büyük mağduru oldu. UKIP, Muhafazakârlara oy veren seçmenlerden aldığı kadar olmasa da, artık İşçi Partisi’ne oy veren “beyaz İngiliz” işçilerin bir kısmından da destek buluyor. Bir yanda sosyal politikalar, özellikle Ulusal Sağlık Hizmeti’nin kapsamının daraltılmaması konusunda İşçi Partisi’nin vaatlerine kulak veren bu İngiliz emekçiler, diğer yandan AB’ye ve onun kaçınılmaz sonucu olarak gördükleri göçmenlerin, yani esas olarak başka AB vatandaşlarının ülkelerine akın etmesine tepkilerini UKIP’e oy vererek ifade ediyorlar.

2017’de Cameron, AB üyeliğini halkoylamasına götürdüğünde -seçim zaferi konuşmasında bu vaadini yerine getireceğini teyit etti- İşçi Partisi tabanında daha büyük bir çatlama olabilir. Üstelik UKIP, oyların %12’si ile bir milletvekili kazanırken, SNP’nin toplam oyların %4.8’i ile 56 milletvekili kazanmasının arasındaki dengesizliği de bol bol kullanacak. Ulusal planda %4 oy alıp ancak bir milletvekili çıkarabilen Yeşillerle birlikte, toplam oyların %16’sının karşılığı Birleşik Krallık seçim sisteminde sadece iki milletvekili olabiliyor!

Galler bölgesinde İşçi Partisi hâlâ gücünü korurken, sol eğilimli AB yanlısı bağımsızlıkçı parti Plaid Cymru’nun bölgede varlığı giderek daha fazla duyulmaya başlıyor. Bu seçimlerde ilk kez üç milletvekiline sahip oldular. 2012 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Galler Bölgesi’nin üç vekilinden birini kazanmışlardı. Bu bölge partilerinin güçlenmesine tepki olarak giderek sesini duyuran “İngiliz milliyetçiliği” veya “küçük İngiltere” projesi aynı zamanda Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya’nın kendi parlamentolarına sahip olup, kendilerini ilgilendiren konularda bu parlamentolar karar verirken, İngilizlerin sadece Avam Kamarası’na sahip olmalarına bir tepkiyi de ifade ediyor. Örneğin İskoç milletvekilleri İngilizleri ilgilendiren işlerde de Westminster’de oy kullanırken, İngiliz milletvekillerinin İskoçları ilgilendiren konularda söz sahibi olmamaları ciddi bir tartışma konusu ve “İngiliz ayrıkçılığı”nın en önemli teması. Bu da İşçi Partisi açısından mayınlı bir arazi. İki buçuk partinin (diğer iki büyük parti yanında Liberal Demokratlara buçuk parti de denir) varlığına dayalı, tek turda birinci gelenin kazandığı sistemin güçlü yerel partilerin ortaya çıkmasıyla beklenmedik sonuçlar üretmeye başladığı görülüyor.

Bazı gözlemciler, şimdilik zayıf bir ihtimal olarak görünse de, iki yıl sonra yapılacak bir AB üyelik referandumunda ayrılma kararı çıkmasının sadece AB’yi karıştırmayacağı, esas olarak Birleşik Krallık devletinin “birleşik” sıfatının son bulmasına yol açacağını öngörüyorlar.