Anasayfa > Haftalık Yazılar > Ezidilerin Trajik Yazgısı

Ezidilerin Trajik Yazgısı

Barış Özkul

05 Temmuz 2015

Ezidiler, Irak ve Suriye’deki savaşın trajik sonuçlarından en çok etkilenen halklardan biri. IŞİD’in Şengal’de yaptıklarından sonra Batı’da bu halkın varlığından ilk kez haberdar olanlar oldu. Oysa Ezidiler’in trajik yazgısı, yeni başlamış, yakın tarihli bir olgu değil. İnanç sistemlerinden dolayı Ezidiler, belki bin yıldır, İslâm’ın çeşitli mezhepleri tarafından “fırka-î dâlle” (sapkın topluluk) olarak kabul ediliyorlar.

Ezidiliğin kuruluş anlatısına göre Tanrı, meleklerden Âdem’e secde etmelerini istediğinde Melek Tavus, Tanrı’dan başka kimseye secde etmeyeceğini belirterek başkaldırdığı için Tanrı tarafından cezalandırılır ve Araf’a gönderilir. Araf’ta kırk bin yıl kaldıktan sonra bu zorlu imtihanı başarıyla verdiği için gene Tanrı tarafından ödüllendirilir ve Tanrı’nın sevgili meleği mertebesine yükseltilir. Ezidiler, Melek Tavus’un yarattığı Seyyid Bin Car ve onun karısı olması için cennetten çıkartılan bir hurinin soyundan geldiklerine inanırlar. Nesep kutsaldır ve dinler arası evlilik yasaktır.1

Melek Tavus, tahmin edilebileceği gibi, Yahudi ve İslâm mitolojisinin Şeytan’ı. Ayrıca Ezidiler, Tanrı’ya inansalar da cehennemin varlığına inanmazlar: Melek Tavus’un insanlık adına binlerce yıl akıttığı gözyaşları cehennem ateşini söndürmüştür. Anasır-ı erbaa; su, toprak, hava ve ateş kutsaldır.

Bu yüzden Ezidilik, Abbasilerden Osmanlı’ya, Sûnni-İslâm öğretisinin sözcüleri tarafından lanetlenmiş bir itikaddır. Ezidilerin, Kerbela’da Hüseyin’i öldüren Yezid bin Muaviye’nin etrafında toplanan Kürtlerin soyundan geldiklerine yönelik iddia da Ezidiler’den nefret edenler kervanına katılanların bagajındaki önyargılardan bir diğeridir.2

Ezidiler sadece dinî öğreti farklılıklarından dolayı değil birtakım siyasal nedenlerle de tarih boyunca çeşitli baskılarla karşılaştılar.

Osmanlı’nın gözünde Ezidiler, Hıristiyan ve Yahudi cemaati gibi Osmanlı millet sisteminin zımmî unsurlarından biri değildi. Merkezîleşme politikalarına direnen, sapkın bir aşiretti. Mithat Paşa’nın 1869’da Musul valisi olarak tayininden sonra birtakım sınırlı haklar tanınsa da (bedelli askerlik hakkı gibi) 1885’ten sonra izlenen pan-İslâmizm politikası çerçevesinde Şengal bölgesindeki Ezidiler din değiştirmeye, askere yazılmaya ve asimilasyona zorlandılar.

Ortadoğu’da Baas rejimlerinin kurulmasıyla Ezidilere yönelik baskı politikası da mahiyet değiştirdi. Baas döneminde azınlıkların konum ve statüsünü belirleyen, dinî mensubiyetleri değil Arap milliyetçiliği karşısında aldıkları tutumdu. Örneğin Tarık Aziz, Arap kimliğine bağlı kalma şartıyla, bir Katolik olarak Irak’ta dışişleri bakanlığı ve başbakan yardımcılığı yapabilmişti. Mezopotomya’nın kadim halklarından Süryaniler ve Keldanilere de “Hıristiyan Araplar” olarak var oldukları sürece yaşam hakkı tanınmıştı.

Daha önce İslâmlaşmaya ve merkezileşmeye direnen Ezidiler, bu kez de Irak'taki Baas rejiminin Araplaştırma politikasına direnince ‘70’lerin sonunda Ezidi köyleri yakıldı; Ezidilerin oy kullanması, ibadet etmeleri ve kendi okullarını açmaları yasaklandı.

Ama Ezidilerin asıl felaketi, Irak tarihinde ilk kez anayasal bir belgede azınlık olarak tanındıkları 2003’ten sonra geldi. Amerikan işgalinin ardından İslâmî fundamentalizmin Irak'taki yükselişi, binlerce Ezidi'nin ölümüne, binlercesinin türlü işkence sonucu sakat kalmasına, binlercesinin köle pazarında satılmasına sebep oldu. Irak El-Kaide’si 14 Ağustos 2007’de bir günde 500 Ezidi’yi öldürerek toplu kıyım yaptı. Aynı yıl Musul’da tekstil işçilerini taşıyan bir otobüs durduruldu, 25 Ezidi işçi kurşuna dizildi. 2014'te IŞİD belası akıl almaz boyutlara ulaşırken Ezidilere reva görülen yürek dağlayıcı eziyet malum.3

Ezidiler, bugün, Ortadoğu’nun diğer kadim halkları ve kültürel varlıklarıyla birlikte yok olma tehdidi ile karşı karşıyalar. IŞİD canavarının korkusuyla çoluk çocuk yollara düşüp Türkiye’ye sığınan 40 bin Ezidi’nin bir kısmı geçtiğimiz hafta Avrupa'ya geçmek umuduyla Kapıkule sınır kapısına dayandıktan sonra gerisingeri yollandılar. Uluslararası dayanışma diye bir erdem hâlâ varsa, bu erdemi yaşatmaya kararlıysak, Ezidiler ve Ortadoğu'nun bütün mazlum halklarıyla dayanışmanın tam sırasıdır; din, mezhep ve milliyet ayrımı yapmadan.

 


1 Yakın zamanda Ezidi dini ve folklorüyle ilgili önemli bir araştırma yayımlandı, bkz. Amed Gökçen, Kadim Bir Nefes: Ezidi Ağıtları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Nisan 2015. 

2 A.g.y., s. 9-10.

3 2000’li yıllarda Ezidilere ve Irak’taki diğer azınlıklara yönelik insan hakları ihlallerini sıralayan bir yazı için bkz. Shak Hanish, “Christians, Yazidis, and Mandaeans in Iraq: A Survival Issue”, Iraq-Minorities içinde, 2014.