Anasayfa > Haftalık Yazılar > James Joyce ve Finnegans Wake

James Joyce ve Finnegans Wake

Barış Özkul

28 Şubat 2016

James Joyce’u çağdaşı modernistlerden farklı kılan bir özelliği seslere duyarlı olmasıydı. Bunun fiziksel bir nedeni vardı: Görme yetisi yıllar içinde zayıflamıştı. Göz hastalığının büsbütün azdığı 1920’lerde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde işittiği yabancı kelimeleri sürekli not etmişti; bir poliglot olmasa da lügat paralamak gibi amatör bir merakı vardı. Mektuplarından Mısır’dan antik Yunan’a çeşitli medeniyetlerini temel metinlerini, kutsal kitaplarını didiklediği anlaşılır. Sonuçta, Ulysses ve Finnegans Wake’i boydan boya kaplayan portmanto kelimeler üslubuna bir kozmopolitanizm ve zor anlaşılırlık etkisi kattı. Bir ruhban olarak edebiyatçı imajını biraz buna borçludur.

Joyce’un modernist kanondaki yeri, İbsen-Flaubert-Tolstoy gibi yazarlarla paralellikleri; yaptığı sayısız üslûp parodisi (Laurence Sterne, Jonathan Swift, Oscar Wilde, Shakespeare vb.), Katolik geçmişi; Dante, Bruno ve Vico ile olan ilişkisi… bunlar hakkında çok şey yazıldı. Ama Ulysses ve Finnegans Wake’in çevrilip çevrilemeyeceği hâlâ tartışılıyor, hâlâ bir rekabet konusu.

Dünya dillerinin pek azına çevrilmiş olan Finnegans Wake’in yakın tarihte Türkçe’ye iki ayrı çevirisi yapıldı - biri basıldı. Çevirmenlerden biri, Fuat Sevimay, T24’e yazdığı yazıda şöyle demiş:

“Avrupa’nın adının Ortadoğulu Fenike tanrıçasından geldiğini, Fenike adının ise Finnegans Vakası’nın önemli unsurlarından Phoenix Park ile ilintisini, bu parkın aslında biraz da cennet bahçesi olduğunu, o bahçedeki düşüşün cennetten, kuleden, duvardan ve fazla içmekten kaynaklanan düşüşle ilişkisini ve buna benzer daha binlerce bağlantıyı ıskalamıyorsunuz. Yeter ki doğru çeviri okuyun.” (link)


Avrupa’nın adının Fenike tanrıçasından geldiğini bilmek için Finnegans Wake okumak gerekmez ama Sevimay’ın dediği gibi Wake’te binlerce çapraşık bağlantı vardır. Joyce, bütün dilleri üst üste bindirerek bir bilinçaltı esperantosuna vardığından, “çevrilir mi çevrilmez mi” tartışması bir kısırdöngüyle sonuçlanabilir. Türkiye’nin yetiştirdiği önemli edebiyat çevirmenleri var (Aslı Biçen, Roza Hakmen, Fatih Özgüven, Murat Belge v.d.), onlar bu konuda daha doğru gözlemler yapacaklardır. 

Burada “çevrilir mi çevrilmez mi sorusuna” yanıt aramaktansa Wake’in retorik boyutunun karmaşıklığını göz önüne seren birkaç örnek vereceğim - Samuel Beckett, “Finnegans Wake, herhangi bir şey hakkında değil kendisi hakkındadır” demişti. Kendileri de retorik yapmayı sevdikleri için, post-yapısalcı/yapısökümcü Fransız filozofları da Wake’e bir Kutsal Kitap, bir Kabala payesi biçtiler.

***
Finnegans Wake’teki çağrışımlar dönüp dolaşıp beş kişilik bir aile planına bağlanır; baba Humphrey Chimpden Earwicker, anne Anna Livia Plurabelle, ikiz oğlanlar Shem ve Shaun, kız çocuk Isabel-Issy. Joyce, bütün bu isimleri bir yığın anlam iletecek şekilde çeşitli kombinasyonlara sokar; metnin çatısını monogramlarla dokur. Humphrey Chimpden Earwicker’in nasıl birisi olduğunu isminin baş harflerini dolaşıma sokan ipuçlarından anlarız: “Here comes everybody” (evrensel insan), “Haveth Childers Everywhere” (herkesin babası), “Human Congers Eel” (kaypak, yılan balığı) ve “Howth Castle and Environs” (Şehirlerin ve Şatoların Mimarı). Bu silsile böyle devam eder: “hod, cement, edifices”, “Haroun Childeric Eggeberth”, “homerigh, castle, earthenhouse”, “Humm the Cheapner, Esc.”

Buradaki “cambazlığı” bir başka dilde tek bir isme bağlayacak şekilde kotarmak kolay değildir.

Wake’in birçok yerinde aile “meselesi”, ebeveyn-çocuk ilişkisi psikanalizin terimleriyle anlatılır. Okuru hem “kandırma, aldatma” (fraud) fiiline hem de Freud’a gönderen bir örnek: “when they were yung and easily freudened.” Bunu bazı Batı dillerinde vermek mümkün olabilir ama Türkçe gibi dillerde yine epey yaratıcılık/cambazlık gerektiren bir iş.

