Anasayfa > Haftalık Yazılar > Diyarbakır-Kobanê Hattında Kürt Siyaseti

Diyarbakır-Kobanê Hattında Kürt Siyaseti

Cuma Çiçek

10 Temmuz 2015

HDP’nin 7 Haziran başarısından sonra Kürt siyasetinin geleceğine, Kandil-İmralı-HDP arasında oluşacak yeni dengelere dair önemli sorular gündeme geldi. Bu konuda kamuoyunda yükselen en önemli beklenti, parlamentodaki güçlü bir HDP grubunun sivil siyaseti öne çıkaracağı ve Kürt siyasetinin iç dengeleri içinde legal siyasetin daha fazla merkeze kayması yönünde. Bu beklenti gerçekleşebilir mi?

Bu sorulara verilen cevaplar arasında Mesut Yeğen (link) ve Vahap Coşkun’un (link) konuya dair yazdıklarını özellikle not etmek gerekir.  Özetle, Yeğen ve Coşkun’un altını çizdiği üzere, seçim başarısı sonrası HDP’nin eli dikkate değer oranda güçlendi, bununla beraber Kürt hareketi içindeki güç dengelerinin köklü bir dönüşüm yaşamasını beklemek kısa vadede zor. Zira, Kürt meselesinin yeni jeopolitik denklemi, her zamankinden daha fazla sınır-ötesi ve uluslararası bir yaklaşımı gerektiriyor. Kürt hareketinin eylem alanı, aktörlerin iç ilişkileri ve dengeleri ulusal sınırları çoktan aşmış durumda.   

Buna karşın, seçim sonrası hükümet çevrelerinin çözüm sürecinin geleceğini “terör” ve “siyaset” ikilemi üzerinden HDP’nin PKK’ye mesafe koymasına bağlaması, bu konuda sürekli HDP’ye çağrı yapması ya siyasi bir körlük yaşadıklarını ya da “bölgesel” bir denklem içinde inşa edilen çözüm sürecini “ulusal” eksen üzerinden yeniden kurguladıklarını gösteriyor.

Suriye’de Kürt Koridoru ve Türkiye’nin Müdahalesi?

Girê Spî’nin (Tel Abyad) YPG’nin kontrolüne geçmesiyle birlikte Kobanê ve Cizîr kantonlarının coğrafik olarak birleşmesi sonrası başlayan Kürt koridoru ve Türkiye’nin Suriye’de Fırat’ın doğusundaki Cerablus bölgesinde tampon bölge oluşturarak burayı Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolüne vereceği tartışmaları, yine sınır bölgesine son günlerde yapılan yoğun askeri yığınaklar dikkate alındığında AK Partinin öngördüğü “çözüm sürecinin” Rojava’yı kapsamadığı açık. Bu anlamda “bölgesel” ölçeğin yerini çoktan “ulusal” ölçek almış durumda.

Bununla beraber, KCK’nin Türkiye’nin Rojava’ya müdahalesi durumunda “savaşın Türkiye’ye” yayılacağı açıklamaları “ulusal” ölçekle sınırlı bir çözüm/barış sürecinin pek de mümkün olmadığını gösteriyor.    

Görünen o ki, uzunca bir zamandır devam eden ve “Türkiye’de barış, Suriye’de savaş” olarak özetleyebileceğimiz siyaset, hem AK Parti hem de KCK için geçerliliğini sürdürecek. Bu anlamda, Türkiye’nin Rojava’ya müdahalesi KCK’nin “savaşı” Türkiye’ye yayması kadar zor. Ne Türkiye’nin Kürtlerle olan bağlarını sınır-ötesi ölçekte koparacak bir Rojava müdahalesi gerçekçi, ne de insani, maddi, bilgi-temelli ve kurumsal kaynaklarını uzunca bir zamandır büyük ölçüde Rojava için seferber eden KCK için savaş/çatışma alanını genişletmek mümkün.

Bundan ötürü “Türkiye’de barış, Suriye’de savaş” siyaseti Kürt siyasetinin iç dengelerini tartışırken dikkate almamız gereken ana eksenlerden birini oluşturuyor. HDP-Kandil-İmralı ilişkilerinin alacağı seyir büyük oranda bu siyaset ve buna uygun stratejiler etrafında şekillenecektir.    

Diyarbakır, HDP ve Barış

Buradan bakınca, Diyarbakır merkezli Kürt siyasetinin önümüzdeki dönemde “barış politikaları” çerçevesinde, legal Kürt siyasetinin çok daha fazla merkeze kaydığı bir yol izleyeceği söylenebilir. 20 yıllık bir siyasi parti deneyiminden sonra ilk kez HDP ile %10 barajını aşarak 80 vekille parlamentoya girmiş, üçü büyük şehir olmak üzere 11 şehirde belediyeleri yöneten Kürt siyasetinin -radikal bir kırılma olmaması şartıyla- daha fazla legalleşeceği, kurumsallaşacağı beklenebilir. Aslında 1999 yılından bu yana Kürt hareketinin dönüşümü zaten büyük oranda “kentleşme, “legalleşme” ve “kurumsallaşma” dinamikleriyle şekillendi. HDP’nin seçim başarısı ve yerel yönetim deneyimi bu üç alandaki dönüşümü daha bir derinleştirecektir.

Bu anlamda HDP’nin Kürt siyaseti içerisindeki yeri ve ağırlığının artacağı beklenebilir. Bununla beraber, Kürt hareketinin siyaset alanının ve kurumsal ağlarının sınır-ötesi ve uluslararası niteliği dikkate alındığında, HDP’nin artan ağırlığının Türkiye ile sınırlı olacağını not etmek önem arz ediyor. Zira Kürt alanının şekillenmesinde Diyarbakır kadar etkili olan artık ikinci bir yer var: Kobanê.    

Kobanê, YPG ve Savaş

Kobanê ile sembolleşen Suriye Kürdistan bölgesi (bölgeleri) Rojava, Kürt meselesinin jeopolitik denklemini şekillendiren en önemli dinamik haline geldi. Türkiye’deki Kürt meselesi kadar dört ülkede yaşayan Kürtler ve politik örgütleri arasındaki ilişkilerin şekillenmesinde de en önemli işbirliği ve mücadele alanlarından biri. Ve bu alan bugün KCK’nin bir parçası olan PYD (Demokratik Birlik Partisi) ve YPG/YPJ (Halk Savunma Birlikleri-Kadın Savunma Birlikleri) liderliğinde süren silahlı direnişle inşa ediliyor. Türkiye’deki Kürt alanı bile HDP liderliğinde Türkiye eksenli sosyo-politik mobilizyondan çok, Rojava’daki gelişmelere göre kuruluyor.

Sadece ana-akım Kürt medyasının günlük gündemine bile bakıldığında Rojava’nın Kürt hareketinin çok-boyutlu sınır-ötesi sosyo-politik mobilizasyondaki yeri ve önemi çok rahatlıkla görülür.

Tüm bu hususlar dikkate alındığında HDP’nin Kürt hareketinin genel dengeleri içerisinde sınırlı bir yerinin olduğu açık. Özellikle Rojava’nın silahlı direnişle inşasından bu yana Kandil geçmişte hiç olmadığı kadar hareketin merkezi aktörü durumunda.

Bununla beraber, Türkiye’de çatışmasızlık ortamının ve Suriye’deki iç savaşın daha uzun yıllar sürmesi durumunda genel olarak olmasa bile, en azından Türkiye’deki Kürt hareketinin kentleşme, legalleşme ve kurumsallaşma sürecinin derinleşerek devam edeceği beklenebilir.