Yıkım...

Arzu Yılmaz

04 Aralık 2015

Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare’nin hemen yanına yüzüstü yığılan bedeni topyekûn bir yıkımın sembolü olmaya namzet… Her şeyden önce barışın, artık bir söylem olarak bile ayakta tutulamayacağı tescillendi.

Türkiye, Tahir Elçi’yle birlikte barışı da gömdü… 

Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan da cinayetin haberini verirken adeta müjdeliyordu: “Bu olay terörle mücadelede kararlılığın ne kadar doğru olduğunu göstermiştir…durmak yok, yılmak yok”.

Peki ne var?

Yıkıma devam…

Ertesi gün Elçi’nin cenaze töreninde konuşan HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise “onurlu ölüm” den söz ediyordu. 

Tam da Tahir Elçi için toplanan binlerce insanın arasına sığınıp, biraz olsun ısınmaya çalışırken meydanda yankılanan bu söz kanımı dondurdu.

Bir insanın, üstelik barış çağrısı yapan bir insanın, ensesinden yediği kurşunla hayata veda etmesi nasıl “onurlu” bir ölüm olarak tarif edilebilir?

Üstelik, Tahir Elçi’nin şahsında bir halk taşıdığı değerlerin, verdiği emeklerin, ödediği bedellerin ayaklar altına alındığını hissederken…

“Onurlu bir yaşam” vaadiyle kitlelerden destek bulan bir liderin, nihayetinde “onurlu bir ölüm”e rıza üretmeye çalışması, yaşanan yıkımın bir başka göstergesiydi.

O arada edilen “Tahir Elçi’yi öldüren devlet değil, devletsizliktir” sözleri, acaba kimseye değdi mi diye etrafıma baktım, kimse yeni bir şey duymuş gibi görünmüyordu.

Kalabalık dağıldıktan sonra “Ne demek istedi Başkan?” diye sorduklarım arasında dikkate değer tek yanıt ise şu oldu: “Ağzımıza bir parmak bal çaldı, o kadar!”

Ama Kürtlerin ağzı belli ki bir parmak balla tatlanmayacak kadar acı…

Tahir Elçi’nin cenazesi sabahın daha ilk saatlerinde Diyarbakır sokaklarında ağır ağır ilerlerken, toplanan kalabalık az ve şaşkındı. 

Nerdeydi bu insanlar?

Neden sokağa bakan tüm pencereler sıkı sıkıya kapanmış, perdeler indirilmişti?

Cenazenin arkasından yürüyenler, kısa süren bir şaşkınlığın ardından seslenmeye başladı: “Amed uyuma, şehidine sahip çık!”

Fısıltıyla dillendirildiği kadarıyla herkes Vedat Aydın’ın cenazesinde yaşananlara benzer bir olayın çıkmasından tedirgin evlerine kapanmıştı…

Kimileri iyi bir organizasyon yapılmadığından yakınıyordu…

Neyse ki Koşuyolu Parkı’na ulaşıldığında en az ölüm kadar ağır yalnızlık biraz hafifledi.

Ve Türkan Elçi’nin ifadesiyle, “faili meçhuller ordusunun” yanına Tahir Elçi’yi taşıyan insanların sayısı elli bin oldu.

Peki ya milyonlar?

Daha bundan birkaç ay önce, mesela Newroz Meydanı’nı dolduran bir milyon insan?

Neden yoktular?

Yanıtı aslında sadece o günde aramak yanlış.

Zira Diyarbakır’dan Hewler’e Kürdistan’da sokaklar, caddeler, meydanlar zaten artık boş…

Ve korkarım bir bir boşalan mahalleleri, kasabaları, şehirler izleyecek.

Nedeni ise yalnızca Kürdistan’ı saran şiddetin yarattığı can korkusu değil,

İnsanın görmeye tahammül edemediği bir yıkım,

Ve bu yıkımın ardından neyin inşa edileceğine dair belirsizlik…

Kepenkler inmiş, okullar kapalı, gündelik hayatın sesi kısılmış ve yalnızca patlayan silahların gürültüsü duyuluyor. Havada ise hiç eksilmeyen çatışmalardan kalan gaz ve barut kokusu…

Üstelik daha da ağırlaşacak bu hava.

Çünkü henüz adı konulmamış olsa da küresel bir savaşın içinden geçiyoruz. 