Joyce’un Dublin tarihine hayli meraklı olduğu bilinir ve Finnegans Wake’te bazı kaynaklardan doğrudan alıntılar yapmıştır. II. Henry'nin Dublin'i eşit ve hür bir şehir olarak tanıdığını bildiren belgenin sonunda “Henricus Rex” imzası yer alır. Joyce, Wake’te “Enwreak us wrecks” diyerek bunun parodisini yapar. Bu ses benzeşimi çeviride nasıl verilebilir? Enkaz ile Henry arasında bir ses yakınlığı kurarak mı?

Joyce kelimeleri kesip-yapıştırarak bir seferde birden fazla anlam aktarmakta ustalaşmış bir yazardı. Bunu, doğal olarak, çoğunlukla İngilizcenin imkânlarıyla yaptı. Örneğin Wake’te, Oscar Wilde’ın eşcinselliğinden dolayı yargılanmasını “they jeerilied along, durian gay” cümlesiyle anlatırken kendi türettiği bir kelimeyi (jeerilie) hem İngilizce'nin gramerine uydurur hem de iki fiile (alay etmek/yalan söylemek) aynı anda açar. Bu, tabii çeviri açısından kritik bir sorun değil; iki fiilin ayrı ayrı verilmesi pek bir şey götürmez. Ama az ileride bu kez “mullmudd” kelimesiyle oynadığını görürüz; bu da Oscar Wilde’ın takma adı Sebastian Melmoth’a göndermedir. Başka yerde malevolence kelimesini ses tekrarlarıyla me, love, lance, melos kelimelerine ayrıştırarak tersyüz eder.

Bunlar birkaç kelimeden ibaret olsa, Wake’i dipnotlarla süslemek pahasına bir çözüm bulunurdu belki. Ama roman baştan sona böyle kelimelerle dolu olduğundan, dipnot tercihi metni bir prospektüse çevireceği gibi ses oyunlarını da kuşa döndürecektir.

Dipnotta karar kılındı, diyelim. Bu durumda Gaelic’ten Arapça’ya, Norveççe’den Latince’ye dünya dillerine vakıf bir komisyon kurmak gerekebilir. “Use the tongue mor!” gibi basit görünen bir cümlenin anlamı nedir? “Daha çok konuş” mu yoksa “mor” Gaelic dilinde büyük anlamına geldiğine göre “Gaelic dilinde konuş” mu? Bunların sonu olmadığından, yıllar içinde bir Joyce araştırmaları literatürü doğdu.*

Joyce’un birçok dile kulak dolgunluğu olduğu gibi dinler tarihine de aşinâlığı vardı. Cizvit okulunda öğrenim görürken epey kutsal kitap karıştırmıştı. Skolastik düşünceye vakıftı; estetik teorisini Aquinalı Thomas’ta temellendirirdi. Kur’an’ı okuyup okumadığı tartışmalıdır ama Thomas Patrick Hughes’un İslâm Sözlüğü gibi kitaplardan İslâm peygamberinin hayatı ve Kur’an hakkında bazı bilgiler edinmişti. Wake’te birçok sureye gönderme yapılır. Bir yerde, peygamberin hayatı ile Hamlet arasında bir alaşıma varır Joyce: “So saida to Moyhammet and marhaba to your Mount”. Marhaba, bildiğimiz merhaba/günaydın, "saida" Arapça “gece”; Mount da Hira Dağı olmalı. Moyhammet’in bir Hamlet-Muhammed kombinasyonu olduğu belli. Bunların çapraşık anlamları yok. Ama “saida” kelimesi üstünde biraz daha durunca durum değişiyor. İslâmî kaynaklara göre Said bin Zeyd’in karısı kocasından boşanıp peygamberle evlenmişti. Hamlet malum: Shakespeare’in oyununda Claudius ağabeyini öldürüp karısıyla evlendikten sonra Danimarka tahtına geçer. Bunlar Wake’in aile içi ilişkilere bağlanan genel planı içinde gayet anlamlıdır.  Dolayısıyla burada sorun, “saida” kelimesini Türkçe'de hem “dedi” hem “gece” hem de “said bin Zeyd” anlamına gelecek şekilde vermek.

Verilmez diye bir kural yok ama Finnegans Wake hem özgün metinden hem de çeviriden okunması oldukça zahmetli bir metin. Böyle bir zahmete değip değmeyeceği ayrı konu; bu zorluğu göze aldıkları için çevirmenleri tebrik etmek gerekir. Türkçe'nin imkânları son yıllarda çeviri etkinliği sayesinde bir hayli zenginleşti. Umarım Finnegans Wake çevirileri bunu bir adım ileri götürecektir.


Finnegans Wake’teki göndermelere açıklık getirmeleri bakımından önemli bulduğum iki kitabı zikredeyim: James. S. Atherson, The Books at Wake: A Study of Literary Allusions in James Joyce’s Finnegans Wake, Southern İllinois University Press, 1959 & Anthony Burgess, Joysprick: An Introduction to the Language of James Joyce, Harvest Books, 1973.