Anasayfa > Haftalık Yazılar > Konserve Kutuları

Konserve Kutuları

Derviş Aydın Akkoç

01 Mayıs 2016

İnsanın sadece eylemlerini değil, düşüncelerini, tutku ve ihtiraslarını, duygu ve arzularını da hakkıyla yargılayacak; insandan daha üstün bir gücün bulunmaması ne acı! Tanrı’nın ölümünün belki de en sarsıcı tarafı insanın yargılanma hususundaki bu garip yalnızlığı olsa gerek. Epey bir süredir insan, eylemlerinin sorumluluğundan kurtulmuş vaziyette, ilk bakışta bir özgürlük imkânı gibi görünse de bu durum, temelde korkunç sonuçlara yol açmıştır. Tanrı katili insan, bu kez kendi kendisinin katili olmuştur. Sözüm ona özgür irade sahibi, akılla donatılmış modern özne defolu bir varoluşa sahiptir ve öyle görünüyor ki miadını da doldurmak üzere... 


***

Hırçınlığı, harisliği de bundan ötürü galiba; zincirlerinden boşalmış, kana ve iktidara susamış bir varlık olarak mütemadiyen yakıyor, parçalıyor, gasp ediyor, öldürüyor... Dünyevi yasalar da dahil olmak üzere hiçbir şeyden çekinip korkmuyor artık modern özne, dahası dehşet saçan ilerleyişini durdurabilecek hiçbir kuvvet yok yeryüzünde... Her defasında suçsuz çıkmanın, kendini aklamanın yollarını da buluyor tabii... Evrimin en büyük mucizesi olan “elin kullanımı”, modern öznede bir tür kâbusa dönüşmüştür. İnsan dokunduğu her şeyi murdar edip kirletiyor: herhangi bir şeyi istemesi kâfi, sadece uzanıyor ve neye mal olursa olsun mutlaka alıyor istediği şeyi; akabinde tüketiyor, yutuyor, sindiriyor ve sonunda atıp kurtuluyor nesnesinden, normalleşmiş gaddarlığına yeniden başlamak üzere ellerini yıkıyor...

***

Tanrı’nın ölümünün insanın önüne koyduğu iki ayrı güzergâh vardı: İnsan ya kendi yetilerinin farkına varacak ve “daha üstün güç” olarak kendisini yeniden yaratacaktı ya da bir daha toparlanmamak üzere batıp parçalanacaktı. İkinci güzergâh tercih edildi: çöküş, çürüme ve dağılma. Batışın tezahürü “nihilizmin” egemenliği olacak diye kehanette bulunuyordu üstat Nietzsche:

Önümüzdeki iki yüz yılın tarihini anlatıyorum. Neyin yaklaştığını ve neyin artık başka türlü yaklaşamayacağını tarif ediyorum: nihilizmin gelip çatması. Bu tarih şu anda bile kendini duyuruyor. Bu gelecek daha şimdiden yüzlerce alametle konuşuyor, bu kader her yanda kendini belli ediyor; geleceğin bu nağmesini işitmek için bütün kulaklar dikelmiş vaziyette. Bir süredir, bütün Avrupa kültürü, kendi sonuna kavuşmak isteyen, artık hiçbir parıltısı kalmamış, hatta parıldamaktan korkan bir nehir gibi; fasılasızca, şiddetle, paldır küldür büyüyen işkenceli bir gerilim eşliğinde kendi felaketine doğru sürükleniyor [1].

O gün kapılara dayanan nihilizm aradan geçen zamanda hayli yol aldı, neredeyse bütün haneler nihilizmin boyasıyla boyandı. Şimdilerde zamanı kuşatan, ilişkilere damgasını vuran nihilizmden başkası değil. Hayat önünde sonunda bir “değer” meselesidir; mevcut değerlerse yıpranmanın ötesinde tarumar edilmiştir. Modern insanın “yeni değerler” yaratma kapasitesi de sıfırı tüketmiştir. Hayata çeki düzen verme iddiasındaki modern doktrinlerin (ideolojilerin) hemen tamamı nihilizmle sakatlanmış doktrinlerdir. İnsanın bu hiç de trajik olmayan batışına içerlememeli. Tarih yangınından insana ait olarak kurtarılacak, bugüne taşınabilecek, savunulabilir ne var acaba; kıyıda köşede kalmış, unutulmuş? Kırıntılar vardır belki. Ama genel tablo aşikâr: devreden, çoğalıp zenginleşen zulüm olgusu. Savaşlarla, kıyımlarla, iç savaş patlamalarıyla, toplama kamplarıyla, soykırımlarla geçen, adına uygarlık denilen örtülü barbarlığın en ince ayrıntısına kadar kendini örgütlediği, aklın karanlık yanlarını gözler önüne serdiği son dört yüz yıl yeter de artar bile zulmün serencamı açısından...

***

Modern addedilen dünyaya girişle birlikte, insandan “daha üstün bir gücün” yaratılması hususunda, “ölümlü tanrı” olarak devlet yapılanması icat edildi. Kanlı olduğu kadar şakacı da bir icattı bu. Tanrı’nın dünyadan elini eteğini çekmesinin yarattığı sarsıntının devletle telafi edilmeye çalışılmasından daha trajikomik ne olabilir? Eylemleri hizaya sokan, insanı vicdanına kadar soyup soğana çeviren devlet makinesi, bir vakitlerin Tanrı imgesinin karikatüründen ibarettir. Siyasetçiler ve hukukçular ruhban sınıfının, modern siyasetse dindarlığın yeniden-üretimi: cumhuriyetmiş, monarşiymiş, şeriatmış, faşizmmiş, totalitarizmmiş; hepsi de market reyonlarında ambalajlanmış konserve kutuları sergisi, keseye göre uzanıp tekini almak yeterli…

[1]Friedrich Nietzsche, The Will to Power, İngilizceye çev: Walter Kaufmann / R. J. Hollingdale, New York: Vintage Books, 1968, s. 10.