“Postallarımız karaya değmeyecek” diyen ABD’nin Irak’ta mevcut asker sayısının daha şimdiden 3300’ü bulduğu söyleniyor. Dolayısıyla, iki gün önce “ABD Irak’a asker gönderiyor” haberlerine bakıp da sakın ola yanılmayın. Zira resmi olarak ilan edilmese de ABD, özel kuvvetleri aracılığıyla özellikle son aylarda IŞİD’e karşı karada da savaşıyor. Yalnız da değil. Irak’ta mevcut ABD askerlerine halihazırda 200 Alman, 198 İtalyan ve sayıları hakkında kesin bir bilgi olmasa da Kanada ve Avustralya askerlerinin de eşlik ettiği biliniyor.  

Üstelik Almanya IŞİD’e karşı savaşa daha etkin biçimde katılma kararı gereği 1200 asker daha göndermeyi planlıyor. Diğer yandan, İncirlik Hava Üssü’nün kullanılması için Türkiye’den de onay bekliyor. Almanya geçen hafta IŞİD militanlarına karşı savaşan 1500 Fransız askerine katılmak için Mali'ye de 650 asker yollamaya karar vermişti. 

İngiltere Parlamentosu'nun hükümete Suriye'de IŞİD'e karşı hava saldırıları düzenleme yetkisi vermesinden saatler sonra ise Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin Suriye'deki ilk operasyonu gerçekleşti.

Nihayetinde, NATO ve AGİT zirvelerinden yapılan açıklamalar da açıkça gösteriyor ki Ortadoğu’da yürütülen savaşta artık küresel güçler doğrudan yer alacak. 

Bu haliyle, Rusya’nın Suriye’de ele geçirdiği inisiyatifin sınırlandırılması artık IŞİD’le mücadelenin önüne geçmiştir demek yanlış olmaz.

Dolayısıyla, herkesin malumu gerçeklere rağmen, ABD’nin Rusya’ya karşı Türkiye’ye arka çıkan son açıklamaları bu yönüyle de okumak yerinde olur. Zira Rusya Devlet Başkanı Putin’in düşürülen Rus uçağını unutmayacaklarını söyleyerek, Türkiye'nin yaptıklarından dolayı pişman olacağı tehdidi Türkiye’den önce NATO’da karşılık buldu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ittifakın Türkiye’ye destek olmak üzere hem Türkiye’ye, hem bölgeye takviye hava ve deniz gücü göndereceğini açıklarken, amaçlarının “Rusya ile ilişkilerde öngörülebilirliği sağlamak” olduğunu söyledi.

Peki ya siyaset sahnesine çıkışı heyecanla tartışılan Kürtler?

Kürtler bu küresel savaşın neresinde yer alacak?

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ABD-Türkiye ekseninde bir ittifak içinde yer alacağını öngörmek zor değil.

Fakat PKK, en son Cemil Bayık’ın yaptığı açıklamaya bakılacak olursa, Üçüncü Yol’da devam edecek görünüyor.

Şu an itibariyle, bir yandan ABD’nin Rojava’da bir üs kurduğu bir yandan da Rusya’nın PYD’ye askeri yardım yaptığına ilişkin haberler Üçüncü Yol’un hâlâ açık olduğunu düşündürebilir.

Ancak, çok yakında Cerablus’da bir yol ayrımına girilmesi de kaçınılmaz.

İş o noktaya geldiğinde ise PKK’nin Rusya’nın yanında yer alacağının işaretini yine Cemil Bayık verdi: “ Eğer [ABD ve Türkiye Cerablus harekatı konusunda] anlaşırlarsa biz de Türkiye'de mücadeleyi yükseltiriz”…

İşte onun için Kürdistan sokaklarında, caddelerinde, meydanlarında milyonlar yok…

Diyarbakır için yıkımdan başka bir şey vaat edilmediği için Tahir Elçi “faili meçhuller ordusunun” yanına 50 bin kişiyle uğurlandı.

6-8 Ekim’de Kobane için ayağa kalkan Türkiye Kürtleri, kendileri için “onurlu ölüm”den başka bir politika üretemeyenlere deyim yerindeyse bir parmak balla mı bizi ikna edeceksin dedi…

Ezcümle, Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare’nin hemen yanına yüzüstü yığılan bedeni topyekûn bir yıkımın sembolü olmaya namzet.

Çünkü Cemil Bayık’ın da hatırlattığı gibi “Kürtler artık o eski Kürtler değil”…